Meetings with Remarkable Men (1979)

Bu filmi bir zamanlar alt yazısız seyretmiştim, ilk fırsatta tekrar izlemek isterim.

Gurdjieff Meetings with Remarkable Men (1979)
Yönetmen: Peter Brook

Yapım Yılı: 1979
Tür: Biyografi, Dram
Süre: 1 saat 48 dk
Dil: İngilizce
Görüntü Yönetmeni: Gilbert Taylor
Müzik: Laurence Rosenthal
Senaryo: Peter Brook, G.I. Gurdjieff, Jeanne Salzmann
Part1
Part2
Part3
Part4
Part5
Part6
Part7
Part8

Türkçe Altyazı:
Alt Yazı


Hayatını anlatan filmden (Gurdjieff, Meeting With Remarkable Men) kısa bir alıntı:

Bir çocukken babası Gurdjieff’i rahip olmaya götürür. Yolda bir yerde dururlar, büyük bir vadidir burası nefis ve kıraç bir dağ uzanır arkada. Halk oturmuş beklemektedir. Sonra yedi müzisyen gelir uzaklardan.
“Her 20 yılda bir bu eşsiz vadinin akustiğinde en iyi sesi ve sanatçıyı ararız, test ederiz. Ancak özel bir ses frekansı bu taşları titreştirebilir. Bu kim yapabilirse galipte odur” der ahalinin yöneticilerinden biri.
Sonra adamlar sırayla söyleyip çalarlar nefis ezgiler, şarkılar izlerken nefesiniz kesilir. Türk ezgilerini duymak ruhunuzu okşar. Ama hakemler beğenmez hiçbiri taşları etkileyememiştir.

Sonunda hafif tombul sarışın sakallı bir adam başlıyor neye üflemeye. Olağanüstü bir ezgi çalıyor En sonunda dudaklarıyla başlıyor bir ses çıkarmaya ney gibi ama metalik bir titreşim. Bir daha, bir daha böyle içine kadar ürperiyorsun. Adam dudaklarını kapatıyor ve ses dakikalarca ilahi bir titreşim gibi sürüyor, sürüyor, sürüyor. Dağı kaplıyor. Sonra herkes sessizce kalıyor. Adama çok güzel bir kuzu hediye ediyorlar.

Dengesizlik konumu ve sevgi

Kerem- Sen galiba kişiliğin her an değişmesinden pek hoşlanmıyorsun?
Aslı – Hımm evet galiba… Ama değişmeyen kişiliklerden de hoşlanmıyorum.
Kerem – O halde?
Aslı – Ne bileyim?! Bir çelişki gibi görünüyor biliyorum ama öyle de hissetmiyorum doğrusu.
K. – Peki bir an için dur ve hisset, kapa gözlerini… Çevrende her an değişen ve öncekilerle ilişkilendiril(e)meyen kişilikler var, insanlar sürekli rol değiştiriyorlar, sen de onlar arasındasın, sen de rol değiştiriyorsun… Seyret biraz. Nasıl bir duygu?

