Ölü, Ölü Değilse?
Daha da ötesi, şeker ve oksijen yetersizliğinden dolayı sinirlerin, dakikalar içinde çabucak ve geri dönüşü olmayan bir şekilde öldükleri fikrine meydan okundu.
Amsterdam Hollanda Beyin Araştırma Enstitüsü’nde yapılan araştırmalar neticesinde, araştırmacılar, insan beyninden alınan sekiz saatten daha uzun süre ölü olan sinir hücrelerini diriltmeyi başardılar.
30 ölü insan beyninden alınmış ölü olduğu varsayılan sinir hücrelerinin, yapay serebrospinal sıvı ile yıkandıklarında, tekrar yaşama döndürdüklerini ve oksijen yakma ve aksonlar boyunca sinir sinyallerini taşıma yeteneklerini yeniden kazandıklarını buldular.
Araştırmacılar, bazı bilinmeyen mekanizmaların sinirleri ölümden koruduğunu iddia ediyorlar. Sinirlerin şaşırtıcı bir şekilde yeniden hayata dönebilmeleri, beynin uğradığı zararın önceden düşünülenden çok daha geriye döndürülebileceği iddiasını ortaya çıkarıyor. Lazarus’un ruhu beyin hücrelerinin içinde yaşıyor.
Amsterdam Hollanda Beyin Araştırma Enstitüsü Araştırmacı: Jean Carper
Kitabı: Mucize Beyniniz
Okuyucum bu sıvının nereye ve ne miktarda verilmesi gerektiğini bildiğini iddaa ediyor.
BAKARA TEORİSİ
ÖLÜM HAKKINDA NE BİLİYORUZ?
Ölüm hakkında ne biliyoruz? Yaşam hakkında, milyonlarca şey bilmemize rağmen, ölüm hakkında çok az şey bildiğimiz kesin. Beynimiz mi duruyor ilk önce? Yoksa kalbimiz mi? Kalp masajı yapılıp hayata dönen pek çok insan var aramızda. Hatta öldü diye morga konulduğu halde üç-dört saat sonra dirilip ayağa kalkanda var. Bu gibi olayları zaman zaman gazetelerden okuyoruz. Bazı ülkelerde kalbin, nabzın durması ölüm olarak kabul edilirken, bazı ülkelerde beyin ölümü esas alınıyor… Yaşlanıp ölmek iyide, genç yaşta ölende çok… Trafik kazaları, hastalıklar, kalp krizi, cinayetler, uyuşturucu, iş kazaları, savaşlar, sobadan yada şofbenden sızan gazla zehirlenip ölenler ve daha bir çok ölüm çeşidi var. Yaşlılık ölümlerini anlıyorum. Organların tamamına yakını iş göremez duruma gelmiştir. Mikrobik ölümleri de anlayabiliyorum, bazı hayati organlar iş göremez duruma gelmiştir.
Benim anlamadığım şey; daha birkaç dakika evvel gayet sağlıklı iken bir kurşun bedenine saplanıp ölenler yada bir bıçak darbesi alıp kan kaybından ölenler ve denizde boğulup ölenler, nefes borusuna bir şey kaçıpta ölenler? Acaba ölmüyorlar da beyinlerimi duruyor? Buna bağlı olarakta bütün uzuvlar ve kalp duruyor?
İNSAN BEYNİ YENİDEN ÇALIŞTIRILABİLİR Mİ?
Bu gibi durumlarda, Tabiî ki beyindeki hücre ölümleri tamamen gerçekleşmeden
Ben: İnsan beyni bu gibi durumlarda yeniden çalıştırılabilir diyorum. Neden böyle Bir iddiada bulunuyorum biliyor musunuz ? Kuranı-ı Kerim’deki Bakara suresinin yedi ayetinden yola çıkarak insan beynine kadar uzanan bir yolculuk yaptığım için.
Bu yedi ayetin içinde anlatılan “SEMBOL”ü, anlatılmak istenen asıl “ÖZ”ü, iki ayette de anlam değişikliğinin olduğu ve bu yedi ayetin tevsirini dinleyince sizde bana hak verecek ve destekte bulunacağınıza eminim.
Önce Türkiye Diyanet Vakfı Yayınlarınca yayınlanan bu yedi ayeti okuyarak başlamak istiyorum:
Bismillahirrahmanirrahim : Bakara 67. Musa kavmine: Allah bir sığır kesmenizi emrediyor demişti de, bizimle alay mı ediyorsun? Demişlerdi. O’da: Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım, demişti.
Bakara 68: Bizim adımıza Rabbine dua et, bize onun ne olduğunu açıklasın dediler.
Musa : Allah diyorki: O, ne yaşlı nede körpe, ikisi arasında bir inek. Size emredileni hemen yapın dedi.
Bakara 69 Bu defa : Bizim için rabbine dua et, bize onun ne renkte olduğunu açıklasın, dediler.
O’ diyorki : Sarı renkli, parlak tüylü, bakanların içini açan bir inektir dedi.
Bakara70 ( Ey Musa! ) Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın, nasıl bir inek keseceğimizi anlayamadık. Biz İnşallah emredileni yapma yolunu buluruz dediler.
Bakara 71 (Musa) dediki: Allah şöyle buyuruyor: O henüz boyunduruk altına alınmayan, yer sürmeyen, ekin sulamayan, serbest dolaşan (salma) renginde hiç alacası olmayan bir inektir. işte şimdi gerçeği anlattın dediler ve bunun üzerine (onu bulup) kestiler, ama az kalsın bunu yapmayacaklardı.
Bakara 72 : Hani siz bir adam öldürmüştünüz de onun hakkında birbirinizle atışmıştınız. Halbuki Allah, gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktır.
Bakara 73: Haydi, “şimdi (öldürülen) adama, (kesilen ineğin) bir parçasıyla vurun” dedik. Böylece Allah ölüleri diriltir ve düşünesiniz diye size ayetlerini (peygambere verdiği mucizelerini ) gösterir.
Bu ayetlerin hemen ardından , gerekli açıklamalar yapılmıştır.
Şöyleki: Bu ayetlerde geçen inek kesme kıssası, daha ziyade İsrailoğulları’ndan iki gencin, mirasına konmaları için amcalarını öldürmelerine bağlanır. Olay Hz. Musa’ya arz edilir. Hz. Musa’da bir türlü katilleri bulamaz ve Allah sığınır. O’da bir inek kesilmesini. O’nun bir parçasıyla ölüye vurulmasını, ölünün dirilip katili haber vereceğini bildirir.
Neticede böyle olur. Ayetlerin zahiri de buna işaret eder. Ancak eski Mısır’lıların ineğe tapmaları, bir ara Yahudi’lerinde buzağıya tapmış olmaları, sığır kesilmesi hadisesinde başka hikmetlerinde bulunduğunu gösterir. Bir parçasıyla o’na vurun buyurulup, arkasındanda Allah’ın ölüleri diriltmesinden bahsedilince, müfessirlerin çoğu, bunu: kesilen ineğin bir parçası ile ölüye vurulmak sureti ile onun dirilmesi şeklinde anlamışlardır. Bu taktirde Olay bir mucizedir. Allah’ın kudreti ile böyle bir sebep olmadan da dirilebilir. Dikkatleri daha ziyade çekmek için böyle bir merasim tertip edilmiş ve akabinde “mucize gerçekleşmiştir”
BENİM YORUMUM VE TEVSİRİM :
Bakara suresindeki 67—73 ayetleri arasında anlatılan Hz. Musa zamanında yaşanmış bir olayın anlatıldığı bu 7 ayetin müteşabih ayetler yani: İç içe anlam taşıyan ayetler olduğu bir çok müfessir tarafından dile getirilmiş ve böyle müteşabih ayetlerde, Allah’ın bazı anlamları “SEMBOL”lerle ifade ettiği birçok alim tarafından açıklanmıştır..
Ben bu ayetlerle ilgili araştırmaya Bakara 71- deki ayetleri yorumlayarak başladım. Onlarca meal ve tevsirler de bakara kelimesinin anlamı : Dişi sığır yani inek olarak açıklanmış ve kabul edilmiştir…
Onlarca meal ve tevsirlerin hiç birinde öküz yada tosun olarak anlatıldığına rast gelmedim. 71. ayeti okurken de sanki bir çelişki olabilecek bir şey dikkatimi çekti.
Bakın. 71. ayette : Boyunduruk altına alınmayan ve yeri sürmeyen, ekin sulamayan bir “İNEK” tarif edilmiş. Oysa yüzlerce yıldır, bütün toplumlarda koca memeleri ile kilolarca süt veren inekler, sütten kesilmesin diye bu iş öküzler tarafından yapılır. Eğer öküz yoksa at tarafından çifte sürülür. Atın dişi olanı da çifte sürülebilir hatta bazı yerlerde eşekler develer ve insanlar bile çift sürmüştür. Ama inekler çifte sürülmez. Peki bu bakış açısı ile baktığımız zaman niye Allah böyle bir ayet göndermiş olabilir?
İneklerin çift sürmediğini bilmediği için mi? Yoksa bu ayetlerde anlatılan İNEK’in bir SEMBOL olduğunu anlamamız ve düşünmemiz için mi? Özellikle böyle bir şey istemiş olabilirdi? Hakkıyla Alim olan Allah’ın her şeyi bildiğine göre demek ki ikinci şıkkı düşünmemiz gerekiyor. Yani bu ayetlerde anlatılan BAKARA’nın bir SEMBOL Olma olasılığını..
Bu ayetlerde Allah öküz isteyebilirdi. Özellikle İNEK istediğine göre ineğin vasıflarını taşıyan bir SEMBOL olmalıydı. Bu ayetlerde istenen, inekle öküzü birbirinden ayıran belirgin özellik ne idi? Her iki Cinste de boynuz olabilir, derileri ve renkleri aynı olabilir ama ilk bakışta göze çarpan belirgin özellik İneğin MEMELİ olmasıdır.
Aramamız istenen SEMBOL öncelikle MEMELİ olmalıydı. Ayrıca yeri sürmeyen bu “SEMBOL MEMELİ yi denizde yada gökte aramamız gerektiğini düşündüm. Ayette açıkça yeri sürmeyen ve boyunduruk altına alınmayan bir inek istenmişti. Denizde ve gökyüzündeki bütün hayvanlar ne yeri sürüyor nede boyunduruk altına alınıyorlardı çünkü. Denizdeki balıklar yumurtlar bildiğiniz gibi ama, balinalar, yunuslar ve foklar MEMELİ dirler.
Şimdi yalnız 69. ayette renginin sarı olması gerekiyordu. Fakat ne balinalar ne yunuslar ne de foklarda böyle sarı bir renge rastlamadım. Demek ki yüzümü gökyüzüne çevirip orda aramalıydım Bu SEMBOL MEMELİ yi..Gökyüzünde de yüzlerce kuş türü vardı ve hepsi Yumurtlama özelliğine sahipti. Fakat Yüce Allah sadece bir türü evet evet sadece tek bir türü MEMELİ yaratmıştı. YARASALAR………….
Peki 69. ayette belirttiği gibi sarı renkli ve hiç alacası olmayan bir Tür var mıydı? Tabiiki vardı vampir YARASA….. tıpkı 1.sayfadaki resim gibi. Bu ayetlerde anlatılmak istenen SEMBOL MEMELİ vampir yarasa ise gerçekten, ölüyü diriltmekle ilgili olan bu ayetlerle ne ilgisi vardı? Bu sorunun cevabı ise 67. ayette ve 73. ayette gizliydi…
Diyanet Vakfının 73.ayetin ardından yapmış olduğu açıklamayı hatırlayalım bir parçası ile ona vurun buyurulup arkasındanda Allah’ın ölüleri diriltmesinden bahsedilince, müfessirlerin çoğu bunu kesilen ineğin bir parçası ile ölüye vurulmak suretiyle onun dirilmesi şeklinde anlamışlardır. 67. ayetten başlayarak bir inek istenmesi ve bu ineğin tarif edilmesinden sonra 73. ayette o’nun bir parçasıyla maktüle (ölüye) vurun denince, müfessirler, şöyle düşünmüşler;
İnek isteniyor ve bir parçası ile vurun dendiğine göre demek ki inek boğazlanmış ve bir parçası ile vurarak adama vurulmuş ve adam dirilmiş. Öyleyse 67. ayetteki zebd kelimesi (boğazın yarılması) olarak tevsir edilmeliydi. Ve bu boğazın yarılmasından yola çıkılarak ineğin boğazlandığı ve boğazlanmaktan da ineğin kesilmesi anlamı çeviriden çeviriye değişmiştir.
Araştırmalarım beni bu yolu düşünmeye itti. Yoksa ineğin kesilmesi değil de sembol memelinin yani YARASA nın kesilmesi ile ne alakası olabilirdi? Bu ayetlerde bilimsel bir açıklama olmalıydı. Çünkü ayetlerin sonunda bir öldürülen adam hayata dönüyordu. Öldürülen adamın sadece BEYNİ durmuş olup beyninin yeniden çalıştırılabilmesi için bir FORMÜL anlatılıyor olabilirdi.
Özellikle 67. ayette (boğazı yarın) dan sonra gelen cümle şu;
Bizimle alay mı ediyorsun? Alay edilecek bir şey yoktu ki. Demek ki burada alay edildiğini zannedecekleri bir kelime kullanılmıştı. Hz. Musa’ya gidipte Allahtan yardım istemeleri ise bu insanların Allah’a inançlı olduklarını gösterir… Eğer ki ayetlerde ineği kesin” denmiş olsaydı hemen bu işlemi yaparlardı. Bazı müfessirlerin dediği gibi. Samiri’nin buzağıdan heykel yapıp ona tapmalarını örnek göstermeleri bence yanlış. Çünkü Kuranda. Bu iki olayın hangisinin daha önce olduğuna dair hiç bir kanıt yok. Demek ki burada alay edildiğini zannedecekleri bir ANLAM var.. Şimdi o anlamı bulmaya çalışacağız.
