Bir gölün kenarında kendi güzelliğini seyretmek için eğilen Narcissus o kadar çok eğildi ki, bir sabah göle düşüp boğuldu. Düştüğü noktada Narcissus(Nergis) adı verilen bir çiçek doğdu.
Ama kitabın yazarı hikayeyi bu şekilde sonlandırmadı…
Narcissus ölünce, Orman Tanrısı birden belirdi ve gölün taze suyunun tuzlu gözyaşına dönüşmüş olarak buldu. ‘Neden ağlamaklısın?‘ diye sordu Tanrıça, ‘Narcissus için ağlıyorum’ diye cevap verdi göl. ‘Ahh Narcissus için ağlıyor olman hiç de şaşırtıcı bir durum değil’ dedi ‘Aslında, biz her zaman onu, onun güzelliğini sadece senin en iyi yansıttığın konusunda ikna etmeye çalışırdık.’ , ‘fakat.. Narcissus güzel miydi ki?‘diye sordu göl. ‘Bunu senden daha iyi kim bilebilir ki’ dedi Tanrıça şaşırarak.’Ne de olsa, kendisini seyretmek için her gün eğilip baktığı senin kıyındı. ‘ Göl bir süre sessiz kaldı. Sonunda, şöyle dedi : ‘Ben Narcissus için ağlıyorum; fakat onun güzel olduğunu hiç fark etmedim. Ağlıyorum çünkü o, benim kıyımda her eğildiğinde; onun gözlerindeki derinlikte kendi yansıyan güzelliğimi görebiliyordum.”
Tıpkı insan gibi.. Kendi güzelliğini başka biçimlerde görmeye çalışıp ve bunu bir maharet sanıp yaratır da yaratır, büyütür de büyütür. Hiç bir sey bulamaz kendi güzelliğini tasvir edecek ve bir Tanrı yaratır.Bilinmezlik ekler, ululuk ekler, doğmamışlık-doğrulmamışlık ekler, bilgelik ve sefkat ekler kendinde olmayan (ve olamayacağını düşündüğü ne varsa ekler) ve Tanrı’yı yaratır. Artık hamuru hazırdır ve herkes o hamurdan yemek zorundadır. Yemeyenler de, kendini ya bir gölün kenarından atılmaya zorlanır ya da hamuru yaratanların yandaşları tarafından sağdan soldan çekiştirilip etiyle kemiği ayrıştırılmak istenir.
Zamanla yaratılan, yaratandan daha narsist hale gelince artık işler çığrından çıkmıştır ve hem Narcissus hem de göl gibi birbirinden kibirli ve narsist iki ayrı kavram çıkar ortay:İnsan ve Tanrı.
Tanrı kendini beğendirmek için türlü vaatlere başlar cennetler mi dersin, ebedi yaşam mı dersin, hanlar hamamlar, mutluluklar, hazlar mı dersin artık aklına ne gelirse… Bir de kendine kaftanlarla bezenmiş imgeler oluşturtur ki değmeyin keyfine; insan o mükkemmel Tanrısında kendi güzelliğini görmek için eğilir de eğilir.. Sonunda suya düşüp boğulacağını bilse de eğilmeye devam edecektir.Eğilmeyenlerin de kafalarına bir balyozla vurup kalanları da kurda kuşa yem edecektir… Narsist Tanrı mı, narsist insan mı daha tehlikeli; bunu ayırt edemeyecek duruma gelince Dünya, bir çırpıda kendini yok edip evrenin o sonsuz sessizliğine gömülecektir.
Böyle bir efsaneyi de evrenin bir yerinde yıldızlar birbirne anlatıp binlerce yıldır ibret alıyor olacaklar… Efsane işte, kim bilir.
(Narcissus, who knlet beside a lake to contemplate
his own beauty.He was so fascinated by himself that, one morning, he fell into the lake and drowned.At the spot, where he felt, a flower was born, which is called narcissus.
But this wasnt how the author of the book ended the story…..
When Narcissus died, the goddes of the forest appeared and found the lake, which had been fresh water, transformed into the a lake of salty tears.
‘why do u weep?’ the goddesses asked
‘i weep for Narcissus’ the lake replied
‘ ahh it s no suprise that u weep for Narcissus’ they said ‘ for though we always persued him in the forest, u alone could conteplate his beauty close at hand’
‘ but… was Narcissus beautiful?’ the lake asked
‘who better than you to know that?’the goddesses said in wonder ‘after all,it was ur banks that he knelt each day to conteplate himself’
the lake was silient for some time.Finally, it said:
‘i weep for Narcissus, but i never noticed that he was beautiful.I weep because , each time he knelt beside my banks, i could see, in the depths of his eyes , my own beauy reflected……’ )
Narsist olmak bence kötü birşey değil. Hatta akis mümküm olmayan birşeydir.Herkes dibine kadar narsisttir.Kötü olan şey narsist olduğunun farkında olmamaktır.
Eğer ben varsam ancak diğer şeylerin benim takdirime bağlı bir kıymeti olabilir.Herşeyin merkezi ‘ben’dir ve tanrıda zaten ‘benim’.
Eğer göl kendisini Narcissus ‘un gözlerinde kendisini görebilseydi ; kendisini gördüğü şeyin Narcissus ‘un gözleri olduğunu nereden bilebilecekti.
Nitekim Narcissus gölü görebilmiş midir ? Demekki Göl Narcissus ‘tan daha fazla Narsist değilmiş…
Gölün gördüğü Narcissus ‘un gözlerindeki göl olabilir ancak, göl kendi varlığına sahip olmadığı için, Narcissus ‘u gösterebilmiştir kendisine, saf Narcissus ise gördüğünün Göl olmadığını düşündüğü için gölün içindedir artık.
Göldeki aksini görmeden önce Narcissus narsistti. Bu sayede gölü hiç bir zaman görmedi, ve onun bunu başarabilmesi ancak gerçekten Narsist olmayan bir göl sayesinde mümkün olabilirdi.
Nitekim Narcissus ‘un gözlerini görebildiğine göre Göl Narsist olmamalıdır.
Narcissus göl yerine bir başka Narcissus ‘a baksaydı bu yaşadıklarını yaşayabilir miydi ?
İki Narcissus ‘ta sadece kendisini görecekti ancak 3. bir şahsın farkedeceği bir şekilde birbirlerinin gözlerinde…
Ve göremeyeceklerdi hiç bir zaman birbirlerinin bedenlerini….
Dolayısı ile ak ve kara birbirini var eden 2 renktir. Birini diğerine benzetmek ikisininde sonu olur..
