“Peygamberler Tanrı tarafından seçilmiş ve tarihin değişik dönemlerinde değişik toplumlara gönderilerek Tanrı’nın varlığını ve ilahi buyruğunu insanlara tebliğ etmekle görevlendirilmiş kişilerdir”
(Sanırım en genel haliyle doğru bir önermedir bu değil mi?)
Eğer öyleyse, benim buradan çıkarabildiğim ve çıkaramadıklarım var, onları paylaşmak istedim.
Öncelikle söylemeliyim ki, peygamberlerin Tanrı’nın elçileri olarak ilahi tebliği insanlığa ulaştırmakla görevlendirilip dünyaya gönderilmelerinde bir problem yok, buraya kadar anlıyabiliyorum.
Ama buradaki “seçilmiş” ifadesi benim kafamı biraz karıştırıyor. Adı üstünde seçim, seçenekler arasından yapılan bir işlemdir.Ama aynı zamanda bütün seçeneklerin yaratıcısı olan bir iradenin yine kendi yarattığı seçenekler arasından birisini seçmesinden insan aklı neyi anlamalıdır?
Zaten soru da şu ki; peygamberler bu amaçla “seçilmişler kişiler” midir, yoksa daha en başında bizati bu iş için mi tasarlanıp yaratılmışlardır?

Farz-ı misal ben bahçeme gül ekiyorum. Ekerken ve onları büyütürken hepsine aynı önemi göstersem de bazıları diğerlerinden daha güzel açıyor ve ben de bu daha güzel açmışların arasından bir ya da iki tanesini “en güzel” olarak seçiyorum. Sonra da onlarla konuşuyor ve benim sözlerimi diğer çiçeklere fısıldamalarını istiyorum. Ama yok.. sanırım peygamberlik durumu buna uymuyor, öyle değil mi?
Yani ekimi takiben bir gözlem ve herkesin çiçek açışına göre değerlendirilmesinin ardından yapılmış bir seçim yok, bilakis bir kaç tanesinin tohumu daha en başından çok daha özel bir ruhani DNA ile tasarlanmış ve hal böyle olunca da daha güzel açmışlar. Ve sonra gün gelip de peygamberlik ilanı resmileştirildiğinde de şöyle denmiş oluyor sanırım ; “”Dinle ya kulum, ben seni zaten bu iş için yaratmıştım, artık günü gelmiştir, bundan böyle varlık sebebininin gereğini yapma ve çalışmaya başlama vaktidir. Şimdi git ve sana söylediklerimi yap, sonrasında yapman gerekenleri de ara ara özel ulakla ileteceğim, hadi hayırlı olsun, benden haber bekle”
Eğer böyle ise, o zaman ben peygamberlerin insan olup olmadığının tartışmaya açık olduğunu iddia ediyorum.
Çünkü eti kemiği vücudu cinsiyeti vs bi kenara bıraktım. Ama burda hiçbir şekilde yadsınamayacak ve bizzat üretimden kaynaklanan bir yapısal farklılık var. Ve bu farklılık o kadar temel ve büyük bir farklılık ki, sadece tanrı katındaki değerimizi ya da önemimizi filan etkilemiyor, aynı zamanda varlık nedenlerimizi ve varoluş biçimlerimizi de farklı kılıyor.

Mesela böyle bir seçilim ve dağılım tablosu içerisinde bizim işimiz yaşamak ve yaşarken seçim yapmakken, onun işi ise seçim yapmak durumunda olan bizlere doğru seçeneği fısıldamak oluyor.. O bunu yapmakla görevli çünkü “biliyor” , biz ise ona kulak vermek durumunda kalıyoruz çünkü “bilmiyoruz”. O “biliyor” çünkü kendi özel üretimi bilmeyi gerektiriyor ve zaten bilsin de bildiğini duyursun diye yaratılmış. Ama bizler “bilmiyoruz” ve zaten de bilmememiz gerektiği için “bilmiyor” olarak yaratılmış ve imtehana yollanmışız. O’nun işi ve gönderilme nedeni “zaten bildiği şeyi” tebliğ etmek, bizim işimiz ve gönderilme nedenimiz ise önce o’nun bildiği şeye inanmak sonra da bu inancın klavuzluğunda “bilmemiz gereken şeye” ulaşmak.
Akıl, mantık, hepsini kullandım işte dostlar..Ve anlattığım üzredir ki, aklım ve mantığım beni şu kavrayışa getirdi “peygamberler insan olamazlar, onlar daha başka bir şeydirler” Sebebi de belirttiğim gibi gayet açık, ne ruhani yaratılışımızdaki öz ve iç tasarım, ne varoluş nedenlerimiz, ne görevlerimiz, ne “bilip / bilmediklerimiz”, ne de tabi kılındığımız kanunlar arasında hiçbir benzerlik yok. Hepsi bambaşka.
Ve şimdi olaya böyle bakınca, ben de sizin gibi bir insanım diyen hiçbir peygamberin gerçeği söylemediğine, ama varlığını hristiyan inancında ifade edildiği şekliyle bildiren İsa Mesih’e hem yürekten hem de akıl ve mantık yoluyla inanıyorum, artık hiç şüphem kalmadı.
Baba oğul ve kutsal ruh adına.
Amen.
Bu arada, kendisine peygamberlik görevi tebliğ edilip de bu görevi kabul etmemiş bir peygamber var mıdır? Böyle bir örnek varsa ve bilenler kim olduğunu söylerse minnettar kalacağım.
Enteresan bir düşünce şekli gamaro.. Peygamberlik müessesini ben de arada sırada sorgularım, düşünürüm. Hatta bir ara bu seçilmişlik durumuna takıldığımı da söyleyeyim. Aklıma “yahu seçilen niye ben olmuyorum da başka biri oluyor ” türünden çocukça abuk şeyler geldiği de oluyordu 😉
Bu tür olaylar elbette kesin şöyledir.. ya da.. böyle olmalıdır şeklinde ele alınmamalı. Kuşkular olacak, sorular olacak .. olacak ta olacak…
Peygamberler insan mı?
