Yıllarca şeriat geliyor, Türkiye İran mı olacak diye yazıldı, çizildi. Hal ve gidişi ne kadar olumsuz görsem de bunun olmasına hiç mi hiç ihtimal vermedim. Türlü yoklamalar çekildi, halkın tepkisi ölçüldü, ölçülüyor, ama yine de diyorum ki bilgi çağında bu ülkeye tam bir U dönüşü yaptırmaları mümkün değil. Türkiye İran olacak diye korkanlara da hep şöyle diyordum: “ne biliyorsun belki onlar Türkiye olacak?”
Ortadoğu’da Tunus’la başlayıp, Yemen ve Mısır’a yayılan diğer ülkeleri de dönüp aynada kendilerine bir bakmaya zorlayan olaylar zincirini biliyorsunuz. Dün “oğlum ve ben Kahire’de öleceğiz” diyen Mübarek, bugün yetkilerini orduya devrederek ülkeyi terketti. Yönetime Savunma Bakanı Hüseyin Tantavi geçti. Bundan sonra olacakları izleyip göreceğiz.
Ben, Ortadoğu’daki insanların özlem duydukları hayat tarzı için isyan ettiklerini düşünüyorum. Hatta içte içe Türk dizileri aracılığıyla bu hayat tarzının bilinçlere yerleştiğini düşünüyordum, ama tabii bugüne kadar fantastik bir düşünceydi benim için. Derken gazetede TESEV’in “Ortadoğu’da Türkiye Algısı” adlı araştırmasını okudum. (http://www.tesev.org.tr/UD_OBJS/PDF/DPT/OD/YYN/Ortadogu%202011.pdf)
Araştırmada Ortadoğu ülkelerinin Türkiye’ye ciddi düzeyde bir sempati besledikleri ve bizi güçlü bir ülke olarak gördüklerine dair bulgular var. Ayrıca Türk dizi sektörünün Ortadoğu’da 50 milyon dolarlık bir ihracat hacmine sahip olduğu, Arap dünyasınını %78’inin en az bir Türk dizisini seyrettiği, bu oranın ülke bazlarında %89’lara kadar çıktığı da yazıyor. Türkiye’nin bir model olabileceğini düşünenlerin oranı ise %66. Ayrıca seyahat için en çok tercih ettikleri ülkeyiz.
Benim gelmek istediğim nokta biz Ortadoğu’ya diziler ve turizm aracılığıyla kültür ihraç etmiş olabilir miyiz? Tüm bu isyanların altında Türkiye olma isteği yatıyor olabilir mi?
Mısır ilginç bir ülke. Binlerce yıldır medeniyetin zirvesindeki, diğer toplumlardan bilimde, astronomide, geometride (Thales, ve bir çok yunan matematikçisi bile eğitimini buralardan almıştır, ) çok ilerideyken, bu kadar geri kalmasının sebebi İslam’la tanışmış olması olabilir mi? sorusu aklıma geliyor hep.
Ortadoğu Türkiye’yi model alır mı, alırsa nasıl almalı soruları güzel.
xenix
İşin garip tarafı tepemizdeki imamlar da onlara özenmekteler…
…iyi mi?
Xenix, şimdi ben senin parantez açtığın noktadan konuyu alıp sürüklesem burası yorum kaynardı, ama bunun bu başlık altında olmasını istemiyorum. Konumuz Ortadoğu’daki Türkiye algısı ve bu çerçevede gelişsin istiyorum.
Hola, umarım özenilen olmanın hangi farklılıklarımızdan ileri geldiği kafalarına dank eder.
Bazı ‘eski solcuları’ anlamıyorum. Yıllarını sosyalizm rüyasına adamış, hapis yatmış, işkence görmüş arkadaşlarım Mısır’la ilgili ufacık heyecan duymuyor.
“Daha durun bakalım. O gidecek, yerine başkası gelecek” gibi sinik bir yaklaşım içindeler. Hayalini kurdukları şey Mısır’da oluyor ama sevinmiyorlar. Neden?
Demiş bir yazar kendisine katılıyorum. Ayrıca yeni bir anket konusu olabilecek bir durum var.
Tunus, Mısır derken sırada hangi ülke var?
YEMEN, ÜRDÜN, SURİYE, SUUDİ ARABİSTAN, İRAN, FİLİSTİN, SUDAN, CEZAYİR, FAS ??
Söylediklerinde haklılık payı var. Devrim çanları çalıyor, halk devrimi dediğimiz şeyin alası oluyor, üstelik bölgedeki tüm coğrafyaya yayılıyor. Ben şahsen çok heyecanlıyım ve yakından takip etmeye çalışıyorum. Yarın 14 Şubat’ta İran’a dikkat diyorum. Muhalifler Tunus ve Mısır’a destek verdiklerini göstermek için barışçılbir yürüyüş yapma talebinde bulundular, ama yönetim dış kaynaklı komplo bu diye izin vermedi. İzinsiz de olsa yürüyüşü yaparlarsa İran’daki bu kıpırdanma nerelere varır çok merak ediyorum.
Türkiye gençlik birliği (TGB) üyelerinden biri, Taraf gazetesinden bir yazarı arar, ona CHP nin ikinci katında darbe planlanıyor diye asılsız bir ihbarda bulunur. İkinci gün Taraf gazetesinde yazarın köşesinde CHP nin darbe planladığı
net ifadelerle yer alır.
Böyle bir sistemle bu ülkede “Ergenekon” yaşanıyor !
Eğer YAŞANMAZ SA !!
Derginin birinde “Allah yok, din yalan” diye bir karikatür yayınlanıyor. Akabinde özür dileniyor.
“Allah var, din gerçek” diye bir karikatür yayınlanır da, özür dilenecek bir merci BULUNUR SA !!
Yarım aydın insan tipi…
Eğer tam AYDINLANIR SA !!
Yan başlıkta tartışılan tecavüze hadım cezası,
eğer ikide bir af çıkarıpta, tecavüze uğrayan kızın babası, tecavüzcüyü sokakta karşısında GÖRMEZ SE !!
İçkili bir lokantada, annesinin babasının yanından oniki yaşında bir çocuk ALINMAZ SA !!
Sigara içilmesini bir düzene bağlayamayıp, yasak getirmekle çözdüğünü sanan akıl !
Eğer gerçekten ÇÖZEBİLİR SE !!
Gerçek Türk insanını anlatan TV dizileri, Ortadoğu’da seyirci BULUR SA !!
Bu örnekleri yüzlerceye çıkarmak MÜMKÜN SE !!
Ne aklı başında kimse size benzemeye çalışır, ne de siz, ne şeriat’ı kardeşim diyebilirsiniz.