Narsisizmin günümüz iktidarının içinde olduğu derecesi ve düzeyi kadar olması herzaman tehlikelidir.
Diyorki akp dinci kadro —> Ulan hem körsün, işe yaramıyorsun, eksiksin hemde iş vermişiz sızlanıyorsun. Bu heriflerin niyetlerini, sahtekârlıklarını, dinciliklerini sıksık açığa vurdukları önemli ayrıntılardır bunlar. İşte Narsisizm buradadır ve ne kadar yıkcı olduğuda ortadadır.
Bu konuda haklısın, erdem kaybedilince nerelere varacağı belli olmuyor. Sonradan özür dilemiş helallik istemiş ama, ne kadar samimi idi bilemeyiz tabii ki…
Ama bir şeyi merak ediyorum..
Madem bu iktidarı narsist olarak niteliyorsun Göl kim o zaman ?
Bu ayrım önemli bence. Narcissus göldeki yansımasına bakıyor ve su oldukça berrak. Oysa bunların baktığı suyun bulanıklığını benim midem kaldırmıyor.
Ama belkide sen ”insandan öte olan nedir” anlamında bir soru yönelttin. Benim buna cevabım oldukça nettir. Yine insandır.
İki tezat cevap vermişsiniz..
İlk cümle ile ikinci cümle birbirini çürütüyor gibi… Mademki insanın baktığı ayna insandır, bulanıksa kendini nasıl görüyor , ayrıca insan ise ve bulanık ise “Bir zorunluluk olarak hayat” yazısına yaptığım yorumla ilgili değil mi bu konu…
Yani su madem bulanık kendini görebilecek bir saydamlık veya yansıtıcılık yok, su bulanıksa gözlük tamamen kapalı demek, ve oluşan görüntü sadece zihinsel bir halüsinasyondan ibaret ve Narsist bunu kendisi üretiyor.
İnsanın Gölü yine insansa , Göl olmayı mı yoksa Narsius olmayı mı tercih etmelidir insan…
Bulanık insan bulanık bir insanda kendi bulanıklığını görebiliyorsa bulanık olan göl mü , yoksa o insan mı sorusu takılır kafaya…
Şimdi bulanık (karanlık/kapalı) olmak yerine neden pembe / beyaz gözlükleri tercih ettiğimi anlayabildiniz mi ?
Kusursuzluk izlenimiyle meşgul mantiki çıkarımlarınız bence fazla mekanik… Felsefe, psikoloji ve sanat fizikle bir araya gelecekse, bu şekilde gelmemeli. İnsan konveks olabilir, konkav olabilir, düz olabilir, ama ayna değil.
Ne gol ne de Narcissus narsist oldugunun farkindadir. Ikisi de kendi guzelliklerini birbirlerinde gormek icin birbirlerine yaklasirlar. Insani olan her sey de narsistlikten nasibini az cok alir.
Insan bir ayna degildir; fakat aynada kendini dev gibi gormeye calisan, goremeyince de bir yaratici yaratip ona kendinde olmayan nitelikler yukleyen bir narsisttir.
G Milat
G Milat, bence biraz daha rahat…
🙂
Siz tamamlayın; Sayın Poetic Edda :))
ilk çağlarda varlıkların geometrik şekillerin türevleri oldukları düşünülürmüş, bence düşüncelerim mekanikse bu benim ben olmamdan kaynaklanıyor, insanın birinci ihtiyacı barınma ise, bunun için mekanik ve geometrik bir küp yeterli ve gereklidir, sizin bahsettiğiniz bunun üzerindeki sıva, boya, kaplama ve desenlere karşılık gelebilir ancak,,
Ayrıca ayna olmak Narsizm’e alternatif olmak demektir, Narsist değilseniz ayna olabilirsiniz ancak, ne kadar yansıtmıyor ve mat iseniz o kadar narsist ne kadar yansıtabiliyorsanız o kadar değilsinizdir.
Yani aynalar olmazsa , narsistler varlıklarını ortaya çıkaramazlar, narsist olabilmeleri aynalar sayesinde mümkün olabilir.
Felsefe, psikoloji ve sanat fizikle bir araya gelecekse 4 duvarı güzelleştirmek adına geleceklerdir. Fonksiyonalite sizin saydıklarınızın yeteneği değildir.
Kağıttan bir evde kimse oturmak istemez, ilk yağmur ve fırtınada ev olma vasfını kaybeder çünkü…
Siz güzel desenli kağıt kaplamaları bu ev üzerine inşa ederek , bu eksikliğini giderebilirsiniz.
Elbette onlar farkında değildirler. ama onları gözlemleyenler farkındadır, kendini gözleyebilen her göl ve Narcissus olduğu gibi….
Bir defa burada kendi güzelliklerini mi görmek istemişlerdir sorusu kafama takıldı. Eğer narsist olduklarının farkında değilseler, o zaman nasıl bilebiliyorlar gölde ve gözde gördüklerinin kendileri olduklarını, belkide kendilerine değil akislerine aşıktılar. Kendilerini bilmiyor ve hatta kusurlu görüyorlardı dolayısı ile ilk gördükleri şey kendileri olmasına rağmen aslında bir başkası idi.
Onunla bir ve beraber olmak istediler, o sebeple ayrılığı kabul etmedi Narcissus ve göle kavuştu. Belki gölü onu alan,
İkinci olarak; 2. cümlenizde bahsettiğiniz gibi bir şey olmaz, insan kendini aynada dev gibi görmeye çalışsa bile , bunu yapamayınca yaratıcı yaratamaz, zaten yaratıcı yaratabilmek öyle kolay bir şey değildir.
Bir defa kendi aklının sınırları dışında olacak, eksikliklerini bilebilecek, ona vereceği nitelikleri de bilebilecek olmalıdır. Bunları bilebildiğine göre bir şekilde var olduğu bir evrenide düşünebilmelidir.
İşte bunu anlamıyorum, benim aklıma gelebilen bir şey nasıl yaratıcı olabilir ?
Onu herhangi bir varlık veya nitelikle vasıflandırabiliyorsam, bu benim zihnimde aklımda hayal dünyamda bir şekilde var olabilmelidir.
Tuhaf olan bu durumu anlatabilmek için bir atom çekirdeğinin, o atom çekirdeğininde içinde bulunduğu evreni ; içerdiğini kabul etmek gerekir..
İşte bunu anlamıyorum, benim aklıma gelebilen bir şey nasıl yaratıcı olabilir ?