Olabilir .
Olmayadabilir.. Mesela görevli varlıklar olabilirler. Bunun çok önemi yok bence. İnsan şeklinde tezahür etmesinin veya etmemesinin ne önemi var? Bir şekilde VAR oluşunu gerçekleştirmiş VARlıklar olabilirler.
Kesin olan bir şey varsa peygamberlik müessesinin varlığı .. vee.. peygamberlerin tarihi kişiler olarak tarihte yer almaları.
Seçilmişlik durumuna ben kendimce şöyle yaklaşıyorum :
Peygamberler şayet insansa -ki olmayabilir dedik – seçilmişlikleri ;
insan olma deneyimlerini defalarca ve defalarca gerçekleştirdiklerinden..
yaşamlar boyu “VAR OLuşla ilgili edindikleri bilgilerin bilinçlerinde kayıt edildiğinden..
bu kayıtların “akaşik kayıtlar” denilen ortak bilinç alanında bulunmasından….. kaynaklanıyor olabilir.
Yani bir anlamda bu göreve liyakatlıkları vardır. Her insan rolünü üstlenen varlığın yapamayacağı bir donanıma deneyimleri sebebiyle sahip olmuşlardır. Kısaca bu görevi haketmişlerdir. Bu durumda görev belki de kaçınılmaz olmaktadır 😉
Zamanımızda, iletişimin , teknolojik gelişmelerin .. veya .. ortak bilinç alanımıza kaydedilen bilgilerden yararlanma olanaklarımızın artmasından olsa gerek.. peygamberlik , ulaklık vb görevlere gerek kalmamıştır. Hatta insan, bazı öğretilerin ve dinlerin terminıolojisi ile .. gözündeki perdeyi nezeltmiş ve belkide kaldırmaya ramak bırakmıştır.
Bunlar sadece benim kişsel araştırmalarımdan.. edindiğim bilgilerden.. ve ilgi alanımın beni getirdiği noktadan kaynaklanan varsayımlardır.
şekliinde kesin bir sonuca ulaşıp şüphelerini bertaraf etmişsin gamaro 🙂 Ne güzel !
Doğrusu ben bu kadar kesin bir fikire ulaşamadım. Hala olabilir de olmayabilir de diyorum. Kuşkularım var.. her an” aa bak bu daha mantıklı” diye fikir değiştirebilirim.
Olsun! Her durumda.. kuşkularımı seviyorum 😉
paskalya’nın üstüne iyi gitti bu yazı :)))
eline sağlık gamaro…
bilgisayarımda sorun var, uzun uzun yazamıyorum ama pencereye tıklamadan da geçmek istemedim hani…
bizim tıklatma da böyle oluyor işte :)))
Hintli düşünür Jiddhu Krishnurti’yi hiç okudun mu Gamaro? Bu adama mürid olan insanlar defalarca onun mesihliğini ilan ettiler ama o bunu asla kabul etmedi, hiç kimsenin peşinden gelmemesini, kendisine kul, köle ya da mürid olmamasını aksine herkesin kendi yolunu kendi seçmesini söyledi. Beni çok etkilemiş bir düşünürdür ve bana göre isteseydi mesihliğini rahat rahat ilan ederdi fakat o bırakın mesihliğini ilan etmeyi aksine insanların ona köle olmaya başladıklarını görünce okulunu dağıtmıştır. Bana göre asıl aydınlanmış insan budur! Tamam bugün peygamber denen insanların sıradan insanlar olmadığını ben de kabul ediyorum, mutlaka kendi dönemlerinde ve kendi yaşadıkları toplumların içinde farklı bir enerjiye, bakış açısına, hayat algısına sahiptiler ki, öyle olmasalar nasıl bu kadar insanı hem de yüzyıllarca etkileyebilsinler? Ama bana göre işin bir de ahlak boyutu vardır ki bunu en iyi açıklayabilecek insanlardan birisi Krishnamurti’dir ve kimbilir belki de dünya sahnesinden sessiz sedasız geçip gitmiş başkaları!
peygamberler insan mıdır?
bilemem yada bilemeyiz. bu bilimsel olarak ta ispatlanamaz sanırım.
sadece kendi düşüncelerimizle; şöyleydi-böyleydi diyerek çıkarımlarımızı ortaya koyarız.
benimde bu noktada başka birşey kafama takıldı.
şimdi hz.muhammed son peygamber. geliş sebeplerinden belki de en önemlisi bildiğim kadarıyla şudur: o zaman ki arap toplumu çok kötü idi, cehalet diz boyuydu, kız çocukları diri diri gömülüyordu falan filan.
peki şu anda dünyanın hali o zamana kıyasla çok daha iyi diyebilirmiyiz?
ya da insanlık tarihinin hangi döneminde herşey çok güzeldi?
Sevgili oxymoron, bir zamanlar haddinden fazla okudum ama son yedi-sekiz yılda okuduğum kitap sayısı üçü beşi geçmez. Mesela en son ne okudun diye sorarsan, hatırlayabildiklerim – 2002’de Kızıla Boyalı Saçlar (Kostas Maurcellas), 2003’te Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü ve geçen yıl A.Abbot’tan Flatland (yassı ülke). Arasıra ilgi alanıma göre makaleler arayıp buluyorum ve biraz da hafızamı zorlayıp eskiden okumuş olduklarım üzerinden kafa yoruyorum, bir de eski kitapların arasında kalmış notlarım var, nadiren onlara göz atıyorum, hepsi bu.
