Bilmeme üzerine…

Bilmemeye inanıyorum ben. Bugün bilmemenin savunusunu yapacağım. Methiyesi de denebilir. Bilmemezlik şaşırtıcı ve büyülüdür. Bu nedenle bilmekten hep kaçtım sevgili okuyucu. Bana “sen ne bilirsin ki” dediklerinde “bilmem ki” dedim. Mütevazılık yapmıyorum vallaha (tanığım büyük). Düpedüz bilmemekten söz ediyorum.

Oysa çoğumuz o kadar emin, o kadar bilgili ki. Hayır, bazen yaparım ama amacım iğnelemek de değil okuyucu. Ayrıca bilenlere özendiğim de olmuştur desem yalan olmaz. Ama ben bilinemezliği savunuyorum. Bilmediğimi biliyor, ama bildiğimi sandığım şeyden şüphe ediyorum sevgili okuyucu.

Çünkü bilgiler değişiyor, çünkü algılar değişiyor, çünkü dünya düz bir tepsi sanılırken uçurumdan düşmeyeceğine inanarak (dikkat çekerim okuyucu) gitmiş kâşifler vardı. Çünkü varız, çünkü ölüm de var. Çünkü sorularım çok, çünkü sormaktan korkmuyorum. O halde bilmiyorum.

29 yorum “Bilmeme üzerine…”

  1. yıllar önce sorduğum bir soruyu anımsattın bana Nibelunga (ah ne çok severim bu ismi ben.. bir de Zamurito var ki sorma gitsin)
    “bilmenin ne anlamı var?”
    bilmenin ne anlamı olduğu konusunda yeterli bir fikre sahip olmadığımın farkına vardım.
    o halde ben de hala bilmiyorum.

    ama ne güzel yapmışsın.
    bilenler bilmeyenlere anlatır belki…
    sen sormaya devam et…
    öğrenelim birlikte…

    hoşgelmişsin…

  2. Öncelkle hoşgeldin demek isterim.

    …”Çünkü sorularım çok, çünkü sormaktan korkmuyorum. O halde bilmiyorum.” demişsin.

    Sorularını ne amaçla soruyorsun yazıcı? Bilmek için mi?, bilmemek için mi? cevabı aldıktan sonra bilip, bildiğini sandığın şeyden şüphe etmek için mi? Bilinemezliği savunanın bu kadar çok soru sorması garip değil mi? Aynı şekilde bilinebilirliği savunanların da hiç soru sormaması. En garibi de bilinemezliğin savunulup hiç soru sorulmaması. Bunların nedeni de bir bilinemezlik olsa gerek…

  3. Ne bilgi yerinde sayıyor, ne bilmezlik yerinde sayıyor. Hareket, yanıtları sürekli ve sorulardan hızlı değiştiriyor. Bilgi “zaman-mekan-insan” ile sınırlıdır. Biri değişince hepsi değişmiş olur. Mutlak anlam ve mutlak bilgi yoktur. Göreceli bilgi ve anlam vardır.

    Bilgi ile bilgisizlik birdir bir oynayan çocuklar gibidir. Bir biri bir diğeri atlar biribirinin üstünden. Bazen uzun eşek de oynarlar. Bazen saklanbaç. Bazen kör ebe. Bazıları hep ebe kalınca, bazı serzenişler olabilir… Özellikle kimsenin uzun süreli kör ebe kalmasını önermem…

    Sonra önemli olan bilmek değildir belki, belki bilmemek de değildir, önemli olan sırası gelince sahaya çıkıp oynamaktır… Altta kalırsın, üste çıkarsın çok önemli değil o zaman… Her iki durumda da oyun vardır…

  4. Aceleci davranmak istemiyorum ama, şu haliyle soruların “kıymetini” bilir görünen ve iknaya yatkın olmayan bu duruşu olumluyorum. Nibelunga daha fazla yazdıkça biz de daha fazla yorum yapabiliriz elbette.

