“Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen tutuk saygılı
Bütün yakınlarınız sizi yanlış tanıdı
Bitmeyen işler yüzünden
Siz böyle olsun istemezdiniz
Böyle olsun istemezdiniz
Bir bakış bile anlatmaya yeterken her şeyi
Kalbinizde kaldı gecelerde ve yalnız
Sevgileri yarınlara bıraktınız
Vermeye az buldunuz yahut vakit olmadı
Gizli bahçelerinizde açan çiçekler vardı
Vermeye az buldunuz yahut vakit olmadı
”
Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek
Yılların telaşlarla bu kadar çabuk geçeceği
Aklınıza gelmezdi
Siz böyle olsun istemezdiniz
Böyle olsun istemezdiniz
Bir bakış bile anlatmaya yeterken her şeyi
Kalbinizde kaldı gecelerde ve yalnız
Sevgileri yarınlara bıraktınız
Vermeye az buldunuz yahut vakit olmadı”
Böyle olsun istemezdim…
Kompozisyon değerindeki bu şarkı sözlerini yorumlayarak kirletmek istemezdim ama sonradan alıntı kuralına taılacağını düşünerek, bir paragraf da olsa yorum yazmam gerektiğini hatırladım. Aslında söylenecek o kadar az şey varmış ki. Bu kadar basitmiş; vermeye az buluyormuşuz ya da vakit bulamıyor muşuz. Tabi ki bunlar hep hesap kitap yapmanın sonuçları oluyor. Belki de daha kısası hesap yapıyor olmamızdır. Bütün sorunlar bundan kaynaklanıyor olabilir mi? Acaba onunla beraberken son anlarımı yaşıyor olduğum hissine kapılmış olsaydım yine de vermeye az bulup daha uygun bir zamanı mı beklerdim?/beklerdiniz? Ölümüne danışmak ve yapabileceğinin en iyisini yapmak; zamana bırakmak olmasa gerek. Şimdi böyle düşününce, yapabileceğimin en iyisini yapmadığım fikrine kapılıp mutsuz hissettim bir an kendimi. Durumu değiştirmek gerekli, böyle olmamalı, böyle olsun istemezdim/istemezdiniz. Öyle mi? Eğer öyleyse; hala eyleme geçmemiş olmamızın nedenini kişisel atalet olarak tanımlayabilir miyiz? Yoksa hiç ölmeyecek olduğumuzu düşünmemize mi bağlamalıyız?
Not: Bir Zuhal OLCAY, Vedat SAKMAN parçası, Behçet NECATİGİL şiiridir…
Hiç bir zaman böyle olsun istemiyoruz… Ya ağır geliyor, ya bir sebebimiz oluyor bi köşeye bırakmak için. Yada hiç bir şey olmuyor… Dönüp baktığınızda her an her dakika o aynı bıraktığınız gibi durup bakacak diyorsunuz. Orda olması güç veriyor hatta gizliden kalbinize. Sonra bir gün, yani orda olduğunu bildiğiniz halde bakıp görmek, belki biraz sarılmak istediğinizde orda olmadığını, hiç bir zaman olmadığını yada ordaysa bile bir duvar dibinde çürüdüğünü görmek….
kafam çok karışık…
Böyle olsun istemezdim.
Bazen aşka hiç ama hiç inanasım gelmiyor….
Her neyse,
“Gizli bahçelerinizde açan çiçekler vardı
Vermeye az buldunuz yahut vakit olmadı”
Yada korktuk, çiçeklerimizi sunmaya, korkuyoruz, yaprak yaprak yolunmasından en güzel çiçeklerimizin….
Sevgiyle kalın.
Belki kuru bir çiçek dahi olsa bir şiir defterinin arasında saklanmayı hakettiğini düşündüğümüz için…
Olabilir. Yine de sevgi dile getirildiği anda gerçektir ve sonradan durumun değişmiş olması o anki gerçekliği ortadan kaldırmaz. Zaten şiir defterinin arasında saklanması da buna olan inancın göstergesi olsa gerek…
Yolunup atıldığında kalbinde bir nefrete dönüşecekse-yaşanmış en acı duygudur bir sevginin nefrete dönüşmesi- bırak olduğu yerde çürüsün… Belki yeni tomurcuklar verir…
Biz seçmedikçe dönüşmeyeceğine inanıyorum. Belki kısa süreli bir kızgınlık hali olur. Varsa eğer hayal kırıklığı. (kurmayınca kırılacak bir şey olmuyor) Belki kullanılmışlık hissi. Oynanılmışlık duygusu. Önemsemeyince bunlar da anlamsız. Her şeye rağmen nefrete dönüşme riski. Belki gelecekle alakalı bir kavram. Geleceğin de bir gün geleceğinin garantisi yok. 🙂
Kendimizinkine inanmamamızın nedeni “vermeye az bulmamız” olabilir. Karşı tarafınkine inanıp inanmamamız önemli değil. Onunkini düşünmek pek anlamlı gelmiyor bana. Bu bizi sevip sevmediğini bilmediğimiz birisini rahatsız ediyor olma ihtimalini gözardı etmemizi de gerektirebilir. En azından bir seferliğine. Bizi sevdiğini söyleyen birini düşündüğümde korkmaya gerek duymuyorum. Bir an sonra ölme ve çürüme ihtimali olan çiçeklerimin yolunup yolunmamasını neden önemsiyorum ki?