Bu arada şunu da söylemeliyim ki, Krishnurti adını ilk defa sonsuz us’ a katıldıktan sonra duydum, daha önce hiç işitmemiştim.Burada anlatılanlar itibariyle pek ilgimi çektiğini ve önemsediğimi (ya da merak ettiğimi) söyleyemem.
Ve ben bu forumu ne diye açtım, ardından nasıl yorumlar geldi, açıkcası hayretdeyim..
Herkese iyi geceler.
Nasıl yorumlar bekliyordun gamaro???? Ve… bu başlığı neden açtın ?
Hayrete düşmeğe gerek yok.. anlatırsan belki.. beklentilerine göre yorumlar yapıp seni mutlu ederiz !!
Bizde senden burda .. hiçte ilgi alanımıza girmeyen bir sürü şey duyduk . Hmm böyle de düşünülebilinirmiş .. bu da varmış dedik.. geçti gitti.
Kimse “açıkçası hayretteyim “demedi.
Bundan sonra açtığın başlıkların altına yorum yapanlar dikkatli osunlar da .. hayretlere düşme bir daha .
Bir tanrı-isa inancın olduğuna göre ruhsal alemede inanıyorsun sanırım. Sorduğun soru tamamen ruhsal planın kendi içinde olan hiyerarşik çalışma sistemiyle ilgili bir soru. Aslında ruhlar aleminde olan bu sistemi tüm peygamberler örneklemelerle anlatmışlardır. onlar açık berrak bir zihinde oldukları için kapalı uyuyan zihinlere hitap etmekte, uygun kelime bulmakta zorlandılar, şöyleki, bir çocuk her şeyi bilemez anne yada baba ona bilgi verir işte ebeveyn çocuğun anlaya bilmesi için bilgiyi o çocuğun anlama kapasitesine göre indirgemesi gerekir, buda kolay birşey değildir. O yüzden her insanda allah, kitap, peygamber anlayışı farklıdır. onlar hiç bir zaman kendilerini ve geldikleri sistemlerini tam manasıyla insanlığa anlatamamışlardır. Peyğamberler öz genlerdir, onlar ilk ruh varlıkları ilk can lar. sevgili canu’ nun da söylediği gibi bir çok deneyimden sonra görevli konumu gelip sistemin yani allahın temsilcisi olmuşlar. Sistem tarafından görevlendiriyorlar ve bu şekilde dünyaya geliyorlar. Başlarına neler geleceğini bildikleri halde ( taşlamalar, işkenceler ) görevi kabul ediyorlar. onlara yaşatılan tüm zorluklara rağmen onlar aldıkları görevi en iyi şekilde tamamlayıp buradan ayrılıyorlar.
Gamaro, peygamberlik görevine hayır diyecek bir varlık, sistemin elemanı olamaz zaten. aslında bu konular içiçe geçmiş derinliği olan grift konular, yani öyle bir kaç kelimeyle özeti çıkarılacak bir anlatımla açıklanamaz.
Kendi bilgimmiş gibi yazdığıma bakma bunlar sadece başka başka kaynaklardan ortaya çıkartılmış, olma ihtimali yüksek varsayımlar. 🙂
Daha yazının ilk parağrafında yaptığın peygamber tanımı için “Sanırım en genel haliyle doğru bir önermedir bu değil mi?” diyorsun.
Önce buradaki “sanırım” sözcüğündeki kuşkunu gidermelisin. Sonra “değil mi” soru sözcüğündeki kuşkunu gidermelisin.
Ben “yardımcı” olayım sana: “önerme” dediğin bu tanımlama külliyen yanlış. Sormuşsun ya, kibarlık olsun diye ya da kendi düşünceni dikte ettirmenin bir yöntemi olarak sormadıysan “değil” diye yanıtlıyorum sorunu… Dikte amaçlı bir nükteyse bu; RET ediyorum!…
Gerisini konuşmaya gerek yok. Kemerlerini bağlamayı unutma. İyi uçuşlar…
Peygamberler elbette seçmiş ve seçilmiş kişilerdi. Onlar isimlerini ölümsüzleştirmeye çalışıp, kitleleri peşinden sürüklemeyi seçmişlerdir.
xenix
çok hoş yazı olmuş,gamaro mantık doğru tabiki,ama bi fark var söyliyim bak isa aleyhisselma inanırız elbet ama diğerleri olmaz demek olmaz,ama mantık dogru oda şöyledir, peygamber tam söylemiyor kim olduğnu belki anlaşlmaz diye insanım diyor mecpuren,değilim dese ama nesin ozaman sorun olcak tabi,hayırlısını seçmişler diyorum ben, saygılar.
Sevgili Gamaro, ben mesajımı özellikle senin bu sorun üzerine yazdım. Krishnamurti’yi okudun mu sorumda da anladığım kadarıyla bir ukalalık sezmişsin ki ben de senin cevabından öfke sezdim. Halbuki alakası yok. Ben kendi fikrimi söyledim, kısaca dedim ki, belki de dünya sahnesinden istese peygamberliğini ilan edebiecek niceleri geçti, ama biz bunu bilmiyoruz, kime ne zaman, nasıl, ne tebliğ edildiğini nerden bilebiliriz? belki bana da ilahi ya da dünya dışı güçler tarafından birşeyler tebliğ ediliyordur fakat ben peygamber olmayı seçmemişimdir.
Krishnamurti ilgini çeker, çekmez o bu değil bana göre, adamın tavrı.