Boğazla ilgili çok araştırma yaptım…
Zebd kelimesinden yani (boğazı yarmak) kelimesinden yola çıkarak… boğazın kesilmesi değil esnetilmes olduğunun farkına vardım. Ve diğer sayfada göreceğiniz gibi esneyen insan ve hayvanların resmini görüp anlayacağınızı umuyorum..
Şimdi bu anlamı ile Ayetleri okumaya başladığımız anda, neden bizimle alay ediyorsun? dediklerini daha iyi anlayacağız:
Bakara 67. Musa kavmine: Allah bir sığır (esnetmenizi) emrediyor demişti de :
Bizimle alay mı ediyorsun? Demişlerdi. O’da : Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım, demişti. Bizimle alay mı ediyorsun diyorlar çünkü: inekler esnemez.
Resimlerde Göreceğiniz gibi bir çok hayvan türü esner hatta bazı balık türleri bile esner Ama İNEK esnemez… Hz. Musa İneği esnetin deyince o’nun alay yada eğlence yaptığını sandılar. Ama Musa : Allah’tan vahiy geldiğini ve doğru söylediğini ısrar edince bu esneyen ineği bulmak için sorular sordular.
Ne genç ne yaşlı dendi. Renginin sarı olduğu söylendi ama böyle bir inek yoktu. Ancak ne zamanki 71.ayette : Boyunduruk altına alınmayan, yeri sürmeyen, ekin sulamayan bir inek istenince bunun inek olmadığını çünkü; ineklerin zaten bu işlemi yapmadığını düşündüler ve bizim gittiğimiz yoldan giderek SEMBOL MEMELİ ye yani yarasaya ulaştılar.
Esnetilmesi gereken sembol memeli yarasa idi ve onu bulup esnettiler..
Şimdide 73. ayette: O’nun bir parçası ile maktule vurun denince Neyin bir parçası ile maktule vurulduğunu bulacağız. Bunun için önce yarasayı esnetmemiz gerekiyor tabii ki…
YARASAYI nasıl ESNETİRİZ ? Günümüz şartlarında ve tıbbi olarak düşünelim lütfen.. Eğer uyutun denseydi uyku ilacı vururduk değil mi? Ama yarasayı esnetin dendiğine göre yarasayı esnetecek ilacı bulur ve şırıngaya koyar ve yarasaya enjekte ederdik değil mi? Eğer yarasa esnemeye başladı ise aradığımız İLAÇ doğru demekti.
Şimdi elimizde bir şırınga ve içinde yarasayı esnetecek ilaç var ve yarasaya vuruyoruz. Evet esnemeye başlıyor demek ki ilaç doğru. Şimdi de aynı şırıngayı öldürülen adama doğrultun ve o’nun bir parçası ile maktule vurun. İşte Allah böyle diriltir ölüleri demiyor mu?
- ayet. ( kesilen ineğin) bir parçası ile değil de (şırıngadaki ilacın) bir parçası ile olması gerekiyor. Eğer ki bu memeliyi yarasa olara düşündüğümüz andan itibaren aslında ölen adamı yeniden hayata döndürecek ilaç aynı zamanda da yarasayı esnetiyor… Bu bir formülün tarifi..
Şırıngadaki ilacıda merak ettiğinize eminim
OKSİTOSİN HORMONU: İnsan beyninin HİPOFİZ BEZ’inde yer alan bir hormon. Gökyüzünün tek memeli hayvanı olan yarasayı esneten ilaç insan beynindeki bir HORMON! Bu Sizce sadece tesadüf mü? Yoksa Allah’ın gizemli yollarından biri mi?
BU ARAŞTIRMAYA BAŞLAYABİLİRMİYDİM?
Bu surede anlatılan bakara, inek olmasaydı, eğer öküz istenilseydi. Memeli aramıyacaktım… Bu yaşıma kadar çift süren inek görmemiştim, eğer ki ineklerde çift süreydi……..
- gökyüzünde milyonlarca kuş yumurtluyordu ve sadece bir tür memeli idi. Yarasalarda yumurtluyor olsa idi………
- denizde de balinalar, yunuslar ve foklar memeli idi ama sarı renkli olan yoktu..
-
yarasa türlerinde de sarı renkli yarasa olmasa idi ……….
-
Bir çok hayvan türü gibi ineklerde esniyor olabilseydi…….
-
İnek örneğinde olduğu gibi yarasalarda esnemiyor olaydı…..
-
- ayette gerçekten (kesilen ineğin bir parçasıyla vurun) yazıyor olsaydı. (o’nun bir parçasıyla vurun) diyerek yoruma açık olmasaydı
9.Yarasayı esneten ilaç doğada olabilirdi ama insan beyninde.. Bir insanı hayata Döndüren ayetlerin anlatıldığı bir surede insan beynindeki bir hormon tarif edilmeseydi.
HİPOFİZ BEZİ HİPOTALAMUS
Hipofiz bezinin beyindeki görevi Hipatolomustan aldığı sinyalle gerekli olan hormonu kana bırakmak ve bu hormonlarında kan dolaşımı ile vücudun her yönüne gitmesi ve gerekli bezler tarafından alınmasıdır genel olarak. Ama doğal olmayan ölüm şekillerinde insan beyni durduğu için hipofiz bezindeki bu hormon salgılanıp başka bir beze gidememekte ve görevini yapamamaktadır. Çünkü kan dolaşımı yoktur. Bunun için bu hormonun, tıbbi müdahale edilerek gerekli beze verilmesi gerekmektedir. Beyinde böyle bir bez mevcut mu peki?
Evet. Beynin arkasında bulunan ve bütün sinir hücrelerinin bağlantısı bulunan bu bez (epifiz) yada (pineal) olarak anılmaktadır. Araştırmamın ilk başlarında birkaç profesörle görüştüğümde şunu söylediler. “Beyne 3- 5 dakika oksijen gitmese beyin hücreleri onarılmaz şekilde ölür”. Ama, 2000 yılında hürriyet gazetesinde ki bir makale bana daha çok azim verdi. Ertuğrul Özkök’ün bir makalesi idi ve “Jean Carper” adlı bir araştırmacının kitabından alıntılar vardı.
Mucize Beyniniz adlı bu kitapta şunu yazıyor:
Bu kitap daha sonraları Türkçe olarak elime geçti. Amsterdam’da bulunan Hollanda Beyin Araştırma Enstitüsü yaklaşık 8 saat önce ölmüş 30 insan beynindeki öldü olarak kabul edilen sinir hücrelerini hayata döndürmeyi başarmışlar. Mucizevi olarak beyin sinir hücrelerinin ölmediğini iddia ediyorlar. Bu çok güzel bir gelişme idi ve öyle olaylar oluyordu ki, ölüpte 3-4 saat sonra hayata dönen insanlar vardı. Bunları ya gündelik hayatta görüyor yada gazete sayfalarında okuyorduk. 3-5 dakika oksijen gelmeyince beyin ölüyor ise gerçekten? bu insanlar nasıl hayata dönüyordu?.. Şimdi şunu açıklama gereği duydum ki. Ben Kuran ayetlerini yalanlamıyorum, tam aksine bunun müteşabih yani başka anlamının böyle olabileceğini iddia ediyorum.
Yanılmış olabilir miyim? Diye çok defa kendime sordum. Evet yanılabiliyor olabilirdim, bunu kabul ediyorum ama yanıldığımın ispatı içinde bu bilimsel bir insan beynindeki deney yapılmış olması gerekirdi.
Birde şöyle düşünüyorum: YA YANILMADIYSAM ?
Ya anladıklarım ve anlattıklarım gerçekten doğru ise? Bunun için doğal olmayan bir şekilde öldü kabul edilen bir insana bir deney yapılması gerektiğine inanıyorum ve bunun için mücadele ediyorum. Çalışmalarım ve yorumlarım İzmir’de bulunan bir bölgesel gazete olan YENİ ASIR gazetesinin 1 haziran 2003 Pazar günü 12. sayfasında yayınlanmıştır…
Hayal gücünüze ve yorumlamalarınıza bayıldım. Gerçekten müthiş. Hoşgeldiniz.
xenix
Kişisel bilginizde, ”dünya üzerinde ölüme çare buldum diyen tek insanım”yazmışsınız.
Hayal gücünüze bende bayıldım:)Hoşgeldiniz.
Jean Carper da kimdir, yoksa araştırmacı bir gazeteci midir?
“Ama doğal olmayan ölüm şekillerinde insan beyni durduğu için hipofiz bezindeki bu hormon salgılanıp başka bir beze gidememekte ve görevini yapamamaktadır.Çünkü kan dolaşımı yoktur.”
hipofiz bezindeki hangi hormondur bu hormon?
ön hipofiz, arka hipofiz, adenohipofiz, nörohipofiz?
FSH,LH,ACTH?
Ya da TSH, PROLAKTİN, GROWTH HORMON?
VAZOPRESSIN,OKSİTOSIN, MSH?
Söylediğiniz bu hormon şu hormonlardan hangisidir?Ve hangi mekanizmayı tetikleyerek ölümü engellemektedir?
Ayrıca doğal olmayan ölüm şekillerinde böyle olmaz çünkü kan dolaşımı yoktur demişsiniz.Ben size kan dolaşımının devam ettiği ve hiç de doğal olmayan ölüm biçimleri sayabilirim mesela.Ya da adamı önce doğal olmayan yollarla öldürüp ardından kan dolaşımını devam ettirmek de mümkündür.
Kortikal fonksiyonlarla beynin diğer fonksiyonları arasındaki farkı bilir misiniz?
Ne demeli şimdi bilmem ki?
Bana kalırsa konunun uzmanı Jean Carper’ın adı Jean Casper olmalıdır, zaten araştırmacı gazeteciye de böylesi yaraşır:))
hipofiz bezindeki hangi hormondur bu hormon?
ön hipofiz, arka hipofiz, adenohipofiz, nörohipofiz?
FSH,LH,ACTH?
Ya da TSH, PROLAKTİN, GROWTH HORMON?
VAZOPRESSIN,OKSİTOSIN, MSH?
eğer dikkatli okusaydınız bu hormonun oksitosin olduğu yazıyor zaten ve
nörohipofizde yer aldığıda bilinir.
amerikada best seller olmuş bir kitap ve yazar hakkındada alaycı olmanız düşündürücü dostum. bence Jean carper i araştırın .
OKSİTOSİN HORMONU: İnsan beyninin HİPOFİZ BEZ’inde yer alan bir hormon. Gökyüzünün tek memeli hayvanı olan yarasayı esneten ilaç insan beynindeki bir HORMON! Bu Sizce sadece tesadüf mü? Yoksa Allah’ın gizemli yollarından biri mi? diye yukarda yazmışım.
siz sadece 3 satır okuyup konuyu anlamadanmı yorum yaparsınız?
Ani ölümlerde kan dolaşımı olmaz. sizin bahsettiğiniz beyin ölümü olmalı
denizde yada suda boğulan.. kan kaybından ölen. kurşun vucuduna gelip öldü dediğimiz hangi akut yani ani ölümlerde kan dolaşımı vardır ?
benim konum beyin ölümü değil. ve ben zaten bu işlem yapılırsa kalbi ve beyni sağlam insanlara yapılması gerektiğini söylüyorum.
Çünki ani ölüm le karşılaşan insan kalp-akciğer cihazına bağlanacak yeniden kan dolaşımı sağlandığınıda oksitosin hormonu beyne en yakın atardamardan verilerek beyne çabuk ulaşması sağlanacak ve kan dolaşımı ile beynin epifiz bezine ulaştığında ise kendi görevini yapacak.
vücuda giden ve beyinde biten bütün sinir hücrelerinin birleştiği
bu yegane bez olan epifiz bezi. beynin sigorta sistemidir.
sigorta yı açıp yeniden sistemi çalıştıracak anahtar ise
hipofiz bezindeki oksitosin hormonudur.
ani ölümlerde kan dolaşımı olmadığı için bu işlem gerçekleşememekte. ne hipotolomus sinyal gönderip bu hormonun kana karışmasını sağlayamakta neden kan dolaşımı olmadığı için bu hormon epifiz bezine ulaşamamaktadır..
bu benim tezim. eğer bu deney yapılırda başarısız olursam.
bu tezi çürütebilirsiniz. peki ya gerçekse diye bir düşünün bakalım..
Bu güne kadar bu tez sunulmamışki. yada kimsenin aklına gelmemişki.
link to indigodergisi.com eğer indigo dergisinin bu sayısını okursanız daha iyi anlıyacağınızı umuyorum.
Haklısınız, haklısınız, haklısınız,biraz hızlı okumuşum yazıyı ve oksitosini atlamışım.
Doğal olmayan ölüm ile ani ölüm farklı şeyler tabi,ben doğal olmayan kısmını vurgulamıştım.
İşin özü bi sürü hata yapmışım.
Yazdıklarınıza itirazlarım olacak gibi geliyor fazlasıyla, ama açılıştaki üslup ve dağınıklığım için kusura bakmayın.
Bu konu epey gündemde kalmıştı,
TV’ de de çıkmıştı. Bizde indigodergisi olarak takip etmiştik ilgiyle…
Hoşgeldiniz…
s a m i r e
ölü ölü değilse haberi 6 ve 7 nisan 2009 tarihinde ülke tv sıradışı
programında yayınlanmıştı işte haberi:link to tumgazeteler.com
oradaki misafir ve iddiacı bendim yani metin durali
google ye girip metin durali yazıp arama motoruna basarsanız
benim araştırmalarımla ilgili konulara ulaşabilirsiniz.
yada yine googlede ölü ölü değilse yazın arama motoruna ve arayın göreceksiniz.
link to indigodergisi.com indigo dergisindede
ölü ölü değilse makalesini tam olarak okursanız o makalenişn alt taraflarında adı geçen izmirli araştırmacı metin durali benim.
izmirdede yeni asır gazetesinde yarım sayfa yayınlanmıştı bu konu ile ilgili haber.
ama her ne hikmetse bir allahın kulu gel bakalım deneyelim demedi.
maliyeti çok az olan bu DENEY için. destek bekliyorum.
