Doğu Karadeniz’den bi kaç hatıra

dogukaradeniz-1651Bu köprülerin hepsi bir başka güzel, hayran kalmamak mümkün değil. Doğu Karadenizden bir kaç fotoğrafı paylaşmak istedim sizlerle 🙂

dogukaradeniz-0662Uzungöl her açıdan göz kamaştırıcı, üstelik insanı neşelendiren, heyecanlandıran bir enerjisi var.

dogukaradeniz-076Bu da bir başka muhteşem köprü…

dogukaradeniz-2011İşte Zile’den 750 yaşında bir dut ağacı, bilemiyorum sayfamıza sığacak mı?

Senden Sonra…

Yanılgım en büyük yanılgım
Cam kırıkları üzerinde yaşadığım aşk tufanım
Yeni yolculuklara saldırdım senden sonra
Çoğalmalar adına
Dehlizlerden geçtim kentin
Anıların arasında nadasa bırakılmış hayallerin sesini dinledim
Benzerlerine rastladım
Rastlantıları benzettim
Sonu esaretle biten aşk öykülerine uğradım;
Ülkemin özgür kalmış çoğrafyalarında
Okumayan bilmez, gezen orospu olur
Konulu müzaharelerden geçtim.
Yedi cüceleri gördüm metropolün ormanında.
Büyük bir itinayla cadı avına çıkmışlardı,
Birbirlerinden şüphe ederek
Şüpheleri; prensesin uyanmış olabileceği ihtimaliydi
Prenses uyanırsa cadıya dönüşüverecekti
Ve herkese verecekti sihirli kırmızı elmasından bir ısırık
Gördüm cücelerin telaşını, geçtim içlerinden
Delilik elbisemi giydim üzerime; en erdemli halim
Beyaz kadınları gördüm ve kollarına girmiş pinokyoları
Toprakta yerini sağlama almayan ağaçların içini marangozlar doldurur
Ve süper marketlerin hediyelik eşya reyonunda
Gelişigüzel satışa sunulur.
”Tezgaha düşmedi henüz bu tahta oyuncaklar
Kelepire düşünçe daha da ucuzlayacaklar
O zaman alırsın bir yerine beş tane
Bu ablalar yeni oyunlar bulacaklar” dedi mendilci küçük kız
Tuhaf şey geceleri sokakta uyurken
Çözmek hayatın sosyolojik şifresini
Ergen olmamış bir aklın refakatında
Hayretlendim, aldım uykumu ve rüyalarımı
Yoluma devam ettim.
İnançlı evlerinde kibirle ne kadar azaldıklarını
Ne kadar çoğalabildiklerini gördüm.
Tanrı gölgelerinin
Çelişkiyle silüetimi düşürdüm tapınaklarına
Sonunda , vazgeçtim
Gittim günahlarımı çıkardım, kentin aylaklarına
Geceydi ve gidilecek çok yer vardı bu hikayede
Odalarına girdim yerilen, yenilen kadınların
Çığlık çığlığa kadınları gördüm büyük sessizliklerinde
Ne kadar çoktu kalabalıktı her biri kendi içinde
Düşünçelerinde kentin yargıları
Teslim etmeyip anahtarını gizli mabetlerinin
Bekaretlerini saklayıp tendeki siyah noktada
Yanlızlığını bozduran kadınları gördüm.
Tek kişilik sevişmelerden çoğalmalar olmayınca
Her kadın kendinden gebe kalırmış
Her aşk bir orospu doğururmuş
Sonucu ile yürürken şehrin caddelerinde
Geçtim ikiyüzlülüğünden cücelerin
Beyaz kadınların , tanrıların ve solukladığım çağın
Çok gezmenin toplumsal etiketlerini çıkarttım üzerimden

Soyundum, çırılçıplak

Gecede kaldım…

                                      2004/ Aslıhan Aliyazıcıoğlu

İnsan için neresi gurbet?

İlahi aşkı ararken sûfi bir grubun peşine düşerek Konya’ya gelen ve burada aradığı aşkın yanı sıra mecazi aşkı da bulan Silvia, memleketini pek özlemediğini, buraya farklı bağlarla bağlandığını, buralardan ayılmanın kendisi için artık çok zor olduğunu söylemektedir.

Bırakın Arjantin gibi başka bir ülkeden gelmeyi, Türkiye içinde bile doğduğumuz şehirden farklı bir şehirde yaşadığımız zaman kendimizi gurbette hissediyorsak, Silvia’nın bu duygusunu ve ardındaki besleyici gücü sorgulamak gerek diye düşünüyorum.

İnsan için neresi gurbet gerçekten?

Hep bir arayış içerisindeyse insan, bulunduğu yer, doğduğu yer de olsa gurbette sayılmaz mı?

İnsanın aradıklarını bulduğu ve huzura kavuştuğu yer, dünyanın öte başı olsa da, orası ne kadar gurbet sayılır peki?

Arayan için, bir ırka mensup olmak, bir ülke vatandaşı olmak neyi ifade eder peki? Özgürlüğü kısıtlayan bir zincir değil mi?