Ortadoğu!da yaşananlar esasları çok önceden belirlenmiş toplum mühendisliğidir.
mühendisler ise batılıdır.
Ortadoğu toplumlarının düşünmesi gereken ise, neden hep Allah’ın, sınırlarını çizmesi için
batılı cetvelleri seçtiğidir…
Etrafınıza bir bakın Galatalı, dükkan, lokanta isimlerine, menülere, TDK’nın sözlüklerine vs. bana bu ülkenin kültür ithal etmediğini, ya da kimsenin kimseye kültür ihraç edemeyeceğini söyleyebilir misiniz?
Bu ülkeye şeriat gelemez dememdeki sağlam duruşumun Ak Parti yanlısı olmamdan değil, herşeyden önce kendime olan güvenimden, bu ülkeye şeriatın gelmemesi için elimden geleni ardıma koymayacağımdan kaynaklandığını görememiş olabilir misiniz?
Türkiye model olabilir mi? sorusunun altında yatan sebebin tüm olumsuzluklara, tüm bu şikayetlerimize rağmen Mustafa Kemal Atatürk’ün temellerini attığı, bana göre dünyada eşi benzeri olmayan ülkeme olan sevgimden kaynaklandığını anlamamış olabilir misiniz? Vs. vs.
Ve Ortadoğu’da yaşanan ve yaşanacaklar halkın özgürleşme talebinden doğan isyan dalgalarıdır. Batı mühendisliği olsaydı, devirdikleri liderin yerine anında koyacakları bir lider adayı olurdu. Mısır’da bunu görebildik mi?
Hah…
Döne döne yazıyorum…
“Eğitim” diye tutturanlar bile aynısını yapıyor…
…bir yerden duyuyor…
nedir o duyduğu?;
“Eğitim şart”
…sonra bu duyduğunu alıp orada burada çakıyorlar.
“Eğitim Şart”
Nasıl olacak o?
Al işte Taraf yazarı…okuması var, yazması var, anlaması var.
Diploması da var.
Eğitimli yani.
Kırbaçla da eğitim var…sandalye ile de…
Anlayacağınız eğitimle birinin iti de olabilirsiniz…
Tükürürüm ben öyle eğitime.
Çeşmenin başında duyduğunu eve dönerken pazarcı hoparlöründen anons edercesine duyduğunu anlatmak mıdır eğitim?
Yanisi, ilk duyduğu bilgiye tapınmak!!!
Telefonda duyduğunu sormadan, araştırmadan, çaprazlama sorgulamadan, bilgileri toparlayıp derleyip sentezlemeden yayan bir adamdan bahsediyoruz.
Böylesi bir zontanın eğitiminin sana, bana, mala, davara yararı ne?
Ortaçağ eğitimidir bu…
Skolastik…
Eğitimin olabilecek en kalitesizi, en berbatı, en şerefsizi, en ahlaksızıdır…
Skolastik kafalar yani…
Bunca skolastik kafalı eğitmen ile mi eğitileceksiniz?
Hatta:
Eğitimlisiniz be yahu…
…diplomaları duvara çiviliyorsunuz…
…olası en boktan olanı ile donanımlısınız…
…bu donanımla çıkıp orada burada diyorsunuz ki;
Eğitim Şart.
🙂
Sizin şeriatle ilgili sağlam duruşunuzu destekliyorum barden.
kültür ihracınıda ithalinide yavan bulurum, boş gayret olarak değerlendiririm.
model olma konusuda aynı yavanlıktadır bence. Toplumlar kendi dinamikleriyle daha uzun yolu daha kısa zaman da katedebilirler. mesele doğru adam. Ama bunlar dış dünya tarafından rahat bırakılırsa olur. Ortadoğu’nun böyle bir handikapı var kendilerini rahat bırakmayacak devletleri illaki etrafllarında bulunduruyorlar.
Bence de buna neden çok fazla aç gözlü olmaları hem dünyayı istiyorlar hem ahireti istiyorlar hemde bunları onlara
batılıların sağlamasını istiyorlar. yani özlerinde tembeller.
yani Hola’nın dediği gibi skolastik eğitimin ortadoğu versiyonu ve futursuzca Allah adına dayatma
E bir yanda da İsrail’in vadedilmiş toprakları falan Şİmdi birde bizim aklı evvellerin yeni osmanlıcılık ülküsü
amerikanın petrol türküsü al sana türlü yemeği .
yemeğin lezzetli olması ise akıllı bir ahçının pişirmesiyle olur. Siz eğer o ahçı Türkiye’dir diyorsanız lafım yok
ben olmadığı kanaatindeyim.
Mısır’da sokaklara dökülenlerin ardında İhvan-ı Müslim(müslüman kardeşler)
Tunus’tada En Nahta (uyanış) örgütlerinin olduğu bir sır değil.
Ve ben de kanlı geçecek bir dönemin başlarında olduğumuzu düşünüyorum
Umarım yanılırım…
hoşçakalın…
Birbirimizi bir öncekinden daha iyi anladık sanırım:) Herkes öz kültürünü korumalı, bu konuda size katılıyorum, ama kültür alış-verişi (sanırım böyle söyleyince daha yumuşak duracak) her daim olacaktır, hiçbirimiz şalvar ve cepkenle dolaşmıyoruz değil mi? Görücü usulüyle evlenmiyoruz vs. Ortadoğu halkları da başlarına adeta Allah kesilen tiranlardan umulur ki kurtulurlar ve kendi dinamikleri içinde yollarına devam ederler ama siz de söylediniz çok karışık bir coğrafya. Hiçbir devrim kansız olmamıştır, Ortadoğu’da belki savaş bile çıkacak. Şahsi kanaatim barışta ve savaşta tüm parmaklar çözüm için Türkiye’yi gösterecek.
Ne güzel Mustafa Kemal’i anmadan geçmeyin o zaman…
Anmadan geçmek mümkün mü? Yukarıda bahsettim zaten. Yeni Türkiye’nin doğuşunu daha iyi anlamak için Nutuk’un haricinde “Beyaz Zambaklar Ülkesi” de okunmalı bence. Atamızın harp okullarında okutulmasını salık verdiği kitap. Finlandiya’nın kuruluşunu konu alıyor. Finli bir aydının toplumun bütün dilimlerini asker, öğretmen, mühendis demeden harekete geçirmesini ve bugünkü Finlandiya’nın, kültürü, sanayisi ve eğitimiyle nasıl kurulduğunu anlatıyor. Bu kitabı okurken Atatürk’ün zihninde yeni Türkiye’nin nasıl şekillendiğini, toplumsal hedefleri bir bir, nasıl bir öngörüyle çizdiğini kavrıyorsunuz.