Neden üye girişi yaparak yorum yazmıyorsunuz? Böylece editör onayına gerek kalmaz.
Bu ülkede böyle konularda desinler diye beklersiniz bir adım yürüyemezsiniz. Kendiniz çalacaksınız kapıları. Deney için ne gerekiyor, denek mi, para mı?
s a m i r e
sizce ben oturuyoruyum dostum ?
ben tıp adamı yada ilahiyatçı değilim.
ama çıkış yolum Kuran
diyanette bile dosyam var. belki onbinlerce mail gönderdim
değişik insanlara ve kuruluşlara
ve çok yere gittim nerde açık kapı var ulaşmaya çalıştım
tek engel kariyerim.
Din adamlarınımı ikna etmeliyimki onlar evet desinler
tıp adamları kariyerimi öğrenince nasıl rağbet etsinler ?
internetten ulaşabileceğim insanlara ulaştım ve bazen destek gördüm ama
yapılacak olan bir tıbbi deney. ve ölüye yapılacak deney için etik kurulu var. pensyvanyada böyle bişr araştırma hastahanesi var ama
ingilizcem olmadığı için oraya nasıl resmnen başvurabilirim. ayrıca hristiyan olan bir topluluğa bunu Kurandan yola çıktım nasıl derim
15 yıldır uğraşıyorum benim yerimde olmak istemezdiniz.
yine tek destek internetten ve yayın kuruluşlarından geldi.
indigo dergisine ve ülke tv sıradışı programına teşekkür ederim ve izmirde buluna yeni asır gazetesine.
Hıristiyan toplulukları ya da bilim adamları diyelim ona, işin nerden geldiğine bakmazlar zannımca. Kaynak kurandır deseniz bile içeriğine bakarlar, ne kadar bilim içidir-dışıdır diye…
Siz bence İngilizce konusunda yol yordam bilen birine ihtiyaç duymaktasınız. Bununla ilgili etrafınızda, gönüllü arayın öncelikle. Birisi sizinle bu yola düşmeli ingilizcesi iyi olan, ama öncelikle sizin teorinize inancı olmalı. Ve tabi ki bu işle uğraşacak zamanı…
Kolaylıklar diliyorum…
s a m i r e
Sn. metafizik 19, aklımda bazı sorularım var. Bu soruları sadece gerçekten merak ettiğim için soracağım. Konuyla igili ne kadar bilgili olduğumu falan ilan etmek derdinde değilim. Mesleğim biyologluk olduğundan aklıma takılanları sormak istedim. Elbetteki biyoloji gibi disiplinlerarası bir bilimin her alanında derin bilgi sahibi olamam . Soracağım sorular genel olacaktır:
30 ölü insan beyninden alınmış ölü olduğu varsayılan sinir hücrelerinin, yapay serebrospinal sıvı ile yıkandıklarında, tekrar yaşama döndürdüklerini ve oksijen yakma ve aksonlar boyunca sinir sinyallerini taşıma yeteneklerini yeniden kazandıklarını buldular.
Yani beyin ölümü henüz gerçekleşmemiş insanlar mı denektir?
Yapay serebrospinal sıvı nasıl sentezlenir? Serebrospinal sıvı denilen sıvı, beyin ve omuriliği koruyan bildiğimiz doku sıvısıdır ve doğal olarak elde edilebilir. Neden yapayı seçilmiştir? Yıkanma işlemi nedir? Acaba , sinir hücreleri bu sıvı içinde bekletilerek mi işlevselleştirilmiştir? Tıpkı kurbağadan alınan kalbin saatlerce (pacemaker) özel sıvıda çalışması gibi.
2.Evet hipofiz bezi beynin hipatalamus bölümüne bağlı bir bez olduğundan “bezlerin şahı” olarak bilinir. Vücut kimyamızı düzenleyen hemen her türlü fizyolojik refleks olaylarının denetim merkezidir.
73. ayet. ( kesilen ineğin) bir parçası ile değil de (şırıngadaki ilacın) bir parçası ile olması gerekiyor. Eğer ki bu memeliyi yarasa olara düşündüğümüz andan itibaren aslında ölen adamı yeniden hayata döndürecek ilaç aynı zamanda da yarasayı esnetiyor… Bu bir formülün tarifi..
Şırıngadaki ilacıda merak ettiğinize eminim
OKSİTOSİN HORMONU: İnsan beyninin HİPOFİZ BEZ’inde yer alan bir hormon. Gökyüzünün tek memeli hayvanı olan yarasayı esneten ilaç insan beynindeki bir HORMON! Bu Sizce sadece tesadüf mü? Yoksa Allah’ın gizemli yollarından biri mi? </stron
Ama neden oksitosin ? Oksitosin hipofizin arka lobunda üretilen bir dişilik hormonudur. İşlevi doğum sırasında “doğum sancıları “olarak bilinen rahim kasılmalarını yani bebeğin döl yoluna itilmesiyle dışarı çıkmasını sağlamaktır. Doğumdan hemen sonra süt bezlerinden süt salınmasını da düzenler.
Peki,bunun sinir hücrelerinin onarımıyla ilgisi, nedir?
Acaba bir ihtimal “kök hücreler” kastedilmiş olabilir mi ?
Son olarak Sn. metafizik 19 sizi gerçekten takdir ettim. 15 yıldır azimle bir araştırmayı takip etmek gerçekten takdire şayandır ve bu süre zarfında zaten bu konunun öğrenimini yapanlardan daha bilgili olmuşsunuzdur. Sorularım arasında size anlamsız gelenler olursa lütfen, bunu konu hakkındaki bilgisizliğime verin .
Size araştırmalarınızda başarılar diliyorum. Allah yardımcınız olsun 😉
Sanırım netteki bir hata nedeniyle devamı çıkmadı. Tesadüf diyelim hadi 🙂
Benim sorum şuydu:
Neden oksitosin?
Yani oksitosin de memelilere ait bir hipofiz hormonudur ama görevi doğum sancılarıyla rahim kasılmaları ve bebeğin döl yoluna itilmesidir. Yani doğumdur. Bir de süt bezlerinden doğumdan hemen sonra süt gelmesini uyarır. Bunun, yarasanın esnetilmesi (?) ve sinir hücrelerinin onarımıyla ilgisi ne olabilir?
Acaba kastedilen “kök hücre” olabilir mi ? Bir ihtimal 😉
Sn. metafizik 15 yıldır bu konuyu araştırdığınıza göre kariyer yapmış kadar olmalısınız. Benim sorularımda size anlamsız gelenler varsa ltf konuyla ilgili bilgi eksiklerime verin.
Son olarak sizi sabrınızdan ve aziminizden ötürü kutlamak ve başarılar dilemek isterim. Allah yardımcınız olsun 😉
Şunu da eklemek gerekir ki, oksitosinin süt üretimiyle bir alakası yoktur (süt üretiminde görev alan başka hormonlar vardır), oksitosinin yaptığı şey ise üretilmiş sütün memedeki kanallar aracılığıyla dışarı atılmasını sağlamaktır,yani bir tür pompa fonksiyonunu çalıştırır.
Ayrıca herhangi bir maddenin farklı türlerde farklı etkiler göstermesinde şaşılacak bişey yoktur.Örneğin morfinin insan bedenindeki etkileri arasında fiziki performans artışı yoktur ama atlarda vardır.Bu nedenle morfin at yarışlarında bir doping aracı olarak kullanılır.Aynı morfinin kobay fareleri üzerindeki etkisi ise daha başkadır,farenin kuyruğunu havaya kaldırır.Bu durumdan da doping tespitinde yararlanılır.Atın salyası kobay faresine verilir, kuyruğu dikleşiyor mu bakılır,vs..Şimdi bunda da bir hikmet mi aranmalıdır?
Neyse..Anladığım kadarıyla metafizik ölü sinir hücrelerinin oksitosin yoluyla yeniden hayata döndürülebileceğine inanıyor(buraya kadar konu bir labaratuvar ve deney meselesi olarak ele alınabilir belki)
Ama neden oksitosin sorusu tabi ki başka bir sorudur ve bu noktada metafizik’in sergilediği tutum ve yaklaşım da aslında fazlasıyla tanıdık.
Vaktim olursa daha uzun yazarım
Bir de süt bezlerinden doğumdan hemen sonra süt gelmesini uyarır.
diye belirtmiş zaten , üretilir dememiş adilenur. Burada ekleyeceğiniz bu muydu Sn gamaro?
Vaktiniz vardır mutlaka .. tıp bilgilerinizden .. yararlanmak isteriz…Siz mutlaka işin uzmanı ve üstadısınızdır.
Ama kendi adıma fazla bilimsel olmasın isterim.. Zira konu dağılınca .. ben de dikkat eksikliği olduğundan.. ben de dağılıyorum 😉
Hoş sizin bu yukardaki ifadeleri görmeyip.. aa pardon demenize bakılırsa .. bu konuda yalnız değilim .
Aman alınmayın sakın . .. alınacaksanız ben.. yalnız kalayım ;))
ben onu adilenura karşı değil, belki insanlar bu hormonun süt ürettiren bir hormon olduğunu düşünebilirler diye yazmıştım.
yok ya ben işin uzmanı filan değilim sevgili canu, ayrıca alınma filan yapmadım:)
doğru, yazıyı hızlı okumuştum ve hata yapmıştım,ayrıca konu malum bir noktaya doğru akınca biraz da şartlanma yapmıştım sanırım.Ama işte ben de insanım ne yapayım,gündelik hayatta çoğumuzun düştüğü bir hatayı ben de tekrarladım, cezama razıyım:))
siz lütfen burada kalınız onun için, gerekirse ben giderim:))
Enteresan bir konu olmuş,
Lakin kuran pek çok yerinde kendisi için “apaçık” tabirini kullanır,dolayısıyla bu formülünüzün kuranda bir sır olarak verilmesi esasen hem kendisine tezattır hem de inançlı biri için düşünülemezdir,bu kısmı geçelim,
Çok anlamasam da bahsi geçen “oksitosin hormonu”nun sentetik olarak piyasada mevcut olduğunu gördüm (Sentetik Oksitosin Hormonu) ,deneyinizin illa ki bir insan denek üzerinde yapılması şart mı? Örneğin bir kobay farede aynı etkiyi göstermez mi?
Sanırım 15 senelik uğraşın akabinde bir kaç kobay fare edinmek ve benim 3 dklık aramam sonucu bulabildiğim bu hormonun ilgili sayfada verilen ilaç firmasından siparişinin yapılması çok zor olmasa gerek,
Deneyin bir,kobayı hayata döndürebilir ve belgelerseniz sizi ciddiye almayacak adamın aklına şaşarım zaten…
Oksitosin hormonunun yapay veya doğal olması değil sanırım konu. Hormon bulunmaz bir şey değil.
Metafizik arkadaşımız, anladığım kadarıyla.. bu hormonun .. sinir hücrelerini onarabileceğini iddia ediyor.
İddia, araştırılmaya layık bir iddia. Ama çok iddialı bir iddia 😉
Bence, sinir hücrelerinin onarımı mümkün olduysa… ki.. olduğu .. yazılmış. İlhamın nerden geldiğinin önemi yoktur, Sn. metafizik.
Düşünsenize .. sinir dokusu.. onarılabilirse.. ortada.. felçten tutunda .. MS.. vs kadar… fiziksel ve nevrotik hiç bir hastalık kalmayacaktır.
Umarız öyle olur 🙂
Sayın Canu,
Ben zaten doğallık/yapaylık durumunu konu etmedim,bahsettiğim deneye konu malzemelerin ana iki tanesinin kolaylıkla elde edilebilen şeyler olduğu,
En azından kobaylarda denenmesinin olağanüstü bir zorluk olmadığını belirtmek istedim,taze kadavra ve direk insandan elde edilen taze hormona bahisle,
Şahsen 15 yıllık bir süreyi bu konuya ayırmış olsaydım kendime bir ufak çaplı laboratuvar (amatör tabi ki) dahi elde etmiş olurdum sanırım,bilahare denemeye de başlardım,
Herneyse anlatamamış da olabilirim,çok da bilgili olduğum bir konu değil zaten…
Şimdi ben bütün yazıyı tekrar okudum.İtiraf etmeliyim ki okurken de fazlasıyla yoruldum.
Sayın metafizik, siz ayetten yola çıkıp önce inek, sonra sarı olduğu için varolmaması gereken ve boğazlanmayıp da esnetilmiş inek, sonra yarasa, daha sonra esneyen yarasa ve nihayet oksitosinle dirilme poligonunda bence fazla vakit kaybetmeyin.
Yani çok özür dilerim ama, olayı böyle anlatırsanız kimsenin size herhangi bir şans vermemesine şaşmamak gerekir.
Ayrıca sayın adilenur’un da belirttiği gibi daha pek çok soru var.
Anladığım kadarıyla diyorsunuz ki, akut ölümlerde ölü (ex) olarak kabul edilen ama beyni ve kalbi fiziken hasar görmemiş veya parçalanmamış olanlar, eğer yaşam destek ünitelerinde dolaşım ve solunum fonksiyonları idame ettirilir ve bu arada oxitosine tabi tutulurlarsa klasik tıbba göre öldü kabul edilen beyin hücreleri tekrar canlanabilirler.
Yani aslında diyorsunuz ki, oksijensiz veya glikozsuz ortamda bir kaç dakikalık sürede öldüğü kabul edilen beyin hücreleri aslında ölmemiştir ve bir tür derin uyku modundadırlar, dahası tahmin edilenden çok daha uzun sürelerde canlılıklarını koruyabilmektedirler,yeter ki biz onları neyle uyandırabileceğimizi bilelim.
