Spinozacılık -2

Felsefe ve Anekdot

Hayatını anlatırken Spinoza’nın anekdotlarından bahsedip durduk. Bir filozof için “yaşamöyküsü” pek bir şey vermeyecektir. Bir yazar ya da sanatçıyı kavramak için gerekli boyutlardan biri olabilen yaşamöyküsü, genel olarak filozoflar hakkında pek bir şey anlatmaz bize. Filozoflar için, bize bıraktıkları anekdotlar önemlidir. Sözgelimi Platon, Syracusa tiranı tarafından defedilir; Herakleitos dağa çekiyerek tapınakta çocuklarla oyuna dalar; Empedokles kendini Etna yanardağına atar… Şimdi bir Spinoza anekdotu daha… Spinoza’nın “özel” dostlar çevresinden, biyografisinin yazarı düşünür Tschirnhaus anlatıyor: Spinoza’yı bir gün örümcek ağlarına sinekler atıp, nasıl hayatları için ölümüne mücadele ettiklerini seyrederek çocuk gibi kahkahalarla gülerken yakaladım… Bu anekdot, Spinoza adlı, 17. yüzyılın “dönek Yahudi”, “lanetli” filozofunun portresinin ana çizgilerini gözlerimiz önünde kurmaktadır: Hayat, her şeyin varlığını sürdürmek için belirsizce ve sonsuzca harcanan bir çabanın (conatus adını verir bu çabaya) süregidişidir… Yani sonsuzca bir akış… Tschirnhaus’un bahsettiği çocukluğu bu düşünürün inanılmaz güçteki düşüncesinin temel unsuru haline getiren işte bu özelliği, yani doğada mutlak bir masumiyeti varsaymasıydı. Bize belki bir “zalimlik” belirtisi olarak görünebilecek bu anekdot, Ethica yazarının asırlar öncesinden bize gönderdiği bir mesajdır aslında: Yaşam hiç bir surette “iyilik” ve “kötülük” terimleriyle sorgulanamaz. Hayat sürer… Yaşamın özü, amaçsızca ve belirsizce süregitmesidir.

Aynı anekdot, Ethica’ya ikinci bir anahtar sunar: Hayat, kaçınılmaz bir mücadele, bir kavga, zorunlu ve cebri bir akıştır. Bu akış üzerinde Tanrılar bile birbirlerini Devamını oku “Spinozacılık -2” →

amaç

cıkan her ses susturuluyorsa kim neden konussun?her ses seda sayılır da sahibine mızraklar atılırsa kim neden konussun?

Tarihi Küçülme

Ekonomide tarihi küçülme

Türkiye ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yüzde 13.8 daraldı. Bu oran, 1945 yılındaki yüzde 15.3 küçülmeden sonra Türkiye tarihinin en yüksek küçülmesini gösterdi.

Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin ikinci en yüksek küçülmesini gördü. Yılın ilk çeyreğinde ekonomi yüzde 13.8 küçüldü. Bu oran, 1945 yılındaki yüzde 15.3 küçülmeden sonra Türkiye tarihinin en yüksek küçülmesini gösterdi.
Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) yılın ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre sabit fiyatlarla yüzde 13.8 azalarak 24 milyar 518 milyon TL’den 21 milyar 145 milyon TL’ye inerken, cari fiyatlarla GSYH yüzde 2.2 azalarak 215 milyar 846 milyon TL’den 210 milyar 997 milyon TL’ye geriledi. Dolar bazında cari fiyatlarla GSYH yüzde 29 azalarak 180 milyar 19 milyon dolardan 127 milyar 812 milyon dolara düştü.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), GSYH I. Dönem (Ocak, Şubat, Mart) 2009 sonuçlarını açıkladı. Ekonomi yılın ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 13.8 küçüldü.

SAVAŞLAR ARDINDAN KURULAN CUMHURİYETTE BİLE GÖRÜLMEDİ
Türkiye 1945 yılında gördüğü yüzde 15.3’lük küçülmeden sonraki en yüksek küçülmeyi bu dönemde yaşamış oldu. 1939-1945 yıllarını kapsayan İkinci Dünya Savaşı’ndan ekonomik anlamda çok ağır etkilenen Türkiye 1941’de yüzde 10.3 küçülürken, 1945’te tarihinin halen ulaşılamamış en yüksek küçülme oranını görmüştü. Türkiye 2009 ilk çeyrekte yüzde 13.8 küçülürken, bu orana yakın en yüksek küçülme yüzde 13 ile 1927 yılında görülmüştü. Böylece Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı ve 1929 dünya ekonomik krizini atlatan genç Türkiye Cumhuriyeti’nin bile görmediği küçülme mevcut krizde ortaya çıktı. Yılın ilk çeyreğinde görülen çift haneli bu küçülme 1932 yılında yaşanan yüzde 10.7’lik küçülme ile birlikte Cumhuriyet tarihinin beş kez yaşanan çift haneli küçülmesinden biri oldu.