Onu herhangi bir varlık veya nitelikle vasıflandırabiliyorsam, bu benim zihnimde aklımda hayal dünyamda bir şekilde var olabilmelidir.
Tuhaf olan bu durumu anlatabilmek için bir atom çekirdeğinin, o atom çekirdeğininde içinde bulunduğu evreni ; içerdiğini kabul etmek gerekir..
Bu nasıl mümkün olabilir ki ?
Bu tuhaf durumu nasıl açıklayabilirsiniz ???
”öyle birşey olmaz demek ki teistler aldanıyorlar” diyerek açıklıyoruz.
Anladım; demek bunu kabul ediyorsunuz Sayın Baal;
Yani bir yaratıcının olacağını kabul ettiğinizde; onu aklınızın almayacağını ona dair bir kanıt bulamayacağınızı kabul ediyorsunuz..
Bu durumda bizden çokda farklı düşünmüyor olmalısınız.
Ayrıldığımız nokta neresi o zaman… ??????
Bizim yaptığımız mantıksızlığı görüp baştan tanrıyı kabul etmemektir.
Siz ise mantıksızlığa rağmen tanrıyı kabul etmeye devam ediyorsunuz.
Fiziği sanatla, sanatı fizikle tehdit etmek çok ilginç. Tam ikisinin arasında da “insan” duruyor, iki yandan tehdit altında.(Tehdit etmeyi şahsi algılamayın, hemen her yazınızda belirgin bir biçimde gözlemleyebildiğim metodolojinizden bahsediyorum)
🙂
Matematiksel çelişki değil mi peki bu ;
Aşağıdaki cümlede “atom çekirdeği” ifadesi yerine “mantık” kelimesini koyduğumuzda sizin iddianız bir paradoks haline gelmiyor mu ?
Yani ;
“Tuhaf olan bu durumu anlatabilmek için bir atom çekirdeğinin, o atom çekirdeğininde içinde bulunduğu evreni ; içerdiğini kabul etmek gerekir..”
cümlesini
“Tuhaf olan bu durumu anlatabilmek için; bir insanın mantığının, o insanın mantığınında içinde bulunduğu evreni ; içerdiğini kabul etmek gerekir…”
şeklinde değiştirdiğimde….
Yani bir insanın aklı ve mantığı evrendeki her şeyden ve evrenin kendisinden büyüktür, materyalist düşünceye göre maddesel bir olgu olması gereken aklın ve mantığın üstünde hiç bir şey yoktur.
cümleside doğru mudur… ??
Yada bir bütünden oluştuğu düşünülen aklın/mantığın kendisini oluşturan akıl ve mantıktan büyük olması olası mıdır ?
Yukarıdaki cümleler birbiri ile aynı manaya gelmezler mi ?
Ya da sizin aklınız mantığınızın kölesi midir ? :))
Tehdit kelimesini biraz açabilrseniz memnun olurum Sayın Poetic Edda;
Ama daha önce belirtmiştim buda 3’lü evren yapısı gereğidir. Kavramlarda birbirlerinden varlık alanı almaya çalışırlar, beraber çatışmadan aynı zamanda var gibi görünürler. ancak varlıkları sessiz bir mücadele içerisinde geçer, bu bir kavga ve çatışma şeklinde değildir. Ama tamamiyle barışçıl da değildir. Varlıklarını diğeri ile ikame ederler, bir uçağın yapımını / uçmasını fizik kuralları yerine sanatla ifade edebilr miyiz. ?
Veya bir resmin/ müziğin insanda uyandırdığı duyguları matematiksel olarak ifade edebilir miyiz. ?
Elbette hayır, ama birbirlerinin sahasına giren alanlarda bir sınır vardır. Bu sınır bazen keskin bazen Fuzzy dir. ama bu sınır zaman zaman birinden diğerine kayar. bu şu demektir. Kavramlar arasında sürekli bir soğuk savaş ve denge durumu vardır.
Örnek vermek gerekirse, biz neden uzay boşluğunda korumasız sadece bir oksijen tüpüyle yaşayamayız.
Veya su altında çok çok derinlerde neden uygun bir koruma ile kalmak zorundayız.. ?
Şu an vücudunuza atmosfer, 760 mm / 101.325 Pascal (Newton/m²) basıç uyguluyor kemik kas ve kan bunu eş veya daha az bir basınçla dengeleniyor bu sayede sağlıklı bir yaşam sürüyoruz ve dediğiniz gibi iki tehdit arasında
“insan” yaşamını devam ettirebiliyor.
Fizik ve Sanat iki ayrı varlık ise birbirlerinin alanları sayessinde kendilerini varetmelidirler. Ve şunu anlamalıdırlar her ikiside özgür ve sınırsız olmak istiyorsa, birbirlerine ihtiyaçları vardır. Tehdit ve alan tesbiti ile varlıkları konusunda bir fikirleri olabilir ancak
Ne yapalım evrenin kanunu böyle….
Cümleleri gerekirle bitiriyorsun ya…
İşte o gereklilik tanrı eğer varsa onun için aranılır ve sorulur.
Aynı durum mantık için geçersizdir. İnsanda mantığın var olduğunu biliyoruz ve görüyoruz.
Ve mantıksız bir evrenin mantıklı sonuçlar çıkarabileceğini de görüyoruz.
Oysa tanrının mantıksız olduğu kabul edilemez.
“Narsist olmak bence kötü birşey değil. Hatta akis mümküm olmayan birşeydir.Herkes dibine kadar narsisttir.Kötü olan şey narsist olduğunun farkında olmamaktır.
Eğer ben varsam ancak diğer şeylerin benim takdirime bağlı bir kıymeti olabilir.Herşeyin merkezi ‘ben’dir ve tanrıda zaten ‘benim’.”
Duyduğum en güzel cümlelerden biri. Tebrikler Baar. Ben demeden hiçbirşey diyemeyiz.
