Aklımda kalanlar

Yol boyunca çok güzel otellerde kalıyoruz (hiç birinde içki yok, neyse ki bu açıdan bi eksiklik hissetmiyorum). Uzungölde kaldığımız harika otelin duvarlarında çeşitli uluslara ait (çoğu anadoluya ait derviş sözleri) atasözleri ve özlü sözler var, otelin açık va kapalı alanlarına duvarlara çerçeve içine alınarak asılmış. Hepsi de çok güzeldi. Tam kapıdan çıkarken bi tanesi gözüme ilişti çok sevdim, belki bilmeyenler vardır, paylaşayım:

Aptalı sık sık affedersen ahlaksız olur.

Bu küçük ve sade deyiş hayatım içinde pek çok sahneyi gözümün önüne getirdi. Çok sevdiğim bir arkadaşım kişileri düzeltmeye ve sabırla onlara yanlışlarını anlatmaya çalışırken onu uyarırdım; senden yardım istemeyene hiç bir faydan dokunmaz, enerjini boşa tüketme, ancak kendini düzeltebilirsin sen derdim. O ise bu sözlerimi bencilce bulurdu; sen söyleme ben söylemeyeyim bu insanlar doğru (!) insan olmayı nerden öğrenecekler, en azından hatalı ve kaba davranışlarının farkına nasıl varacaklar derdi. Böylece üzerinde anlaşmaya varamadığımız bir konuydu bu fakat yukarıdaki özdeyiş sanırım biraz da olsa onu haklı çıkarıyor 🙂

Gerçi “sık sık affedersen” diyerek “hep affetme” seçeneğini dışlamış oluyor ve bu durumda beni de bir nebze haklı çıkarıyor galiba, ne dersiniz?

”Aşk” dedim…

”Sevmek” dedim.
“Yoluna ölmek” dedi..
“Yol” dedim..
“Alıp başını gitmek” dedi..
“Gitmek” dedim..
Bir “Ahh” çekip, “Dostlardan ayrılmak” dedi..
“Dost” dedim..
Durdu.. Bana baktı… “Dost” diye mırıldandı..
“Yüreğime nasıl koysam bilemediğim” dedi..
“Yürek” dedim..
“Dünyaları içine sığdıramadığım” dedi..
“Dünya” dedim..
“Hayatın bir yüzü” dedi..
“Yüz” dedim..
“Ardında ne gizli bilemediğim” dedi..
“Giz” dedim..
“Hep çözmeye çalıştığım” dedi..
“Çalışmak” dedim..
“Bitmeyecek öykü” dedi..
“Öykü” dedim..
“Binlercesini içimde gizliyorum” dedi..
“Gizlemek” dedim..
“işte, her şeyin bitimi” dedi..
“şey” dedim.. “SEVDA” dedi..
“SEVDA” dedim..
“Peşinden koştuğum” dedi..
“Koşmak” dedim..
“Hayat, bir maraton” dedi..
“Hayat” dedim..
“Öyle kısa ki!” dedi..
“Niçin kısa?” diye sordum..
“Yaşanacak çok şey var, zaman yok” dedi..
“Yaşanması gereken ne var? ” diye sordum..
“Aşk” dedi. “Kaç kere?” diye sordum..
“Bin kere” dedi, “Milyon kere”
“Neden bir kere değil?” diye sordum..
“Bütün aşkların toplamı, en yüce ve tek aşk” dedi..
“Önce ona varsan olmaz mı?” diye sordum..
“Keşke olsa” dedi, “Ama önce yoğrulmak gerek”
“Acı çekmek mi?” diye sordum..
“Evet, aşk acısında yok olmak” dedi..
“Yok olunca!” dedim..
“işte gerçek aşkta o zaman yaşamaya başlarsın” dedi..
“Gerçek aşk!” dedim..
“Büyük o!” dedi..
Durdum… Durdum… Ve sustum!
“Neden sustun?” diye sordu.
“Yüreğim titredi sanki” dedim..
“Neden?” diye sordu..
“Bilmiyorum” dedim.. “Büyük O!”
“Evet” dedi, “Büyük O!”
“Nerede?” diye sordum..
“Her yerde” dedi..
“Nasıl?” diye sordum..
“Yüreğini aç” dedi..
“Yüreğimi açmak!” dedim..
“Bir tebessümle bak her şeye” dedi..
“Tebessüm” dedim..
“Her kapynyn anahtarı” dedi..
“Kapı” dedim..
“Girmeden bilemezsin” dedi..
“Ya korku!” dedim..
“Bilinmeyenden korkar insan” dedi..
“Ben bilmiyorum” dedim..
“Neyi?” diye sordu..
“Ben’i” dedim..
“Sen kimsin?” diye sordu..
“Ben kimim?” diye sordum..
“Sevgiyle beslenensin” dedi..
“Kimin sevgisiyle?” diye sordum..
“Büyük O’nun” dedi..
Durdum.. Durdum.. Yine sustum..
“Kimsin?” diye sordum..
“SEN’im” dedi…

