Saygı Göstermek

Merak ettiğim bir konu var.

Bir dini inanca sahip olan kişiler -özellikle İslam dini bu konuda çok hassas-, onların inancına saygı duyulmadığını, oysa saygıda kusur edilmemesi gerektiğini söyleyip duruyorlar.. Hatta nefret suçlarıyla ilgili dahi hiçbir yasa olmayan Anayasamız, dini inanca sahip insanları rencide etmeyi suç sayan bir maddeye sahip.

Peki sizce bunun mantığı tam olarak nedir?

Benim bildiğim kadarıyla saygı ‘güzel, olumlu, faydalı’ bulduğumuz şeylere gösterilir.. Ben her insana saygı göstermek zorunda olmadığım gibi, her ideolojiye, düşünce ve inanç sistemine de saygı göstermek zorunda değilim.

Örneğin kendi adıma konuşursam; küfür etmekten başka bir şey bilmeyen, kendisini diğer tüm insanlardan üstün gören, egosu şişkin insanlardan hoşlanmam.. Bu insanlara hiçbir zaman saygı duymam.

Veya ırkçılık, milliyetçilik gibi ötekileştirici ideolojilere saygı duymam söz konusu bile olamaz.

Sadece bu tür ideolojiler değil kendisine inanmayanlara bir ağız dolusu küfür eden, onların cehennemde odun olacağını söyleyen, inanmayanların bulunduğu yerde öldürülmesini emreden, kadınlara şiddet kullanılmasını tavsiye eden, kendisi gibi olmayanlardan en azından cizye alınmasını şart koşan ve daha bunun gibi onlarca olumsuz durumu içeren bir dini inanca saygı duymak zorunda mıyım?

Aslında saygı sadece olumsuz şeylerden esirgenecek bir şey de değildir.. Yukarıda söylediğim gibi hiçbir faydası olmayan, hatta espiriye meze olacak şeylere de saygı duyulmayabilir.

Örneğin Mormonluk, Scientology gibi saçma sapan inanışlara da saygı duyulmayabilir.. Bu inanışlarla dalga geçilebilir.

Peki siz ne diyorsunuz?.. Sizce karşımızdaki düşünce, inanç ne olursa olsun saygıyı hak eder mi?.. Saygı duyulmalı mıdır?

44 yorum “Saygı Göstermek”

  1. Sevgi tek tarafli olabilir. Ben daglari, karda yurumeyi severim, Jennifer Lopez’i, Hadise’yi severim ama onlarin beni sevmeleri gerekmez.

    Ama saygi karsilikli olur. Sen beni say, ben de seni sayarim. Oyle maliyetine saygi olmaz, bir bedeli olmali ve bedeli vardir.

    Milyonlarca, hatta milyarlarca Budist’in duygularini hice sayarak Afganistan’daki dunya mirasi olan devasa Budist heykellerini bombalarla yok eden Islamin hic kimseden saygi beklemeye hakki yoktur.

    Ama ozur dilerler, yapanlari ortaya cikarir yargilarlar… Eh o zaman biz de esek degiliz ya, kabul eder, saygi gosteririz. Icinde bulundugumuz ortamda Islam saygiyi hak etmemistir.

  2. Temelinin nereye dayalı olduğunu algılamak önemli. Kişilerin inancına saygı ile o inanca, o konuya saygı ayrı şeyler bana göre.

    Örneğin kadın çarşafa girmiştir, allaha inanmış ve bir dini içselleştirmiş kendince yaşıyorsa, bunu bana dayatmıyorsa kadının bireysel hak ve özgürlükleri doğrultusunda saygısızlık etmem kendisine.

    Ve lakin, dinlerin temelinin nereye dayalı olduğunu algım doğrultusunda anlayabildiğim için din olgusuna saygı duymam da gerekmez.. Zira din çok kafa karıştırıcı, kişisel mi yaşanmalı, yoksa toplumu yönlendirme doğrultusunda içindeki ayrıntıları mı incelemeli? Manen bir doyum mu, bu tarafından mı bakmalı? Yoksa….. Çok karışık. Saygı eşiklerim kapanıyor böyle karışımtırak ve dayatıcı durumlara…. Her şeye sayı duymakta bir süre sonra içinden çıkılamaz karmaşıklığı getirir yapıştırır insanın yakasına…

  3. Bu konuda farklı “kafirlerin” çok güzel açıklamaları var. Yani kendim bir şeyler yazmak yerine alıntılar yapayım.

    Okuyanlar hatırlar Dawkins Tanrı Yanılgısı kitabında bu sorun hakkındaki düşüncelerini Haksız İtibar başlığını atarak açıklamış. Douglas Adams’tan falan da çok güzel alıntılar yapmış, buraya aktarmak isterdim ama biraz uzuncana geldi üşendim.

    Sonra aklıma gelen bir de şu var. Pullman romanının hıristiyanlara ofansif gelen başlığı hakkında sorulan bir soruyu cevaplıyor..

    Bu sözünü ettiğim yazarlar konu hakkında bence oldukça doyurucu açıklamalar yapmışlar. Yani zaten bu konuda beni “yetiştiren” kişilerden biri Dawkins onun sözlerinden farklı ne diyebilirim burada. Ve aklımdan gçeen farklı bir düşünce olsa bile, açıkçası bunu dile getirmeye korkuyorum artık. Belki sangre’nin bu başlığı açma sebebi de olabilir; ekşi sözlükteki bir yazarın entry’si. Belki duymuşsunuzdır, aşağıdaki entry yüzünden 1.5 yıl hapsi isteniyordu. Son gelişmeler nedir bilmiyorum, konuyu pek takip edemedim. Dava konusu entry de şu yahu:

    “şimdi saçmalık derken, gereksiz olarak anlaşılmasın, gayet de gereklidir din dediğimiz beyin uyuşturucusu. insanoğlu doğru, yanlış, ahlaki, etik gibi kavramların içinden kendi başına çıkabilecek kapasiteye sahip değildir, bu sebeple eline bir yanlış-doğru rehberinin verilmesi çok da dahiyane bir fikirdir aslında. burada garip olan durum, milyarlarca insanın hala kayıtsız şartsız güncellenmemiş ve fantastik masallar silsilesi halinde bulunan bu dinlere inanıyor olmasıdır. bundan daha da garip olanı, bu insanların inanmayana acıyan gözlerle bakması, ve saçma sapan argümanlarla kanıt olduğunu iddia ettiği bir takım görüşlerin diğerlerinin aklına yatmadığı için onların zekasını aşağılamasıdır. güzel kardeşim, tamam sen inan, saygım var. hatta bak şimdi bir ay ben senin tacizlerine maruz kalmamak için sikimde olmamasına rağmen ortalık yerde yeme içme özgürlüğümden feragat edeceğim, sene boyu sabahın beşinde ezan sesiyle uyanmak zorunda kalıyorum, din odaklı yönetimlerin akıl almaz icraatlarının sonuçlarına katlanmak durumundayım, bunları düzeltmek için yapabileceğim birşey de yok, kabul. ama benim bir saçmalığa inanmamam, sırf sen inanıyorsun diye beni aşağılama, kendinden alt seviyede görme hakkını sana vermez. “bak ne kadar mükemmel bir kainat, kusursuz bir sistem, bunu allah yaratmadıysa başka nasıl olabilir” gerizekalılığındaki bir yaklaşımla “bu kainat zumbak tarafından yaratılmıştır, yoksa nasıl olabilirdi” şeklindeki bir yaklaşım arasında bir çokları için en ufak bir fark yoktur, ikisi de ispatlanamaz, ikisi de bilinmeyene bir açıklama getirmek için ortaya atılmış düşüncelerdir. işte düşünmeden inananların* bu kadar net ve basit bir gerçeği anlayamıyor olmaları, dinin saçmalık olduğunun en net ve basit ispatıdır.”

  4. Sevgili Kaptan, ekşi sözlük yazarı hakkındaki dava İstanbul Sulh Ceza Mahkemesi’ne açıldı. Ancak davanın görülmesine henüz başlanmadı. Daha önce çeşitli yorumlarımdan söz ettiğim gibi bu kişiye karşı Taraf yazarı Mehmet Baransu, dininin aşağılanmasına izin veremeyeceği şeklinde bir yaygara kopararak twitter’de bir kampanya başlattı. Bununla da yetinmedi, savcılığa bir suç duyurusunda bulundu. Ekşi sözlüğün kapatılmasını istiyordu. Son durum şimdilik bu.
    Kardan adamın sözlerine katılıyorum bende. Saygı karşılıklı bir duruştur. Ülkemizde ateistlere saygı duyulmadığını düşünüyorum. Hatta agnostiklere de. Ama hep ütopik amaçlarım olmuştur; mesela farklı farklı çeşit çeşit fikir, inanç, düşüncedeki insanların birbirlerinin özgürlükleri için mücadele etmeleri gibi..

  5. Marksizm için sapık ideoloji derken güzel oluyo ama.

  6. Ben kişilerin inanma haklarına saygı duyarım, fakat inandıkları şeylere saygı duymam. Eğer inandıkları şey eylemlerinde diğer insanların haklarına engel oluyorsa saygı duymak bir yana karşısında olurum.

    xenix: Takiplerim

  7. Kuran’dan ayetler okuyup, arada -yalandan- ağlayan şeyh, Suudi Arabistanlı blog yazarı Hamza Kaşgari’nin Muhammed’e yönelik olarak yazdığı “Senin hakkında sevdiğim şeyler de var nefret ettiğim şeyler de… Ayrıca senin hakkında anlayamadığım çok şey var. O yüzden senin için bu gece dua etmeyeceğim” vb. twitleri nedeniyle öldürülmesi için milyonlarca Suudi’yi böyle yönlendiriyor.

    link to haber.gazetevatan.com

  8. xenix tarafından Pzt, 13/02/2012 – 00:28 tarihinde gönderildi.

    Ben kişilerin inanma haklarına saygı duyarım, fakat inandıkları şeylere saygı duymam. Eğer inandıkları şey eylemlerinde diğer insanların haklarına engel oluyorsa saygı duymak bir yana karşısında olurum.

    İnsanın düşünce edimlerinde daha ifa edilmezden önce bir suç yoktur.
    Eylem suçun kendisidir ve benim düşünceme göre suçu oluşturan düşünce felsefesi değil PSİKOLOJİLERDİR. Bazı felsefelerin, düşünce akımlarının suç olduğunu öngörmek de bir suçtur.

    Xenix’in düşüncesini ele aldığımızda,
    O halde bazı örgütlü grupların, bir diğer grubu “kötü” diye yeryüzünden silmek istemesi tam anlamıyla suçtur. Buna liberalizm de dahildir. Zira hak sadece senin için bir HAK haline gelecektir. “Başkasının hakkını savunuyorum” savı, kendi hakkınızın başladığı bir yerde her an fos çıkabilir aman dikkat…

  9. Aptallara göre insanlar; Irk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, din ve dil başta olmak üzere 8’den fazla kategoriye ayrılırlar. Halbuki olay bu kadar komplike değildir!

    İnsanlar sadece 2’ye ayrılırlar: İyi insanlar ve kötü insanlar..!

    • Albert Einstein

    Bana sorarsanız iyi ve kötü insan diye ayırmak da hata.

    xenix: Takiplerim

  10. Aptalları yokedelim diyorsun yani… 🙂

  11. Öncelikle örnekler için teşekkür ederim.. Bireysel bir tavır olarak ‘saygı duymanın’ bu tür ideolojilerden veya inanç sistemlerinden neden esirgenebildiğine dair somut, pratik örnekler olmuş..