Saygılar…
peace…
Bildiğim biri daha var bu arada, Bülent …. (soyisimini şimdi hatırlamıyorum ) adında bir ev kadını…Bilenler, duyanlar vardır, bu kadın nerdeyse hiçbir ciddi eğitim almamış bildiğimiz sıradan bir ev kadını… Birgün birdebire ne oluyorsa oluyor ve eline kuvvet geliyor, kadın yazmaya başlıyor…Yazdığı şeyleri okusan kafayı yersin, ondan çok çok daha fazla eğitim almış, okumuş, yazmış, benim diyen adamın yazamayacağı şeyler…Ve bildğim kadarıyla bu kadının etrafında toplanan ve mesihliğini ilan eden birçok insan da oldu…Hatta ona Mevlana’nın enkarnesi dediler. Kızma, sinirlenme…Ben bu seçilmiş peygamberler düşüncesine katılmıyorum…Olayın sadece İsa’dan, Musa’dan, Muhammedden ibaret olmadığına inanıyorum. Fakat bu üçünün getirdiği dinler siyasileştiği için bir tür tekel haline geldiler…
Seçilip seçilmeme değil de, Gamaro’nun makaleye başlarken yaptığı önerme doğru mudur ? Asıl ona bakmak lazım:
Öncelikle,
1- Tanrı varmı dır?
2- Varsa eğer neden birini seçmek zorunda? ( Kendi gücü yetmiyor da mı bir vekil kullanıyor?)
3- Birden fazla peygamber seçip neden müridleri zor durumda bırakmış ve insanlığı ayırmış ?
4- İnsanlar anlamıyor gelen seçilmişlere inanmıyorlarsa bu onların suçu mudur? (bu halde anlatanlar suçlu durumununa düşmez mi)
5- Tanrı kendi yarattığı insanın özelliklerini bilmez mi? Bu peygamberlik müessesesinin bir güç sorunsalı haline geleceğini tahmin edememiş mi?
Son olarak, YOKEDEN tanrılar istemiyoruz. Birazda yapıcı tanrılar gelsin onları görelim.
Geçen gün titanların savaşı filmini izledim. Mitolojide ZEUS insanları yaratan olarak lanse edilir ya, peki insanları niye yaratmış; İnsanlar zeus’a dua etsin ve o ölümsüzleşsin diye… Doğrudur. Bize aktarıldığı sürece o ölümsüz olacak.
Seçme ve seçilmeye gelirsek: Sadece BİZLER seçeriz. Kimi istersek onu peygamber yapabiliriz.
“Baba, onları bağışla, çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar.” (Luka 23.34)
Kendi kendini bağışla ve bilmen gerekene ulaş. Kimin umurunda…
Baba, onları bağışla, çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar.” (Luka 23.34)
Sen ne yaptığını biliyorsun ya gamaro, ne yaptığını bilmeyenlere acınmaya gerek yok 😉
Baba oğul ve kutsal ruh adına.
Amen.
Şöööle org sesleri ve mumlar arasından kilise korolarının sesleri .. Yok mu efekt falan. Heyecanlı olurdu :))
“Luc Besson’un Angela’sında meleğin o küçük adama dediği gibi; “Benim yüzlerce hayatım ve yüzlerce farklı öyküm olabilir, hangisini duymak sana kendini daha iyi hissettirecek?”
Tanrının bilinemeyeceği ve bilinmediği açıktır. İspatlayan oldu mu?
İnsanlar peygamber denilen insanların zihinsel potansiyellerini kullanma becerisine hayran olmuşlardır bence. Oysa aynı beceri inanmayan birinde de vardı.
Tabiki ne peygamberlere ne de tanrıya ihtiyaç kalmamıştır.
Bu çok mu zor? Artık yaşamın nasıl daha yaşanılır ve adil, eşit olacağını biliyoruz. Bunu kurmak için ne olması ve yapılması gerektiğini biliyoruz. Dolayısıyla ne tarıya gerek vardır ne de iktidar hırsıyla, adının sonsuza kadar yankılanması için aşırı egosuna hizmet eden peygamberlere.
Bir çok düşünür anlattıi okuduk ve biliyoruz ve biliş sayesinde gelişen algının içinde dinlerin ve peygamberlerin hükmü kalmamıştır.
Eşit ve adil bir dünyanın önündeki engel geleneksel, kültürel motiflerle, tabularla, yasak ve baskılarla biçimlendirilmiş dinsel inançlardır. Çünkü bunlar zıt kutupların çatışmasına neden oluyor. Tabiki tek tip olmaktan bahsetmiyorum, her kişinin kendi özgünlüğünü koruduğu ortak bir algı mümkün.
peygamberlerin düşüncelerinin daha da üzerinde düşünce üretimi var artık. paygemberin üstünde olan tanrımıdır? Yoksa tanrının üzerinde olan insanmıdır? Bu bilinmeyen ancak akla uydurulan ve duygusal düzlemde kabuledilen ‘sanı’ dır ve peygamberlerin icadıdır.
İsa’nın muhammedden farkı nedir ki?
İsa Mesih bizzat Tanrı’nın kendisidir.
(Hristiyan inancına göre)
Muhammed ise Tanrı’nın yüce kullarından biridir.
(İslam inancına göre)
Su akar..
Bir kere din kendi üzerinde “tartışılamaz” ibaresini koymasıyla, daha başlangıçta, insanların beyninde yasak ve tabuları oluşturmuştur. Peki tarihte tüm yaşanılanları tartışabilen bizlere, tarihin belli, hatta büyük bir kısmını tartışmaktan alıkoymayı kabullenmeyi dikte eden bu zihniyetin amacı neydi?
İnananlar, mensubu oldukları dini her yönüyle; ama her yönüyle onaylıyorlar mı? Müslümanlar, Müslüman kasaplarını da onaylıyor mu ya da Hıristiyanlar, Hıristiyan kasaplarını?
Su akar..
Bir dine inanmak demek, onu her yönüyle; ama her yönüyle onaylıyor olmak demektir. Çünkü tartışılmazdır. Sor ki inanan birine, şu neden yasak, cevap: Öyle buyurmuş. Ben inanmayı seçtim, bu durumda gerekenleri yerine getirmeliyim; getirmezsem ne olur; cevap: Cehenneme giderim.