“İlk cümle ile ikinci cümle birbirini çürütüyor gibi… Mademki insanın baktığı ayna insandır, bulanıksa kendini nasıl görüyor , ayrıca insan ise ve bulanık ise “Bir zorunluluk olarak hayat” yazısına yaptığım yorumla ilgili değil mi bu konu…
Yani su madem bulanık kendini görebilecek bir saydamlık veya yansıtıcılık yok, su bulanıksa gözlük tamamen kapalı demek, ve oluşan görüntü sadece zihinsel bir halüsinasyondan ibaret ve Narsist bunu kendisi üretiyor. ”
Sayın Xinteorisyen. Yorumlarını okumaya çalışıyorum ama çok uzun. Biraz daha kısaltarak (anlamı kaybetmeden tabi) yazarsan ben de şu kısıtlı zamanda senin yorumlarını okuyup hakkını vermeye çalışacağım. Bulanık suya bakan insan herşeyden önce dürüst olmayı seçmiş insandır. Göl bulanıktır demek hayata DÜRÜST yaklaşmanın ve onu olduğu gibi kabul etmenin ifadesidir. Marx ve Nietzsche’de bulanıklığı görmüşler. Ancak bu bulanıklığı gidermek içinde çeşitli kavramlar yoluyla bize çıkış göstermeye çalışmışlardır. Bir nevi onlar da dürüstlüklerini kaybetmişlerdir(ama onlara saygımız sonsuz o ayrı). Yabancının da dediği gibi, o göle bakmak benim midemi kaldırıyor. İnsan düşünebilen bir hayvan olarak, hayvandan daha beter bir canlı. En alçak tür. Hayvansal içgüdülerle zihinsel becerilerin iğrenç bir karışımıdır insan. Hayata pembe gözlüklerle bakarak bu suça daha fazla ortak olamam. Bir güç istenciyle veya sınıfsız düzenle de olmaz kurtuluş. Bu yorumda biraz uzun oldu. Diğerleri daha kısa olacaktır.
Sayın bwallace4ever;
Ben suyun bulanık olduğunu nasıl ispatlayacağız onu merak ediyorum yoksa bulanık suya bakıp su bulanıktır demek elbette dürüstlüktür.
Suya bakan insan suyu bulanık görüyor ve su bulanık değilse narsist bulanık olmaz mı ?
İnancınızı ne zamandan beri kişisel bir meditasyonmuş gibi ele alıyorsunuz? İnandığınız tanrı, inandığınız kitap, ne zamandır sosyal yaptırımları , “yönetimi” kendisinden dışlamış?
Yazılarınızda gördüğüm ortak mantık, bana hoş olmayan bir kayganlık… Fizik sanatın alternatifi değildir, sanat da fiziğin alternatifi değildir… Ama psikoloji içinde ikisi sadist-mazoist sevişebilir, içe bakış da denilebilir… içe bakış bir metod değildir, sadece psikolojik bir konudur…
Sayın Baal ;
Cümlelerinizi anlayamadım üzgünüm..
İnsanda mantık vardır diyorsunuzda bu mantığın üzerinde hiç bir varlığı kabul etmiyormusunuz.
Herşey bir şeyden türemiş ise insan mantığı kendinden mi türemiştir..?
Tanrı mantıklı olmalıdır demek, onun mantıkla anlaşılabilir olduğu mu demektir.
Mantığı; ben bunu aklı kastederek söylüyorum; evrendeki en büyük olgu olduğu soyut bir varlık
olarak herşeyi kapsayabileceğini mi söylüyorsunuz. ?
Yani – yine gereklilikle ve sizin söyleminizle söylüyorum – Tengri varsa onun aklı yarattığı herhangi bir
varlığın aklından daha az olmalıdır mı demek istiyorsunuz ?
Varlığı, herhangi bir varlık tarafından – kendisinin yaptığı – tasavvur edilebilsin, hatta bir yarışma ile
şeklini en iyi tamin edecek olan kişiye ödül verilsin gibi….
Ben işte bunu anlamıyorum, yani yaratıcı kesinlikle vardır. – benim inancım –
Bu durumda ben onu tasavvur edemem, sadece ve sadece var olduğunu bilebilecek bir yeteneğim olabilir.
Akıl ve mantık burada devreye girer, akıl ve mantıkla onun var olduğu algılanabilir. ancak onun zatı anlaşılamaz,
ne tür sıfatları olması gerektiği yine akıl ve mantıkla bir yere kadar anlaşılabilir ama bunun dahi sınırları vardır.
Zaten varlığı, evren ve özellikle kendime baktığımda tesbit edeceğim bir olgudur.
Ancak akıl ve mantığın tahakkümünde olanlar bunu algılayamaz..
Akıl ve mantığın tahakkümünde olmakla, onu kullanmak ve faydalanmak arasında çok büyük fark vardır.
Gereklilik kavramından hareketle şu noktada bir soru soruyorum ben;
Tanrı eğer yoksa…….Mantık nasıl var olabiliyor…? Akıl nasıl var olabiliyor… ?
VAR olarak kabul ettiğim varlıkların nasıl var olduğu noktasında açıklama getiremiyorum ..
Bilim ise bu sorulara cevap vermekten çok çok çok çok uzak….
Çünkü bilimin sorulara cevap veriş tarzı, bu sorunun yakınından bile geçmeyecek bir rotaya sahip…
Yoksa Bilim yanlış veya buna karşı, gibi bir düşüncem kesinlikle yoktur.
Sayın Poetic Edda
Meditasyon; inancı olmayan insanların, inancın eksikliğini ikame etmek amacıyla yaptıkları şeye denir.
Bu arada bu tanıma göre sorunuzun cevabı “başından beri” oluyor…
Ayrıca böyle bir dışlama yoktur; ama bu konu beni bireysel olarak ilgilendirmiyor (yönetim ve sosyal yaptırım konusu), ama anlaşılmayan nokta şudur.
İnancımız, toplumsaldan önce bireyseldir. Bireye aittir. Ama bireyler bir araya gelip belli kurallara uymak durumunda kaldıklarında o tek tek bireylerin arasındaki ilişkilere dair de bir şeyler söyler ki siz buna sosyal yaptırım, yönetim dersiniz..
Ayrıca fizik ve sanat birbirinin alternatifi değildir tesbitinize katılıyorum. Ama söylemeye çalıştığım bu değildir. Eğer insan bir evrensel küme ise, fizik ve sanat bu evrensel kümenin içerisinde kendine yer açmış iki alt kümedir. Ve bu durumda aynı evrensel küme içerisinde birinin alanı diğerinin alanı içerisine girerse alternatif olma durumu sözkonusu olur. Yani bunlar ayrık kümedir. Kesişmezler…
Sayın Xinteorisyen,
Suyun bulanık olduğu hem nesnel hem de öznel gerçekliktir. Demek istediğim, bilim tarafından da bizim hayvandan evrimleştiğimiz ve onların içgüdülerini taşıdığımız bir gerçektir. Hatta beynin en aşağı kısmı en temel içgüdüleri barındırıyorken, limbik sistem dediğimiz bir üst kısmı duguları, frontal korteks dediğimiz en ön katman da düşünme ve irdelemeye yarıyor. Bunlar nesnel gerçeklikler.