    İkinci bir tartışma konusunu Xenix ve oikos birlikte açmışlar.

    Bireysel bir tavırdan ziyade, bir merkezi devlet örgütlenmesinin her hangi bir düşünce veya inanca ‘saygı duyması’ veya ‘saygı duymaması/kanunen yasaklaması’ mümkün olabilir mi?

    Tamam, bireysel olarak herkes istediği tavrı alabilir.. Herkesin değerli bulduğu görüşler, inançlar farklı farklıdır.. X inancına saygı duyuyorken, Y inancına kati suretle saygı duymayabilir.. Bu sorunu çözdük.

    Peki kamunun, merkezi devletin bu tür bir görüşü olabilir mi?.. ”Şu şu şu ideolojiler veya inançlar topluma zararlıdır ve yasaklanmalıdır” diyebilir mi?

    Bildiğim kadarıyla bu konuda 2 farklı görüş var;

    Birinci görüş yukarıda oikos’un da değindiği, daha ‘liberal’ bir görüş.

    Buna göre, ”Bir insanın özgürlüğü/hakları, diğer insanın özgürlüğünü kısıtladığı yerde sonra erer”.. Yani bir düşünce veya inanca (siyasi düşünce veya dini inanç) sahip insan/örgüt, diğer insanların özgürlüğünü kısıtladığı yerde ‘suç’ işlemiş olur.

    Dikkat edilirse burada bir ‘eylemlilik’ hali vardır.. Bahsi geçen inanca sahip insanlar, sadece eyleme geçtikleri anda ‘suç’ işlemiş oluyorlar.. Bunun dışında, ideolojiyi veya inancı eyleme geçmedikleri taktirde istedikleri gibi savunabilirler.. Hiçbir suç teşkil etmez.

    Batı hukukunda her ne kadar bu düşünce egemen olsa bile, bu görüşe aykırı maddeler ve yargı kararları da vardır.

    İkinci görüş daha çok ‘sol’ tarafından savunulan bir görüş.

    Bu görüşe göre ‘suç’, eylem anında başlamaz.. Daha öncesinde, o düşünce savunulduğu anda başlar.

    Örneğin Norveç’te, Sosyalist Parti’nin gençlik koluna yönelik tek bir kişi tarafından saldırı gerçekleştirilmişti.. Ve 1oo kişiye yakın genç öldürüldü.

    Daha sonra ise bu kişinin aşırı sağcı, İslam düşmanı, milliyetçilikten ziyade Batılı değerlere kökten bağlı ve azınlıklara yönelik ötekileştirici bir inanca sahip olduğu anlaşıldı.

    ‘Sol’ görüş böyle bir örnek karşısında diyor ki; Bu saldırıyı gerçekleştiren kişinin eyleme geçtikten sonra, insanları katlettikten sonra durdurulması, cezalandırılması anlamlı değil.. Eğer bu kişinin, saldırıyı gerçekleştirmesine neden olan ideolojisi, inancı engellenirse, o zaman bir başarı sağlayabiliriz.. Ve bu tür saldırıların önüne geçer, engelleyebiliriz.. İş işten geçtikten sonra devletin müdahale etmesi doğru değil.

    Örneğin, ‘insanlığa yönelik suçların’ savunulmasına yaptırım kararı da yukarıdaki görüşün bir sonucudur.. Mesela Yahudi veya Ermeni soykırımını tartışmak, Nazi sembolleri taşımak, alenen ırkçılık yapmak vb. tavırlar çeşitli ülkelerde ‘suç’ olarak kabul ediliyor.. Dikkat edilirse burada bir eylemlilik halinin dışında, bir görüşü savunmaktan dolayı ceza verme durumu var.

    Avrupa’nın bir çok ülkesinde ‘nefret suçu’ olarak kabul edilen yasalar var.

    Eskiden ‘liberal’ bir görüşü savunduğum için, ilk yazdığım tavrı daha anlamlı bulurdum.. Tüm inançların aynı oranda saygı görmesi gerektiğini, hiçbirinin birbirinden bir farkı olmadığını, bir düşünceyi yasaklamanın devletin kendini Tanrı yerine koyması anlamına geldiğini savunuyordum.

    Fakat şu anda ‘sol’ bir bakış açım olduğu için aynı görüşte değilim.. Nefret suçlarının, eyleme geçilmesini beklemeden cezalandırılması gerektiğini düşünüyorum.

    Siz de bu konuda düşündüklerinizi yazarsanız, sevinirim.

  12. Bir cocugun bir internet sitesine yadigi dusuncelerinden dolayi olume mahkum edilmesi yeryuzunde yalnizca islami inanc sahiplerince olur. Siyasi yargiyi bu siniflandirmanin disinda tutuyorum.

    Kendinden baska hic bir deger tanimayan bu inanca neden saygi duyalim?
    Inkar edeni oldur, karikatur yapani oldur, roman yazani oldur, Buda heykellerini bombala ve sonra “Hey! Bana saygi duy!”

    Yok oyle yagma. Ne gaa ekmek o gaa kofte. Yok sana saygi. Bu zihniyetin insanliktan sonsuza dek silinmesi sevaptir.

  13. kendi kendinize gelin güvey olmayin,genelde din,özelde islamin kimseden saygi bekledigi falan yok:) kabul eden eder etmeyen etmez kime ne ?

    elbette

    müslümanlik
    hristiyanlik
    musevilik

    vs.

    adina suc isleyenlere saygi duyulmaz cezalandirilir..

    nasil ki,bir sahsin isledigi sucdan bir baskasi sorumlu degilse,din de inanirin yaptiklarin dan sorumlu degil..

    evrensel hukuk diye birsey var ne cabuk unuttunuz:)

    slm.