Öyleyse ben nefreti kolay seçiyorum… Belki verilmiş emeğe ihanet hissi, yada sevgiye, kalbe… Vermeyeceğim işte o güzel çiçeği, çoktan verdim bile ya. Bir tohum bile olsa geri almak için tutup alacağım geri 🙁 off..
:))) bakma saçma sapan konuştuğuma aşk acısı çekiyorum… Verdiğime binbir pişman olduğum kalbimi geri alamadan ilişkimi bitiriyorum offffffffffffffffffffffff 🙁
Ayrıca teşekkürler, geçer yahu, geçer tabi niye geçmesin, geçer geçer..
🙂 O zaman senin için geçmiş olsun diyeyim. Ben de verdim ama geri almak istemiyorum. Verilmeye değer birine verdim. Onun hesabını yapmadım verirken. Yeni tanıdığım biri olsa da öyle olup olmadığını sorgulamadan verirdim. Geri almayı da düşünmüyorum. 🙂
O kendisi döner elbet. 🙂 Acısı bile güzel değil mi? Geçmesini istersen geçer…
Dönmemesi en temizi deyiveresim geçiyor, aşksız yaşamak en kötüsü. Şiire kaptırıyorum ben de. Bikaç satır çiziktirmeden geçmesin bari o kadar çekiyoruz da. 🙂
Aşksız hayat beyhude yaşanmıştır der Şems. Aşk dilsiz olur da der ama biz dillendiriyoruz. Bir kereden bir şey olmaz herhalde…
Oysa yarın diye bir şey yok ki! Ne yaşanması gerekiyorsa bugün yaşamamız gerekmiyor mu?
Onu diyorumya işte Kaplumbağa. 🙂
dün kolaydı, bugün zor, yarın imkansız şimdi…
Bizim Antalya’da meyhanenin birisinin kapısında, “Yarın Rakı Bedava” yazıyordu ama hiç kimse bedava içememişti…
zamansızlık ve erteleme üstüne söylenebilecek bu kadar güzel söz az olmalı….biraz dur, biraz bekle daha geniş bir zamanda geniş geniş söy-le-ye-ce-ğiz birbirimize hislerimizi….hıh! geniş zaman…yaşanmak üzere varıldığında kendisini bitimsiz bir sonrakine atayan ve aslında içinde yaşamanın mümkün olmadığı aralık…
kanımca geçmişte yaşamak mümkündür, şimdide yaşamak da öyle…gelecek; uçarı ve ressamının fırçasında genişleyerek uçucu renklerine ulaşan bulutumsu, şeker, varlığı fikri güzel ama bir o kadar da şimdide yaşam söz konusuysa varılamayacak olandır….sevmiyorum geniş zaman falan…daracık zaman aralıklarında bir anda olmayı seviyorum….Gökyüzüm sevgilim’le…ansızın olmayı seviyorum…birdenbire…bir yağmur aralığında, rüzgar boşluğunda, gün ışığında, saçın yüze düşmesinde, bir adım atmada….gibi isimlenebilecek daracık zamanlarda…
geriye dönüp baktığımda; yaşanmamış bir anımız olmasın…dokunulmamış tek güzel an kalmasın dileğiyle…koştura koştura….geniş zamanların yerleşik şiddetine ve yalnızlığına boyun eğmeden…aceleci, şımarık, panik,kaygılı…. birikerek geçmişi oluşturan ve gelecekte(!) bir gün “şimdi ” yoksa birlikte, içinde yaşayabileceğimiz bir geçmiş mabedini-bir bellek mekanını kurmayı olanaklı kılan şimdi’yi seviyorum….
marsseh: sabah sabah şimdi’ye seranat gibi oldu:) bu arada “yarın rakı bedava”yı çok beğendim…çok, çok zeki adamlar-kadınlar var….