Yazarını bilmiyorum. Bir yerlerden alıp kaydetmişim, sizlerle paylaşmak istedim.:)))

Uzungöl ve Ayder

Şimdilik üstümde bir kekemelik durumu var, insan alışıldık güzelliklerin üstüne çıkınce böyle oluyor demek ki. Bilahare normale dönünce sanırım duygu ve izlenimlerimi yazacağım.

Uzungölün ruhu coşturan neşe veren bir enerjisi var, insan durduk yerde kahkaha atmak istiyor. Ayder ise daha gizemli hatta sislerden oluşan canavarlar insanı biraz irkiltiyor. Sadece sis de değil, ırmağın coşkulu bir gürültü ile akışı da insanı biraz sarsıyor. Şu an kalörifer yaktırma ihtiyacı duyduk otelin içinde, ısı kaçtır bilmiyorum, hangi yönümüz üşüdü onu da bilmiyorum. Buraları gördükten sonra laz arkadaşlarımda her daim gördüğüm memleket hasreti ve mutsuzluk durumunu iyi anladım, insan dünyanın en güzel yerini geride bırakırsa evet galiba hasret çekmesi daha yoğun olur.

Dün gece Uzungölde seyrettiğimiz horonlar, folklör gösterileri ve seçme laz türkülerinden öylesine mest oldum ki, en kısa zamanda horon dersi almak için yoğun bir istek duyuyorum.

KUŞLARA KUŞKULU SORULAR

I.Kelaynak

yalın ayak
başı kabak
kelaynak
aynaya en son kim bakacak

II.Hakkerim

kadılar müftüler gördün
hakemdir
hakimlere sordun
kuş oldun diyar uçtun
hakkın “kerim”de olduğunu
ner’de gördün

III.Muhabbet

ömür şeysin muhabbet kuşu
ayırt etmezsin adamın hasını, posasını
neler konuşursun neler
nereden bulursun bunca lakırdıyı
has mısın haspa mısın, anlayamadık
muhabbet olsun diye maksadın,
bizimle kafa mı bulursun

bir şey anlatmaksa derdin,
çok beklersin muhabbet ola
nerede bizde kuşdilini öğrenecek o kafa

IV.Papağan

seni gidi dalkavuk kuş
yaranacağını mı sandın bize
birde çatlatırcasına öğrendin dilimizi
boşuna uğraşma çözemezsin halimizi
sen yarım,
biz yamalak
ahmak kim,
erdem hangimizde
kim,
kimin içinde

V.Gönül

kimin kuşu kondu gönlüne,
sevdiğin mi
seni seven mi dediler
benim kuşum uçuyor mu hala,
kondu mu birine
kim kimdir,
kaç kuş besler gönlünde
o kuşlar neden uçar,
iklimden iklime

kuş dediler aldırmadılar,
boka kondun kurtarmadılar
on’ca haltı yedin mutlu musun,
sorması ayıp,
sahi sen kuş musun

VI.Bülbül

/gibi/ konuşmak
kimine kolaydır
zora gelince
seni hep dört duvar arasında görünce
özgürlük türkülerini ilk sen yazdın,
vuslat şiirlerin bizden önce

duvarın önü mü,
arkası mı,
bu meseleye gelince
sen bülbül olabilir miydin,
çile çekmeyince

önüyle arkası birdir duvarın,
içindeki bülbül ötmeyince

VII.kartal
sen kartalsın,
kartalsın ya uçarsın yüksekten
pençelerin bulutlarda bilenir
gözlerin baktı mı,
ikiye böler adamı
güçlüler malum o sensin
diğerleri kanatlarının altında,
affedersin

dedik ya sen kartalsın,
karıncayla hiçbir işin olmaz
o alt tarafı yerde bir karınca
sor bakalım karıncaya
zerrecik cüssesiyle niye çalışır,
gün boyunca

dedik ya sen kartalsın
kartal olmanın bedelini
gün gelir karıncaya ödersin

nevzat kırkpınar

98/Bitmeyen Şiirler: kendiyle konuşmalara kulak misafiri olmak