  14. Kendi hakkınızın başladığı noktada başkasının hakkının feshedilmesi gerektiği görüşü klasik liberalizmle başlamıştır demek yanlış olmaz.. Özellikle kişisel hakların sınırı başkasının hakkının başladığı yerde bitmesi düşüncesi, iktisata yön veren en önemli “liberal” düşüncelerden birisidir.

    “”Başkasının hakkını savunuyorum” savı, kendi hakkınızın başladığı bir yerde her an fos çıkabilir aman dikkat…” diyerek oik0s bu klasik fikre işaret etmiş gibi görünüyor.

    Marx, kendisinden evvelki iktisatçıları klasik iktisatçılar olarak tanımlar. A.Smith ve J.S. Mill arasına denk gelen klasik iktisatçılar, bireysel özgürlüğün ancak karşılıklı saygı ve feragat ile mümkün olabileceği kanısındaydılar.Bu yüzden de bireyin kısıtlanmasını, -saygı ve fayda kapsamında- diğer bir bireyin özgürlüğünün başladığı yer olarak tanımlarlar. Yani, A kişisinin özgürlüğü B kişisinin özgürlüğünün başladığı yerde biter. Fizyokratlarla temelleri atılan bu düşünce sonrasında merkantalistlerle gelişir ve klasik liberal görüşü oluşturur.

    Bana göre, kişisel hak ve saygı ancak hak edene verilir. Hitler’e sırf insan diye saygı gösterecek değilim. Veyahut bir dini dayatana “olsun o da onun görüşüdür” diyemem.

    Marxist görüş ile birlikte birçok farklı temeldeki (Stalinist, Troçkist vs gibi) sosyalizm anlayışında da her görüşe aynı hak verilip saygı gösterilmez.

  15. İnsan kendi fikirleriyle dünyaya gelir. Aman dikkat edeyim de x kişi hatta “tanrı” beni sevsin diye çaba göstermesi illa beklenemez. Uyuşmazlıkların nedeni beklentilerdir zaten…

    Beklenti demişken;

    Saygı demiştiniz galiba… Tam bu noktada insanoğlu tam tekmil güçleriyle! yargılamaya başlar.

    Xenix “aptallığı” yargılarken karşısında hiçbir zaman bulamayacağı değirmenlere savaş açacaktır. Fakat bir türlü değirmen bulamayınca yargılayacak bir “aptal” mutlaka bulacaktır. Nihayi sonda yargılanacak İnsandır. Bir diğerinin her ne sebeple olsun bir diğerini tahakküm altına alması…

    Hep böyle olagelmiştir.

    Kuşu böceği hayvanı severim.

    Bi dakka hamamböceğini ezdin… “Olsun” o haketti.

    Sevgili sonsuz neredeydi o hani herkesin tek tip olduğu çizgifilm…

  16. Taleban, Afganistan’da Bamyan’daki arkeolojik degeri olan 50metre yuksekligindeki iki Buda heykelini toplarla yikti. Bu yapilan, sayilari bir milyari bulan Budistlere resmen hakaretti ve hicbir Islam ulemasi bu olaydan dolayi ozur dilemedi. Ama hicbir Budist, Islam dunyasinin yaptigi samatayi gostermedi, onlara misilleme yapmadi. Kendi yuce Budist duzeylerine yakisir protestolar duzenledi. Islam kendi itibarini kendi asagiladi.

    Web sitelerinde, yoldan gecen sivillerin yakalanip, Allahu Ekber sesleri arasinda kafalarinin kesilmelerini yine milyarlarca insan dehsetle izledi. Islam milyarlarca insan nezdinde, ozellikle de yarinin buyukleri arasinda kendi itibarini alabildigine asagiladi. Ama hic kimse Islam dunyasina karsi, onlarin duzeyinde misillemede bulunmadi.

    Kafkas’larda, bir okulu basan Islam savascilarinin oldurdugu okul cocuklarini butun dunya dehsetle izledi. Ama hic kimse Islam dunyasina karsi asagilik misillemede bulunmadi. Yine TV haberlerinde dugun evine, carsiya, trenlere, metroya bomba koyan, bir suru masumu olduren Islam teroristlerini butun dunya nefretle izledi. Ama hic kimse Islam dunyasina karsi misillemede bulunmadi.

    Iran Islam Cumhuriyeti Devlet Baskani Ayetullah Humeyni bir Cuma vaazinda “su onbir sey mundardir: sidik, bok, sperm, gayri Muslim kadin ve erkekler, diskisini yiyen devenin sutu….” Diyerek, butun nimetlerinden, biliminden, teknolojisinden, sanatindan ve uygarligindan faydalandigi Hiristiyan dunyasini ve oteki din mensuplarini bok seviyesine koydu. Ama hic kimse de kalkip onlara misillemede bulunmadi, Iran elciliklerini yakmadi.

    Kucucuk bir ulkenin, kucuk bir gazetesinde yayinlanan Muhammed’in karikaturleri icin Islam dunyasinin tepkisi, simarikca bir gosteriden baska bir sey degildir.

    Saygi duyulacak inanc var, duyulmayacak inanc var. Toreye inananlarin basi kel mi? Torelerine uyup kizlarini olduruyorlar diye tore inancina da saygi mi duyalim? Ya da sizin deyiminizle tore iyidir ama oldurenler kotudur mu diyelim?

  17. “İnsan kendi fikirleriyle dünyaya gelir.”

    Nasıl yani? Herkes müslüman doğar, herkes fenerbahçeli doğar gibi bir şey mi bu?

    “Xenix “aptallığı” yargılarken karşısında hiçbir zaman bulamayacağı değirmenlere savaş açacaktır. Fakat bir türlü değirmen bulamayınca yargılayacak bir “aptal” mutlaka bulacaktır.”