Dili biraz sıkıcı ama Galatalı’nın bahsettiği tipten iyi bir aşçının malzemeleri itinayla nasıl seçtiğini anlamak açısından güzel bir kitap.
bilindigi gibi kemalist toplum mühendisleri araplar (ortadogu) aleyhine kurguladiklari “ulusalci/irkci politika”lar üreterek asirlik kültürel baglarimizi koparmis, cevremizde sanal/yapay düsmanliklar peydahlamistir..
T.C.´nin
Basbakan ve kadrosu “toplumsal zeka”nin hakim oldugu AB´yi referans alip “evrensel standart”lar düzeyinde (yetersiz ama) siyaset üretmesi sadece bati degil ortadoguyla olan iliskilerimizi de olmasi gereken seviyeye tasimis,
“birlesmesi gereken”birlestirildigi icin ortadogu ve türk halklari arasindaki buzlar yetersiz ama erimistir..
evet
90 yillik “yol kazasi”na son veren T.C. hükümeti ezber bozan siyaseti sayesinde diktatörlükle/askeri vesayetle idare edilen ortadogu halklari icin türkiye bir cekim/cözüm merkezi olmustur..
bu
nedenle
barden´in,
“Şahsi kanaatim barışta ve savaşta tüm parmaklar çözüm için Türkiye’yi gösterecek….”
tespitine katiliyorum..
slm.
Oooo arap şakşakçısı gelmiş… Olm önce Arabistanı, İranı kurtar demokrat yap sıra bize sonra gelsin hahaha…
Türkiye’nin nesini örnek alacaklar. Rahibe kıyafetiyle kendi ülkelerinde bal gibi geziniyorlar. Türkiye onlara 100 GÖMLEK LAİK gelebilir…
Aşağıdaki metin biraz uzunca, okumanızda yarar var. Mustafa Kemal’in ilişkide bulunduğu ve ziyaret edildiği yabancı devlet adamları listesi… Listede ortadoğu ülkelerini görebilirsiniz. Ayrıca Türkiye İran, Irak, Pakistan ve İngiltere’nin dahil dahil olduğu Bağdat Paktı üyesiydi. Türkiye her zaman Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkeleriyle barış ve dostluk içinde olmuş ve ilişkilerini en üst düzeyde tutmuştur. Sözkonusu ülkeler herzaman Türkiye’yi, atılımlarını ve kurduğu cumhuriyeti örnek almıştır.
Ukrayna’da bulunan Rus kuvvetlerinin Başkomutanı Michael Frunze, 13 Aralık 1921’de Ankara’ya geldi. 25 Aralık 1921 ve 4 Ocak 1922 tarihlerinde Mustafa Kemal Paşa ile iki önemli görüşme yaptı. 20 Aralık 1921’de T.B.M.M.’de yaptığı bir konuşma ile Sakarya zaferini kutladı, cephede çeşitli incelemelerde bulunduktan sonra 5 Ocak 1922 tarihinde Türkiye’den ayrıldı. Bu ziyaret sırasında 2 Ocak 1922’de Türkiye ile Ukrayna arasında birde Dostluk Andlaşması imzalandı .
1922 yılında Türkiye’ye gelen Rus ve Azerbaycan heyetleri Mustafa Kemal Paşa ile görüştüler ve 30 Mart’ta Afyon-Çay’da denetlemelerde bulundular .
1922 yılı Ekim ayında ise İran Hükûmeti 30 Ağustos zaferi sonrası Harbiye Nazırı Rıza Han’ın da yaverliğini yapan Salar Nizam adlı bir subayını yanındaki bir heyetle, Ankara hükûmetini tebrik etmek ve çeşitli hediyeler sunmak üzere Türkiye’ye gönderdi. Heyet 22 Ekim 1922’de Ankara’ya ulaştı ve 2 Kasım’da Mustafa Kemal Paşa’yı ziyaret ederek hem tebriklerini hem hediyelerini sundu .
Bulgaristan Çiftçi Partisi Hükûmeti Edirne Başkonsolosu General Markov’u 1923 yılında diplomatik ilişkileri başlatmak amacıyla Türkiye’ye gönderdi. Markov, 27 Ocak 1923 tarihinde Mustafa Kemal Paşa ile İzmir’de bir görüşme yaptı .
1923 yılı Türkiye’nin bağımsızlığını ilan ettiği yıl olarak büyük önem taşımaktadır. Lozan Antlaşmasının imzalanmasının ardından Türkiye hızlı bir gelişme içerisine girdi. Mustafa Kemal Atatürk, gerçekleştirdiği inkılaplarla Türk milletinin gelişmesini hızlandırmayı amaçlamaktaydı. Bu dönemde hem sosyal hem ekonomik olarak alınan yaralar sarılmaya çalışıldı. Bu arada yabancı devletlerle de ilişkilerin daha da geliştirilmesi amaçlanmaktaydı.
Fransa’nın Suriye Yüksek Komiseri Henri de Jouvenel 16 Şubat 1926’da Çankaya’da Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa tarafından kabul edildi .
Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Veli Han, 1927 yılında Türkiye’ye bir ziyarette bulundu ve Dolmabahçe sarayında Mustafa Kemal Paşa tarafından kabul edildi. Muhammed Veli Han daha sonra basın mensuplarıyla yaptığı söyleşi sırasında, Afganistan’ın reformlar için Türkiye’yi örnek aldığını söyledi .
İlk Resmi Ziyaretten Mustafa Kemal Atatürk’ün Ölümüne Kadar Olan Dönem
1928 yılı Mayıs ayında Türkiye Cumhuriyeti’ne ilk resmi ziyaret Afganistan Kralı Amanullah Han ve eşi Kraliçe Süreyya tarafından yapıldı. “Genç Cumhuriyetin” en üst düzeyde ilk resmi konuğu olan Amanullah Han, 20 Mayıs 1928 günü Ankara’ya girdiğinde halk kendisini ve eşini büyük bir coşkuyla karşıladı. Mustafa Kemal Paşa, Milli Mücadele yıllarında kendisine ve ülkesine destek vermekten çekinmeyen kralı tren garında bizzat karşıladı. Kral ve Kraliçe Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gittiler ve meclisteki görüşmeleri izlediler. Ayrıca İstiklâl Madalyası takılışı töreninde de hazır bulundular. Ankara’da bulundukları süre içinde pek çok temasta bulunan Kral ve Kraliçe 27 Mayıs 1928 tarihinde yine Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa’nın tren garına gelerek kendilerini uğurlamasından sonra Ankara’dan ayrıldılar. İstanbul’da da temaslarda bulunduktan sonra 1 Haziran 1928’de ziyaretlerine son verdiler .
İngiltere bir filosunu 1929 yılında resmi bir ziyaret için Türkiye’ye gönderdi. Amaç ilişkileri daha dostane bir zemine taşımaktı. Filo İstanbul’a geldi ve filo kumandanı yanında İngiliz elçisi ile Atatürk’ü ziyaret etti .