Ama sizi temin ederim ben bu nesnellikler üzerinden hareket etmiyorum sadece sizin sorunuzu cevaplamak için yazdım.
Bilim yarın öbür gün bunun aksini kanıtlasa bile ben, insanların riyakar olduğunu, içindeki agresyonu ve bencilliği bastırdığı düşüncesindeyim. Günümüz toplumunda toplum içinde iyi bir birey olma bir istek değil bir zorlamadır. Keza para odaklı yaşam, eğlence düşkünlüğü, mini eteğin dayanılmaz cazibesi, statü simgeleri, kravatlı adamların kravatlı tavırları… bütün bunlar hayvansal güdülerle düşünsel mekanizmaların birbirini itip çekmesinden kaynaklanıyor ve biz buna medeniyet diyoruz. Kitleye baktığınız zaman genel olarak bu çelişkiyi görürsünüz. Temel istençlerin nesnelleşmesini görürsünüz.
Küçümseme görüyorum
Halbuki meditasyon, ibrahimi dinlerin alayından daha eskiye dayanır. Ve daha köklüdür.
xenix: Takiplerim
“içe bakış bir metod değildir, sadece psikolojik bir konudur…”
Hem kendi başına, hem de bu başlık altında yürüyen tartışmalar adına son derece yerinde bir hatırlatma.
Gereklilik kavramından hareketle şu noktada bir soru soruyorum ben;
Tanrı eğer yoksa…….Mantık nasıl var olabiliyor…? Akıl nasıl var olabiliyor… ?
Bu sorunuza kısa ve öz olarak cevap vermeye çalışayım.
Mesela bir yanardağın bir gün patladığını ve daha evvel düzgün olan konisinin yarısını uçurduğunu düşünün.Ertesi yıllarda yağan karın koninin artık bozulmuş yamacında değişik biçimde yığıldığını onların erimesiyle oluşan derenin farklı yönde aktığını, akış yönünde küçük bir çağlayan yaptığını varsayalım.
Yanadağ patlamasaydı .Su o yöne akmayacak ve çağlayandan dökülmeyeecek olsun.
Zaman geçtikçe çağlayandan dökülen suyun altındaki kayayı düzgün bir silindir biçimde oyduğunu varsayalım.
Şimdi bu düzgün silindir şekil onu yapmak isteyen bir mantığın eseri midir?
Yoksa bizim insan mantığımız mı onda düzgünlük görmektedir.?
Benim cevabım evrende bir aklın bilincin,mantığın olmadığıdır.
Mantık insanda var olan vucud bulan birşeydir.
Tanrı düşüncesi içinde aynısı geçerlidir?
Tanrı bizim kurduğumuz bir hayaldir. Öyle olmamasının imkanı yoktur.
Varoluşa bir açıklama getirememek onu yaratmış bir tanrı kabul etmeyi gerektirmiyor.
Hiç tezat değil.
Kendini göremiyor. Göremediği için yalnızca kendi yansımasını değil diğerlerinin kendi algısındaki yansımasının onda bıraktığı kendi çarpık adlandırmasını görüyor ve buna müdahale etmek yıkıcı bir biçimde müdahale etmek gerektiğine dair bütünlüksüz bir sonuca varıyor.
Yorumunuz, sudaki aksin sesi gibi… Suyun tadı acı olabilir, ama insanı farkındalıkla titreştiren bir akustikle dönüyor belleğe….
Yukarıdaki iletilerden birinde “iktidar narsist ise göl kimdir” demiş arkadaşlardan birisi.
E göl yerine sürü desek…olmaz mı.
Bakınız ablamız çıkmış ne demiş:
“Çok eşlilik yasal olsun”
Bunu diyen; Sibel Üresin diye biri.
Soyadı da ayrıca manidar…
Devam etmiş:
Fatih, Ümraniye, Bahçelievler, Eyüp gibi birçok belediye ve kurumlar için aile içi iletişim seminerleri veren Sibel Üresin, hem yaşam koçluğu, hem de aile ve evlilik danışmanlığı yapıyor. Özellikle muhafazakâr kesim tarafından iyi tanınan Üresin, çok eşliliğin yasalaşması gerektiğini savunarak, “Zaten çok eşlilik var. Erkeklerin yüzde 85’i aldatıyor. Bu muhafazakâr kesimde ‘imam nikâhlı eş’, diğer kesimde ‘metres’ adını alıyor” dedi.
Sokaktaki kadınların isteğini yansıtıyor mu bu şimdi?
Dahası, çok eşlilik deyince sadece kadından çok eş olur mu anlaşılır?
Birden çok erkek olsa…yine abazalık bitmiyor mu?
Yukarıda mantık, akıl, zeka, bilgi gırla gidiyor…iyi sıhhatte olsunlar.
Bu da yaşanan.
Breh de breh…
Meraklısı için:
link to hurriyet.com.tr
Ben kurcaladıkça ayarını bozuyorum zihnin farkındalık nasıl zihin hali bilmiyorum. Biryerde mutlaka belirli bir tasarının ya da o tasarıyla bağlantılı duygu, dürtü, koşullanma, davranış kalıplarının içine giriyoruz hepimiz. Sanki. Ya da bu da benim algıda çarpıklığım.
Yabancı,
Senin bu istencin bile senin bir hiç olarak aşkın bir varlık olduğun göstergesidir. Kendi gibi olamama düşüncesi ister istemez bizi kendi olma felsefesine götürür. Bir nevi “ben”in varlık felsefesidir. Aşkınlığının tanıtlamasıdır. Hiçliğimiz huzursuz bu dünyada. Bir türlü kendi gibi olamıyor. Başkaldırıyı bir “kendi olma bilincine varma istenci” olarak algıladığımız zaman, Albert Camus’un dediği gibi “İntahar en tutarlı başkaldırıdır” demekten kendimiz alamayız.
Hayır , küçümseme yok Sayın xenix , sadece işin aslını ifade etmeye çalışıyorum.
Eskilik konusunda İslam dininin önüne geçebilecek hiç bir şey yoktur.
Sizler İslamiyeti ve diğer semavi dinleri ibrahimi olarak nitelendirirsiniz. Ama biz inancımız gereği,
tek din islam’ı kabul ederiz. Buna göre Elest ten beri tüm insanların Dini tekdir o da islamdır.
Yani Hz. Ademden itibaren tüm insanlar, peygamberler İslam dini üzeredir. Ahkam yani uygulamada farklılıklar olmuştur. Ancak inanç ve iman konusunda tek Din İslamdır. Başka Din yoktur. Hz. Muhammed (S.A.V) den önceki peygamberlere gönderilen Din’ler yani ahkam bozulduğu inanç esasları tahrif edildiği için, Son dinin adı da İslam olarak
ve bozulmayacak şekilde gönderilmiştir.
