Çok eğlenceli ve çok neşeli bir Cumartesi geçirdim. Aşağıda Haşmet BABAOĞLUNDAN yapacağım alıntının içeriğindeki gibi neşesiz bir eğlence değildi. Aynen son günlerde sonsuzdaki yorumları okuduğumda eğlendiğim gibi. Neşesiz bir eğlence, eğleniyor gibi görünmekle eşdeğer. Bayağıdır bu şekilde neşeli eğlenmiyor olduğumun farkına vardım. Gerekçelerim aşağıdaki yazıda bahsedilenlerden tamamen bağımsız olmasa da farklıydı. Neyse, benim gerekçelerim önemli değil. Ne demiş bir göz atalım ve üzerine tekrar düşünüp konuşalım. Ne dersiniz? Eğlenceli olur mu? 🙂
“Günümüz tatilcisinin sabah gözlerini açtığında zihnini “Bugün ne yapacağız, program ne?” sorusu doldurur. Oysa tatil diye bir şey gerçekten var olsaydı, “bir şey yapmamak” üzerine kurulu olması gerekmez miydi?
Hiperaktif ve telaş içinde bir hayat sürdürüyoruz. Çok yoruluyoruz. Hırs, hız ve rekabet düzeninin kıyısında kalmayı başaranlar da, o koşuşturmacayı seyretmekten yoruluyor. Ama garip şey, yorgunluktan söz etmek ya bir hastalıktan söz etmek anlamına geliyor ya da ayıp sayılıyor! Oysa insan yorulur! İnsan aslında “tatil”e değil, basbayağı dinlenmeye ihtiyaç duyar.
Yorgunluk kötü, tatsız, ayıp bir his ve hal değildir. Yorgunluğun ne yazık ki, artık unutmaya başladığımız “soylu” bir yanı vardır. Yorgunken arsız arzular, ölümcül hırslar kuytuya çekilip bizi kendimizle baş başa bırakırlar.
Dürüst, kendi halinde ve yoksul insanların canını yakıp nefretlerini uyandırmak… Zenginlere has ölümcül bir “körlük” bu! Hızlı seyreden ve tedavisi mucizelere kalmış bir hastalık!
Dostlarımızı nasıl severiz? Suç ortaklarımızı sever gibi!
Eskiden bir başkasının mutluluğu kıskanılırdı. Şimdi kimse kimsenin mutluluğuna inanmıyor. Artık herkes birbirinin eğlencesini kıskanıyor.
Bu yeni haset trend’ine ayak uyduranların başında mutsuz genç kızlar geliyor. Facebook’larına, twitter’larına “ne kadar çok eğlendikleri”ni ima eden notlar yazıp fotoğraflar koyuyorlar. Bitip tükenmek bilmeyen gülme işaretleri… Eğlenmekten yorgun düşme imaları… Hepsinde hain bir “kıskananlar çatlasın” havası! Fakat dikkatli gözlerden hiç kaçmıyor: Düşülmüş tek bir notta, internet ortamında başkalarının paylaşımına açılmış tek bir fotoğrafta bile “neşe”den eser yok! Eğlenmek gitgide neşesiz bir hal alıyor çünkü!”
HAŞMET BABAOĞLU
“Hepsinde hain bir “kıskananlar çatlasın” havası! Fakat dikkatli gözlerden hiç kaçmıyor: Düşülmüş tek bir notta, internet ortamında başkalarının paylaşımına açılmış tek bir fotoğrafta bile “neşe”den eser yok!..”
Yoksa sokaklar bu yüzden mi sessiz Toruk; duvarlar bu yüzden mi boş? Öyleyse benim feryadımı kim duyar?
“Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim,
Akarsuyun
Meyve çağında ağacın,
Serpilip gelişen hayatın düşmanı.”
Nazım Hikmet
Artık insanlar eğlenmek için Exctasy, Esrar, Kokain. gibi maddeler kullanıyorlar. Yorgun vucutlarını ve zihinlerini açık tutmak için..
Beyoğlunda bir akşam sabaha karşı cadde de gez yada bir kaç diskoya git ve insanların durumuna bak. Hepsi ağızlarında sakız cak cak yada kafa bir dünya… Anlık eğlence modundalar. SOnrasında ise pişmanlık temkinli eğlenceye takılıyorlar tedirginler.
Eğlenmek bir bara gidip türkü dinlemektir yada bilmem hangi kültürün dayatması karaoke midir nedir o… onu yapmak ta eğlenmektir.
Ya da eğlenmek nedir. ?
Bence sevdiğin insanlarla muhabbettir.
Fakat ben neşeli olmasına rağmen duvarlardan uzak duran insanlar tanıyorum. Ne yüzden ben de bilmiyorum ama duvarlardan uzak duranların acilen bunun üzerine giderek nedenlerini tespit edip sorunu çözmeleri gerekir. Çok şey kaçırıyorlar, kaçırtıyorlar…
Üstünde yazdıklarını onaylamıyorum ama son cümleni beğendim. Başka şekilde de mümkün olabilir. En keyiflilerden birisi; “sevdiğin insanlarla muhabbettir.”
Bir bebeğin gülüşüne bakıştır, yumak ellerine tutunmaktır, onu kollarında sarmak ve koklamaktır. Daha sonrasında o bebeğin gelişimindeki her bir hareketini gözlemlerken kendini bulmaktır ve onunla birlikte hayata yolculuk yapmaktır.