Korkuyla yetiştirilen çocukların, büyüdüklerinde(ya da sadece yetişkin ünvanını aldıklarında), ne tür psikolojik bozukluklulara yol açtığı psikologlar tarafından açıklanmakta.
Soru, neden oruç tutuyorsun, cevap: Bedenimi terbiye etmek için. Peki neden herhangi bir gün değil de bu aylarda, cevap: Öyle buyurmuş.
Hastalandığımdan dolayı, 3 gün oruç tutamadım; şimdi 10 gün tutayım ki garanti olsun.Soru, neyi garantiye almaya çalışıyorsun; cevap: Cenneti.
“Her yönüyle tam Tanrı olmayan bir kurtarıcı öbür ucu yıkık bir köprüye benzer; her yönüyle insan olamayan bir kurtarıcı da beri ucu yıkık olan bir köprüye benzer.”
Bir kurtarıcıya ihtiyaç duyanların doğru kurtarıcıyı görebilmeleri dileğiyle.
Burada gamaronun samimi bir şekilde merak edip sorduğu soru var. En azından ben öyle algıladım. Soruya cevap vermek yerine neden inançlar sorgulanıyor. İnanmamak kadar inanmakta çok doğal bir olgu, her insanın doğasında olan bu olguyu ne psikolojiyle, ne felsefeyle, ne de gelenek – görenek le hiç bir şekilde tanımlayamazsınız. inanmayanların tanımlanamayacağı gibi. İki ucu açık olan bu olguyu konuşup tartışmak iki tarafada hiç birşey kazandırmaz, birde düşünceler karşıya dikte ettirilmeye çalışılıyorsa, ki buda psikolojik baskı demektir bu şekilde kişi sadece kendi çıkmazını, sevgisizliğini, karşısındakinde yok etme çabasından başka bir şey olmuyor. Ayrıca dinleri, peygamberleri ast, üst konumuna getirip yarıştırmak, bu devirde bu zamanda orta çağ zihniyetini hortlatmaktan başka bir şey değil.
Gamaro ( tam diye birşey yoktur, birbirini tamamlayan vardır ) Herşeyde olduğu gibi.
Su akar..
“Tartışılmaz” ibaresi psikolojik baskı olmuyor; ama soru sormak psikolojik baskı mı oluyor:) Ortaçağ zihniyeti(ortaçağ karanlığı) dediğiniz olgu da tam da bu “tartışılımaz” kavramına sahip olan dini sömürürden dolayı yaşanmıştır.
O zihniyet yok olmadıkca bu tartışmalar hep olacaktır levinstayn. Soru sormak, merak etmek, bilmek istemek, tartışma yaratmak anlamına gelmez.
Bir gün insanlar kendini sevmeyi öğrenecektir.
Su akar..
Umarım 🙂 Kim bilir belki iyi bir çocuk olurlarsa bir gün tartışmayı da öğrenebilirler..
Neden olmasın ? hayatta her an her şey olabilir. inanıyorum :))
Venüs merhaba, sevgiyi vurguladığın için teşekkür etmek istedim.
Merhaba janus, ben teşekkür ederim. Hoşgeldin 🙂
Hoşbulduk venüs.
Yazıyı asan gamaro hristiyan mı? Kendisini tanıyormusunuz?
Bu soruyu neden bana soruyorsun janus anlayamadım.
Ben soruyu direkt size sormamıştım. Ama doğru söylüyorsunuz venüs, sitede yeni ve tecrübesiz olmaktan kaynaklı bir yanlış yaptığımı farkettim.
🙂
Hayır janus, ne hiristiyanım ne de hristiyan oldum.
Ama bu sevgisizlikle -ve sırf inat olsun diye- yakında evime İsa’nın resmini asabilirim.Bu arada ben de hoşgeldiniz diyeyim size.
bir hoşgeldin de benden olsun janus 🙂
siteyi epey süredir takip ediyorsun anladığım kadarıyla… ne siteye ne de bizlere yabancı değilsin demektir bu…
ayrıca ben merak ettim;
gamaro’nun diniyle neden bu kadar ilgilendin?
Eski ateistler tövbe ederse müslüman olurlar bizde, adet böyledir. Hatta kuran ile das kapitali tek potada erittiğini iddea edenler bile çıkmıştır. E şimdi hiristiyanlık deyince uymuyor tabi, kafa karışıklığı normaldir:)
İsa roma vesayetinde olan filistinde yaşadı ve öldü. Kendinden sonra kendini anlatan inciller kendileri ibrani olan kişilerce Latince yazıldı. Pavlus bir romalıydı ve mektuplarını LATİNCE yazdı. İznik konsülü romalıydı ve ilk konsensius incili Latince yazıldı. Daha sonra ilk çevrilen incil latinceden GOTçaya olmuştur. (311-382 Ulfilas Got Piskoposu, Batı Gotça İncil Tercümanı)
İlk incil neden yunanca olsun ? Vatikan her zamanki gibi dümen peşinde…
Agnostik sanırım mesajın diğer forum için yazıldı.
Canım buraya yazmak istedi. Vatikan zaten IV. Reich iken.
Pavlus’un mektuplarının ilk yazım dilleri ile ilgili bilgim yok.
Ayrıca apokrif kabul edilen metinler içerisinde Latince yazılmış olanlar olabilir.Ama kilisenin esas aldığı incillerin ilk olarak Latince yazıldığı yönünde birşey okumadım. Çoğu kaynakta grekçeden , bazılarında ibranice/aramice nushalardan bahsedildiğini ve yine bazılarında da “tam bilinmemektedir” şerhinin kullanıldığını gördüm.