A. -…..
K. – Yüzünde bir hoşnutsuzluk var?
A. – Hımmmm… Evet daha çok seveceğim kişileri bulamıyorum böyle olunca ve bu hoşuma gitmedi. Aman tanrım, yoksa sevebileceğim şeyler olsun diye mi sabitliği destekliyor bir yanım? Bu korkunç bi şey!
K.- Onları ne sevdiriyor sana acaba?
A.- Ama dur! Biraz bakınca başka bişey farkettim; aslında benim daha çok sevebileceğim kişiler değil daha çok sevdiğim roller var galiba. Bu durumda kişileri değil rolleri takip etmeye başladım.
K.- Hahahahahaha…
A.- Niye gülüyorsun, tuhaf mı bu?
K.- Yooo… Benim lugatta tuhaf diye bişey yok, herşey normal ve herşey tuhaf! Şuna güldüm aslında; demek ki senin rolün de “rol takipçisiymiş!”
A.- Neden?
K.- E her hangi bir rol alabilecekken izlemeyi seçtin ve rolleri takip etmeye başladın.
A.- Hımmm… Ama bi de şu var; aynı rolü oynayanlar arasında farklı çekilimler duyuyorum sanki, onlardan bazılarını daha çok seviyorum galiba.
K.- Bak bu hoş bi tespit oldu, devam et… Nasıl bi fark bulabiliyorsun da yön tayin ediyorsun?
A.- E bu çok tabi değil mi? Rolünü daha iyi oynayana çekiliyorum. Başkaları da böyle yapmaz mı?
K.- Bilmem, hangi başkaları?
A.- Öf işte bütün bu rolleri oynayanları kastettim. Kişilikler sürekli değişince insanın önemi kalmıyor sanırım, bunu mu göstermeye çalışıyorsun bana?
K.- Hiç bi niyetim yoktu, öyle geliverdi bu örnek. O zaman sen rolleri önemsiyormuşsun, öyle mi? Hangi roller favorin senin?
A.- Böyle seçmek gerekince çok zor, yaratıcı olabilen roller, gizemli olanlar daha hoş gibi sanki. Fakat dur bir dakika, başka bişey var. Bu tam bir tiyatro oyununa benzedi. Bazı rollerin bana daha çekici geldiği doğru ama bunun üzerinde başka bir kıstas var! Rolün hakkının nasıl verildiği. A bak şimdi bunun iki ölçü olduğunu anlıyorum: Birincisi, rolün iyi oynanma ölçüsü, ikincisi rolü oynarken ki niyet.
K.- Hımmmm sırası bana geldi, hahahahahaha.
A.- Dalga geçme! Gerçekten de rolleri bu iki kıstasla takip ettiğimi farkettim.
K.- Varsay ki dalga geçen rolünü oynuyorum, hahahahahahaha.
A.- Offff… Ben çok ciddiye alıyorum herşeyi.
K.- Dur asma suratını yaw! Peki bu kimin niyetii ve kabiiliyeti?  Ayrıca niyet dediğin şey nedir tam olarak?
A. Kişileri kaybedince bunun kime ait olduğunu söylemek zorlaştı! Niyet’den kastım “rolü araç olarak görenlerinvarmayı umdukları hedef” sanırım. Karışık mı oldu?
K.- Sürekli yeni şeyler ilave ediyorsun çorbaya! Şimdi bi de “araç” olma durumu çıktı! Bu durumda bazılarının rolleri araç gibi kullandığını bazılarının da bizatihi oynadıkları rol olduğunu mu söylüyorsun? Walla bunu nasıl ayırdın şaştım!
A.- Bilmiyorum, seyrederken kendimi ölçtüm galiba!
K.-Ahhhh… Sen “rol ölçücü” rolünü uygularken kendi rolünü de mi ölçüyorsun?
A.-Offf… Çok karıştırdın artık, ne bileyim ne yapıyorum.
K.- Peki peki başa dönelim, dağılmayalım. Rollerin sürekli değişmesi seni yoruyor anlaşılan. Belki de kişi kalmayınca kendini yanlız hissediyorsun. Ve sevecek insanlar olsun diye zamanı yavaşlatıyorsun sen. Böylece bir rolden diğerine geçiş anları arasında dinleniyorsun, severek hoşlanma duygunu tatmin ediyorsun. Fakat anladığım kadarıyla bu sürenin fazla uzamasını da istemiyorsun, doğru anlamış mıyım?
A.- Evet aynen öyle bu süreyi de ölçtüm hatta ben, toplam yedi dünya yılı sürüyor. İlk ikibuçuk yılına AŞK diyorum, yani yeni rolün öğrenilme aşaması. Sonraki ikibuçuk yılı rolün provası ve sahnelenmesi ve son iki yıl da o rolün terkedilmesi gereğinin üzüntüsü ve yeni rol arayışı.
K.-Yani sana başvuran yeni senaryoları gözden geçirdiğin dönem öyle mi?
A.- Aynen öyle.Ama bu arada artık otomatik olarak oynadığın ve doruğuna vardığın rolünü geride bırakmak, hani -ben yiyemedim sen ye- demek de kolay değil doğrusu.
K.- Neden ki?
A.- E çok kolay artık, enerji harcamıyorsun, otomatik pilot gibi oynuyorsun,  belki de ben tembelimdir.
Kerem- Sanmam… Belki biraz hahahahahaha… O rolün üzerine bir ömür yatanlar da var. Ayrıca sana yeni senaryoları gözden geçirip yeni bir rol seçmek için enerji lazım, değil mi? Mevcut rolünü otomatik pilota bağlayıp enerjini bu tarafa yöneltebiliyorsun.
Aslı- Eh. Böyle bakınca… Kafam karıştı ben bi kahvaltı yapayım izninle.

Bu bir Ceyda Görk şiiridir.

cân-ü gönülle bekleriz____

revnaklı şadırvanların
revaklarına bir bak yarim
işte oralarda bir yerde gizlidir hikayemiz
o hiç yaşanmamış
o hiç bizim olamayan mazimiz

hu çeken güvercinlerin zikrini
on sekiz kurşuni kubbede biriken asırların ihlasıyla dinleyen
ve dört sülün minaresiyle o muazzam külliye şahit ki
kul aşkından
ve bu aşkın vuslatından azâdeyiz

hayli demdir biz
unutulmuş birer fî tarihiyiz

ipek seccadelerin alın izlerinde
gümüş imameli kehribar eskisi
belki de çoktan kopup dağılmış
gül kokulu tespihleriz

ah sevdiğim
hatırlanmaz bir daha esâmemiz

çinilere lâlezar arası
lâm-elif düşüren ellere emanettir ismimiz

bir yer var ki
kaimdir hemzemiz
ne susar üstün’ümüz
ne küser esre’miz

ne buyurmuş Resulüne Kelâm-ı Kadim’in “BAKARA”sında Rabb-il Âlemin”

“””Yemin olsun ki !
Sizleri korku ve açlıkla,
Canlardan, mallardan, ürünlerden, rızıklardan eksiltme türü bir şey ile
Mutlaka imtihan edeceğiz…
İnananlara müjdele…!”””

inandık iman ettik yarim

sen bende can yarısıydın
gidişinle
git gide çoğaldı eksilmemiz

serzeniş değildir
şekvâ etmeyiz
sabrın sükûnetidir tesellimiz

rûz-u mahşere kalmışsa
kavuşmak tesellimiz
ben razıyım

bekleriz efendim

tevekkülle
cân-ü gönülle bekleriz…

Ceyda Görk___26eylül2009__20.42

(şiir içinde geçen ayet, Bakara Suresi 155.ayettir)
-Hemze- =Arap alfabesinde, lâm-elif harflerinin telaffuzunda yazılımında, tek başına elif veya lâm veya ikisi birden lâmelif olarak görülen ve çok küçücük olarak büyük yazılan lâm-elifin üzerine konan bir özel işaretin adıdır.

Üstün ve Esre =Hemze nin harf altında veya üstünde olmasına göre, harfin kısa veya uzatılarak okunması demektir…

(Kanunî Bertan Üsküdarlı’nın sevgili eşleri olan Ceyda Görk Hanımefendinin bu bu şiirini aşağıdaki bağlantıda kendi sesinden de dinleyebilirsiniz arkadaşlar. Kaplumbağa)

http://www.edebiyatdefteri.com/siir/278781