    Elbette ortada bir aptallık varsa, aptallığı yapan da vardır. Ama hedefimiz veya düşmanımız bu kişi değil bu kişinin yaptıklarıdır. En azından benim düşmanım kişiler değil. Kişileri yargılamam, yaptıklarını yargılarım.

    xenix: Takiplerim

  18. Sanırım Kardan Adam yazmıştı, yıkılan Buda heykelleri ile ilgili.

    “Afganistan’da NATO bünyesinde görev yapan askerlerin, dini içerikli kitaplarla birlikte Kur’an-ı Kerim de yaktıklarının ortaya çıkması sonrasında ABD askeri üssü önünde gösteri yapılıyor. Askeri üssü taşlayan göstericiler arasında yaralananlar var. ISAF’ın ABD’li komutanı ‘Kur’an’ yakma olayından dolayı özür diledi.”

    İşte inanca saygı böyle bir şey. Kendisi yapınca bir şey yok kendine yapılınca saygı ister.

  19. Ah sonsuuzz! Cahil cüheladan — varsa Tanrı– dindaş, kandaştan korusun bizleri! Dinciliğin diğer adı da hodbinliktir. Hodbin bunlar, hodbin. Neymiş kitabı yakmışlar, kutsal falan! Binlerce yıllık kültür kalıntılarını, put diye, kafirlik diye yıkarsan yarın öbür gün senden beteri de çıkar. Saygıda kesinlikle karşılık var yani… get it?

  20. İç sesim diyo ki; Nibu birini asmış da gelmiş.

    He he:)

  21. Buda Heykeli put sayildi, ki aslinda degildi, yalnizca bir heykeldi.
    Diyelim ki put.
    Eskiden Kabe’de de putlar vardi. Onlar adi ustunde put

    Isa heykeli de puttur
    Kabe de bir puttur
    Kuran da bir puttur
    Hem de tabudurlar

    Inananlarin tavaf ettigi Kabe ile Buda heykeli arasinda icerik bakimindan bir fark var mi?
    Benim Putuma saygi goster, seninkini ….

    Butun dunya televizyonlarinda Incil ile dalga gecen komedi programlari yapilir. Hristiyanligin baskenti Roma’da Italyan devlet televizyonunda Roberto Benigni adinda bir sinema sanatcisi her hafta elinde Incil ile cikip, bir pasaj okur ve yorumlar, herkes kahkahayla guler. Kimse de Benigni’yi olume mahkum etmedi. Ama biri Muhammed karikaturu yapinca olume mahkum edilir. Neden biliyor musunuz? Bosuna dusunmeyin bulamazsiniz. Hadi sizi uzmeden soyleyim:

    Cunku Muhammed ve oun kurdugu din korunmaya muhtac birer zavallidir da ondan. Acikca tartismaya acarsaniz ruzgarda dagilan toz gibi kaybolur gider. Iste bu yuzden kendileri hakaret ederken karsiliksiz saygi beklerler.
    Yani olmak ya da olmamak…

  22. Kardan adam yazdi;”..Inananlarin tavaf ettigi Kabe ile Buda heykeli arasinda icerik bakimindan bir fark var mi?..”

    peki

    kabe/buda ile MOZELE/ANIT arasinda bir fark varmi ?

    Kardan Adam,putperest ve put arasinda ki iliski medet ummak,birinden veya birseyden yardim beklemek degil mi ?

    koca koca adamlarin/prof´larin olusturulan kural ve ritüel´e bagli kalarak,kutsallik atfederek atatürk ve nutuk´dan medet ummalari,yardim beklemeleri atatürk´ü, (anit/büst/heykel) bir put kategorisine dahil etmiyormu ?

    tartisilAmaz,elesetirilEmez,sahsa özel kanunla korunmasi o konuya girmiyorum..ayrica,kuran/muhammed özel kanunla korunmuyor:))

    her insan da az veya cok abarti (fetiszm) vardir sorumlulugu da kendisine aittir:)

    slm.

  23. Diğer birçok isim gibi M. Kemal ATATÜRK de diğer ulusların inançlarına, milli değerlerine karşı son derece saygılı, peygamber vasıflarının hepsini barındıran muhteşem bir zihinsel zirve örneğiydi. :))

    Saygı konusunda bu kişilerin yaşamları, düşünceleri ve izledikleri yol, yeterli göstergeleri bulabileceğimiz izlekler toplamıdır.

    Putperestliğin en korkunç olanı bir kavramın karşısında dururken -akılcı, eleştirel sorgulama- dan uzaklaşıp bütün akılcı yaklaşımları da kullanarak saldırgan ve ajitatif bir zihin niteliğine yakalanmış olma halidir.

    Dünyanın en büyük entellektüeli de tayyip ve fetullah bence. Kabul edin artık şu adamları. :))

  24. Ebubekir

    hersey yazili kanunlarla olmuyor . Fanatik Islam taraftarlari kendinde birilerini idam etme yetkisi goruyor ,ve ediyor da,ne adina ise . Hic bir kisinin Ataturk gerekcesi ile idam veya katledildigi olmamistir .

    “kendi kendinize gelin güvey olmayin,genelde din,özelde islamin kimseden saygi bekledigi falan yok:) kabul eden eder etmeyen etmez kime ne ?” demissin ya hakli olmani nekadar isterdim..