  5. Nibelunganın duruşu ve ismi benim de hoşuma gitti. Calimera bilir, bir alman tanrıçası olması lazım anlamı, yanlış hatırlamıyorsam.

    Bilmemek, “bildiğini sanmamaktır” aynı zamanda.

    xenix

  6. +1 Veriyorum.
    Bilmediğini bilen insan yanlış bilgilere kapılmaz.
    Bilmiyorum demek rahatlamaktır aslında.

    Tanrı hakkında ne düşünüyorsun?
    Bilmiyorum.
    Sence nasıl oluştuk?
    Bilmiyorum.
    Şu rahatlığa bakar mısın? 🙂

  7. Lieber xenix,

    “Nibelunga” ist das spanische Wort für Nibelungen. Die Nibelungen waren ein Volk (eine Untergruppe von den Franken) um die es eine sehr bekannte und berühmte Sage gibt. Die Nibelungensage ist sehr umfangreich, es geht um Siegfried einem Drachentöter und einen Schatz und natürlich (wie immer) um eine Frau, Kriemhild ;-))

  8. Sevgili xenix, Calimera der ki;

    Nibelunga Nibelungen’ın ispanyolcasıdır. Nibelung halkı ile ilgili olarak (Frankların alt boylarından biridirler, ki onlar da Germendir) çok bilinen ve tanınmış bir efsane vardır. Nibelung efsanesi -aslında anlatması- çok uzun bir hikaye, (ama kısaca özetlemek gerekirse) Siegfried adında bir Ejderha avcısı, define ve elbette (her zamanki gibi) bir kadının (ismi Kriemhild) öyküsünü konu alır 🙂

  9. O olmayabilir o zaman. Benim bildiğim efsanevi bir tanrıçaydı. 🙂

    xenix

  10. Bilmeme ye, bilinmeyen olarak bakarsak; İnsana umut ve mutluluk veren şeyin kendisidir bilinmeyen. İnsan maceraperesttir, bilinmeyende kendini dinç ve keyifli hisseder. Zihin kavrayışını da arttırırır böylelikle.

    Bilmemeyi ben biliyoruma zıt olarak bakarsak; bu da kişinin kendini çok önemsediği, yaşadığı hayatla hiçlik ve bütünlüklü bir varoluşta yol almasına hizmet eder.

  11. Hakikaten hoşbuldum 🙂

    Morgana: Anlaşılmak güzel, sormaya devam!
    Toruk Makto: Ha gayret! soruyorsun devam…
    Hüseyin Aktaş: Evet, bilmek sınırlıdır. “Göreceli bilgi ve anlam vardır” (+1). Oyun fikrini çok sevdim. İleride yazarım belki.
    Gamaro: İşte soruların kıymetini bilen biri.
    xenix: Evet, devamlı düş gören bir tanrıça 😀
    Maestro: “Rahatım” demek “Tanrı” sözkonusu olunca zorlaşıyor. Tabular, bilmemenin düşmanı. Bu arada gülüşünüzü görür gibi oldum, güldüm, rahatladım.
    Calimera: Özet için teşekkürler…
    Creative: Bilmemekte ilerlemek cesaret ister. Katılıyorum, “hiçlik ve bütünlüklü bir varoluşta yol almaya hizmet eder”.

  12. Düşlerinizi paylaşmak için doğru yerdesiniz diyebiliriz.

    xenix

  13. Size katılıyorum Nibelunga,

    Öğrenirsiniz, öğrenirsiniz, öğrenirsiniz. Her öğrenme sonrasında elinize bir puzzle parçası verilir. İş bunları birleştirmeye geldiğinde tıkanırsınız.
    Doğru parçaları bulamamış olmanın hayal kırıklığı bir yana, bu parçalarla pek çok farklı resim oluşturulabileceğini farkeder, hangi resmi tamamlayacağınıza da karar vermekte zorlanırsınız.