Şimdi konu o kadar detay içeriyor ki,hangisini önce yazsam bilmiyorum.
Eğer konu hücre ölümü (beyin hücresi mesela) ise, biz bu ölümü aslında hücre içi enerji üretim mekanizmalarının geri dönüşümsüz bir şekilde bozulması olarak ifade ediyoruz ve bu nedenle sonradan hücreye oksijen ve glikoz sunumu dahi yapsanız işe yaramıyor, çünkü bunları kullanacak hücre içi organeller artık çalışmıyor.
Eğer siz bu süreci klasik olarak kabul edilen sürelerin daha ötesinde ve oksitosinle geri çevirebileceğinize inanıyorsanız elbette inanabilirsiniz.Ama bu tür çalışmalar ben de böyle düşündüm neden bana fırsat vermiyorsunuz gibi gerekçelerle takdir edersiniz ki kabul göremezler, siz oksitosin dersiniz, birisi de melatonin der bir başkası ökse otu ya da daha başka bir şey, ama neden, nasıl,varsayımınız neye dayanıyor falan filan, bi sürü soru gelir haliyle.Ayrıca bu çalışmalar ilk anda düşünülenin aksine büyük çapta finansman desteğine de ihtiyaç duyabilirler, iş sadece hormon ve hücreyle bitmiyor.
Benim Amerika’da özellikle sinir hücreleri üzerinde deneysel çalışmalar yapan bir arkadaşım var,sizin için durumu ona aktarabilirim,olumlu bir cevap alırsam da size iletirim.
Ama ben konunun nasıl bir mantıkla oksitosine geldiği hususunda (ayetin içinde keşfettiğinize inandığınız gerçeklik dışında) hala pek bişey anladığımı söyleyememem.Siz de şu başlangıçta sözünü ettiğim poligonda lütfen daha fazla ateş etmeyin.Ya da onun dışında bişeyler varsa, lütfen onları da söyleyin.
Yazının en başında başarılmış bir şeyden bahsediliyor zaten .benim anlayamadığım siz neyin peşindesiniz?
“Amsterdam Hollanda Beyin Araştırma Enstitüsü’nde yapılan araştırmalar neticesinde, araştırmacılar, insan beyninden alınan sekiz saatten daha uzun süre ölü olan sinir hücrelerini diriltmeyi başardılar.”
Hollandada başarılan şey yaklaşık 8 saat önce ölen
bir adamın yada kadının beyni çıkarılmış ve deney yapılmış.
ve sinir hücrelerinin sanıldığı gibi geri dönüşümsüz olarak
ölmediğini kanıtlıyor.
Şimdi izmirdeyim ve burda 9 eylül hastahanesinde
görüştüğüm ve bilgi aldığım profesörlede aynı şu
bilgileri veriyorlar tıp fakültesinde öğrendikleri.
BEYNE ÜÇ BEŞ DAKİKA OKSİJEN GELMESSE BEYİN
SİNİR HÜCRELERİ GERİ DÖNÜŞÜMSÜZ OLARAK ÖLÜR..
hürriyet gazetesinde ertugrul özkökün bu konu ile
ilgili yazısını okumanız için adresi yazıyorum. :
link to hurarsiv.hurriyet.com.tr
orda şu sözlere rastlıyacaksınız
Ama beni asıl ilgilendiren bir başka buluş.
Beyin en çabuk ölen organımızdır. Şimdiye kadar bilinen teoriye, yaşanan gerçeğe göre, üç-beş dakika oksijensiz kalan beyin hücreleri tamamen ölüyor.
Ve onları canlandırmak mümkün değil.
Tıpkı arkadaşımın sözünü ettiği o ölü aşk gibi…
Ama bu da doğru değilmiş.
bilen benden başka belki 100 kişi var
Şimdi aynı teoriye dönelim:
kalp atışı durdu ve solunum yok
beyine oksijen gelmiyor ve sistemi kapatıyor.
şimdi onların teorilerine göre oksijen gelmediği
için beyin sinir hücreleri geri dönüşümsüz ölüyorsa.
bEYİN SİNİR HÜCRELERİ NASIL HAYATA DÖNEBİLİYOR ?
BİLİNMEYEN BAŞKA MEKANİZMALAR OLMALI.
beyin OKSİJEN GELMEDİĞİ İÇİN SİSTEMİ
koruma altına alıyor ve sistemi kapatıyor
ve o sistemi açacak mekanizmayıda benim tezim
çözecek umuyorum ve iddia ediyorum.
. link to abcnews.go.com
indigo dergisindende bir alıntı yapıyorum:
Ölümden Sonra Dirilme Üniversitesi
Tıbben ölü olarak kabul edilmiş insanları, öldükten sonra yeniden yaşama dönmeleriyle ilgili olayları araştırmak amacıyla, Pennsylvania Üniversitesi’nde “Diriliş Bilimi Merkezi” adıyla bir klinik açıldı. Tıp biliminde çok yeni olduğu belirtilen bu klinik, “tıbben öldükten sonra yaşama dönme” konusunda, National Geographic’in TV kanalında “Ölümden Geri Döndüm” isimli belgeselde ele alındı. Pennsylvania Üniversitesi’nde bir yıl önce açılan “Diriliş Bilim Merkezi” araştırma görevlisi Dr. Benjamin Abella, konuyla ilgili şu açıklamaları yaptı:
Üçüncü evre
Klinik ölüm litreratürde, kalbin durması ve beynin fonksiyonlarını yitirmesi şeklinde tanımlanmaktadır. Ancak son yapılan araştırmalarda “ölümle yaşam arasında” üçüncü bir evrenin varlığını ortaya koymaktadır. Araştırmacılar bu evrenin, insanın kalbinin durması ve beyninin fonksiyonlarını yitirmesiyle klinik ölümün gerçekleştiğini, ancak neredeyse tüm hücrelerin canlı kaldığı durum şeklinde tarif edilebilir olduğunu söylediler.”
Diriliş Bilim Merkezi, insanın öldükten sonra, ilaçlar ve kimyasallar yardımıyla yeniden yaşama döndüğünde, hücrelerinin nasıl hiçbir zarar görmediğini ve nasıl hiçbir şey olmamış gibi yaşama devam ettiği sorusuna da yanıt arıyor.
Ölümden dönenlerden biri olan Amerikalı Ward Kenz, Sioux Falls bölgesinde buzlarla kaplı göle düştükten sonra, kurtarma ekipleri tarafından yarı donmuş halde gölden çıkarıldı ve klinik olarak öldüğü açıklandı. Ancak “defibrilasyon” cihazının yardımıyla yeniden yaşama döndürülen Kenz, şu anda ölüme ait hiçbir iz göstermeden ve engelsiz olarak yaşamını sürdürüyor.
Elektrik teknisyeni olan birinin neden inancı
gereği bu kadar tıpla ilgili gerçeği bildiğini
neden uğraşmak istediğini düşünebiliyormusunuz ?
türkiyede bana destek verecek birilerine ihtiyaç va yada
pensilvanyada ki bu diriliş bilim merkezine RESMİ BAŞVURU yapmam
gerekiyor sanırım ama nasıl ? yardım eden olursa bana bildirin
[email protected] @mail adresim
0 534 878 25 01 telim
Bak haberin olsun: (ben radyodan dinledim).Bugün gazatelerde olması lazım. Komaya girmiş hastalarda benzer bir deney yapılmış. Zavallı hastalara beyin sinyalleri yollanmış (evet/hayır gibi olumlu yanıtlar alınmış detayları bilmiyorum)
Bakın dostum şöyle anlatayım:
Bir formülü gizliyorsunuz diyelim Kuranda
ama niye ? aradan yüzlerce binlerce sene geçecek
ve o yıllara ait açığa çıkması gereken bir buluş olacak.
yani kitabı gönderdiğiniz yılarda bilimsel ve tıp
olarak onların anlaması ve gerçekleşmesi olanaklı değil.
peki formül ne.
İnsan beyni durduğu zaman yeniden hayata döndürecek bir formül.
FORMÜL: oksitosin hormonu vereceksiniz bu tip olaylarda.
oksitosin hormonuda sizin ne denizde nede havada yaşıyan
özel bir hayvanı esnetiyor özelliği vermeniz.
Sarı yarasalar. memelidirler gökyüzünün tek memelisi
ve denizlerde sarı memeli kesinlikle yoktur…
yarasaların hepsi memelidir umarım yalnış anlaşılmaz
sarı MEMELi isteyeceksinizki. denizde bulamayınca
gökyüzüne müracaat etsinler.
İNEĞİN aslınds SEMBOL olduğunu düşünüyor ve MEMELi olmasından ve sarı renginden
yola çıkarak günlerce süren bir araştırmanın başlangıcını oluşturuyor.
Tabiiki konu ile alakası olmayan insanlara ben tatbiki olarak belki 1 saatte anlatabiliyorum bunu ama inanın
anlaşılmayacak bir şey değil.
İNEK memelidir ve yarasada memelidir
aralarındaki tek bağ bu.
memeli olmasından yola çıkarsanız anlarsınız
neyse aşağıda bilimsel olanı anlatmaya çalıştım umarım anlamaya çalışırsınız. ayrıca ilginize teşekkür ederim.
Öncelikle çalışmalarınızda başarılar dilerim.
Amma hiç katılmadığım nokta kurandan veya herhangi kutsal kitaptan bilimsel feyz alınmasıdır.
Şunu düşünmenizde yarar var; İnsanoğlu aşıyı,transistörü vs. bulurken bugüne kadar kitaba mı baktı. Sadece Tesla’nın alternatif motoru bulurken “vahiy geldi abi” dediğini biliyoruz.(tabi doğruysa).
Teoriniz yüzde yüz doğru veya yüzde yüz yanlış olabilir. Fakat sorumlusu insanın yazdığı kitap olmayacaktır. Zira Kuran’dan yorumladığınız bölümleri ben öyle yorumlamıyorum.
İnsanın bir zaman sonra (Bin yıl sonra da olabilir 10 bin yıl da) bahşettiği tanrının rolünü alabileceğine inanıyorum. (Diriltmek gibi)Ve bu olduğunda birileri bak işte bu yazıyordu diyecektir.
Yani aslında diyorsunuz ki, oksijensiz veya glikozsuz ortamda bir kaç dakikalık sürede öldüğü kabul edilen beyin hücreleri aslında ölmemiştir ve bir tür derin uyku modundadırlar, dahası tahmin edilenden çok daha uzun sürelerde canlılıklarını koruyabilmektedirler,yeter ki biz onları neyle uyandırabileceğimizi bilelim.
yaşam ile ölüm arasındaki üçüncü evreye
inandığımız için beyin sinir hücrelerinin öldüğüne inanmıyoruzki. onarma işini iddia edelim.
Birde şöyle düşünelim.
elimizdeki tıp imkanları ve bilgileri ile
zaman ötesine gitsek diyelim 500 yıl önce..
kalp krizinden bir adam ölmüş….
siz o insanlara bu adam ölmedi hemen kalp mesajı yapalım deseniz ve o adam hayata dönse
yada kalp masajı olmadı şok cihazı ile hayata döndürseniz
ne derler biliyormusunuz ? bu adamlar büyücü.
kalp msajı yapıp ardında şok cihazıda yeterli gelmeyip adrenalin verseniz kalbine muhakkak
sizi İBLİS ilan edebilirler.
Bulunduğumuz yaşadığımız alanlarda düşünüyor ve konuşuyoruz.
gelin 500 yıl sonraya gidelim şimdide.
eyvah adam ölmüş diyorsunuz. ordan bir ilk öğretim çocuğu yüzünüze garip garip bakıyor . amca ya ne ölmesi şimdi ambulans gelecek ve oksitosin uygulayacaklar ve birazdanda taburcu olur gelir diyor….. çünki bu icat
bu uygulama bulunalı 400 yıl olmuş artık herkes biliyor.
ben gerçek manada ölüme çare buldum demiyorumki.
yaşlılık ve beklenen ölümlere sözüm yokki.
benim iddiam daha bir kaç dakika evveline kadar belki dünyanın
en sağlıklısı iken boğulmuş yada kan kaybı yada kurşunlanmış biri için.
asıl bu insanların ölümü bence doğa yasalarına aykırı.
dünyanın en sağlıklı insanı bir mermi çekirdeği ile yada suyun altında nasıl ölebilir ? tabiiki şu var
nasıl yer çekimi kanunu varsa nasıl doğa kanunları varsa
İnsan beyninede 3-5 dakika oksijen gelmesse BEYİn sistemi kapatıyor
bu bir kanun ama yemin ederimki insanları ölmeden mezara koyuyorsunuz.
bu sizin ailenizden yada yakınlarınızında başına gelebilir.
ne o askercikler ölüyor nede trafik kazalarında ölenler aslen ölüyor.
sadece beyinleri sistemi kapatıyor ve beyni açacak sistem
bu güne kadar bulunmamış tıpki yüzlerce binlerce yıl evvel kalp krizinden insanların öldüğü gibi.
gelin hep birlikte tarihe yön verelim ve bu buluşa yardımcı olalım
BU bir TEZ dır sadece. ama gerçekleştiğini düşünün bir an.
Şimdi! Sn metafizik19;
Yazılarınızı ve konuyla ilgili profesyonel bilgileri olduğunu sandığım arkadaşların yorumlarını dikkatlice gözden geçirdim.
Çeşitli soru işaretleri hala duruyor olsa da; beyindeki sinir hücrelerinin tamamen ölmediğini ve tekrar canlandırılabileceğini iddia ediyorsunuz. Bunun için elinizde Kuran gibi bir kılavuzunuz olduğunu, burdan yola çıkarak ölüme çare bulacağınızı düşünmektesiniz. Araştırmalarınızı profesyonel eller dikkate alırsa, ölüm diye bir olgunun kalmayacağını umut etmektesiniz.