Hz. Adem, Hz. Musa, Hz. İsa ve diğer peygamberler İslam dini üzerinedir.
Meditasyon bu tahrif edilmiş ahkamın yeni bir yüzle görüntülenmesinden ibarettir.
Yani diyorsunuz ki…
Kronolojik sıralamaya bakıp:
“Bizim din ilk olanı ve esas olan dindir…ondan sonrakiler bizimkinin taklididir”
…diyebilecek bir tek salak dahi yoktur.
🙂
🙂 Sayın Hola;
İslam Üniversiteden sonra yapılan Master , Doktora derecesidir, Hemde tezli, ama ana okuluna dahi gitmemiş bir çocuğa bunu yaptıramazsınız.
Çocuk önce anaokuluna gidecek, sonra ilkokul, ortaokul, lise , üniversite ve Master, Doktora yapacak…
İşte tüm insanlık Bu Master ve Doktora derecelerini yapabilmek için eğitildi. Hz. Adem(A.S) İlk öğretmen ve
Son öğretmen ise Hz. Muhammmed(S.A.V) dir.
:)) Kronoloji olayların zamanın bir fonksiyonu olarak gerçekleşmesidir. Zaman Allah’ın emrinde ve onun yarattığı bir Mahluk olduğunu bizler söylüyoruz sizler bunu kabul etmesenizde..
Bu arada ilkokulda öğretilen toplama işlemi Master ve Doktora yaparken değişmez….
Evet böyle olmadığının kanıtı nedir ?
Yukarıda saydığınız gözlemler mi ?
Halbuki onlar sizin kısıtlarınızdan başka bir şey değil…
Gözlemlemek sizin sınırlı olduğunuzun kanıtı…
Madem mantığımız böyle bir sonuca varacak kadar kendinde olan bir varlık, bu bilgi ona nasıl geldi. ?
Mesela düzgün(varsaydığı) olan bir düzeni neden mantıklı bir sonuç olarak kabul ediyorda, tamamen kaotik bir sonucu bu mantıklı değil diye sınıflıyor ? Bu ayrımı neden yapıyor..?
Sorumu anlatamıyorum bir türlü, ben içkin olanı sormaya çalışıyorum. Mantık nasıl var olabiliyor derken ?
Mantık kendisini açıklayamaz, mantıklı bir şekilde ; çünkü kendisini açıklamaya çalıştığında mantıksal gerekçeler kullanmak zorundadır. Ama mantık var olmadan mantıksal bir gerekçe bulamazsınız açıklamanıza, o yanardağın patlaması ile oluşa düzgün silindirin, mantıklı olduğu sonucuna , mantıklı olanın düzgün olması gerektiği için öyle dediğimizi düşünürsünüz de, neden düzgün silindir yerine herhangi tanımsız bir şekilde oluşan şeklin mantıklı olması gerektiği konusunda aynı düşüncede olmadığımızı açıklayamazsınız.
Bak arkadaş, bu tür benzetmelerin için akit, vakit, haber vaktim gibisinden yozluğu yobazlığından menkul ortamlar emrine amadeler…
Ammmaaa…buralık sonsuz us.
Her biri birer çöl kültürü fışkırması zırvalar silsilesini çıkıp, “İlki ilk okul, ikincisi ortaokul vs vs gibi açıklamak bir akıl, bilgi veya zeka ürünü değildir.
Neden değildir?
“Bizimkisi son dindir, en gelişmişidir”
…bir reklam sloganıdır.
Diğeri oradan kafasını uzatıp;
“Bizimkisi aslolandır, taklitlerimizden sakınınız”
…bir başkasıdır.
Seninkisi doktoradır kabul de…
…Boğaziçinin bilgisayar mühendisi…
…MIT (Massachusetts Institute of Technology ) in çıkmasının yanında ciklet diplomasıdır.
Hani verdiğin örnekte ne meymenet var ne de akıl ürünü bir bilgi.
Alın birinizi vurun ötekine…
Aslında var ya…
…bütün dinler birbirlerinin varlığından nemalanırlar.
Bak buraya bir şey yazacağım:
Bütün dünyanın tamamı İslam olsa…İslam biter. Bu diğer dinler için de geçerlidir. Bütün dünya Hristiyan olsa keza öyle. Hristiyanlık biter. Musevilik için keza aynıdır bu gerçek.
Bunların birbirleri ile anlaştığı aşikardır.
Pekiiii…madem İslam elleşilmemiştir, hep aynıdır (kaldı ki bu da bir zırvadır) ozaman soru şu:
Diğer dinler elleşilmiş ve bu elleşilme nedenli şu yukarıda verdiğin örnek misali kendini geliştirerek ilkokul seviyesinde birer öğretiden doktora seviyesine getirmiş ise ne yapacaksın?
Hani senin örnekten yola çıkıp daha anlayacağın dilde sormak gerekirse:
Arap yarımadasındaki 300 milyona yakın Arap neden 7,5 milyon Yahudi den 50 yıldır dayak yemekte?
Ya da dünyadaki bir buçuk milyar Müslüman nüfusu neden 100 senedir kerizlenmekte?
Harç farkı mıdır bu?
Ha?
🙂
Yooo harç farkı değil, bu elindekinin kıymetini bilmemektir,
elinde MIT den bilgisayar mühendisliği diplomasını alabilecek imkan varken, üstelik bedava…
Okumayıp dağda çobanlık yapmaktır bu…
Keklenmiştirler bu doğru, ama bu keklenme , inançsızlar sayesinde olmuştur. Kendilerininde bu işte kabahati vardır.
Bu da doğru, ama MIT de okuyor diye herkesi okuduğu okulun kıymetini bilmeye zorlayamazsın…
Bu da doğru olabilir . Ama yön ne taraftır. ? Doktora seviyesine gelmişlerdir zaten ama aksi yönde….
Yani bu dünyaya yarayacak şekilde, halbuki dinin esas gayesi öbür tarafa yaramasıdır.
Öte tarafın master diplomasını verebiliyorsa ona DİN denir Aksi durum sizin bahsettiğiniz şey olur.
Ayrca “Bizimkisi son dindir, en gelişmişidir” cümlesi tam olarak doğru değildir. daha doğru cümle şu şekildedir.
“İslam tek dindir. Başka din yoktur.” Diğerleri dünyevidir..