    Sağınızdakine ilişir gözünüz. O da ne? Adam çözmüş bulmacayı, kasım kasım kasılıyor. Ama o mavi parça daha koyu renkli, olmamış, diyecek olursunuz, fakat buna benzer bir müdahaleyi son yaptığınızda başınıza gelenleri hatırladığınızdan bir de çözmüş olmanın gururu ve huzuruyla oturan adamın keyfini kaçırmak istemediğizden, vazgeçersiniz.

    Birileri yaptım diyor, buldum diyor. Siz ise ne yapabiliyor ne de yaptım diyenleri inandırıcı buluyorsunuz. Neden olmuyor, neden yapamıyorumun, sanırım kapasitem yetersiz bunaltısıyla,

    -Şoför Bey, müsait bir yerde…….demeye kalmadan lafınızı ağzınıza tıkıyorlar.
    -Aaaa, bırakmayız valla. Birazdan çay servisimiz var. Molada nefis yiyecekler sizi bekliyor.

    Asla çözülemeyeceğini düşünerek çaresiz kaparsınız gözlerinizi, tıkarsınız kulaklarınızı öğrenmeye ki yeni bir puzzle parçası daha tutuşturmasınlar elinize. Daha fazla kabusa dönüşmeden bitmesini beklersiniz bu rüyanın. -Nuzzler-

  14. Selamlar,
    “Çünkü bilgiler değişiyor, çünkü algılar değişiyor, çünkü dünya düz bir tepsi sanılırken uçurumdan düşmeyeceğine inanarak (dikkat çekerim okuyucu) gitmiş kâşifler vardı. Çünkü varız, çünkü ölüm de var. Çünkü sorularım çok, çünkü sormaktan korkmuyorum. O halde bilmiyorum”
    Harika bir yazı teşekkürler.
    Çok bilmek yanıltır ve huzursuz eder insanı doyumsuz kılar belli bir zamandan sonra, Ve sonrada bildiğin doğruları bırakarak bir kenara bilmediğin doğrular peşine gidip tüm enerjini harcadıktan sonra bilinmezliğin içinde yer edinmeye çalışırsın bilinmezlerle beraber. Boşlukta yer kaplarsın hesapsız olarak.
    Bilmeme ve bilmemenin farkında olmak ta güzel.
    Aklima dinlediğim bir türküdeki şu dizeler geldi …
    Ey gönül bu dünya fanidir fani , kirayamı aldın üç günlük hanı , arifler meydanında dostunu tanı , kendini bilmezle konuşma gönül
    Birde bilmeme olayının kendini bilmezleri var gerçi o da ayrı bir konu ya .
    Neyse tekrar teşekkür

  15. “İlim beni uçurumun kenarına getirdi. Oradan vecd ile bilinmezlik denizine daldım. Vecdim beni boğuyordu ki, cahilliğim kurtardı.” (Şems-i Tebrizi)

    Biliyorum dediğim anda aslında bilmediğim ortaya çıkıyor.

  16. Rinda paylaştığın söz için teşekkürler. Konuya ayrı bir anlam kattın…

  17. Rinda müthişti söz!
    Dün akşam
    bıktım bunca yıl anlamın ardında koşmaktan
    en sonunda anlamsızlığa vurdum kendimi/ demiştim ki yine takıldım bu söz ile anlama!…
    Kaçıyorum!…

  18. Bir şehre bir doktor geliyor ve şehrin en işlek sokağında kendi muayenehanesini açmak istiyor. Ancak aynı sokakta iki ayrı doktora ait iki ayrı muayenehane daha var ve bunların ikisi de şehir ahalisi tarafından çokca sevilip güvenilen doktorlar. Başlangıçta yeni gelen doktora böyle bir sokakta üçüncü bir muayenahe açmasının pek akıl karı olmayacağı, diğer iki doktorun yanında fazla hasta başvurusu alamayacağı yönünde tavsiyelerde bulunuluyor. Ama o dinlemiyor ve benim bir planım var diyerek kendi muayenehanesini açıyor. Açtıktan sonra da kapısına şöyle bir tabela asıyor; “şehrin en iyi doktoru”