Ben de soruyorum : NEDEN?
*Neden ölümü çare aranacak bir olgu olarak görmektesiniz?
*Kuran’da ” Her nefs ölümü tadacaktır” ifadesi size bir şey ifade etmiyor mu?
*Ölüm de yaşamak gibi bir gerçeklik değil mi?
*Neden dünya gezegeninde belki de tek adil durumun “tüm canlıların ölmesi” gerçekliği olduğunu göz ardı ediyorsunuz?
*Ölümün de insanın bizzat kendi seçimi olduğunu, zamanı geldiğinde kontratının gereği beden hapishanesinden kurtulmak isteyenler olabileceği ihtimalini yok mu sayıyorsunuz?
*Ölerek yeni bir yaşama ve var oluş formuna kavuşmak isteyenlere bu “fikrinizin” müdahale olabileceği hiç aklınıza gelmiyor mu?
*Zamanın hangi zaman olduğunu, genç, yaşlı gibi kavramların sizin algınıza göre şekillenebileceğini , uygun ya da uygunsuzun ne olduğunu nasıl bilebiliyorsunuz?
Şimdilik sorularım bu kadar! Tanık sizin ;))
cellin sanırım ben yazarken sen soru hazırlıyordun ve son yorumu okumadın umarım cevap olur ben ölüme çare bulmadım.
ben bazı ölüm şekillerinin gerçek ölüm olmadığını iddia ediyorum.
beynin sistemi kapaması ile gerçek ölümün arasındaki farkıda kalp krizi örneğinde gösterdim sanırım
bakın pensilvanyada ki diriliş bilim merkezi
2 yıllık yada 3 yıllık mazisi var.
ve yaşam ile ölüm arasındaki üçüncü evrenin farkındalar ve bunu araştırıyorlar.
benim çalışmam 15 yıllık ve on sene evvel gazetede yayınlandı
yani dünya üzerrinde mantıksal cevap arayan ve araştıran insanlar çok ve tek eksiklik inanç. Ben inanıyorum ve hiç şüpheye düşmedim yıllardır ve yıllar geçtikçe benim çalışmamın bir hayal olmadığı bazı kitapların ve dergilerdeki haberleri okuyunca dahada belirginleşti
ne zamanki diriliş bilim merkezinin varlığını duydum çalışmamı hizlandırdım.
bu sayfalarda olurmu arayışım onuda bilmiyorum ama önüme çıkan her kapıyı denedim buna Allah şahit ve umarımki çok yakında bu ortaya çıkacak.
Metafizik arkadaşım; ben gerçek ölüm sahte ölüm ayırırımı yapmadan sordum sorularımı.
Ölmeği seçmeyen, henüz yaşam deneyimleri için yapacakları olan insanların zaten bir şekilde hayatta kalacakları görüşünden yola çıktım. Haa , adlandırmadığımız bazı oluşumlara tesadüf deriz ya aynen onun gibi bu tür durumlara da mucize deriz 😉
Aslında anlattıklarım bilimseldi , spiritüeldi falan dı filandı açısından değil veya öyle her neyse.
Bir bakış açısı sadece. Kaldı ki nickin metafizik ya! Hadi ordan yola çıkmış olayım 😉
Metafizik, bakın ben size çok daha başka bir şey söyleyeyim.
Farzedin ki hasta ölmemiş, ancak beyin kanaması geçirmiş, ya da bir beyin bölgesini besleyen damarda tıkanıklık olmuş.Bu durumda hasta, beyninin bazı bölgelerindeki sinir hücreleri öldüğü ve işlevini yapamadığı için felç, duyu kaybı vs. gibi sorunlarla karşı karşıya kalır sıklıkla (inme denir halk arasında), ama yaşamaya da devam eder.
Şimdi lütfen kendinize bi sorun,
Hasta ölmemiş, sadece inme geçirmiş, kan dolaşımı sağlam, hipofiz bezi çalışıyor, sizin şu oksitosin de iş başında yani.E o zaman iyileştirse ya hasar görmüş beyin bölgesini???Hem öyle bütün beyni filan da demiyoruz, sadece hasar görmüş bölgedeki bir kaç hücreyi…
Ölüm hakkında benim de bazı fikirlerim var. Bizler ölüme inandığımız için ölüyoruz. Farkındalığımızı o kadar maddeye odaklıyoruz ki, fiziksel ölümle birlikte “algı” ölümümüz de gerçekleşiyor.
xenix: Benim bu yorumum genel konuyla alakasız olup, sadece kişisel bir inançtır.
bende Kurandan yola çıkarak oksitosin hormonunu bulduğum anda bu hormonu tanımıyordum ve defalarca araştırdım bende sordum neden oksitosin diye.
rahim kaslarını ve memeye süt gelmesi için gerekli kasılmayı sağlayan bu hormonun KASILMA ile bağlantısı olduğunu düşündüm.
epifiz bezinde görev yapacak bu hormonun orada KASILMA nın hangi türünü gerçekleştireceğini hayal etmeyi düşündüm.
sinir hücrelerinin birleştiği bu yegane merkezde nasıl bir reaksiyon göstereceğini sanırım bu deneyden sonra anlaşılacak yada araştırılacaktır.
beyin hücreleri gerçekten iddia ettiğimiz gibi ölmüyorsa ve bu hormon tarafından zincirleme bir reaksiyona tabi tutularak beynin yeniden çalışmasını sağlayacak üretici bir güç olduğunu düşünüyorum.
ölüme meydan okuyanlar niye ölüyor? soru xenix’e
Benim tanıdığım bir tane “ölüme meydan okuyan” var. O da hala yaşıyor.
Diğerleri öleceğine inanıyordu.
xenix: Cevap statik’e
250.000 tane var, hepsi çanakkale şehitliğinde.
gamaro o kadar şey yazdım ama neden anlamıyrsun
ben beyin sinir hücrelerini tamir edecek demiyorumki oksitosin hormonu..
ben diyorumki. bu gibi ölüm şekillerinde
yaşam ile ölüm arasında üçüncü evrede bekliyor ve
beyin sinir hücreleride ölmüyor.
oksitosin hormonunun görevi= epifiz bezinde farklı bir reaksiyona neden olması..
sinir hücrelerinin ölmediği ve korunduğu zaten ispatlanmış son 10 yılda.
yine indigo dergisinden alıntı :
Araştırmacılar, bazı bilinmeyen mekanizmaların sinirleri ölümden koruduğunu iddia ediyorlar. Sinirlerin şaşırtıcı bir şekilde yeniden hayata dönebilmeleri, beynin uğradığı zararın önceden düşünülenden çok daha geriye döndürülebileceği iddiasını ortaya çıkarıyor.
umarım aynı şeyleri tekrar tekrar yazmam.
iddia edilen gibi sinir hücreleri ölmüyorki oksitosin hormonu onları onaracak iddiası olsun umarım anladınız ?
anlamaya çalışıyorum metafizik, anlamaya çalışıyorum..ama doğru, belki gene de anlamıyorum.
Sözünü ettiğin akut ölüm biçimlerinde beyin hücreleri vücuttaki kan dolaşımının akut bir şekilde durmasına bağlı olarak askıda kalıyorlarsa, akut bir beyin damarı tıkanıklığı durumunda da beynin bir bölgesindeki hücreler aynı şeye…aman neyse,vazgeçtim.
Senin bu gayretini sözünü ettiğim arkadaşıma yazacağım, (kendisi Amerika’da sinir hücreleri üzerinde deneysel çalışmalar yapıyor), ama o da anlamazsa yapacak başka birşeyim yok,kusura bakma.
ben diyorumki. bu gibi ölüm şekillerinde
yaşam ile ölüm arasında üçüncü evrede bekliyor ve
beyin sinir hücreleride ölmüyor.
Elbette şu yazdıklarınız ve iddialarınız , şimdiye kadar bildiklerimizi alt üst ediyor Sn. metafizik. Biyolojik olarak türler, ya canlıdır ya da ölüdür.
Bizim canlı tanımımız: ” çevresiyle madde ve enerji alış verişi yapabilen, bağımsız enerji üretebilen ve yenilenebilen (üreyen) varlıklara canlı denir” şeklindeydi.
Siz yaşam var, ölüm var bir de 3. evre dediğiniz bir ara evre var diyorsunuz. Hımm!
Burada sizi anlıyorum. Çünkü biyolojik olarak bu mümkündür. Tüm yaşam fonksiyonlarını minimize ederek (dondururak) bir nevi ölü taklidi yapan 🙂 tek hücreli canlılar mevcuttur. Örneğin; endosporlu bakteriler yüksek ve çok düşük sıcaklıklara dayanıklıdırlar. Uygun ortamda adeta çimlenerek tekrar canlılık işlevleri gösterebilirler.
Galiba sizin de beyindeki sinir hücreleri ile söyledikleriniz buna benzer bir durum. Tabi insan gibi ” hücre, doku, organ, sistemler bütünlüğü içinde ileri organizasyonlu organizmalar için bu durumu uyarlamak zor görünüyor 😉
Yanlış anlamadıysam oksitosinin, beyin hücrelerinin yeniden işlevsellik kazandıracağı ve böylece ölü taklidi yapan diğer dokuların , beyinin komutlarıyla canlanacağını iddia etmektesiniz.
Devrim niteliğindeki bu araştırmanız olumlu sonuç verirse; cellin arkadaşımıza “hadi bakalım seçimini yap
xenix’e de , hmm ölüm konusunda haklıymışsın” deme şansımız olacak 😉
Bu kurbağayı belgeselde izlemiştim,konuyla alakalı diye aradım,bu da ilginç bir durum,
Ölümsüzlüğün sırrı kışın donan orman kurbağasında mı?
Orman kurbağalarının vücutları kış aylarında donuyor; bedenleri şurup kıvamında bir sıvı gibi oluyor; ilkbaharda çözülerek yeniden hayat buluyor. Bilim adamları şimdi bu kurbağaların metabolizmalarını inceleyerek, aynı yöntemin insanlara da uygulanıp uygulanamayacağını araştırıyor.
Kanada, Ottowa’daki Carleton Üniversitesi biyokimya laboratuvarında “cryogenics-soğubilim” üzerinde çalışmalar yapan Ken ve Janet Storey, deney hayvanı olarak kurbağalardan yararlanıyorlar. Ancak Storey’ler, hareket etmeyen, soluk almayan, háttá kalbi atmayan ve beyin faaliyetleri durmuş olan kurbağalarla ilgileniyor. Deneylerde kullanılacak olan kurbağalar endüstriyel dondurucuların içine atılıyor. Buradan çıkan kurbağaları Ken Strorey şöyle tanımlıyor: “Vücutları esas olarak şurup kıvamında bir kütleye dönüşüyor.”
Bilimsel adı “Rana sylvatica” olan orman kurbağası aslında biyolojik açıdan bir bilmece. Kış aylarını sıfırın altındaki sıcaklıklarda uyuyarak geçiren kurbağalar, bahar gelince uyanıp normal yaşamlarına dönüyorlar.
Kısaca bu kurbağalar, hayvanlar áleminin Rip va Winkle’ı.
Discover’da yayımlanan araştırma makalesine göre (Şubat 05) Storey’ler son 20 yıllarını, yeniden hayata dönüşü gerçekleştiren genetik açma/kapatma düğmesini ve biyokimyasal süreçleri keşfetmeye çalışarak geçirmiş.
link to arama.hurriyet.com.tr
*Ölerek yeni bir yaşama ve var oluş formuna kavuşmak isteyenlere bu “fikrinizin” müdahale olabileceği hiç aklınıza gelmiyor mu?
*Zamanın hangi zaman olduğunu, genç, yaşlı gibi kavramların sizin algınıza göre şekillenebileceğini , uygun ya da uygunsuzun ne olduğunu nasıl bilebiliyorsunuz?
Sevgili cellin; eğer her arayış ve araştırma ” müdahale ” olarak kabul edilseydi ne tıpta ne başka bir alanda hiç bir ilerleme kaydedilemezdi.
Öte yandan ;
ben gerçek manada ölüme çare buldum demiyorumki.
yaşlılık ve beklenen ölümlere sözüm yokki.
benim iddiam daha bir kaç dakika evveline kadar belki dünyanın
en sağlıklısı iken boğulmuş yada kan kaybı yada kurşunlanmış biri için.
asıl bu insanların ölümü bence doğa yasalarına aykırı.
dünyanın en sağlıklı insanı bir mermi çekirdeği ile yada suyun altında nasıl ölebilir ?
demiş Sn.metafizik. Burda da bir çelişki var sanki. Bu araştırma.. “dünyanın en sağlıklısı “iken ölenler için” yapılacaktır.. diye etiketlenemez sanırım. Bilimdamları.. illada şuna çare bulcağız .. diye araştırma yapmazlar. Mesela burada .. ” nöronlar yaşam fonksiyonlarını minimize mi ediyorlar? Ediyorlarsa bu nasıl oluyor?.. türünden araştırmalar yaparlar. Sonuçlar .. herkes için sürpriz olabilir. Bilim tarihinde böyle örnekler çok fazladır.
Bilimdamları.. illada şuna çare bulacağız .. diye araştırma yapmazlar.
demişsiniz dostum ama.. ^^yaşam ile ölüm arasındaki üçüncü evre^^ yi
araştıran ve inanan insanlar var gerçek yaşamda.
Ölüm tek olarakta anılsaydı:
doğal ve ani ölümler diye ikiye ayrılmazdı.
doğal yaşamda bile uzun zaman görmediğiniz bir
yakınınızla sohbet ederken ali bey öldü dersiniz.
–aa der arkadaşınız. gençti daha
kanserdi o. yada trafik kazasında öldü deriz.
60 yaş üzerindeyse bahsettiğiniz
Allah rahmet eylesin deriz sadece.
insanlar doğar çocukluk gençlik orta yaş ve
yaşlılık evresi vardır doğal yaşamda.