Örneğin Walter Ullman ” The Church and The Law In the Earlier Middle Ages” te klisenin esas aldığı dört incilin ilk başta Grekçe ve ibranice metinlerden ibaret olduğunu ve bunların Latinceye St. Jerome tarafından çevrildiğinden bahsediyor. Diğer isimleri de hatırladıkça yazarım ama benzer ifadeler çoktu. Ayrıca St. Jerome’yi hem katoliklerin hem de ortodoksların gözünde bu kadar saygın kılan şeylerden birisinin de yaptığı Latince incil tercümesi olduğunu bir kaç farklı kaynaktan okudum.
(Bu arada, Walter Ullman sanırım bir yahudi (ya da yahudi kökenli) ve eğer Latince üzerinden söylediklerinde gizli bir niyet ve oyun varsa bile, bunun Vatikan’ın dümeni olmaktan çok hiristiyan kutsal kitabının çeviri aşamasında dahi pek çok deformasyona uğradığını vurgulamak yönünde bir anlamı olabilir diye düşünüyorum en fazla. Ki bu da klisenin işine ve dümenine gelen bir durum olmazdı sanırım.)
Ayrıca IV. Reich ile neyi kastettiğini de anlamadım. Ama olsun, o kadarını da anlamayayım. Herkese iyi geceler.
Sn.gamaro öncelikle bahçedeki güller benzetmesi güzel olmuş.Ama insanların bitkiler ve hayvanlardan farklı olarak düşünen varlıklar olması durumu değiştirir.İnsan ahsen-i takvime (en güzel biçime koyma) mazhar yaratılmışdır.Ancak insanlarda tekamül vardır.Bu özellik sebebiyle de bir insan diğer bir insandan üstün veya geri olabilir.İşte peygamberler de tekamülde zirve insanlardır.Bir insanı bir işle görevlendirmek istersen içlerinden en iyi olanını seçersin.Peygamberler de diğer insanlar gibidir.Yapısal farklılık yoktur.Onlar da yerler, içerler,sevinir,üzülürler..
De ki: “Ben, ancak sizin gibi bir insanım.Yalnız bana şu vahyolunuyor:Sizin ilahınız ancak bir ilahtır…(Fussilet 6).Ruhu tekamülün zirvesinde yaşantısı ve fiziki yapısıyla bir insandır.
Bir kutsi hadiste şöyle bildiriliyor.”Ben gizli bir hazine idim.Bilinmek istedim, mahlukatı yarattım.” Bizler bilmememiz gerektiği için bilmiyor olarak yaratılmadık.Aksine bilmek için O gizli hazineyi bulmak için yaratıldık.Bunun için bize bir akıl,bir idrak,bir şuur verilmiş. Akıl bir yer de yetersiz kalınca bizlere yine bizim içimizden bir yol gösterici,bir açıklayıcı,bir rehber gönderilmiş.
Her insan bilmeye uygun yapıdadır.İnsan yaratılırken Rahman insana kendi ruhundan üflemiştir.Bu yönüyle insan rahmani tecellilere açık bir yapıdadır.Yani peygamberlerde olan bir özellik diğer insanlarda da vardır.Ancak her insanda bu özellik farklı inkişaf etmiştir.Peygamberlerin görevi de insanlarda meziyetlerin gelişmesine yardımcı olmaktır.
Hz. İsa da diğer peygamberler gibi etten kemikten bir insandır.Ancak Hz.Adem gibi babasız dünyaya gelmişitir.Bu özelliği sebebiyle ona tanrısallık atfetmek Hz. Adem’e de tanrısallık atfetmek olur. O halde bütün insanlar da tanrı mıdır?(!)
İçinde olduğumuz için bilmediğimiz dışında olan tarafından bilinen bir geleceğe doğru gittiğimizin farkına varsaydık böyle bir tartışmaya girmeye gerek görmezdik. Hiç bir insan kendisi için yarının ne getireceğini bilemez. Peygamberler içinde bu böyledir.
Şüphesizki peygamberler diğer insanlardan farklı yaratılmışlardır. Fakat peygamberler peygamber oluncaya kadar bunu bilmezler. Farklılıkları nedeniyle (bu farklılıklar soyut alanlardadır) diğer insanlardan farklı oldukları fark edilmiş, üstün tutulmuş ya da yerilmiş olabilir. Fakat sonuçta diğerlerinden bir parça farklı olsalar bile en azından fiziksel yönden diğer insanlarla aynıdırlar. Farklılık soyut alanlarda olduğundan peygamberliği maddeye indirgemeye çalışmak son derece hatalıdır. Peygamberlerin maddesel yönden insan oldukları kesindir. Farklılıkları soyut alanlardadır.
” hazineyi bulmak için akıl verilmiş. akıl yetersiz kalınca rehber gönderilmiş.”
oraya yazdığın şeyi okuyup biraz analiz yapamazmısın.
yani tanrı yeterli aklı vermeyi becerememiş;
“tüh bu olmadı bide bunlara rehber gönderelim bakalım ne olacak demiş” öylemi.
sn. ebubekir
eğer soruma cevap yazarsanız lütfen çok uzun yazmayın ve gayet basit net anlaşılır biçimde yazın. çünkü biraz okuma ve anlama özürlüyüm de.
sorum şu: Adem yasak ağacın meyvesinden yemeseydi cennetten kovulmayacakmıydı?
Sn. denge, ebubekir adını kullanmışsınız ama bana söylemek istediniz sanırım.
Allah insana akıl vermiş iman ve imansızlık arasında seçme özgürlüğü tanımış.Bizleri de kendinden haberdar etmek için elçiler göndermiştir.
Adem yasak ağacın meyvesinden yemeseydi cennetten kovulmayacakmıydı?
Bu sorunuza bir alıntıyla cevap vermek istiyorum:
Yazar: Zafer Dergisi, 16-5-2006İnsanın aklını meşgul eden ve zihnini yoran hadiselerden birisi de, Hz. Âdemin cennetten çıkarılışı, dünyaya gönderilişi ve bu hadiseye de şeytanın sebep oluşudur. Bazı kimselerin aklına şöyle bir soru gelmektedir: “Eğer şeytan olmasaydı, Hz. Âdem cennette kalacak ve biz de orada mı bulunacaktık?”