1929 yılı Aralık ayında Sovyet Dışişleri Bakan Yardımcısı Karahan Ankara’ya bir ziyarette bulundu ve 16 Aralıkta Atatürk tarafından kabul edildi. Bu ziyaret Rusya’nın Türk-İngiliz yakınlaşmasından duyduğu endişeden kaynaklanıyordu .
24 Mart 1930 tarihinde Ankara’ya resmi bir ziyarette bulunan Macaristan Dışişleri Bakanı M. Walko, Mustafa Kemal Paşa tarafından kabul edildi .
Afgan Kralı Amanullah Han tahttan indikten sonra da Mustafa Kemal Paşa ile geliştirdiği dostluğa sürdürdü. Eski kral 1930 yılı yaz aylarında Ankara’ya gelerek Gazi Paşa ile görüştü .
6 Ekim 1930 tarihinde Türkiye’de bulunan İngiltere’nin Irak Komiseri Hempres Çankaya’da Mustafa Kemal Paşa tarafından kabul edildi .
Macaristan Başbakanı Cont Bethlen 1930 yılı Ekim ayında Türkiye’yi ziyaret etti. Konuk Başbakan 28 Ekim 1930 tarihinde Mustafa Kemal Paşa tarafından kabul edildi ve 29 Ekimdeki Cumhuriyet balosuna katıldı . Gazi Paşa T.B.M.M. 3. dönem 4. yasama yılı açılış konuşmasında (1 Kasım 1930) bu ziyaretten duyduğu mutluluğu şu sözlerle ifade etti: “Macaristan ile aramızdaki eski ve denenmiş dostluk, sayın başbakanlarının resmi ziyaretleri ile açık bir önem ve değer kazandı. Ülkelerimiz arasındaki iyi ve yakın ilişkilerin artarak gelişeceğini ummaktayız”
Yunan Başbakanı Elefterios Venizelos ve Dışişleri Bakanı Mihalakopulos 27-31 Ekim 1930 tarihleri arasında Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulundular. Başbakan Venizelos, Çankaya’da Mustafa Kemal Paşa tarafından kabul edildi ve 29 Ekim tarihindeki Cumhuriyet balosuna katıldı . Mustafa Kemal Paşa bu ziyaretle ilgili T.B.M.M.’nin 1 Kasım 1930 tarihindeki Üçüncü Dönem Dördüncü Toplanma Yılını açarken yaptığı konuşmada Türk-Yunan münasebetleri ile ilgili; “komşumuz ve dostumuz Yunanistan Başvekilinin ve Hariciye Vekilinin Ankara’yı ziyaretlerini hususi bir memnuniyetle zikrederim. Türkiye ile Yunanistan’ın yüksek menfaatleri birbirine zıt olmaktan tamamen çıkmıştır. Bu iki memleketin samimi bir dostlukta kendileri için emniyet ve kuvvet görmelerinde isabet vardır. İki Cumhuriyet arasında açılan yeni devrin yeni esaslarını, ahde rapteden vesikalar yüksek tasvibinize arz olunmuştur” dedi.
Japon Prensi Takamatsu 13 Ocak 1931’de Türkiye’yi ziyaret etti ve Gazi Paşa ile görüştü. Prens beraberinde getirdiği samuray kılıcını hediye olarak Mustafa Kemal Paşa’ya sundu . Aynı günün akşamı Marmara Köşkü’nde prensin onuruna verilen ziyafette iki millet arasındaki bağlara değinen Mustafa Kemal Paşa; “Türk ve Japon milletleri, öteden beri birbirine karşı içten, dostça hislerle bağlıdır. Japon milletinin yüksek ve vatanseverce nitelikleri, uygarlık yolundaki dikkate değer uygulamaları ve gelişmeleri, Türkiye’de daima ilgiye ve içtenlikle izlenmiştir” dedi .
Irak Kralı Faysal 6-8 Temmuz 1931 tarihleri arasında Ankara’da bulundu ve Mustafa Kemal Paşa ile görüştü. Mustafa Kemal Paşa, Ankara Palas’ta Kral Faysal onuruna verilen yemeğe de katıldı .
20 Ekim 1931’de İkinci Balkan Konferansının İstanbul’da toplandı. Cumhuriyet yönetiminden krallık rejimine dönmüş olması dolayısıyla bir süredir soğukluk yaşanan Arnavutluk Devleti’de konferansa delege gönderdi. Mustafa Kemal Paşa bütün kongre delegelerini Ankara’da kabul etti ve Kral Zogu’ya da bir memnuniyet telgrafı çekti .
31 Aralık 1931 tarihinde Irak Başbakanı Nuri Paşa Ankara’yı ziyaret etti ve Gazi Paşa tarafından kabul edildi .
Balkan birliği için önemli adımların atıldığı bu dönemde Bulgar Başbakanı M. Mauchanoff yanında kalabalık bir heyetle Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulundu. Heyet 2 Aralık 1931 tarihinde Mustafa Kemal Paşa tarafından kabul edildi ve iki saat süren bir görüşme yapıldı .
27 Ekim 1931 tarihinde Sovyet Dışişleri Bakanı Litninov, Ankara’ya bir ziyarette bulundu ve Mustafa Kemal Paşa tarafından kabul edildi.
27 Ekim-5 Kasım 1932 tarihleri arasında İran Dışişleri Bakanı Faruki Han yanında bir grup görevli ile Türk hükûmetinin resmi davetlisi olarak Ankara’ya geldi ve Mustafa Kemal Paşa tarafından kabul edildi. Heyet Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına da katıldı .
27-29 Eylül 1932 tarihleri arasında resmi bir ziyaret için Türkiye’ye gelen Amerika Birleşik Devletleri Genelkurmay Başkanı Douglas Mac Arthur, 28 Eylül 1932’de Dolmabahçe sarayında Mustafa Kemal Paşa tarafından kabul edildi. Misafir genelkurmay başkanı, çeşitli askeri birlikleri denetledikten sonra Türk ordusunun sahip olduğu düzen ve disiplini övmüş, böyle askerlere başka bir ülkede rastlanmadığını dile getirmiştir .
12 Haziran 1932 tarihinde Ankara’da bulunan Irak Kralı Emir Faysal Çankaya’da Gazi Paşa ile görüştü.
1933 yılı yaz aylarında eski Afgan Kralı Amanullah Han tekrar Türkiye’ye geldi ve Mustafa Kemal Paşa ile görüştü .