İnsan topluluklarını yönetmek için tahrif edilmişlerdir. Aynı şeyi islama da yapmak istemişlerdir.
Bu değişen Din artık İslam değildir. Bid’attir.
Meditasyonu veya diğer dinleri küçümseyebilirsin benim için çok problem değil. Yok ta sayabilirsiniz. Sadece islam var diye diretebilir şu an yeryüzünde olan 4000 din ve inanışın islamın çeşitli versiyonları, ahkamları olduğunu da iddia edebilirsiniz. Hatta zorlarsanız zamane dinlerini, şarlatan peygamberlerin dinlerini de islama ilave edebilirsiniz. Bunların hepsi mümkündür.
Eh tabi ama benim merakım ve şüphelerim bitmez. Şimdi böyle bir iddia ile ortaya gelince (tek din islamdır iddiası) , insan ister istemez merak ediyor. Bu Allah, İslam, Adem vs gibi isimler neden aborjinler, eskimolar, kızılderililer, japonlar, iskandinav ülkelerinde yaşayanlar tarafından hiç duyulmamış bilinmemiş. Nedir bunun sebebi sizce?
Bir de ilkokuldu, masterdı falan gerçekten biraz tuhaf duruyor. Yani islam mastersa, müslümanlar en ileri seviyede, en gelişmiş uygarlıkları kuruyor olmalıydı. Gerçi demişsiniz, buranın değil ahiretin mastırı. Yani elimizde gözlem de yok. Veri de yok. Ayrıca İslam daha önce olmayan ne gibi bir yenilik getirmiştir? Namaz deseniz eski adet, abdest öyle, zekat öyle, oruç öyle. Hepsi putperestlikten tutun da, museviliğe kadar çeşitli dinlerden yontma, aşırma, derme, çatma bir din.
USC nin bira volkanı ve striptizci fabrikası olan cennetinden mahrum kalıyorsunuz. Üzülüyorum sizin için.
xenix: Takiplerim
Yorumsuz.
Güvenebileceğimiz bir mantığımız yoksa evrenin bir tanrı tarafından yaratılmış olduğunu neye dayanarak bilebiliriz?
Mantık ister güvenilir olsun ister eksik birşey farketmez.
Evrenle ilgili yaptığımız (tanrı dahil) herhangi bir açıklamanın doğru olup olmadığını aslında hiçbir zaman bilemeyeceğiz.
Her açıklama gerçekliğini bizim zihnimize dayarak elde edecektir.
Buda tanrı açıklamasını yine hayal mesabesine götürüyor.
xinteoriyen , hidrojen atomu neden varsa mantıkta o yüzden var.
mantığın var olmak için ,bir mantıksal bir gerekçeye ihtiyaç duyduğunuda nereden çıkarıyoruz.??
Sayın Baal
demişsiniz…
Şu soruyu sorduğumdan dolayı çıkarıyorum bunu:
Eğer mantık kendini açıklamak için, bir mantıksal gerekçeye ihtiyaç duymuyorsa, nedne olguları mantık süzgecinden geçirip gözlem yapıyor, ve bir yaratıcıya inanmak için mantıksal delillerle gözlemlere ihtiyaç duyuyor… ?
Neden fizik yasalarını gözlemleyip mantıksal bir dizilim oluşturarak bilim yapmaya çalışıyor..
Mantık kendi varlığını açıklamaya mantıksal bir gerekçe aramıyorsa başka olgular ve varlıklar için mantıksal bir gerekçe arama hakkını nereden buluyor ? Mesela yaratıcı için… ?
Özetle Mantık varsa öncelikle kendi varlığına mantıksal bir gerekçe bulmak zorunda…
Sayın Xinteorisyen,
Evet… burada çifte standart var ama haksız bir çifte standart değil.İnsan böyle davranarak ‘tanrı’ düşüncesini terketmekte bilakis haklıdır.
İnsan , kendi dışını tanıma ,öğrenme merakıyla doğar.Doğal seçilim yoluyla evrimsel gelişim sürecinde insan canlısınınkazandığı bir özelliktir.Bu duygu olmasa insanda mantık diye bir şey olmazdı.Mesela otistiklerde öyle kişiler vardır ki hayatı boyunca çevresiyle ilgilenmez ve hiç iletişime geçmez. Mantık kullanarak yaşamazlar.
Her normal insan , merakını giderme çabaları sonucunda şeyleri kıyaslayarak ,belirli kalıplara göre doğru olanı seçmeyi öğrenir. Mantık dediğimiz şey özünde budur.Mantık beyinin doğru düşünce üretme yeteneğidir.
Peki neye göre doğru?? Önemli nokta burası , beynimiz insan ihtiyaçlarına göre doğru düşünceler ara ve üretir. Çevreyi tanımak öğrenmek isteriz çünkü hayatta kalmak için buna ihtiyacımız vardır.İşte mantık dediğimiz şeyi var eden budur.
Biz şimdi bu yeteneği alıyoruz .Evrenin kökeni hakkındaki sorularımızı onunla çözmeye çalışıyoruz. Ve insan beyni bu soruların cevabını vermek için evrilmediği içinde çözemediğimiz yerde tıkanıyoruz..
Sonuç olarak ‘tanrı düşüncesi’ insan mantığının cevap veremediği sorular karşısında sığındığı bir liman oluyor.Bizi bu limanda gemiden indirip başımızın çaresine bakmamızı söylüyor.
İnsan mantığı çaresizliğini itiraf etmek yerine tanrı icad etmeyi yeğlemiştir.
‘’bu evreni yapan biri olmalı’’… neden? Çünkü benim gördüğüm herşeyin bir yapıcısı var.Hiç bir şey boş değil. Benim gördüğüm herşeyin bir amacı var….vs vs
İnsan olarak evren hakkında çok şey biliyoruz ama bildiğimiz şeyin ‘neden ’ olduğu konusunda ,evrene bir toprak solucanında daha yakın değiliz.
Solucanda sahip olduğu sinir sistemiyle, kuru ve sıcak olan tarafa değil, ıslak ve serin tarafa gitmeyi biliyor. Solucan mantığı bunu gerektiriyor.
Solucana göre tanrı ,ıslak ve serindir.
Tanrının varolduğu her kişide tarihsel dialektik ya eksiktir ya da yok sayılmaktadır.
Dinlerin tarihi vardır ve semavi dinlerin geçmişlerini ve bağlantılarını oluşturan varsayımlar sadece efsanevidir.
Semavi dinlerden, İbrahim’den, Adem’den, cennet ve cehennemden habersiz ölmüş gitmiş Aborjin sıratda ne ile suçlanacaktır.