TÜRKİYE ARTIK TEKNİK OLARAK RESESYONDA
Türkiye ekonomisi 2009 yılının son çeyreğinde de yüzde 6.2 küçülmüştü. Böylece iki dönem üstüste küçülme yaşayan Türkiye ekonomisi, Avrupa’da kabul edildiği biçimiyle teknik olarak resesyona girmiş oldu.
Ekonomi 2001 krizinin ardından yıllık bazda yüzde 5.7 küçüldükten sonra 2008 son çeyreğe kadar kesintisiz olarak büyümeye devam etmişti. 2008 ilk çeyrekte yüzde 7.3, ikinci çeyrekte yüzde 2.8, üçüncü çeyrekte yüzde 1.2 büyüyen ekonomi, bu büyümede gerileme trendinin ardından son çeyreği yüzde 6.2 küçülme ile kapatmış, 2008’da yıllık büyüme de yüzde 1.1’de kalmıştı. (Milliyet)

ruhsal bilgi

Sürekli bilgi karmaşası ve ve hatta uygulanması ile ilgili ilkeler icinde yaşıyoruz bence,hayatın tüm kollarında, degisik algılama seviyelerinde olusan, temelde bir, ama ifade de cok farklı görülen bu bilgilerin bireysel olarak tecrube ediliş farklılıklarının, toplamını düşündügümüzde ortaya belki binlerce farklı yol ve bilgi sekli cıkmaktadır.

Bu bilgilerin buyuk bir çogunlugu son yüzyıla paralel olarak filizlenmiş ve gelişmiştir, burada bizim asıl merak konumuz olan agırlıkla ruhsal bilgilerin ise,temeli insanlık tarihi kadar eskidir.Cok eski mitoloji kitaplarından derme catma bildigim,ruhsal bilgi şekilerlinden şimdiki sahip oldugumuz bilgiye kadar bir genelleme yapacak olsak arada cok ciddi degişimler oldugunu görmemiz zor olmayacaktır.

Aradaki değişimin toplumsal istekler ya da farklılaşmalardan kaynaklandıgını veya yaratıcının bir takdiri mi oldugu, konusunu sizlere bırakmakla beraber ,halihazırda büyük degişim oldugu temelinden hareket etmek istiyorum.

Bu degişim her bir koldan tum dünyaya yansırken her toplum istedigi ruhsal bilgileri kabul etmiştir ya da bir noktada mecbur kalmıstır.İnsanoğlunun yeryüzünde medeniyetler kurmaya baslamasından sonra ki donemde imkanlar geliştikce tüm bu ruhsal bilgiler diger toplumlara da yansımış,ve birtakım bilgiler bircok toplum tarafından kabul görmüs bazıları ise yok olmustur.

Kalıcı olan tum ruhsal bilgilerin amacı insana sahip oldugu ruh ve beden ile dısında kalan eski adıyla madde evreni ,şimdi ise bildigimiz gibi enerji okyanusunda rehberlik etmek,yürüyecegi yolu genel hatları ve kuralları ile izah etmektir.

Bu haliyle ruhsal bilginin dinlerinde ORTAK konumsa dili oldugu noktasından hareketle, yaratıcının farklı milletlere farklı dilde konusmadığı, ruhsal bilginin kaynagının ortak oldugu, sadece bunları deneyimleyen insanların bu bilgileri farklıymıs gibi algıladıklarını düsünüyorum..

Ruhsal bilgiler ışıgında yürüyen insanın farklılıklardan uzak tek ve bir yaratıcının varlıgı ile mutlu olarak yasadığını, hatta daha da ileri giderek onun sevgisinde kaybolduklarını ötesinde yıllarca çile cektiklerini hepimiz biliyoruz.

Bu inancla hareket edersek ruhsal bilginin sahip oldugu birikimin,az öncede dedigimiz gibi cok eski bir tarihi kökleri vardır,değişim gecirerek olgunlaşan bu bilgiden ziyade, tamamına yakını son 100 yılda ortaya cıkan extra bilgilerde vardır.

Uzakdoğu kültürünün batıda tanınmasını müteakip,batı dünyası tarihsel güdüleriyle bu kültüre karsı derhal ticari olarak yaklasmıs ve 50 yıl icinde uzakdoğuluların bile bilmedigi tanrılar ve ruhsal bilgi cesitleri ortaya atmıslardır.Orjinalinden bambaşka bilgileri Avrupa ve Ortadoğuya kadar ulaştıran bu çıkarcı cevreler bozulmus bilgilerle ülkemizde dahil bir cok ülkeye el atmış okullar acmış, sözde ruhsalık adına,resmen şarlatanlık yapmışlardır.

Örnek olarak yerel kültürde cok uzun çabalarla kazanıldığı bilinen,orijinal haliyle Kundalini yoga adını alan bir uygulamalar butunu ve felsefi akımının, kazandırdıgı yüksek bilinçlilik ve enerji seviyelerini İstanbulda 5 yıldızlı otellerde birkac dakika da kazandıran yogiler turemiş yurdum insanı da ne yazık ki bu çıkarcı insanlara ve çevrelere cogunlukla inanmıstır.

Hemen hergün yeni bir öğreti ile acımasız bir sekilde ruhsallıgı katleden bu insanlar sayesinde,ruhsal yolda ilerleyen insanlar bile artık yanlısı dogruyu ayırt edemez hale gelmişlerdir.

Yazdıklarımı şimdilik toparlayacak olursam,ruhsal bilginin her ne şekli ve düzeyi olursa olsun bizlere hemen sonuclar sunmamaktadır.Ruhsal anlamda ilerlemek sadece uygulayanın tasarrufundadır.Ham bilgi ve felsefesi ile uygulamalarıyla,ruhsallık bizlere sadece yön vermek icindir.

Bu bilgileri bilenler degil,uygulayanlar ancak bu yolda ilerleyebilir.Ortak bir dili olan ruhsallık bizlere kariyer imkanı, ya da aşkta mutlu olmanın sırlarını vermez, bunların cok ama cok ötesinde yaradılışın gizemini ve insanın dogasının sırlarını devamında da yaratanla bir olma basamagına kadar giden bir dizi bilgiyi verir.