Yine 1933 yılı Ağustos ayında Fransa eski mebuslar başkanı M. Herriot Türkiye’ye şahsi ve gayr-ı resmi bir ziyarette bulundu. 16 gün kaldığı Türkiye’de kendisine bir başvekil gibi davranıldı ve Gazi Paşa ile uzun bir görüşme yaptı .
Yunan Başbakanı M. Çaldaris, Dışişleri Bakanı Demetre Maksimos ve Ekonomi Bakanı Pesmazoğlu, 10-17 Eylül 1933 tarihleri arasında Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulundu. 10 Eylülde bir Yunan Kruvazörü ile İstanbul’a gelen heyet, kendilerine tahsis edilen özel bir trenle Ankara’ya geçti. Başbakan ve beraberindeki heyet, Ankara ziyaretinin ilk günü yani 11 Eylül 1933 tarihinde Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından kabul edildi .
26 Eylül 1933 tarihinde Türkiye’de bulunan Yunanistan eski başbakanı Venizelos ve eşi Dolmabahçe sarayında Mustafa Kemal Paşa ile görüştüler. Görüşmede Balkan Andlaşması ve Türk-Yunan dostluğu üzerinde duruldu .
Yugoslav Kralı Alexander ve eşi 4 Ekim 1933’de Romanya ve Bulgaristan’ı ziyaret edip deniz yoluyla Yugoslavya’ya dönerlerken, İstanbul’a da uğradılar. Dolmabahçe sarayında Mustafa Kemal Paşa ile kral bir görüşme yaptılar. Görüşme Balkanlarda barışın sağlanması için Türkiye ve Yugoslavya’nın ellerinden geleni yapacaklarını söylemeleri ve iyi dilek temennileri ile bitti .
Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulunan Romanya Dışişleri Bakanı Titulesco 15 Ekim 1933 tarihinde Mustafa Kemal Paşa tarafından kabul edildi .
Macar Başvekili Jules Gömböş ve Dışişleri Bakanı M. De Kayna Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulundular ve 21 Ekim 1933 tarihinde Çankaya’da Gazi Paşa tarafından kabul edildi .
SSCB Savunma ve Deniz Kuvvetleri Komiseri Mareşal Voroshilov başkanlığındaki Sovyet askeri heyeti 1933 yılında Mustafa Kemal Paşa tarafından Çankaya’da kabul edildiler. Heyet kendisine hediye olarak bir kılıç sundu. Voroshilov, cumhuriyetin 10.yılı kutlamalarına da katılmış, Mustafa Kemal Paşa, Milli Savunma Bakanı Fevzi Paşa ve Başbakan İsmet Paşa ile geçit törenine katılarak askeri birlikleri denetlemiştir. Mustafa Kemal Atatürk, 1933’de Meclis’in Genel Kurulunun yeni yasama yılını açarken söz konusu ziyaretin önemini şu sözlerle açıklamıştır: “Bu ziyaret, ülkelerimiz arasındaki ilişkilerin derin içtenliğini göstermek için şanslı bir vesile oldu. İki memleketin zor zamanlarında kurulmuş olan, onbeş yıldır türlü sınavlardan geçip, daha güçlenerek ortaya çıkmış bir dostluğun her zaman yüksek değer taşıdığı ve milletlerarası barış için değerli ve önemli bir etken olduğu da kabul edilmelidir” .
19 Şubat 1934 tarihinde Yang Şiyeh başkanlığındaki Çin askeri heyeti Çankaya’da Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından kabul edildi. Heyet ayrıca Türkiye’de olduğu süre boyunca çeşitli askeri tesisleri gezdi ve bilgi aldı .
Yugoslavya Hariciye Nazırı M. Jevtitch 18 Nisan 1934 tarihinde eşiyle birlikte Ankara’ya geldi. Bu ziyaret tarihi önceden belirlenmiş bir iade-yi ziyaretti. Askeri geçit törenleriyle karşılanan nazır, Mustafa Kemal Atatürk tarafından kabul edildi ve ikili 1.5 saatlik bir görüşme yaptılar .
İran Şahı Rıza Pehlevi, 1934 yılında Türkiye’ye ilk kez resmi bir ziyarette bulundu. 14 Haziran-2 Temmuz 1934 tarihleri arasında Türkiye’de bulunan İran Şahı 16 Haziran 1934’de Çankaya’da Mustafa Kemal Atatürk tarafından karşılandı. Şah Türkiye’de bulunduğu süre boyunca özel bir ilgi ile ağırlandı. 17 Haziran’da Ankara Hipodromu’nda at yarışlarını izleyen Gazi Paşa ve Şah, İzmir’i ziyaret etmek üzere 20 Haziran’da Ankara’dan ayrıldılar. 20-26 Haziran tarihleri arasında Eskişehir, Afyon, İzmir ve Balıkesir’de temaslarda bulunan Şah, 26 Haziran’da İstanbul’a gelerek 2 Temmuz’a kadar burada kaldı. Şah Pehlevi, 2 Temmuz 1934 tarihinde Türkiye’den ayrıldı .
İsveç Veliahtı Gustav Adolf 1934 yılı içinde Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulundu ve 3 Ekim 1934 tarihinde Ankara’da Mustafa Kemal Atatürk tarafından kabul edildi .
Romanya Dışişleri Bakanı Titulesco, 28 Ekim 1934 tarihinde Çankaya’da Mustafa Kemal Atatürk tarafından kabul edildi .
1936 yılı Ocak ayında Afganistan Dışişleri Bakanı Feyz Muhammed Han, Türkiye’ye bir hafta süren resmi bir ziyarette bulundu. Bakan, 6 Ocak 1936 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk tarafından Çankaya’da kabul edildi .
İngiltere Kralı VII. Edward 1936 yılı Eylül ayında Türkiye’yi ziyaret etti. Kral 4 Eylül 1936 tarihinde Dolmabahçe sarayında Mustafa Kemal Atatürk ile görüştü .
Aynı ay içinde Türkiye’ye gelen Irak Dışişleri Bakanı Nuri Sait Paşa, 7 Eylül 1936 tarihinde Dolmabahçe sarayında Mustafa Kemal Atatürk tarafından kabul edildi ve iki devlet adamı arasında oldukça samimi görüşmeler yapıldı .
Yugoslavya Devlet Konseyi Başkanı M. Stoyadinavich 27-31 Ekim 1936 tarihleri arasında Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulundu ve Çankaya’da Mustafa Kemal Atatürk tarafından kabul edildi. Ziyaret Cumhuriyetin ilânının 13. yılına rastladığından kutlamalara da katılmıştır .
1936 yılı Ekim ayı içinde Afganistan Kraliyet Mareşali olan Harbiye Bakanı Şah Mahmut Han yanında Afganistan Genelkurmay Başkanı ve Berlin Büyükelçileri ile Çankaya’da Mustafa Kemal Atatürk tarafından kabul edildi .