Bu konunun izahında, Cenabı Hakkın, Hz. Âdemi yaratmazdan önce meleklerle olan konuşmasına dikkat edelim. Bakara Suresinde şöyle anlatılmaktadır: “Hani, rabbin meleklere, ben yeryüzünde bir halife yaratacağım dedi. Onlar, Bizler hamdinle sana tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara, sizin bilemeyeceğinizi herhalde ben bilirim dedi.” (Bakara Sûresi, 30)
Ayet-i Kerimenin mealinde de görüldüğü gibi, Cenabı Hak daha Hz. Âdemi yaratmadan önce insan nevini yeryüzünde var edeceğini haber vermektedir. Yani insanların cennette değil de, dünyada yaşayacaklarını bildirmektedir. Şeytanın Hz. Âdemi aldatması, insanın dünyaya gönderilmesine sadece bir sebep olmuştur.
Diğer taraftan, meleklerden farklı olarak insana nefis ve şehevi hisler verilmiştir. Bu hislerin akislerinin görülmesi için insanların dünyaya gönderilmesi, onlara bazı sorumlulukların verilmesi ve bir imtihana tabi tutulması gerekliydi. Ta ki, insan bu imtihan ve tecrübe sonunda ya cennete layık bir kıymet alsın, yahut cehenneme ehil olacak bir vaziyete girsin.
Umarım yeterli olmuştur.
ebubekir adını yanlışlıkla yazmadım. cevap yazdığınız için teşekkürler. ben özellikle ebubekirin cevabını merak ediyordum ama kendisi bilir.
bu adem şeytan olayı çok fazla tutarsızlıklarla dolu. hatta orada yazdığınız ayette bile sıkıntılı bir durum var bence.
meleklerin gaybı bilmesi, Allahın yapmak istediği bir uygulamaya sitem etmeleri falan meleklerin özelliklerine uymuyor sanırım.
adem ve şeytan olayına gelince; ikiside Allah ile direkt muhatap olma durumundalar ve herşey gözlerinin önünde ve buna rağmen Allaha karşı geliyorlar.
bu durumla ilgili yapılan açıklama ise sadece şu: adem nefsine yenildi, şeytan gururuna yenildi.
karşılarında sonsuz güç sahibi olan bir yaratıcıyla direkt muhatap oluyorlar ve buna rağmen Allaha karşı geliyorlar.
birde şu var:
Allah ile direkt muhatap olan adem, ona karşı gelmesine rağmen yinede cennete gidecek; onun işlediği suç yüzünden dünya hayatı ile cezalandırılan insanlık cehenneme gidecek.
bir yerlerden kalmış aklımda, islamik bir metinden; peygamber olacak kişiye önce çekeceği acılar söylenir, kendinden öncekilerin çektiği acılar anlatılır. Seçilen kişi bunu kabul ederse ilan edilir. Demokratik görünüyor…
Tanrı kavramını hristiyan inancında verildiği şekliyle incelemenin diğer dinlere göre çok daha yaratıcı bir zihinsel sürece tekabul ettiğine inanıyorum. Kişi inansın veya inanmasın, ya da dinler tarihini, savaşları filan da bırakalım bir kenara, ama kendi başlarına ele alındıkları halleriyle gerek teslis inancı, gerekse İsa’nın doğasındaki olgunlaşmış estetiği göremeyenleri açıkcası anlayamıyorum. Saçmalık mı? Onun da güzeli makbüldür elbet.
[Samara’dan (the ring) ona inanmadığım halde korkmuştum, baba-oğul-kutsal ruhu ise inanamadığım halde seviyorum. Yok ama, bunun anlaşılmasını filan da beklemiyorum, sadece söyleyip geçiyorum.]
isa’nın doğasında olgunlaşmış estetik derken 2000 yıllık süreci kastediyorsun? Gelinen yerde; barış, sevgi, kardeşlik, esenlik, huzur gibi atfetmeler ve insanlığın günahını yüklenmiş, insanlığa bir şans daha vermiş, aslında günahı saflaştırmış bir tanrı Jesus…
Kazancakis, jesus’dan daha estetik bir tarihsel ürün değil mi? Baba-oğul ve kutsal ruh üçlemesi olmadan o kitap yazılabilir miydi? ( kazancakis-kitap ve yazarlık için gereken her şey)
Hayır, kastetiğim şey barış, sevgi kardeşlik öğretisi filan değil. Kastettiğim şey İsa’nın hem bütünüyle tanrı hem de bütünüyle insan olan doğasının formülizasyonu. Bir küme düşün ki, hem bütün kümeleri kapsayan bir küme olsun, hem de bütün kümeleri kapsamasın ve sadece kapsadığı kümelerden biri olsun. Bu iki özelliğinin birbiriyle olan ilişkisi de (bütün kümeleri kapsamak ve kapsamamak) birleşmez, ayrışmaz ve karışmaz bir fonksiyonla tanımlansın. Bunu daha büyük ölçekte teslis inancı için de düşünebilirsin, ben böyle bir soyutlama, bu soyutlamayı açıklamaya yönelik felsefi girişimler ve ona eşlik eden estetikten bahsediyorum.
gamaro, bu formülazisyon, kaç yüzyıl süren bir hesap kitap sonucu olmuş, beni de ilgilendiren bu… Yoksa sen de varlık olarak kimi zaman bütün kümelerin kümesi olursun bazen bütün kümelerin dışında bütün kümeleri kapsayan tek küme olursun ve hatta o kümenin o kğmeyi yadsıyan elemanı da olursun aynı zaman diliminde…
bütün bunları 2000 yılda insan olarak yapamazdın, şimdi gamaro nickli insan olarak yapabilirsin ya da biz bunu görebiliriz…
her soyutlama bağrında estetiği taşımıyor ama içinde insan geçen bütün soyutlamalar ( insan tanımı dahil) içinde estetiği taşıyor.
buradasın, buradayız…
( bence her insan artık bir peygamber)
Şimdi espri yapıp, “bak hala peygamber diyo İsa için” diyeceğim ama, yok demiyeyim, konu dağılmasın, iyi geceler hepinize:))
yıldızları yere değen çöl gecelerinde insan peygamber de olur, tanrı da olur, insan da…
Sezgisel bilginin yoğunlaştığı, kanalların açıldığı olağanüstü alanlardır çöller.