Ama öyle şeyler olurki.. bir kaza olur
bir kurşun. yada boğulma ve olay noktalanır biliriz
acaba gerçekten noktalanıyormu?
o konu hakkında bilgi eksikliğimizmi bizi
genç yaşta insanları mezara sokmamaıza etkendir.
Sadece bir kere denensin diyorum bende.
YA GERÇEKSE:
dünya üzerinde kaç kişi varki ben
ÖLÜME ÇARE BULDUM desin ?
sizce aklımımı kaybettim ?
DENENİR VE GERÇEKLEŞİRSE tavrınız ne olacak merak ediyorum sadece
bahane bulacak insanlara her zaman bir bahane sebebi vardır.
Sizce aklımımı kaybettim ?
Ne desem bilemedim:)
Konu ilgi çekmeyecek gibi değil..
Özelikle Kuran dan ayetler ile bağlantı kurulup bu noktaya gelinmesi enteresan..
Ben de ana hatları ile aslında temel konuya bağımlı kalarak bir bağlantı kurayım:
İncelenen süre bakara, ancak bakara ile ifade edilen dişi sığıra sembol bir anlam giydirilerek vampir yarasaya varılıyor..
Tabi kelimenin semantik açıdan da incelenmesi daha net sonuçlara götürür ama şimdilik buna gerek yok.
Sadece kelimenin müennes yani dişil olduğunu bilmemiz yeterli.
Peki bu surede dişil olarak anılan başka bir hayvan bar mı? Var;
Sivrisinek..
Şimdi eğer bakara kelimesinden vampir yarasaya ulaşıyorsak, kan emen diğer bir canlıya da bağıntı kurabiliriz.
Yani sadece dişilerinin kan emdiği sivrisineğe..
Aslında dişi sivrisinek daha önce belirtildiği için, bir takım benzerliklerden bakarayı vampir yarasa ile sembolleştirebilirdik.
Aslında ilk başta neden sivrisinek ve inek bu sürede anılıyor diye de düşünmek lazım..
Fakat kısaca benzerlikleri belirtmek lazım;
1-İkiside dişil kelimelerle ifade ediliyor.
2-İkiside kan emiyor.
3-İkiside spermleri veya erkek döllerini muhafaza edip istediği zaman dölleşmeyi gerçekleştirebiliyor..
Şimdilik aklıma gelen bunlar, belki başka da vardır.
Ama bizi asıl ilgilendiren konu ikisininde kan emmesi.
Kan emebilmeleri için ikisinde emdikleri kanın pıhtılaşmamasını sağlayacak maddelere ihtiyacı var, ve bu onlarda var.
Peki ama ölmüş insanla bunların alakası nedir?
Söyleyeyim, ya ölü, ölü değilse?
Ya sadece tamamen hareketsiz bırakan bir felc halindeyse?
Konuyu bağlamak için sadece link vermek yeterli olacak sanırım:
link to showhaber.com
link to tumgazeteler.com
Bakara 67- 73 Tefsiri 1400 yıldır gizli kalmış tevsir !!!
Bakara 73. ayette Onun bir kısmı ile Ona yazıyor. NEyin bir kımıyla NEye vurulacağını bilmeyen tevsirciler ve yukarıdada inek tarif edilince ZBH fiiline Kesme- Boğazlama – Kurban etme anlamını koymuşlar. ZEBH = boğazın yarılması manasınadır ve hep dış boğazı düşünmüşler iç boğazı düşünürseniz boğazın yarılması = esnetilmesi manasını çıkar. İneği esnetin deyince 67. ayette bizimle alaymı ediyorsun diyorlar. ÇÜNKİ İNEKLER ESNEMEZ … Bilimsel olarak inceleyin bazı balıklar bile esner binlerce hayvan esner ama inek esnemez
.
O zaman esneyen ineği tarif et diyorlar. ne genç ne yaşlı deniyor sonra parlak sarı isteniyor ama esneyen ineği bulamayınca 70. ayette teşabehe sözcüğü vardır. Müfessirler bunuda yanlış tercüme etmiş. bu inekler bize başka ineğe benzer geldi diyorlar. Bakın teşbih sözü bizim edebiyatımızdada kullanılır araplarda özellikle şairler çok TEŞBİH yaptıkları için Peygamberimizede Kuran gelince onada ŞAİRsin diyorlar. Çünki Kuran teşbih yani benzetmelerle doludur. Onun için Ali İmran suresinde Kuranın nasıl okunmasını gerektiği uyarılmıştır. ^^ Bu kitabın bir kısmı Muhkem ayetlerdirki kitabın anasıdır diğer ayetlerde müteşabih tir.
Teşbihin manası şudur= bir şey daha üstün başka bir şeye benzetilir. örneğin : ülkeyi cehenneme çevirdiler, cin gibi çocuk,
cennet gibi vatan yada şairlerden örnek vereyim : ruhum bir gonca güle benzerdi der. Yani teşbih inekle inek yapılmaz o zaman cin gibi cin yada cehennem gibi cehennem manası olurki Teşbih olmaz. Yani o ayette diyorlarki sen bize teşbih yaptın bu inek değil başka bir şey ve ardından ^^ Çift sürmeyen boyunduruk altına alınmayan inekten bahsedilince ineklerin zaten bu işi yapmadığını düşünerek bu İNEK in teşbih olduğunu anlıyorlar.Çünki koca memeleriyle İnekler süt verir İneği çifte sürerseniz sütten kesilir ve 50 lira iş yapayım diye 500 lira zarar edersiniz. bunun için ineği çifte sürmezler yüzyıllardır.
İnek; ineğin vasfını taşıyan ama İnek olmayan bir sembol dür.
mesela. kara kartalların sembolü olan beşiktaş takımının forma renginde siyah vardır yine aynı fenerbahçenin sembolü sarı kanaryadır ve formalarında sarı renk vardır.
Bu suredeki SEMBOL de ineğin önemli özelliğini taşımasıdır.
İnekle Öküzü ayıran önemli özellik ineğin ^^MEMELİ ^^ olmasıdır.
ve yeri sürmediğine boyunduruk altına alınmadığına göre ya denizde yada gökyüzünde olmalıdır. denizde memeliler= yunus, balina,fok tur fakat 69. ayette sarı renk istendiğine göre bu balıklarda sarı renkli yoktur o zaman gökyüzüne bakalım Milyonlarca kuşa yumurtlama özelliği veren Allah sadece tek bir türü ^^ MEMELİ^^ yaratmıştır. yarasalar ve sarı renkli olan vampir yarasalar vardır.
Esnetilmesi istenen hayvan Yarasadır Bilimsel olarak yarasayı esneten ilaçta oksitosin hormonudur. gökyüzünün tek uçan memelisini esneten ilaç benim yada senin beynindeki bir HORMON yani oksitosin hormonudur.
Bu sadece tesadüfmüdür yoksa Allahın gizemli yollarından birimidir ?
. Böylece Allah ölüleri diriltir ve düşünesiniz diye size âyetlerini (Peygamberine verdiği mucizelerini) gösterir.
Ölü ölü değilse araştırmacı Metin Durali tarafından yazılmıştır.
Bu konu tv. nette 16 ocak 2011 pazar günü gizli dosyalar programında işlendi. yakında video olarak seyredebilirsiniz.
Tüm bu anlatı, kutsal kabul edilen bi kitabın manyakça yorumlanmasından başka bişey değildir…
Bakın ben ne diyeceğim şimdi.. Morfin denilen ilaç tıpta akciğer ödeminin semptomatik tedavisinde kullanılır.. Bir dizi vasküler (damarsal) etkileşimle akciğerin önündeki basınç yükünü azaltır ve kişinin daha rahat nefes alabilmesine olanak sağlar.. Buna karşın morfinin atlardaki etkisi daha değişiktir.. Örneğin fiziki performansı ve kas gücünü arttırır.. bu nedenle at yarışlarında doping maddesi olarak da kullanılır.. Ama aynı morfinin deney fareleri üzerinde daha farklı bi etkisi vardır, bu kez de farenin kuyruğunu dikleştirir.. (Ve tüm bu farklı etkilerinden dolayı, eski dönemlerde yarış atlarının salyası farelere verilerek kuyruklarının dikleşip dikleşmediğine bakılmış ve kabaca da olsa bir doping-kontrolü sistemi geliştirilmiştir.)
Şimdi ben diyorum ki.. Elimizde kuyruğu dik bi fare, daha güçlü ve hızlı koşabilen bi at ve akciğer ödeminin tedavisinde kullanılan ve hayat kurtarıcı etkisi etkisi olan bi madde (morfin) var.. Soru şu ki; eğer biz kutsal kitabı zorlar ve içinde fare, at, dik kuyruk, hız, sürat, salya, ya da akciğer benzeri kelimelerinin geçtiği ayetleri ince ince kurcalarsak, bu durumda önce söz konusu “morfin”e, sonra onun akciğer ödemi üzerindeki tedavi edici etkisine ve kendisini nası ve nerden elde edilebileceğimize yönelik delillere ulaşabilir miyiz acaba?
Cevap veriyorum: üç günde ulaşırız, zerre şüpheniz olmasın. Bu işte böyle bi manyaklıktır.
Bu konu çok ilginçmiş gerçekten, daha önce görmemiştim. Metafizik önce çabalarınızdan dolayı kutlarım sizi. İşin bilimsel yanı daha fazla cezbetti beni. Bakara suresinin söz konusu ayetlerinde görünenden başka manalar olduğu inancındayım. Bu ayetlere ben de defalarca takılıp kalmıştım, henüz ne olduğunu bulamadım. Sizi üzmek istemem ama bu konuda Gamaro’ya katılıyorum. İnek-memeli-yarasa çıkarımı zorlama olmuş düşüncesindeyim. Bakara benim bildiğim sığır türünü kapsıyor yani dişi de olabilir erkek de. Çift toynaklı, boynuzlu, geviş getiren, mideleri dört bölmeli ve de memeli bir hayvan türüdür. Yani yarasa, memeli olması dışında sığırla pek ortak özellik taşımamaktadır. Ayrıca ayette ‘bakanların içini açan’ ibaresi kullanılmış ki Musa kavmini bilemem ama yarasa bana göre hiç iç açıcı görünüşte bir hayvan değildir. Neyse bence önemli olan nokta sizin oksitosin hormonu bilgisine ulaşmış olmanızdır. İlham bir şekilde gelmiş, siz araştırmanızı sonuçlandırmaya bakın bence.
Her bir tarafı sarı oradan da yarasa…
…bak seeeen.
Bir zırvayı başka bir zırva ile çarparsan zırva kare olur mu?
Ne bileyim?
Bir yanlış başka bir yanlış ile toplanınca bir doğru eder diyen kafa bunu yutar elbette.
-Vallahi pek bir ilginç
…diyen bile var.
Bakara suresinin her bir yerinde İsrailoğlu nun buzağıya tapması anlatılmakta…
…şu Musa nın kızdığı buzağı.
İşin içine sığır girdi bir tane…
…kesip etini vurunca falan filan…
…surenin adı ise inek.
Peygamber de zaten dünya öküzün boynuzlarında demişti.
El-elohim-elah-ilah-allah…
…el ve elohim de boğa.
El-if yani bildiğin A da semitik alfabede ters…
…öküz kafası.
Öküz (c.c) desem dinci delirmesi ile tebelleş olacağımdan eminim ama…
…konu beter vahim.
Başka kapıya desem?
İneklerin esnemediğinden bahsetmişsiniz. temel mantığınız ve yarasaya geçiş koşulunuz da bunun üzerine kurulu. Ancak bunları okuyunca sanırım üzüleceksiniz:
*Helsinki Üniversitesi Araştırma çiftliğine göre inekler esner. (Bkz: )
*Ayrıca, tüm omurgalıların ve omurgalıların alt grubu olan memelilerin tamamının esnediğine yönelik makaleler de mevcut.
Bkz: (Tüm Memeliler Esner)
Bkz: (Tüm Memeliler Esner)
Bkz: (Tüm Omurgalılar Esner)
Ayrıca inekten yarsaya geçişe itirazım var. Orada sari inek olarak insandan da bahsedilmiş olma ihtimali gayet yüksektir. Şöyle ki:
Boyunduruğa vurulmamış, çift sürmemiş memeli ve de sarı: Benim teorime göre burada bahsi geçen gerçek bir inek değil. Benzetme yapılmış ve asıl anlatılmak istenen SARIŞIN, İRİ GÖĞÜSLÜ bir kadın.
Evet çürütmenizi bekliyorum.
Linklerle ilgili bir sorun yaşanmasına karşın önlem:
Helsinki Üniveritesi: link to helsinki.fi
Makale 1: link to baillement.com
Makale 2: link to baillement.com
Makale 3: link to jstor.org
Kuranla bağlantısını veya bağlantısızlığını bir kenara bırakalım .Konu çok ilginç .Japonyada üretilen zibro-kamin sobalar vardı .Benzinle çalışırdı.En önemli özelliği deprem anında kendini kapatmasıydı ve tekrar çalıştırmak için düğmesine basmak gerekliydi .
Beynimizin de bu şekilde işliyor olabilme ihtimali varmış demekki ki sekiz saat sonra öldü sanılan sinir hücreleri tekrar çalışıyor. Tehlike hissettiğinde kendini kapatıyor ve bulmamız gereken ; xenix’in yukarıda söylediği kendimize verdiğimiz komutlarda veya oksitosin hormonundadır veya başka birşeyde yatıyordur .İnanmak ,hayal etmek gerçekleşmesine olanak veren en önemli adımdır. Metafizik19 neyaptı acaba?
Metafizik19’a bakarsan hayvanlar acı da çekmiyor(!) Helsinki üniversitesi kim oluyor, ko gitsin:)))
Tegafüle güzel mantık kullanmış bence.