İşte bu yüzden her gün dünyanın bir yerinde uyumak istiyorum ben. Bir gün Asya’da Sarı Nehir’in kıyısında bir kulübede, bir gün Güney Amerika’da, bir gün Afrika’da bir yerli kabilenin çadırında, bir gün İzlanda’da bir balıkçı, bir gün Sibirya’da buzları kırarak balık yakalamaya çalışan biri olarak güne başlamayı bu yüzden arzu ediyorum ben. Tüm insanlar kardeşse eğer, onlarla birlikte niye olmayayım; acılarına, sevinçlerine niye ortak olmayayım.

Ah, bak işte; Orhan Veli de bu özlemini şöyle dile getiriyordu yıllar önce.

HOY LU-LU

İsterim benim de acaip isimleri
Hiç duyulmamış zenci arkadaşlarım olsun.
Onlarla Madagaskar limanlarından
Çin’e kadar yolculuk yapmak isterim.
İsterim içlerinde bir tanesi
Vapurun güvertesinde, yıldızlara karşı
‘Hoy lu-lu’ şarkısını söylesin her gece.

Ve bir gün ansızın bir tanesine
Rastgelmek isterim
Paris’te…

bir gün daha

Hep aynı karanlık ruhlar denizin içinde boğulmuşlar.hepsini tek tek kurtarmaya çalıştım nefes verdim,umut verdim.
yarısından azı kurtuldu.kurtulamayanlar beni de çektiler.Sürüklediler dalgalara doğru beni de.
kurtardıklarım dönüp bakmadılar bile geri.İntikam alıyorlardı belki benden karanlıkta yitmelerine izin vermediğim için.
Yırtıklardan çıkan herşey için.En azından onları ışığımla kurtardım,kendimi kurtarıcak ışık bulamasamda.

beni kurtarıcak olan cok derinlerde boğulsam diplere doğru gitsem bulurdum belki.
Ama daha fazla bekleyemezdim artık.Anlaşmalarda ihanete uğramış küçük bir kızdım adeta körebe oynuyorduk.
Köre yardım etmek istedim.O bana teşekkür etmedi asla.Körlüğü tattırdı..
Şimdi bende körüm.Kendi ışığımı keşfedemiyecek kadar körüm hem de.
Başkasına sığınmamayı çok kötü öğrendim.Ya da yardımların asla iyilik olamayacağını.
Kurtarıcam derken kendimi kaybettim ben kör karanlıklarda..En az ruhum kadar kör karanlıklarda..
Hatırlamak istemediğim onca şey Tanrı’nın gazabı olarak gelir konar üstüme.
Asla uçamayacak kelebekler gibi konarlar ve gitmezler.
İki gün içinde ölürler ama asla bir günde gitmezler.
Acıyı tattırmadan kanatlarından vazgeçmezler.
Yanımdaki melekler mi ihanet etti bana?Yoksa onları ben mi kör ettim

bir gün daha denizin içinde kaybolarak günü bitiriyoruz,acı ve büyük bir ağrı içinde gözyaşlarımı içime akıtarak…

Uyku süresi geni!

Bir insanın ihtiyacı olan uyku miktarının yaşla ya da yorgunlukla ilişkili olduğu inancı yıkıldı. İnsana ne kadar uyuması gerektiğini bir gen söylüyor

ABD’de yapılan bir araştırma, insanların ihtiyaç duyduğu uyku miktarının yaşla ya da gün içinde yaşanan yorgunlukla değil, büyük oranda genlerle ilgili olduğunu ortaya koydu. California Üniversitesi’nde görevli nöroloji uzmanları tarafından yapılan araştırmaya göre, insan bedenini uyku konusunda yönlendiren “hDEC2” adlı bir gen… Hatta bu gende meydana gelen bir mutasyon sonucunda bazı kişiler 6 saatlik uykuyla bile hiçbir sağlık problemiyle karşılaşmadan yaşayabiliyor.
İngiliz Science dergisinde yayımlanan araştırma, her gün 6 saatlik uykunun ardından dinç bir şekilde güne başlayabilen San Francisco’lu bir anne ve kız çocuğun DNA’larının incelenmesiyle gerçekleştirildi. Anne ve kızında mutasyona uğramış “hDEC2“ genine rastlayan uzmanlar, bu durumun gözlenmediği diğer aile üyelerinin 8 saat uyumadan kendilerine gelemediğini vurguladı. Bu keşif sonrası bilim insanları, farelerde de bulunan hDEC2 genini aynı şekilde bir yapay mutasyona uğratarak genetiği değiştirilmiş fareleri gözlemledi. Deney sonrası, mutasyona uğramış farelerin tıpkı anne ve kızında olduğu gibi çok daha kısa süre uyuduğu ortaya çıktı.

Nedeni henüz bilinmiyor
Araştırma sonucunda “hDEC2” adlı genin, “insana ne kadar uyuması gerektiğini” bildirdiğini öğrendiklerini aktaran uzmanlar, “Ama bunun niye böyle olduğu konusunda henüz hiçbir şey bilmiyoruz” dedi. Bugüne kadar insanın ihtiyacı olan uyku miktarının, yaşla ilişkili olduğu ve yaşlandıkça gerekli olan uyku süresinin azaldığı düşünülüyordu. (Milliyet)

Sonunda bana neden sekiz saat uyku gerektiğini anladığım için memnunum. Yaşım ilerliyor ama bu ihtiyaçta zırnık azalma olmuyordu, demek ki mutasyona uğramayan gene sahipmişiz! (Acaba bu mutasyon bi ara bana da uğrar mı yoksa fırsat kaçtı mı?)