    Tam tesine bir dilenci sirretligi ile saygi bekliyorlar.. maalesef .. aci… cirkin.. ama gercek

  25. Muhammed Kabedeki putlari ve Kara Tasi kirdiktan sonra Kabeyi yikmayi, boylece Cahiliyedeki eski Ismailiye Dinine ait izleri tamamen ortadan kaldirmayi dusunuyormus. Bunun icin uygun bir zaman kolluyor ve bu konuda kendine yol gosterecek bir Ayet bekliyormus. Gerci Muslumanlarin da Kabe ziyareti yapacagini bildiren birkac Ayet vardi ama, bunlar gecici nitelikte, taktik amacli Ayetlerdi. Gencliginde Muhammed de bir kez put Uzza ya kurban kesmisti ama artik o donem geride kalmisti.
    Muhammedin Kabe ziyaretini kapamasi sonucu Cahiliyede turistik ziyaretin ve buna bagli ticaretin durmasi uzerine esnafta sikayetler, homurdanmalar baslamisti. Sikayetci olanlar yalnizca Cahiliye esnafi degildi, etraftaki kasaba ve koylerden de ziyaret ve ticaret icin Cahiliyeye gelen kalmamisti, baska pazarlara yonelmislerdi. Cahiliyede piyasanin durmasi Yatrib ve Taif piyasalarini canlandirmisti.
    Askerler Cahiliyeye yerlesmisler, artan nufusa yetecek konut alani sorunu ortaya cikmisti. Engebeli bir arazi yapisina sahip olan kentte konut talebinin birdenbire artmasi insaat ve arsa maliyetlerini yukseltmis, bu da insaat karaborsasina neden olmustu. Misirli ve Filistinli muteahhitler firsati ganimet bilip vurgun vuruyorlardi. Askerlerin cogu cadirda yasamaktaysa da modaya uyup birer ev edinmek istiyorlardi ve ellerinde savas ganimetlerinden kalma bol paralari vardi.
    Domuz etinin yasaklanmasi yuzunden kacak domuz eti karaborsada dort misline firlamis, koyun eti henuz pazara girememis, kolay bulunamiyor, bulunan da cok pahali, deve eti almis basini gidiyordu. Artik soyacak kervan da kalmadi, kendi kervanlarini soyacak degillerdi. Piyasadaki durgunlugun uzerine bir de hayat pahaliligi eklenince, Cahiliyede yeni kurulan din daha rayina oturmadan yok olma tehlikesiyle karsi karsiya gelmisti.
    Durumun vehameti uzerine, Allah Muhammede Hac Suresini indirip Kabenin itibarini iade etmis. Bundan boyle namaz kilarken Kuduse degil, Kabeye doneceklerdi. Bu kadarla da kalmadi, eski doneme ait ne kadar gelenek varsa, butun detaylariyla aynen Islamiyete aktarildi. Hac, umre, tavaf, kurban kesmek, bayram yapmak gibi. Bu arada, Kuranda yazmasa da Kara Tasin da itibari iade edilmisti.
    Namazin ne yone kilinacagi hep sorun olagelmisti. Ilk donemlerde rastgele bir yone donup namaz kilarken, Muhammed Hicret etmeden once Kabeye yonelip aynen Cahiliyeliler gibi ibadet etmis ama Nihayet gercegi kabul edip Islamiyeti biraktin, Ismailiye dinine geri dondun ha? diyen Cahiliyelilere ne diyecegini bilememisti. Yatripte yeni gelen bir Ayet uyarinca Kuduse donulmesini soyledi, ama bu sefer de Museviler dalga gecmeye basladilar. Bunun uzerine bir sure Kibleteyne (Iki Kibleli Mescit) donmuslerdi. Neyse bu son Ayetle artik nereye yoneleceklerini bilmis olacaklardi.
    Cahiliyeliler hem Ukaz Panayirinin, hem Maskeli Karnavalin hem de Yillik Siir Yarismasinin gelenek olarak devam etmesi icin cok caba sarfettiler, cok yalvardilar ama Muhammed bunlara siddetle karsi cikti. Cunku Ukaz Panayirinin bir devami olan Maskeli Karnavala ait unutamayacagi kotu anilari vardi, ozanlardan ise nefret ediyordu.
    Bu son yenilikler Yatribi olumsuz yonde etkilemisti. Muhammedin olumunden sonra bazi Yatribliler ve Cahiliyeli olmayan kabileler Kabeye yonelmeyi dogru bulmayip Kuduse donerek namaz kilmakta israr ediyorlar, Hac suresinin gecerliliginden suphe ediyorlardi. Giderek tum Kuran tartisilmaya baslamisti.
    Yatribin pazari tekrar Cahiliyeye kaptirmasi uzerine uzulmesinler diye adini degistirip Medinei Munevveriye (Aydinlar Kenti) yapmislar. Bu arada Cahiliyenin adi da degistirilip Mekkeyi Mukerremiye (Kutsallikla Donatilmis) yapilmis.
    Evet sayin Ebubekir, Kabe de Kara Tas ta birer puttur. Anit Kabire ve heykellere gelince, her ne kadar gereksiz gorsem de kimsenin oralarda ve onalar ibadet etmedigini dikkate alirsak put degildir.

  26. Hangi resimlerin sınırı aştığı hangilerinin aşmadığını tartıştığımız günlerde, yakın zamanda ‘Dine saygı göstermek’ ile ilgili bir tartışma twitter üzerinden sürmüştü.

    Fazıl Say’ı ulusalcı-kemalist reflekslerinden dolayı pek sevmezsem de, büyük bir piyanist olduğu tartışılmaz.

    Kendisi twitter’da 1000 yıllık bir Hayyam dörtlüğü paylaştığı için neredeyse linç edildi. (‘Cennet-i ala meyhane mi, kerhane mi?’ dörtlüğünden bahsediyorum.)

    AKP vekili Şamil Tayyar, Fazıl Say’a ‘Sen hangi kerhanede doğdun?’ diyerek hakaret etti.

    Bir kaç link;

    link to internethaber.com

    link to blog.milliyet.com.tr

    İşin daha da vahim yanı, bu dörtlüğü Hayyam yazdığı için savunmaya çalışmamız.. Dörtlüğün, sırf Hayyam yazmış olmasından dolayı herhangi bir sorun oluşturmaması.