İşin en kötüsü; Haberli, sürekli yatıp kalkıp namaz kılan, hacca giden Aborjin’den daha mı ÜSTÜN olacaktır ?
Tanrı(Eğer varsa) zamanlama hatası yapmıştır. 150 bin sene kadar bir bilinmez olarak kalmış nihayetinde bölücülüğe soyunmuş ve insanlığı ayırmıştır.
Yok yok bu din tutmadı başka bi peygamber yollim. Hay bin köfte bu da olmadı dur bi tane daha yollim…
Narsisizm’e katılmakla birlikte asıl başlangıç sürecini bugünün yüksek olanaklı bilimiyle ele geçirilen! BİLGİ oluşturmaz.
EVREN nasıl oluştudan arta kalan yamuk bilinmezlerin güya koz olarak kullanılmasıyla yapılmaya çalışan TANRI ispatı ÖNCESİZLİK de durup kalır.
Kendi samimiyetsizliklerinde ölen TANRIDIR. İnsanın hırsının kurbanıdır. Dinci onu kendine benzetir ve yorumlar katmaya başlar.
Tanrı böyle istemezdi… (tanrıyla kankadır bunlar)
Artık dorukta NARSİST ve sonsuzda yalnızdırlar.
Yalnızdırlar zira kalplerinde hep ACABA sorusu vardır.
Tanrı öyle mi istedi canımcım ?
Tanrilar, narsist vucutlar tarafindan yaratildi, bu inkar edilemez… Kendilerini bir aynada gormeleri veya mukemmel olmadiklarini bildiklerinden kendilerine bir kusursuzluk yaratip ona bir gun ulasabileceklerini (cennet) dusunmeleri de normal. Narsistlik bu, suc degil ya…
Benim anlayamadigim, -yorumlardan takip ettigim kadariyla- narsist oldugunun farkinda olamayip bir dine (gole), sımsıkı sarilip sonunda o dinin(golun) icinde bogulan bireylerin varligidir. Zaten yukaridaki yazida da ne Narcissus ne de gol farkindadir narsist olduklarinin. Ikisi de birbirinin icinde erimis, yok olmaya yuz tutmus, curumus varliklardir…. Dinler(goller) bir sekilde varliklarini sururdururler.O gole su aktaran bulunur elbet; fakat yazik degil mi Narcissus’a (kisye) ? Bir kez yasayacaksin ve sonunda “puuuufff” diye yok olacaksin… Ne o gol seni sozsuzluga goturecek ne o sonsuzluk var ne de yarattigin mukemmeliyet mevcut…
Bu kisilerin birey olduklarini hangi psikoloji kitabi yazar, hangi felsefe kabul eder, hangi bilim ispatlar???
G Milat
İyi de gölü kuruttun o zaman ne olcak. Kitlelerin elinde tanrı bu sefer erdem olacak veya Rousseau’nun sözleşmeci doğası olacak. İnsan mükemmel olmaya meyillidir.
Bunun yüzü bugün tanrı olur, yarın öbür gün güç olur, bir sonraki gün popüler kültürün bize dayattığı Oprah Winfrey’ler olur :))) Haksızmıyım
Hakli olmak biraz goreceli degil midir? Fakat narsizmin boyutu her daim kendi guzelligini yansitacak bir ayna yaratmaktan yana olacagi icin, guc/postmodernizm ismine ne derseniz deyin; o sey zamanla ilahlastirilacaktir. Daha once de soyledigim gibi bunu en tehlikeli boyutta yapanlar narsist oldugunu kabullenmeyenler veya bunun hic farkinda olamaynlardir.
Yoksa dozu ayarlandiginda narsist olmak “öcü” olmak degildir ki…
‘G Milat
İlginç ve güzel tartışmalar var. eskiden de var mış hani şu islam medeniyeti döneminde ve mutezile denen bir gurup bayağı da aşmış. Mesela evrenin yaratılmadığını ve tam tersine ezelden beridir var olduğunu yani Kur’an’ın yaratılmış (mahluk) olduğunu savunmuş. Sonuç ise; dinsiz diye yaftalanmış ve gerisine gerek yok galiba!
Tanrı fikri bu varoluşla bağlantılı bence, yani ezelden beridir var olan (bizimde parçası olduğumuz) bir bütüne verilen isim zannımca. İster tanrı deyin istersenizde başka bir şey farketmez! Aslolan belirli kuralları olan bu bütünün yani varoluşun algılanış meselesi tartışma çıkaran şey gibi.
Mesela birileri buna evrim der, hani mıskeveyh’in dediği gibi ve İbni sina, farabi, mutezile, tufeyl ve benzeri birçok alimin kabul ettiği şu meşhur kemale ermek olayı. Varlığın taş, toprak gibi aşağı mertebelerden sırasıyla bitki ve hayvan ve sonrada insan ile ruh denilen enerjiye dönüşümünde geçirdiği süreç ve izlediği yol.
Birileri de buna yoktan var eden, doğmamış, doğrulmamış gibi tam kendisinde kusur olarak gördüğü şeylerin kusursuz halini ifade eden bir şekilde yaratıcı diyebilir.
bence nereden bakıldığı önemli…
Şunu da eklemek isterim;
Kuran’da nerdeyse her yerde yaratma ile biz kelimesi yanyanadır! Neden acep?
gerçek İslam narsizmi değil alçakgönüllülüğü savunur.Ama sizin gibi mühürlüler bunu göremezler.
Duyuyoruz: gök aptallık, varlık boş, tabiat kör ve kurulu, değişmez bir hareket içinde. Evrende akıl düşünce, duygu, yön ve irade göreniyoruz. Varlığın hiçbir özel anlamı yok. Bu ürkütücü yalnızlık içinde insan bir yabancı, kendi haline bırakılmış, her türlü bağdan kurtulmuş, kendi anlamını, değer, gerçek ve hedefini yaratacak hür bir iradedir.
Bide rüyaların en güzeli aşktır.
Parcuket :)(:
“Bide rüyaların en güzeli aşktır.”
Belki de hayatin boyunca yasayabilecegin, hissedebilecegin, koklayip hucrelerine sindirebilecegin en gercek sey asktir..
Sahi yaa.. Ask, narsizmin baska bir boyutu mudur? insan kendinde goremediklerini asik oldugu kiside gormeyi amaclayarak mi hayranlikla baglanir, arzular, dusunur…? Neden yarin endamina, zulfunun siyahina, gozlerinin haresine, bakisinin isvesine kanilir?
G Milat