Ben tanrı’yım diyen hallac-ı Mansur olası isa’dan daha tanrıdır…
( jesus konusundaki kesinsizlik alanlarını havariler, mitoloji, konseyler, teoloji ve bozunmuş anılar doldurur.)
aram inatlaşmanı anlamıyorum, ben zaten kimin hangi kesinsizliği nasıl doldurduğu konumuz olmasın ve kelimeler öyküsüz kalsın diye çabaladıkça sen anımsatmaya çalışıyorsun. Senin gördüğünde benim gözüm yok, ama sen de benim gördüğümü göremezsin. (gülümseme ikonu)
neyse…
“Sn. denge ebu bekir adını” konulu yorum (hikmet.net)’ten alıntıdır.
türkçede -tı son eki ile türetilmiş bütün kelimeler nahoş duygulanımlara açıktır.. Yıkıntı, sıkıntı, sızıntı, tıkıntı..Hikmet abi ne diyo bu abisi yaaa…
Oxymoron tarafından o6/o4/2o10 ‘da gönderilmiş :
“bildiğim biri daha var bu arada, Bülent ….. (soyismini şimdi hatırlamıyorum) adında bir ev kadını … “
Sn Oxymoron ,
galiba bu “Bülent …..” isimli ev kadının soyismi “Çorak” olmalı, ama önismi de “Wedia / Emanetçi” olmalı.
Çünkü Mewlana’nın enkarnesi olduğunu ve birden-bire acaip enteresan şeyler (Bilgi Kitabı) yazmağa başladığını da ilawe etmişsiniz.
İşin bana göre dahada ilginç tarafı o ki; bu konuyu daha çok menfi ve tek-tük müspet yönünden tarassut eden en az
beş-yüz-bin internet sazanı olsun da, buraya tek kelime yorum yazmamış olsun.
Yazan ev kadına, Yazdıranın da aynı isimde adaşı olduğunu ve İkizi gibi göründüğü halde ev kadını olmadığını,
bu internet sazanları arasında bilenler bulunabileceğine dair kuşkulanmaya başladım doğrusu ..
bakalım, göreceğiz (Ğ – Q)
Allah dilediğini dilediği kıyafetin içine yerleştirir.
Peygamberler insanlar için yaratılmışlardır. İnsanlarda peygamberler için. Yumurta mı civciv içindir civcivmi yumurta için. Aynı bunun gibi.
Bir damla suyu düşünelim, bu damladan elektrik üretelim. Hareket ettirdiği alan bir kılı yerinden oynatır. Nehirler düşünelim ürettiği elektrik şehirleri aydınlatır. Peygamberler de böyledir işte. Damlaları ( Bilgi damla olsun) birleştirip nehir haline getirmek, üretilen enerjiden (bilgiler) insanlığı yetiştirmek içindir. Tabiki bazı özel durumları olacak. Hiç damlanın bulunduğu alan ile nehirin bulundu alan bir olurmu? işte insanlar onlara bakıp öğrenip gelişmişler.
Her bir peygamber insanlar için bir öğretmendir. Kutsal değillerdir, su ve topraktan yaradılmışlardır sadece Elçidirler.
Felsefenin son bulduğu nokta…
xenix
Yumurtadan civciv çıkabilir, bu olasılık vardır, olasıdır. Ancak civcivden hiç bir zaman asla ve asla yumurta çıkmaz!…
Bu yazida garip bir berket var 🙂 Hani derler ya “Halil Ibrahim” bereketi diye oyle iste.. “Yilmaz” bir savasci gibi yazmis gamaro. Ellerine saglik diyelim 🙂
konuya gelecek olursak,
“Peygamber” diye adlandirilan insnalar secilmis degil ama kendilerini zorla secilmis sayan insanlardandirlar.hadi Muhammed’i saymiyorum bile, o zaten bir takim zorbalikla peygamberligini ilan etmis ve meditasyon falan yaparak kendi aklina gelenleri vahymis gibi sunmus.. Bu da, olsa olsa secilmis olmak degil, kendini sectirmek olur.
Isa’nin durumu icler acisi gelir bana ve diger peygamberlerden farkli.. O digerlerinden azcik daha fazla secilmis olabilir. Hristiyan dunyasi bile ikiye bolunur onun icin:) Yok efendim aslinda o Tanri’nin kendisiydi, yok yok olur mu Tanri’nin ogluydu… Gerci o uclemede bir de kutsal ruh var ama, baba-ogul-kutsal ruh… Bir de Lut var (ki kendisi benim favori peygamberimdir) yakisikliligiyla anlatilir Peygamberler Tarihi kitabinda… Neyse yani kisaca bu peygaber adamlar secilmis degil, sectirilmislerdir. (falan filan yahu tam da ne yazcagima karar veremdim, anlatabildim herhal 😀 )
G Milat
Yav ben halen merak ediyorum…
Bi şekilde kendisine peygamberlik görevi tebliğ edildiği halde (işte ne bileyim, artık gaipten ses mi duyar, yoksa trans halinde vahy mi alır herneyse) bu işe bulaşmak istemeyen, “ya babacığım gözünü seviim beni bu işlere karıştırma” filan diyen kimse olmamış mıdır?
He he:)