Yada bir çiçeği koklamaktır, solmadan önceki anlarını gözlemlemek ve hissetmektir onun canla başla taşıdığı hayat formlarını. Bir ağacın dallarından sarkan meyvelere uzanmaktır, bir gül bahçesinde dolaşmak, Bir bostanda kendi ellerinde ekip gelişim sürecini tamamlayan bir salatalık, bir kabakla birlikteliktir. Bir kediciğin mır mır sesi ve koşulsuz sevgi dolu iri gözleri ile gözgöze gelmektir. Bir köpeğin yavrusunun minik ağzını patilerini okşamaktır. Toprağın kokusunu duymak onun gökyüzü ile olan ilişkisindeki gizli seslerden çıkan melodiye kendi sesini eklemektir. Denizin her bir dalgasında yüklenmiş aşk dokunuşlarının üzerinde deniz yıldızlarını yüzdürmektir.
Eğer yorgunsak ve dinlenmek istiyorsak, gözlerimizi kapattığımızda yukarıda çok azını sıraladığım anların tadı şekli beyin dalgalarımıza yükleyebilmek ve her an yeniden yorgunluklardan arınmış bir dünya yaratmaktır. Bütün bunların hepsinin birbiri ile olan iletişimlerindeki muhteşem tadı sohbet tadına dönüştürebilecek candan eş, arkadaş, evlat, dede, farketmeksizin İNSAN olanla paylaşabilmektir…. Sonsuz usa bunları yazabilmek te en büyük tatildir benim için.
ama neşe olmadan eğlenilir mi? eğer neşem yoksa illede eğlenecem birilerini kıskandıracam diye kendimi kasamam ki=)
bir taraftanda herkesin eğlence anlayışı farklı, misal ben erkenden kalkıp deniz havuz yapıp sonra bol bol dinlenmeyi seviyorum. çokkça kitap okumayı gittiğim yörenin tarihi yerlerini gezmeyi, yöresel yemeklerini içeceklerini patlayana kadar yiyip sonrada yüzerek aldığım kalorileri yakmayı seviyorum. erkenden de uyumayı seviyorum…
klasik eğlenceyi seviyorum yani anlayacağınız… çılgınlıklarıda severim ama biraz tırsıyorum tabi misal yamaç paraşütü =))) başkalarının eğlencesi de beni ilgilendirmiyor valla herkes nasıl isterse o şekilde eğlensin değil mi ama???
Eğlenilmez ama eğleniyor görünülebilir. Yazının amacı da buna değinmek. Düğünlerde arkadaş zoruyla ayağa kaldırılıp alkışlayarak zoraki sırıtanlarınkinden farklı bir durum. Onlar zaten eğleniyor görünmeyi bile başaramayan sınıftalar.
…aa klasik eğlence delişeye yakıştı mı şimdi! Senin yamaç paraşütünden de deli şeylerle eğlenmen lazım. Hemen deli bir eğlence bul kendine. Yoksa nickini değiştirmeni rica edebiliriz… 🙂
heheh toruk yazıyı yazarken birinin bunu yazacağı aklıma da geldi ama yapmacık yapıp kandıramam ki kimseyi.. kendim deliyim ama eğlence anlayışım akıllıca galiba =) valla çok delice eğlence de gelmedi aklıma ki sen biliyorsan söylede kopya çekeyim senden olar mı ki???
Benimkiler hoşuna gider mi bilmem. Bir tanesini önereyim.
Cumartesi gecesi heavy/trash metal ve üzeri sertlikte canlı performansı olan bir bara git. Konser olursa daha iyi. (siyah giyinsen iyi olur) Sarhoş olacak kadar iç. (yoksa neşesiz bir eğlence olabilir) Sahne önünden yer ayarla kendine. Bir iki kanka edin ki tuvalete gittiğinde yerini kapmasınlar. Havaya girdikten sonra headbang yapmaya başla. Zihin devreden çıkacaktır. Pogo tayfası falan gelirse oralı olma. Sonlara doğru onlarla takılırsın. Kafana bot, bacak, vs. inmeye başşladıysa ortam iyice azmış demektir. Sen de sahneye uçup oradan seyircilerin kafasına uçabilirsin. (bu her zaman olmaz, durduk yere uçma sakın. 🙂 ) Saat 4-5 gibi beyninde kesintisiz bir çınlama eşliğinde mekandan ayrılabilirsin. Gerisi sana kalmış…
ama ama ama ben bi kere içki sevmiyorum ki:( tek içtiğim içecek bol bol su kahve bide bide şeyy neydi be hay allah bin kunduz !!! hee geldi aklıma enerji içeceği işte =)
heavy/trash metal müzikte sevmem bilmem de zaten belki dinlersem sevebilerim şimdi bilemicem böle ani çıkışta yapmış olmayayım da=) rock severim ama
siyah evet siyah severim, giyerimde onda bir sorun yok,ingilizcem yok ama bu dediğin headbang kafa sallamak mı acaba? kalça göbek sallamayı tercih ederim valla pek arabeskim hehehee
öle kafama gözüme birşeyler fırlatılacaksa ne işim var öyle eğlence değil işkence sanki pifffff
teşekkür ederim ama senden kopya çekeceğim bişi yok galiba=)))
Anladım, sen daha güvenli deli şeyler istiyorsun. İkinci önerim;
Cuma geceleri Tuva Sanat’a git. Ritm geceleri oluyor. Hem basit bir enstrüman çalarsın hem de göbek atar, en önemlisi de nezih bir ortamda zihnini yine devreden çıkarırsın. Al sana hem klasik hem de deli bir eğlence şeyi…
=))) sağolsın valla bilmediğin şeyde yok…
Bu yazıyı arıyordum google’da. Üçüncü linke tıkladım, sonsuzmuş meğer. 🙂