İnkar etmek yerine araştırmak daha anlamlı olmazmı ?
googleye girin esneyen hayvanlar yazın ve arama
motoruna basın. Ben bastım ve tam 16.000 sayfa açıldı.
Çok ilginçtirki türkçe versiyon sayfaların tekinde
bile esneyen İNEK resmi yok. Aman Allahım aklınıza
gelmiyen hayvanların bile resmi var. fakat her ne hikmetse
doğada en çok bulunan kedi , köpek esneyen resimlerini
koyan bu sayfa hazırlayanlar milyonlarca türü çevremizde
olan ve her ülkede milyonlarcası bulunan İNEK resmini
koymamışlar. Ya siz çok akıllısınız ya o sayfalarını hazırlayanlar
aptal. Kimseyi aptallıkla suçlamıyorum tabiiki. ne kadar anlamsız
ve araştırmadan sadece inkar etmek adına yazdığınızı ve ne kadar
komik konuma düştüğünüzü göstermek için yazdım.
Size tavsiyem yaşadığınız hayatta mantığınıza çok ters
gelen bir iddiayı bile elinizin tersi ile itmek yerine araştırın ve
neticesini görün. zaten neticsini gördüğünüz anda olumlu ise
siz kabul edeceksiniz şayet olumsuz ise iddia sahibi iddiasından
vazgeçecektir. Fakat neicesini görmediğiniz bir İDDİA karşısında
neden hemen itiraz ve inkar işte ben bunu anlamakta zorluk
çekiyorum.
Demek ki sadece Türkçe değil başka dillerde de aratmak gerekir. Ben mesela Almanca arattım ve çıkan ilk resimler,
link to images.google.com
xenix: Takiplerim
İlave olarak erken gelmişsiniz…
link to sonsuz.us
xenix: Takiplerim
Bu kadar zavallı olamazsınız buna inanmıyorum.
bakın esneyen hayvanlar linki yazıyorum iki tane
onları açın bakın sonra aynanın karşısına geçin
ve esneyin. Bütün esneyen hayvanların resimlerinde
ağzın tam BİR KARIŞ açık olduğunu göreceksiniz.
Alman linkinden alıntı yaptığınız ve Türkiyede
16.000 sayfada olmayan esneyen inek resminiz maalesef
möö lüyen İNEk resimleri. Çünki ağız yapısı olarak
İneklerin ağzı bir karış ayrılamaz.bu yüzdende esnemez.
link to interesan.com
link to nkfu.com
Türkler almanlardan daha akıllı olmalı…ki hiç link açmamış
Almanlar genelde türkleri üçkağıtçı bilir ama
mölüyen inek resmi koyup bakın almanyada ilk
defa esneyen inek resmi çektim diyerek aldatıldınız.
Bilimsellikten ödün vermiyen sizler maalesef
İneklerin esnemediğini bilmemeniz sizin ayıbınız…
Türkçe aradın bulamadın…… daha kaç dilde aradığınıda
yazsaydın ya…. ben diğer dillerdede aradığını fakat bulamadığını
fakat dedim ya sadece inkar etmek adına ki : Bu resimlerin
esneyen inek olmadığını bile bile sadece linkte öyle yazıyor diye
buraya DELİL olarak taşıdınya. aslında sizleri gerçekten muhatap
almamam gerekir ama ne yapayım. Resme bakıyorum sonra iddia ya bakıyorum. Ben aptalım ya hiç internette araştırmadım sanki
beyefendiler karşıma ne ile geliyor ya. İnan yüz ifademi görsen
gülmek değil bazen kahkaha atıyorum.
tıp adamı değilim. ilahiyat eğitimide almadım. Böyle bi şeyi uydurmaya kalktım diyelim. meallerdeki hataları bilmem gerek. benim 17 yıl evvel araştırmaya başladığım yıllarda böyle internette 30 tane mealde yoktu ve o zamanlar bilgisayar kullanmayı dahi bilmiyordum.
İneği esneteceğim ama esnemeyecek ve teşbih sözünü bulacağım sonra bunun (inek) in sembol olacağını düşüneceğim ki tesadüfe bak denizdeki balıklar yumurtluyor ve memeli olanlarda sarı renki yok. sonra gökyüzünde tek MEMELİ olacak ve sarı renki olacak tesadüf ya inek esnemeyecek ama yarasa esneyecek. Yarasayı esneten ilaçta insan beynindeki bir hormon olacak . Ve yine tesadüf 73. ayette ineği kesin yazmıyacak onun bir parçasıyla ona vurun denecek. Ayette kesilen ineğin bir parçası ile ölen adama vurdular ve adam dirilip katilini söyledi denmediği halde tevsirciler böyle anlamış denecek ve muhammed esed tevsirinde dirilme olayı komik diyecek ve mustafa islam oğlu tevsirinde kabul etmeyecek. sonra Tevrata bakacaksın tesadüf ya oradada Öldürülen bir adam olup katili bulunmassa inek kesilip üzerinde suçsuzluğu için yemin ediyorlar olacak yani KEFFARET konusu olacak.. (67 ayette ineği kesin denseydi keffarete örnek diye hemen keserlerdi ama bizimle alaymı ediyorsun deniyor) İncilde bu konu olmıyacak ve her ne hikmetse milyonlarca HADİS üreten araplar bile tek hadis yazmamışlar ve söylenmemiş olacak KONU hakkında.
Ayrıca konu bakara olduğu halde onmilyonlarca meal ve tevsir (türkiyede) hiç birinde öküz istenmemiş olacak. İnekler çift sürmemiş olacak. İneklerin çift sürmemesi için sütten kesilme (yasası) konacak.
Yarasalarda yumurtlasa idi nasıl uydururdum bunu acaba ? yada yarasalarda evrime !!! uğrayıp esnemiyor olaydı ne yapardım ?
Ya Allahtan korkun gökyüzünde bile TEK BİR MEMELİ inin olması bile TESADÜF olamaz. düşünün taşının babalar bu adam bunu gerçekten uydurmaya kalksa bir yerlerde tıkanırdı deyin ve gerçekleri görmeye başlayın bence.
Birde şu yönden bakalım. uydurdum ya hani ;
Bir gazetede yayınlandı ve bir dergide yayınlandı internette onlarca haber ve sitelerde anlatılıyor ve sonra ülke tvde iki gece çıkıyorum sonra net tvde bir gece çıkıyorum. ilerde ne olur bilinmez sonra denendi ve olmadı
diyelim ve geçekten inananlar oldu ve tam 5 kez denendi ve fiyasko..
uydurulan bir şey gerçek olamaz ya.. Düşeceğim durumu düşünebiliyormusunuz ? Üçkağıtçı, uydurmacı, tanrının ayetleri ile dalga geçen dinsiz ve imansız biri.. İnsan sadece inandığı bir davada yıllarca mücadele edebilir ve bazı şeyleri göze alabilir.. tv lerde seyredin bakın ne diyorum. bunun için hiç bir ücret istemiyorum ve lütfen deneyin diyorum sadece. Bir menfaat söz konusu değil e neden uydurdum bu kadar hikayeyi ve hepsinin bilimsel karşılığı var. ayrıca sonra tıp alanında araştırma yapacağım. türkiyede tıp konusunda profesörlerin bile bilmediği bir konuyu bileceğim (beyne üçbeş dakika oksijen gitmesse ölür) fakat buda doğru değilmiş denecek ve hollanda beyin araştırma enstitüsü deney yapacak ve beyin sinir hücrelerinin ölmediği ve korunduğu ispat edilecek sonra pensilvanyada ^^diriliş bilim merkezi ^^ açıldığını öğreneceğim. Ölümden dönen insanların onlarca videosunu face mde sergileyeceğim. Ya uydurduysam neden bunları yapıyorum sizce ? akıl hastası falanmıyım ?
Russell’ın bir sözü vardır.
“Yanlış öncülden, doğru sonuç çıkmaz.”
Bence öncüllerinizi değiştirmeniz gerekiyor.
xenix: Takiplerim
Siz öncüllerinizi değiştirmeyi düşündünüzmü acaba?
Yanlış öncül olarak gördüğünüz şey gerçekleşirse bütün hayat
felsefeniz yıkılmayacakmı ?
“Yanlış öncül olarak gördüğünüz şey gerçekleşirse bütün hayat
felsefeniz yıkılmayacakmı ?”
Bu sizi “halamın t..akları olursa amcam olurdu” teorisine götürüyor sayın metafizik19.
Ya tutarsa diye hareket edenler milli piyangoya bel bağlayanlardır, o kadar.
Siz metafizik lafını da yalnış anlamışsınız. Daha doğrusu yol yanlış. Metafiziğin yolu felsefeden geçer bilimden değil. Onun bunun araştırmasına kafa yorup Kuran’ı da işin içine katarsanız ya tutarsa felsefeniz tutmaz. Bilim, deneyler üzerinden tanım yapar. Metafizik düşünceler üzerinden yorum yapar. Dededen kalma kuranınızla bize metafizik taslamayın. Metafiziğin gerçek hakkını vererek konuşun.
Deney yaptınızda olmadımı yada hangi iddiamı bilimsel olarak çürüttünüz?
Felsefeniz tanrıya inanmamak bile olsa ağzını bozmadan yazamazmısınız.
bende ne zaman br dal….. ma gelecekte bunları yazacak diye bekliyordummu yazayım ? Bu sayfalardan bir müddet kaçmamın sebebinin bu ve benzer yazıların olduğunumu sölemeliyim.
Yukarıda saydım tam 17 iddia ila gelmişim birine itiraz var ve onuda çürüttüm. sıradakiiii………
Önce iddialarımı çürütecek bir şeyle gelin sonra konuşalım.
Arkadaş seni burda hiçbir dallama ciddiye almıyor çünkü sen kuran üzerinden kanıtlama girişimindesin. Ya bilimsel metodla konuş, ya metafiziksel çıkarımlarda bulun. kuran ne felsefenin ne de bilimin bir parçasıdır. Bunları lütfen islami web sitelerinde fikirbirliğine varacağın kişilerle allahın adıyla paylaş.
Sanırım yanlış yolda olan senin yada sizin düşünce sisteminiz..
Kuran onlarca ayetinde _hala düşünmüyormusunuz _ yoksa hala akletmezmisiniz derken ne anlatmaya çalışıyor dersiniz? Kuran hem felsefenin hemde bilimin parçası değil ta kendisidir.
_Allah kendini hakkı ile ALİm olarak tanıtıyor Kuranda.
Yani herşeyin iç yüzünü, yaratılışını bilen olarak. yasalarınıda bu sisteme göre kurmuş.
Kuranı da Alim olanlar hakkı ile anlar diyerek te bilmenin ne kadar değerli ve önemli olduğunu belirtir.
Dincilerle yani dini çıkar ve menfaat amacı olarak kullananlarla bizi
aynı kefeye koyuyor olmanız sanırım bunları size yazdıran. yada ÖNYARGI lı olmanız. Aslında sizin uğraştığınız cahil din adamlarından bizde şikayetçiyiz. Rivayetçi kültüründen abuk sabuk peygamber rivayetleri ve mucize uyduranlardan bizde şikayetçiyiz. aklını kullanamayan sadece atalarından gördüğü geleneği sürdürenlerden bizde şikayetçiyiz.
Din adına milyonlarca yalan ve rivayet olabileceği ihtimalini hiç düşünmüşmüydünüz? Sizin ustalarınız İlhan arsel ve turan dursun gibi
insanlarda o rivayet ve yalanları gerçek sanıp DİN BU diyerek kanıt getirebilecek kadar aslında yanlış yola sapmışlardır.
İlhan Arselinde Turan dursunun kitaplarınıda okudum en azından ne düşündüklerini neden bu yolda olduklarını araştırdım. Aziz Nesine bile bazı yönlerden çok katılıyorum. ve onun için bazı yazılarımda şunu savundum ve yazdım. Dine en çok zarar veren insanlar atesitler değildir. Dine ençok zarar veren insanlar CAHİL DİN ADAM larıdır. fakat o cahil DİN ADAMLArına gidin kendilerini ALİM olarak tanıtacaklardır.
Çünki kendilerine bile bunu inandırmışlardır.
Allahın bu gün yaşayan iki kitabı vardır biri Kuran diğeri kainat
Kuran ayetlerden oluşmuştur. Kainatında her maddesi birer ayettir fakat hem kuranın hem kainatın ayetleri hiç bir zaman birbiri ile çelişmez.
Çelişki olarak görünen yada sannedilen şey insanlarda bulunan ZİHNİYET farklılığıdır sadece.
Var bi tane bizim sitede…
Kuran diyor
metafizik19 diyor
xenix: Takiplerim
‘Russia-2045’ projesindeki bilim adamları bir enerji olduklarına inandıkları ruhu sağlıklı bir bedene transfer ederek ölümsüzlüğü sağlayacaklarını iddia ediyor
Yaklaşık iki yıl önce Rusya’da, kendilerini “Ölümsüzlük şirketi” olarak tanıtan bir grup Rus bilim adamı ‘Russia-2045’ projesiyle ortaya çıktı. Bu çalışma grubu en geç 2045 yılına kadar insan ruhunun yerini tam olarak tespit edeceklerini ve bu ruhu kopyalayarak yapay bedene taşıyacakları iddia ediyor.
Geçen günlerde “Russia-2045” üyeleriyle Rus Ortodoks Kilisesi arasında ciddi bir fikir düellosunun yaşandı. “Russia-2045” projesini yöneten şirketin başkanı Dmitriy İtskov Hürriyet gazetesinden Nerdun Hacıoğlu’na konuştu.
İtskov, 20. yüzyıl boyunca ölümsüzlüğün veya en azından insan ömrünün uzatılmasının tıpta arandığını söyleyip ölümsüz insan projesinin bugüne kadar yapılmış benzeri çalışmalardan farklı olacağını anlattı;
“Rus profesör Vladimir Skulachev’in insan bedenindeki hücrelerin oksitlenmesini durdurma yöntemi beklenen sonucu vermedi. 1990’da keşfedilen ‘telomeraz’ fermenti insan hücrelerini hızlı ve yaşlanmadan çoğaltıyordu. Fakat bu yöntemle kanser hücreleri de hızla çoğalmaya başladı.