    Yani Fazıl Say yazsaydı sorun olacaktı, ama Hayyam yazınca olmuyor.

    Bazı yobaz, dincilerin yumuşamasına vesile olan bir durum bu.. Hayyam ismini duyunca ‘Düşünce Özgürlüğü’ ve ‘Eleştiri’ diyebiliyorlar.. Ama Fazıl Say veya Sangre yazmışsa, linç edilebilir hale gelebiliyorlar.

    Bu durum ne kadar şekilci bir toplum olduğumuzu da bir kere daha hatırlatıyor bize.

    Not; Sanırım başlığa koyduğum karikatürün sitesinde sorun olduğu için başlıkta da görülmüyor.

  27. “Yani Fazıl Say yazsaydı sorun olacaktı, ama Hayyam yazınca olmuyor.

    Bazı yobaz, dincilerin yumuşamasına vesile olan bir durum bu.. Hayyam ismini duyunca ‘Düşünce Özgürlüğü’ ve ‘Eleştiri’ diyebiliyorlar.. Ama Fazıl Say veya Sangre yazmışsa, linç edilebilir hale gelebiliyorlar.”

    “Güçleri” yetmiyor. Yetse Hayyam’a da derler. Onun için kıvır babam kıvır, eleştiriymiş :)) Adam cennete kerhane diyor daha ne desin?!

  28. Doğru kelime tahammüldür.
    Saygı göstermiyorum, tahammül ediyorum.

  29. “Adam cennete kerhane diyor daha ne desin?!”

    diye yazmıştım ama, bugün Murat BARDAKÇI köşe yazısında Ömer Hayyam‘ın piyanistin twit’inde söylediği bir sözü, rübaisi, şiiri, hattâ tek bir satırı yoktur! Hayyam rübailerinin içerisinde “Sen meyhaneci misin?” yahut “Kerhaneci misin?” gibisinden bir ifade geçmez, bulamazsınız. Rübailerin ne Farsça’larında, ne batı dillerine ne de Türkçe’ye yapılmış tercümelerinde böyle bir ifadeye rastlanmaz!
    diyor.

    Al sana bi yanbegi daha.

    yanbegi*=handikap, problem

  30. saygı talep edildiği ve beklendiği sürece saygı olmaktan çıkar yandaşlığa/kıyakçılığa/yavşaklığa dönüşür.

    saygın olan zaten saygı dilenmez, talep etmez.

    nerede bir “saygı göster” ya da “saygı gösterme” diyen vardır…

    …beleşçidir, saygın olmayandır, koftur.

  31. sangre nicin kizar,parcuket niye öfkelenir ?

    tepkinizi abartili buluyorum cünkü fazil say rüzgar ekmis firtina biciyor zaten “ben ateistim diger yarisini bilmem” diyerek köseye cekilmis:)

    Cennet (Arapça) :

    “…ölmüş insanların sonraki yaşamda varoluşlarını devam ettirdiklerine inanılan soyut diyara verilen isimdir.

    Arapça bir sözcük olan Cennet, “Bahçe” anlamına gelmektedir……” (Vikipedi)

    fazil say,
    ömer hayyam´in dörtlügünden cesaret alarak devam etmis döktürmeye,”Bilmem farkettiniz mi ama nerde yavşak adi magazinci hırsız şaklaban varsa hepsi allahçı, bu bir paradoks mu?………” (haber3.com)

    ve

    AKP vekili Şamil cevap vermis;”..“Kuran’ın secmeli ders olmasına içerleyip kutsal kitabımız ve ezana küfreden insan kılığındaki Fazil Say, hangi kerhanede dünyaya geldi……”

    fazil say´a, hangi bahcede/cennet de dogdugu sorulmus ne var bunda ?

    sangre´nin,”..Fazıl Say’ı ulusalcı-kemalist reflekslerinden dolayı pek sevmezsem de…” dedigi zikri ve fikri malum gerici tipolojiyi muhatap almaya degmez birakacaksin taptiklariyla mutlu olsun:)

    slm.

  32. Sangre,
    sen düşünce özgürlüğü derken herkesin birbirine hakaret etmesini mi anlıyorsun? Bence Fazıl Say, bir karara tepki verirken aynı tepkiyi -şamil tayyar- alacağını hesaba katmıştır. Say, gerici bulduğu bir anlayışla bu şekilde sözler sarf ederse elbette karşılığı da hakaret olur. Ömer Hayyam deyince elbette hakaret olmaz. Niye?
    Bir kere Ömer Hayyam şair ve filozoftur. Tartışmalı dörtlüğünde ince, zeka dolu fikirlerini yansıtır. Bir kişiyi hedef aldığını zannetmiyorum, bir fikri hedef almıştır. Fazıl Sayda bir fikri eleştiriyordur diyelim ancak sosyal bir ağda bunu paylaştığında, şöhretinden dolayı onun sözleri elbette karşıt fikirlerin tepkisini çeker. Eğer bir kişiyi kastederek söylemişse de o kişi Hayyam’ın sözleriyle bana hakaret etti diyerek savcılığa şikayet edebilir.
    Ben ateistim diye hep doğru söylüyor, doğru mu yapıyorum? Hukukta, ne benim onların benim düşüncelerime, nede onların benim düşüncelerime hakaret etme hakkı tanınır. Teoride böyledir, “bir ateistin bir dinciye fikirlerim aşağılanıyor” şeklinde bir dava açtığını henüz duymadım.

  33. Spartacus, neyi eleştirdiğini anlamadım.

    Fazıl Say’a gelen tepkiler ezan okuyan müezzin hakkında yazdıkları ve Hayyam’ın bir rubaisini, dörtlüğünü paylaşmasından sonra gerçekleşti.

    Bunun dışında bir hakaret ettiyse, bir şey yazmışsa, bu konu dışı.. Bizi ilgilendirmiyor.