Alman İktisat Bakanı Dr. Schacht, Kasım ayı içinde Türkiye’ye geldi ve 18 Kasım 1936 tarihinde Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından kabul edildi .
Romanya Dışişleri Bakanı Victor Antonesco, 17 Mart 1937 tarihinde Ankara’yı ziyaret etti ve Mustafa Kemal Atatürk tarafından kabul edildi .
27 Nisan 1937’de Irak Dışişleri Bakanı Naci Elasil Çankaya’da Mustafa Kemal Atatürk tarafından kabul edildi. Ayrıca Gazi Paşa yabancı bakan şerefine verilen çay ziyafetini şereflendirdi .
Şarki Ürdün Emiri Abdullah, 1937 yılı Mayıs ayı sonunda Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulundu ve 31 Mayısda Çankaya’da Mustafa Kemal Atatürk ile görüştü. Ziyaret sırasında Emir “bu terakki ve Teali Hak’kın bütün şark milletlerine büyük bir lütfu olan bir Ata’ya mailk olmanın ve ona sarılmanın sımsıkı eseridir” diyerek iyi niyetini ve dostluğunu gösterdi. Mustafa Kemal Atatürk’de Beylerbeyi sarayında konaklamakta olan Emir’e 6 haziran’da iade-yi ziyarette bulundu .
1937 yılının yaz aylarında Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı, Sad-abad Paktı’nın imzası için Tahran’a resmi bir ziyarette bulundu. İade-yi ziyaret İran Dışişleri Bakanı Bekir Sami tarafından sonbaharda yapıldı. Konuk bakan, Mustafa Kemal Atatürk tarafından Çankaya’da kabul edildi .
1937 yılı içinde Türkiye’ye gelen Yunan Başbakanı Metaksias, 27 Ekim 1937’de Çankaya’da Gazi Paşa tarafından kabul edildi ve ikili Balkan devletleri arasındaki ilişkiler hakkında uzun bir görüşme yaptı .
28 Ekim 1937’de Romen Başbakanı Tatarescu, Ankara’yı ziyaret etti ve Mustafa Kemal Atatürk tarafından kabul edildi .
Balkan Antantı Konseyi, 1938 yılı Şubat ayında Ankara’da toplandı. Mustafa Kemal Atatürk, Çankaya’da konsey üyeleri şerefine bir çay ziyafeti verdi ve kendisi de çaya teşrif ederek üyelerle görüştü. Çay devam ederken Balkan gazetecilerinin isteği üzerine bir konuşma yapan Gazi Paşa; “Balkan ittifakı, bizim öteden beri samimiyetle üzerinde durduğumuz bir idealdir. Bu idealin her gün geniş bir alan üzerinde daha çok genişletilmesini ve yer almasını görmekle mutluyum. Bu konuda müttefik Balkan devletlerini yönelten ve yöneten kişilerin büyük hizmetleri ve başarıları ve ittifaka bağlılıkları övgüye değer. Bugün bu şekliyle bile hepimizin memnuniyetini gerektiren Balkan birleşik durumunun, bir gün birçok kimselerin akıllarından bile geçirmedikleri olgun şekli alacağına güvenim tamdır” demiştir
1938 yılında Yugoslav Harbiye Nazırı Orgeneral Mariç resmi ziyaret için Türkiye’ye geldi. Gençlik ve Spor Bayramı’na da katılan nazır Çankaya’da Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kabul edildi .
Romanya Kralı II. Carol, 18-20 Haziran 1938 tarihinde Luceaffenu adlı yatıyla İstanbul’a geldi. 19 Haziran 1938’de Savarona yatında Mustafa Kemal Atatürk’le görüştü.
Lakin şöyle dikkat çekici bi durum var;
Çünkü bu “evrensel normları” * üretip hayata geçirenler, nedense allah’ın insanlığa yolladığı ve bozulmadan bugüne ulaşan biricik kitaba hiç bakmayanlardan çıkar .. Ve yine nedense, 1400 yıldır sadece ve sadece o kitaba bakıp duranlarsa bi çıkım evrensel norm bulup da tarihsel pratiğe yansıtamaz.. (var mıydı tarihte örneği?)
Tabi… yine de dert değil ama.. çünkü tarihte yok ama kitapta hepisi var… Dedik ya; öyle bişeydir ki bu, işi gücü kitaba bakıp fıkıh-tıkıh yapmak olan bi türlü bulamaz da, kitapla işi olmayan üretip uygular…
Ve sonra aynı beleşçi tipoloji çıkar ve şöyle der; “efenim onlar kitabın özünü anladı da başardılar, hemi de okumadan”…
Böyle bi veresiye görülmemiştir.
Türkiye tüm dinamikleriyle bugünlere gelmiştir. Bütün bu serüveni 90 yıllık yol kazası diye tabir etmeniz, beğenseniz de beğenmeseniz de bu uğurda verilen emeği hiçe saymak olur. Ulusalcılık ve ırkçılığı aynı kefeye koyamazsınız. Mustafa Kemal ve devrimleri olmasaydı halifelik denilen makamın Vatikan’ın kontrolünde bir kuklanın elinde olacağının farkında değil misiniz? Kemalistler de hata yapmıştır, yapmamıştır demiyorum. Herşeyden önce Kemalizmi bir dogma haline getirerek Atatürk felsefesine zarar vermişlerdir, ama Arap dünyası ile kardeştik, düşman ettiler bizi mantığının elle tutulur bir yanını da göremiyorum. Türkiye’yi güçten düşürmek için yıllarca terörizmi beslemediler mi? Ümmetçilik bu kadar kıymetli olsaydı, Batı’nın silahlarıyla dindaşlarının kanını dökmezlerdi.
Öte yandan AKP hükumeti bölgenin kontrolünde rol sahibi olabilmek adına bazı doğru adımlar atmıştır; örneğin Brezilya’yı da dahil ederek yaptığı nükleer takas anlaşması gibi, şu noktada bundan sonra yürütecekleri dış politika daha önemlidir.
AKP’yi destekliyor olabilirsiniz, buna birşey deme hakkım yok, ama bu ülkeyi yoktan var etmişler gibi bir tablo çizilmesinin gerçeklikten kopuk bir fanatizm olduğunu düşünüyorum.
Gamaro dediğini anladım ama Anadolu’dan çıkan İslam felsefesine haksızlık ettiğini düşünüyorum. Tasavvuf ve mevlevilik de aynı kitaptan esinlenmiştir.
Şimdi Mısır a bir model arayanlar kimler?
Batılılar…
…öyle değil mi?
İçinizde “Mısır kendine model arıyor” şeklinde bir sanı içinde olan var mıdır bilmem ama…
…yok öyle bir şey.