Geçen yüzyılın ortalarında dondurularak muhafaza edilmiş hasta bedenlerde onarımı imkansız hasarlar tespit edildi. Kök hücre sayesinde gençleşme yöntemi de sonuç vermedi. Tüm bu çalışmalar sonucunda 200 yıl önce ortalama 40 yıl olan insan ömrü günümüzde 80 yıla yükseltilebildi.
Tıbbi çalışmalara bakarak insan ömrünün gelecekte 10-20 yıl daha uzatılabileceğini söyleyebiliriz. Ancak ölümsüzlükten bahsetmek kesinlikle mümkün değil.”
İtskov’a göre, Russia-2045 projesi tıptan çok farklı bir yoldan ilerleyecek. Hatta bu projede neşter ve kan söz konusu olmayacak. Ölümsüz ruha sibernetik teknoloji ve cyborg ile ulaşılacak. Ruhun hasta bedenden ayrılışını gönüllü ve cazip bir prosedür haline getirecekler. Ruhu daha sağlıklı bir ortama geçmeye davet edecekler.
PROJEDE 25 BİLİM ADAMI VAR
Aşırı iddialı ölümsüz insan projesine hangi cesaretle başladığı sorulunca, “İnsanın ölümsüz hale getirilebileceğine inandığım için bu işe giriştim” yanıtı veriyor İtskov. “Russia-2045” projesine başlamadan önce Rusya’da ve dünyada bir dizi uzmanla görüşmüş, 25 Rus bilim adamını projeye davet etmiş;
“Geçenlerde Rusya’nın Çelyabinsk şehrinde yaşayan profesör Vyaçeslav Ryabinin’i projemize davet ettim. Ryabinin, en karmaşık organlardan karaciğerin yerini alan dünyanın en mükemmel makinesini icat eden kişi.”
“Russia-2045” projesinde İtskov’un çalışma arkadaşlarından biri de Dr. Aleksander Bolonkin. Rus bilim adamı Bolonkin, elektronik ölümsüz insan fikrini ilk kez 20 yıl önce ortaya atmış.
1990’da Rusya Bilimler Akademisi’ne e-insan düşüncesini sunmuş, destek bulamayınca ABD’ye göç etmiş. Elektronik insan yaratma düşüncesi ABD hükümetinden de destek almış.
xenix: Takiplerim
hz. İsa ölüleri diriltti der Kuran… Ama nasıl dirilttiğini anlatmaz.
Yüzlerce binlerce yıldır insanlar kalp krizinden ölmedimi? kalp masajı tekniği blinmiyordu ve şok cihazı yoktu. Hiç düşündünüzmü o geçmiş yüzyıllarda kalp krizinden ölen insanları sadece teknik bir konu daha
icat edilmediği ve bilinmediği için ölüp gittiler oysa bu gün buzullarda ölen birinin bile diriltildiği bilimsel makalelerde yazılıp çizildi ve yılda binlerce insan belki dünya genelinde onbinlerce insan kalp masajı sayesinde hayata dönüyor. Ben dünyada ebedi yaşamdan bahsetmedim … ben kalbe müdahale edilerek nasıl yaşama dönülüyorsa… Beyne müdahale edilerekte hayata dönüşün TEKNİK ini Kuranda bildirmiş diyorum.
Ve yaşamımın sonuna kadarda uğraşacağm bakarsın bir gün birileri görür ve dener. Yada zamanı gelmemiştir bilemiyorum. Fakat ben nasıl burada eskiden kalp krizinden ölenler vardı ama şimdi kısmen hayata dönüyor yazıyorsam ileriki yüzyıl insanlarıda şöyle diyecek: Eski dönem insanlar teknik olarak beyne müdahale edilerek yaşama dönüşün TEKNİKini bilmiyorlardı bu yüzden milyarlarca insan boğularak öldü, kan kaybından öldü, Oysa bu yüzyılda bu mümkün..
İnsanların doğasınada ters zaten insanın kan kaybından ölmesi yada boğularak ölmesi. İnsan doğar büyür çocukluk, gençlik ve orta yaş sonra ileri yaş ve yaşlanarak ölür. Ama bu gidişatı bozan teknik detaylar var insan beyninde sistem duruyor ve sistemi yeniden çalıştıracak TEKNİK ten bi haberiz.
Örnekle anlatmak ihtiyac duydum: Her elektronik eşyada elektrik aksamında bir koruma sistemi vardır ve aşırı bir gerilimde tamamen zarar görmemesi için SİGORTA sı atar. Yani makine artık çalışmıyor deyip çöpe atmayız. İnsanla benzerlik kuruyorum: sadece BEYİN deki bu sistemi bilmediğimiz için maalesef ^^yaşam ile ölüm arasındaki 3. evrede^^ olan insanları toprağa veriyoruz.
Bence siz kendinizi bilime adayın, bir arkadaşınızdan rica edin sizi boğsun sonra da hormonu versin. Dönerseniz elimde belge var dersiniz, dönmezseniz bilim şehidi olun.
Bu işin tekniğinide sen bilmiyorsun diye sallamışsın.
Kalp-akciğer cihazına bağlanılacak bu akut ölümdekiler
(yaşam ile ölüm arasındaki 3. evrede ) olanlar..
Beyne direk bu hormon verilemediği için kan dolaşımı
yolu ile gitmesi lazım. bunun içinde Kalp -akciğer cihazına bağlanılacak
ki . Beyin yeniden çalıştığında Vücut faal olup kan dolaşımı olabilsin.
Kalp- Akciğer cihazı bağlanıp çalıştığı andan sonra yapılacak iş
damardan Oksitosin hormonu vermek olacaktır.Bu hormon Kan dolaşımı ile beyne gidip görevini yapacak ve Akut ölümdeki insanı hayata döndürecektir. Yani yaşam ile ölüm arasındaki 3. evreden ölüme değil Yaşama kucak açabilecek..
Kendini bu uğurda feda edebilir misin? Bilim şehidi olmayı göze alacak kadar inanıyormusun kendine? Bence bir hastaneyle konuş, vasiyetimdir de, nasıl olsa size göre ölmüş olacağım ama bende bunu deneyin de, sonra birisi seni boğsun makineye bağlasınlar hormonu versinler.
Çok cahilsin . daha evvelde dedim aslında hiç muhatap olmamam gerek ama. Bunu bir dene yani önerdiğin şeyi sanki sen yapacakmışsın gibi git yüzlerce doktora ve profesöre danış hiç biri bunu kabul etmiyecektir. Öncelikle etik kurulu var ölüye yapılacak işlem için. sorun sen daha ölü değilsin zaten bunun için seni öldürmeyi kimse ciddiye almaz çünki yasal değil. Bunun adı cinayet olur. Dediğin olabilecek olsa bırak onu ülkemizde ötenazi bile.. ki yaşama şansı kalmamış insanların son çaresi görüldüğü halde başvurulması olarak düşünülen şeye bile izin yokken genç dostum hangi cehaletle bunu yazdın ?
Benim cehaletimi bırak, sen bu uğurda kendi hayatını feda etmeye hazır mısın? Birisinin seni boğması şart değil, intehar da edebilirsin, 3. evrede kalacak şekilde bir ayarlama yapılabilir. Alet edavat ortam hazırlanabilir. Bunların hepsi olsa, bu uğurda kendi hayatını ortaya koyabilecek misin, sen onu söyle dostum, türkiye şart değil, rus pazarı diye birşey de var;)
Yasal olan her şeye hazırım. Hem Kurandan yola çıkacak hemde kanun dışı iş yapacaksın bu bizim yasamıza uymaz. Ama yasal olarak izin verilsin seve seve hazırım. Oturduğum yerde sadece yazımı yazdığımı düşünüyorsun genç dostum ve hala saçmalıyorsun.
Ben idealistim hemde tahmin edemiyeceğin kadar.
Metin bey sizin 6-7 nisan 2009 tarihli konuk olduğunuz sıradışı programına ait videoları bulamıyorum. Ülke tvyi aradım bu tarihlerde olduğunu öğrendim yalnız izlemek için herhangi bir veriye ulaşamadım. rica ediyorum yönlendirir misiniz? yada ulaştırır mısınız? saygılar
Ben ölümsüzlüğü buldum, yani ölüme çare buldum. İlk önce şu gerçeği hepimiz kabul ediyoruz değil mi? Allah ile kul arasına girilmez, ruhban sınıfı yoktur islamda, herşey Kuran’da açık seçik ve anlaşılırdır. O kadar basit, okursun anlarsın ben de okudum ve anladım, aydınlandım sizleri de aydınlatmayı bir görev addettim kendime…
Bakın şimdi Al-i İmran süresi ne diyor, hani şu mezarlıklarda yazan meşhur ayet ” her canlı ölümü tadacaktır.” Dikkat! Her canlı ölecektir demiyor, Kuran ve islamiyet çok açık ve net hükümler verir. Ölümü tadacaktır diyor, demek ki bu ölüm tad alma ile başlayan ve süregelen birşey. Kısaca tad alma duygumuzu köreltirsek, yok edersek ölümsüz oluruz, asla ve kata ölümü de tatmayız. O halde yemeği içmeyi bırakıp damardan beslenmeye başlıyoruz arkadaşlar. Ayrıca merhem, krem, sippozutuar ne aklınıze gelirse olur, yeter ki birşey yiyip içmeyin ve ölümsüz olun. Ancak; Muslim, Sahihi Buharı, Tırmızi ve binlerce hadis kitaplarındaki tad almaya gelince, ayrıca hayattan, sanat, edebiyat, spor ne aklınıza gelirse gelsin size manevi (maneviyat çok önemli) bir tad verecek şeyleri de bırakmanız gerekebilir. Bu konudaki araştırmamı da zebani bayramından önceki tarife gününde açıklayacağım. Yüce dinimiz islamiyet her derde devadır, her soruna çözümdür siz yeter ki iyi inceleyin.
Hoşçakalın.
Kuran ı zaten biz yorumlayamayız tefsiri alimler yapmıştır.ben bunu anladım diye birşey olmaz.arapça bilme Peygamber Efendimizin hayatını sünnetini hadisini bilme,ondan sonra benim tefsirim bu diye kendini tefsir yapabilecek kapasitede ve bilgide olduğunu san.böyle birşey olamaz.
Adım Ahmed,
1- Hiç bir yarasa bakınca bir sürur hoşnutluk vermez. Hele vampir yarasa hiç vermez. Ama hoş bir inek verebilir. Bir çok insan özellikle hayvancılıkla uğraşanlar inekleri sever. Uçan inek vampir yarasa kanla besleniyor hem. Otla beslenmiyor. Delici dişleri de var. Ortak yan sadece meme,
2- Boyunduruk altına alınmayan ve yeri sürmeyen, ekin sulamayan bir “İNEK” tabiri ile ilgili şunu söyleyebilirim. Kurban Bayramında da Allah C.C bizdenbelli bir yaşa gelmiş, herhangi bir kusuru olmayan güzel hayvanları, kurbana layık hayvanı kesmemizi emir buyuruyor. Demek ki Sarı renkli, ezilmemiş inek Allah C.C huzurunda makbul bir hayvan.
3- Belirli bir özellikteki ineği bulmak şu anlama gelebilir. Bi zahmet, madem Allah’ın elçisine katili bulmasını istiyorsunuz, siz de bir uğraşın çok zor olmasa gerek aranılan adağı hayvanı bulun samimiyetinizi görelim. Az daha bulamıyordu pe..ler.
4- Bir de açıklama da donmuş gölde yarı donmuş halde biri 8 saat sonra hayata döndürülüyor deniyor. Soğukta hücre ölümü yavaşlar hatta durur. Zaman da durur. Hatta bazı insanların ilerde tekrar dirilme umuduyla beyin veya vücut olarak dondurulduğunu okumuştum.
5- Allah C.C için bir şeyin ol demesi yeterli. Ölünün diriltilmesi ilmi olarak açıklanmamıştır bir ihtimalde.
6- İlginç bilgiler Oksitosin felan. Ama arkadaşlar düzgün okumuyorlar. Anlamadan cevap yazıyorlar. Pek ciddi değiller.
Ayetler kanımca açık güzel dolgun sarı bir inek kesiliyor. Güzel dolgun eti ile ölüye vuruluyor. Ama neresine nasıl vuruluyor bilmiyorum.
Belki de hey kalk uyanma vaktin geldi gibisine vuruyorlardır. Veya o et uyan şifresini içeriyordur.
Şuna da bakmak lazım:
“İbrâhîm Rabbine: «–Ey Rabbim, ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster!» demişti. Rabbi O’na: «–Yoksa inanmadın mı?» buyurdu. İbrâhîm: «–Hayır! İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için (görmek istedim.)» dedi. Bunun üzerine Allâh Teâlâ: «–Öyleyse dört tane kuş yakala, onları kendine alıştır, sonra (onları kesip parçala), her
dağın başına onlardan bir parça koy! Sonra da onları kendine çağır; (bak nasıl) koşarak sana geleceklerdir. Bil ki Allâh Azîz’dir, Hakîm’dir.» buyurdu.” (el-Bakara, 260)
Adım Ahmed,
Ya şunu da ekleyeyim.
7- “boğazın kesilmesi değil esnetilmes olduğunun farkına vardım. Ve diğer sayfada göreceğiniz gibi esneyen insan ve hayvanlar …” Ya kardeşim. Burdaki esneme Türkçe de eşsesli bir kelime değil mi?
boynun esnetilmesi yani uzatılması gerdirilmesi …. İnsanın esnemesi arapça da farklı bir kelime olabilir.