    Bu iddealı tabela kısa sürede etkisini gösteriyor ve diğer iki doktorun hastaları bu yeni doktora gelmeye başlıyorlar. Hastalarını günden güne kaybeden ve bunun “şehrin en iyi doktoru” tabelasıyla olan bağlantısını farkeden eski doktorlardan bir tanesi hemen daha güzel bir tabela yaptırıyor ve üzerine “ülkenin en iyi doktoru” diye yazdırıyor. Bu tabela da kısa süre içerisinde etkisini gösteriyor ve hastalar tekrar kendisine başvurmaya başlıyor.

    Bir süre sonra eski doktorlardan ikincisi de tabelanın mucizevi etkisini farkediyor ve o da hemen yeni bir tabela sipariş ediyor kendisi için; “dünyanın en iyi doktoru” Tabi hastalar yine yer değiştiriyor.

    Gel zaman git zaman işler böyle devam ediyor, daha doğrusu kimse yeni bir hamlede bulunamıyor. Sonra günlerden bir gün şehre dördüncü bir doktor daha geliyor ve o da aynı sokağa muayenehane açmak istiyor. Önce tabelaları görüyor, ardından bu olayın öyküsünü dinliyor ve nihayetinde kimsenin kendisine şans tanımamasına rağmen o da muayenehanesini açıyor. Tabelasına da şöyle yazdırıyor; “bu sokağın en iyi doktoru”

    Bilgi izafidir elbette, diyalektik materyalizm de bunu böyle der:)

  19. Tiyatral bir giriş,ve alkışlar arasından geçip,koltuğa oturdu prenses,pek güzel.Sokrates de demişti bi zamanlar ya…Başlığı yeni gördüm ve bu yorumdan başkası gelmedi aklıma.

    Doktorların ki paradoks oluşturuyor yalnız,ilginç.
    Sokak dünyada halbuki,

  20. Evet Farabi, tabela savaşı bir paradoksa yol açabilir. Ama öykünün sonunda “pratik” var 🙂

  21. 😀 Bir de hakiki, öz dürümcüler var gamaro. Kendini cilalamaya pek meyil gösteririz bizler. Bu yüzden reklam dünyası cilalama üzerine kuruludur. Spiritüel dünya da öyle. Bir çelişki vardır, aslında hiçliğe methiye düzülürken, “ben değerliyim, kendimi seviyorum, onaylıyorum” deriz. Hani hiçtik, hani ego yoktu. Nolduuu!?
    Karşılıklı kandırırız, kandırılırız. Bir de isminin önünde (prof) yazıp da ağzımı bozmaya değmez tipitipler vardır. Onlara itibar ederiz. Oysa (prof) Nasrettin Hoca’nın “kürkü”dür yaw. En çok da bu posta oturmuş, yüce profların bilgilerinden şüphe ediyorum.

  22. Ego mu?

    Kendimi çok seviyorum ve öpmek istiyorum Nibelunga 🙂

  23. :))) Harika. Çok severdim bu ikiliyi. “Her şey bir insanı sevmekle başlar” demiş üstad. Sev tabii gamaro. Konuşmuşum işte. Laf aramızda ben de beni severim 😉

  24. Bilmemek maceraya hazır olmaktır. Kolomb ile bir gemi yolculuğu çıkmak gibi, rüyada çiftine ulaşmak gibi belirsiz, korku dolu bir serüvendir.

  25. Ben de kırmızı ve siyahın birlikteliğine bayılıyorum kanki:)

  26. Ne kadar güzel bir video paylaşmışsın sonsuz. Günler önce izledim. Yorum geç oldu ama çok teşekkür ederim. Bir kez daha gizemli haliyle evreni sevdiğimi anladım. Her şey bu haliyle güzel.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.