Şimdi, bizimkiler, yani imam taifesi Mısır’a “gelin bizim modeli örnek alın” diyor ise işte orada mızıkalı bandolu mizah kopar.
Neyinizi örnek alacaklar?
Mübarek denen eleman senin imamların yapmak ve olmak istediğini zaten 30 yıldır yapıyordu… yaşıyor ve yaşatıyordu Mısır da…
…arkasına bakmadan kaçtı.
Neyinizi örnek alacak…
…bırakın şu çalı etrafında dolanmayı.
Mert olun mert.
Hele şu örnek alınası ideal TC ni bir yazın da öğrenelim…
Avanta ile birlikte yanında pembe camlı gözlük falan da mı dağıtılmakta?
Koyunun olmadığı yerde Keçi kendini Abdurrahman çelebi sanır ya…
…tam o hesap.
Batının memurluğunu yapan bir ekibin ciğeri beş para etmez uygulamaları mı model alınacak?
Komedi…
TC de kör topal da olsa yürüyen sistem nedir? DEMOKRASİ.
Parlamenter sistem var ve bu nerede olmakta? PARLAMENTO da.
Medeni kanunu nereden? İSVİÇRE den.
Ceza kanunu nereden? İTALYA dan.
DEMOKRASİ (Yunan-Roma-Batı)
PARLAMENTO (İTALYANCA)
İSVİÇRE
İTALYA
+
Toplayınca TÜRKİYE modeli mi çıkmakta.
Koyun bunun üzerine AB ile UYUM YASALARI nı.
Ekonomisi ne?
“Serbest Piyasa”
…nereden devşirme? FREE MARKET ECONOMY.
Silahlar nerden: ABD, İSRAİL, FRANSA, İNGİLTERE, RUSYA…
NewYork a TAKSİ sattın da…daha MOTOR yapamıyorsun…
…”tamamı yerli ARABA” diye yutturacak kadar da ahlaksızsın.
🙂
Bunların neresi sizin MODEL…
Ha?
Nerenize denk gelmekte şu örnek alınası model…
…hani sizin nerenize denk geliyor ise oranızı söyleyiniz, biz de sizdeki oranızın bizde denk gelen buramıza bakıp anlayalım ve sevinelim ve biz de sizin modele diyelim ki;
Bizim model.
gamaro yazdi;”kitapla işi olmayan üretip uygular…” ?
dogru diyorsunuz..
ancak
“kitapla isi olmayan” bir ölcü üzerine yaratilan evren-i (tabiat kitabi/fizik kurallari) okuyup geregini yaptigindan üretebiliyor hem karsiligini toplumsal refah ve güc olarak fazlasiyla aliyor..
ayrica
okuduklariniz,ögrendikleriniz,yorumlariniza kaynak gösterdikleriniz de “kitapla isi olmayan”larin ürettikleri bu durumda sürekli tekrarladiginiz belesci tipoloji´den farkiniz ?
peki
böyle bi veresiye görülmüsMÜdür ?
slm.
Artılarımız olan laik, demokratik ve çoğunluğu müslüman bir ülke olması nedeniyle tabii ki. Benim idealimdeki modelse buna ek olarak doğusundan batısına devletin herkese eğitim, sağlık, sosyal ve ekonomik anlanda eşit imkanlar sağladığı, kimsenin ötekileştirilmediği, dışa bağımlı olmayan güçlü bir ülke tabii ki.
Mısır bodoslama dalmasına rağmen, ne yapacağını, halkın istediği hayat tarzını nasıl kuracağını biliyor diyorsanız, baktığımız yer aynı olmasına rağmen gördüklerimiz farklı demek ki.
Futbol takımı taraftarı yazdı: Bülü bülü…
Onca politik söylem üzerine yazdığı (gerçekten insanı hayrete düşüren bir kinle yazılmış) önemli nokta ne ?
İnsanın beşer ölçüsü (tanrısal kimliği imiş)
E pes… Madem böyle düşünüyorsun; Mustafa Kemal, chp ve tüm muhalifler aynı beşerin ürünü değiller mi?
Gerçekten zırva… Ne desen boş ebubekir…
Şimdi Ebu Bekir, arkadaşlar diyorlar ki Arapların kitabı var. Kitaptaki yol gösterici kim yüce yaradan değil mi? Siz de diyorsunuz ki kitaba değil evrene bakarak üretmişler ve başarmışlar. Eee demezler mi adama sizin elinizde bir de artı olarak kutsal kitabınız vardı, ne başardınız? diye. Yani tartışmada kullandığınız mantıkla kutsal kitabı zor duruma düşürüyorsunuz. Ben de müslümanım ve Arapların geri kalmışlığının sebebinin ulemalar ve kutsal kitabı bilerek ve isteyerek yanlış yorumlamaları olduğunu düşünüyorum.
barden yazdi;”Ulusalcılık ve ırkçılığı aynı kefeye koyamazsınız…”
belgeli uygulamalardan bahsediyorum varsa aksini gösteren bi kanitiniz buyrun yazin..
barden yazdi;”Mustafa Kemal ve devrimleri olmasaydı halifelik denilen makamın Vatikan’ın kontrolünde bir kuklanın elinde olacağının farkında değil misiniz?..”
ilginc
nasil olacakmis anlatirmisiniz ?
barden yazdi;”ama Arap dünyası ile kardeştik, düşman ettiler bizi mantığının elle tutulur bir yanını da göremiyorum…”
elle tutulur deyimler;
1-“arap”lar bizi hep arkamizdan vurdu..
2-anladiysam “arap” olayim..
3-köpeklere “arap” isminin konmasi..
vs.
evet
sayin barden kendinizi,
arap yarimadasinda bir köyde yasadiginizi kabul edin ve bir köpegin “türk” ismiyle cagirildigini yada anladiysam “türk” olayim deyimini sürekli duydugunuzu düsünün..
ne hissederdiniz ?
slm.
Ben beterini yazayım;
Arap kalleştir…
Otuz kuruşa yedi düvelini satandır…
Edepsizdir…
Vurdumduymazdır…
Acımasızdır…
Vahşidir…vahşet yanlısıdır.
Bunların hiç birisi de IRKÇILIK ile açıklanamaz.
Ben çölde olaydım ben de onlar gibi olurdum…
…bir yerlerde TÜRKLER bir sürü kültürel olumsuzluklarla anılıyorlar ise bunun da nedeni ARAPLAR dan ithal ettiğimiz zırva değerleri gündelik yaşama yansıtmamızdan dolayı.
Bin kere yazdım…yine yazayım.
Su yok suuuu…!!!
…akrep, yılan, çıyandan başa mahlukat yok, bereket yok, yiyecek yok.