    Bir konuya tepki vermenin karşılığı bir ağız dolusu hakaret ve bir vekilin ‘Sen hangi kerhanede doğdun?’ sorusu olamaz.. Toplum tarafından farklı bir tepki gelseydi, ben buraya konuyu aktarıyor olmazdım zaten.

    Bir konu tartışılırken kişilerin şöhretleri, bulundukları konumları tartışılan konudan bağımsızdır.

    Ömer Hayyam filozof olduğu için bu dörtlüğü yazabiliyor da, Fazıl Say muhalif olduğu için veya Sangre işsiz/öğrenci olduğu için bu dörtlüğü yazamıyorsa, burada çok ciddi bir sorun var demektir.

    Elbette insan bir şey söylemişse veya yazmışsa, karşıt fikirliler tarafından tepki olacaktır.. Biz olamaz mı dedik?

    Fakat bu tepkiler hakaret boyutunda, ‘Sen hangi kerhanede doğdun?’ şeklinde oluyorsa, buna normal bir şekilde bakılmaz.

    Zaten buradaki tepkim de, düşünce özgürlüğünün hakareti kapsamadığını belirtmek içindi.. Eğer düşünce özgürlüğünden anladığım şey hakaret etme olsaydı, Tayyar’ın veya Say’a hakaret eden kişilerin tepkilerini düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirirdim.. Fakat gördüğün gibi değerlendirmiyorum.

    “bugün Murat BARDAKÇI köşe yazısında”

    Murat Bardakçı’yı da, Fazıl Say’ı da, Tayyar’ı da günahım kadar sevmem.. Keşke konu bu 3 isim üzerinden tartışılmasaydı.. Ama yapacak bir şey yok sanırım.

    Günümüzde Ömer Hayyam’a atfedilen rubailerin büyük kısmının ona ait olmadığı biliniyor.. Fakat bu rubaileri ayırt etmek çok zor olduğu için, hem ona ait olanlar hem de ona atfedilenler birlikte değerlendiriliyor.

    Yukarıda yaptığın alıntıda bilgim dahilinde olan, fakat Bardakçı’nın yanıldığı nokta; Bahsi geçen rubainin Türkçe’ye çevrilmiş olması.. Hayyam’ın rubailerinin olduğu eski -belki de tek- Türkçe’ye çevrilmiş kitabı bende var.. Ve bu rubai orada yazıyor.. Yani Türkçe’ye çevrilenler arasında olmadığı doğru değil.

    Yabancı dillere çevrilip çevrilmediğini bilmiyorum ama en azından bi tarihçinin uzmanlık alanı dışında konuşmaması gerektiğini biliyorum.. Bardakçı gibi popüler tarih araştırmacılarından ziyade, bu konuda daha uzman olan birinin konu hakkındaki fikrini okumak iyi olurdu.

  34. ebubekir sen hangi keranede doğdun?
    )kapa parantez

  35. Hayyam demişse sorun olmuyor diye yakınıyorsun ya onaydı benim yazdığım. Bir kere zaman aşımı olmuş, öyle veya böyle herkes Hayyam’ı kabullenmiş, kabullenmese ne olacak zaten ölmüş gitmiş belki kerhanede, belki bahçede diyordum.

  36. acparantez,ben gemlik´de bir gecekondu da dogdum ya sen ?

    🙂

    fazil say,son secimi de akp kazaninca,”İslamcılar güç kazandı, azınlıkta kaldık. Tüm bakan eşleri türbanlı. Türkiye rüyalarımız öldü. İleride ülkeden ayrılabilirim”
    demisti..

    anlasilan,atatürk ilke ve inkilaplarina yakin/uygun,(sanatci kimliginin arkasina siginarak) ayrimcilik yapabilecegi,halki asagilabilecegi bir ülke/toplum bulamamis olmali ki halen buralarda:))

    slm.

  37. Noah’s Ark-God, Giraffes & Genocide

  38. Yahu bunu Hayyam demediyse o zaman yok mudur?

    Ben diyorum…

    …ne var?

    Beyhude dediğin, geçici dediğin dünyevi yaşamda yasakladığın ne var ise cennette bol bol serbest değil mi kardeşim!

    Asıl ahlaksızlık burada da…

    Gelelim konuya…

    Şarap yasak mı?
    He yasak.
    Cennette ırmak olarak var mı?
    He var.
    Eee, cennet meyahe midir?

    Sevişmek yasak mı…
    He yasak…
    Cennette 72 tane tomurcuk memeliden istediğini seç-beğen-becer var mı?
    He var…
    Kerhane de de seçip becer miyor musun…
    He…
    Eeee…
    Cennet kerhane midir?

    Hayyamı yiyim…

    Ben diyorum…

    Ne değişecek ki?

    Vay efendim Hayyam ın böyle bir rubaisi yoktur…

    E olmasın…

    Artık var…kaynakça mı lazım; kıçım…

    N’oolcak?

    Cennet bildiğin bahçedir…kaynakçası da Kuran ın kendisidir. Haydi bre dinciler; biriniz deyin ki “Kuran da yok böyle bir şey”…

    …haydi!

    Bahçe de Arabistan da olmayandır.

    Dinci olup da dansözlük etmeyen bir tanesi yok mudur?

    Bir tane yahu!

  39. “”

    Güzel yazmışsın da, dansözler dincilerden çok daha kalitelidir. Dincilere (vicdansızlara) omurgasız demek daha doğru.

  40. Sürüden kaçan koyun, çobanının her zaman nefreti ile karşılaşır.
    Bu yüzden ki; özgürce düşünüp istediğinizi yapmanız dincilerin işine gelmez.

  41. Saygı, hak edene hak ettiği kadar verilince anlamlı hale geliyor.

  42. İnanca saygı konusu için güncelleme

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.