Orada burada dilinize doladığınız şu “fıtrat” var ya…
…adamların fıtratı böyle.
İte Arap demek ite hakarettir be…
Ebubekir, neyle neyi karşılaştırırken neye atıf yapıyosun anlamak mümkün değil.
Bununla birlikte yazındaki kurgu ve mantığı görebiliyorum. Kendince beni ” hayır efenim ben beleşçi değilim, aha da şundan şundan” demek zorunda bırakırken (ki eğer böyle bişeyler söylemeye niyetlenirsem sen de tam o an usulünce devreye girip “hayır gamaro, ben zaten sizin öyle olmadığınızın farkındayım” şeklinde bi nezaket gösterisinde bulunacaksın) ama öte yandan da şöyle bir hamleyi yürürlüğe koyacaksın; ” Lakin gördüğünüz gibi iki durum arasında çok büyük benzerlikler var, şu halde siz nasıl öyle değilseniz onlar da değildir sonucu çıkar bundan..”
E madem öyle, sonuç çıkarmaya devam o zaman;
“kitapla isi olmayan” bir ölcü üzerine yaratilan evren-i (tabiat kitabi/fizik kurallari) okuyup geregini yaptigindan üretebiliyor hem karsiligini toplumsal refah ve güc olarak fazlasiyla aliyor..”
Eee? Yani sen böyle söyledin de ne oldu şimdi? İlim mi yaptın, gerçeği mi yakaladın, ne oldu yahu? Ayrıca yaratılmış/yaratılmamış kısmının konuyla ilgisi ne, bilimadamları böyle mi giriyor zannediyorsun labaratuvara ? Yaratıldığına inanmasa ne yapacak, aman koy ver gitsin mi diyecek yani? Yazdığın çizdiğin; “bilim yapan tabiatın/evrenin dinamiklerini keşfeder ve böylece içinde yaşadığı ortamı ve çevresini kendi refahı, gelişimi ve yararı için kullanabilir/denetleyebilir ve dönüştürebilir hale gelir” demekten ibaret.. Eeee? Diyorum ya, ne oldu şimdi sen bunu diyince?
Ben söyleyeyim mi? Sen böyle yaptın çünkü dayanamadın yine ve yönetim gideri kesintisi yaptın. Yani dedin ki aslında; herşey yaratıcıdan bi vahy zaten (hani tabiat, evren, enerji vs.) ve kim ki bu vahy’in sırrına iner o da allah’ın kitabını okumuş olur ve refaha erer. İyi de… Kaşla göz arasında kitapları değiştirdin yahu, o mesele ne olacak? Hani şu son, biricik ve kıyamete kadar geçerli olan ve içinde her döneme hitap edecek “evrensel norm”ları barındıran kitaptan bahsediyorduk, hatırladın? Eeee, o gitti bi anda ve yerine fizik geldi, kimya geldi, biyoloji geldi bi anda? Bu mu yani mevcut tarihsel sürecin analizi ve ilgili sorunun sende uyandırdığı etki? Ama canım zaten herşey vahy… bu mudur?
Vay be, o halde şuna da cevap ver bi zahmet, öyleyse bu kitaba ne gerek var, nası olsa diğeri heryerde değil mi? Al işte, farz-ı misal o çok sevdiğin Almanlar.. Eksikleri ne o zaman, “evrensel norm” adına herşeyi yapmışlar da bi muhammed’le kuran mı eksik kalmış yani? ha şimdi de onu mu tamamlamalı? Ya da ne işte yahu? Sahi neden hep Alamanyalara ingilterelere isviçrelere yerleşip medeniyetin tadını alan modern-müslümanlar böyle söyler de Afganistandaki, Çad’daki Mozambiktekilerin aklına bişeycik gelmez?
Kaldı ki herşey sadece bilim değildir. Fizik, kimya, biyoloji de değildir. Daha bu işin ümmetçiliği, bireysel özgürlükler, kadının sosyal yaşam içinde varlığı ve bağımsızlığı, adam olmak, ahlakçılık yapmamak filan var.. Eeee? Onları nerden öğrendi acaba modern insan, hangi vahyin (pardon bilimin) sırrına ermekten? Daha da net sorayım mı? Kim kimi adam etmiş oluyo bu durumda ? Sen mi kitaba bakmayanı, kitaba bakmayan mı seni?
Gelelim beleşçiliğe (hadi şimdiye kadarkileri es geçtik)
Benim bahsettiğim beleşçiliğin tarihe, dillendirilen tarihsel söyleme ve tarih içinde herhangi bir zamanda varolmuş herhangi bir bireyin kişisel hayatına dair yansımaları farklı ölçeklerde olacaktır elbet. Tarih ve tarihsel söylemi yukarda anlattım. Ve şu son kısım da benim durumum oluyor herhalde, senin atıfta bulunduğun.. en azından bu sayfalardaki varoluşumla.
Tabi canım.. ben beleşciyim işte. Sen oku, biriktir, üstüne kendi deneyimlerini, hayat tecrübeni ekle, yer yer damıt sakla, akabinde yepyeni soru işaretlerini kovala, özen göster, kendini sağ, copy-paste yapma, hergün eline geçen yeni bi yazıyı buraya yapıştırma, hatta şu zamanda internet bile yapma… Dedim ya, beleşçilik işte, kahretsin ki bi devlet kuramadım şu dünyada.
Al sana model:
link to hurriyet.com.tr
Ebubekir, belgeli uygulamadan kastınız nedir anlamadım ama TC. Anayasası’nı bi okuyun derim. Sonra oturup biraz şunun üstünde düşünün; mesela doğuda çatışmalar sürerken, bu ülkenin kaynakları terörle mücadeleye akarken, şehitlerin kanı neden tüm “Kürt”lerden sorulmuyor? Bu sorunun cevabı ulusalcılık ve ırkçılık arasındaki farkı size gösterebilir size.
“Mustafa Kemal ve devrimleri olmasaydı halifelik denilen makamın Vatikan’ın kontrolünde bir kuklanın elinde olacağı” hususuna gelince aslında epey açık; Mustafa Kemal ve Milli Mücadele olmasaydı Türkiye bugün manda cumhuriyeti olacaktı. Manda cumhuriyeti olması ne demek, ülkenin tüm kurumlarının yabancı devletlerin gözetiminde işletilmesi demek. Peki halifelik makamı kimin gözetiminde olacaktı? Bir düşünün bakalım.
Mustafa Kemal, halifeliği kaldırmakla İslam’a hizmet etmiştir, çünkü bundan böyle İslam gelecekte de böyle olası bir tehlikeyle karşı karşıya gelmeyecektir. Halifeliğin bir mevki olarak konumlandırılması son derece yanlış bir uygulamadır, çünkü halifelik yeryüzündeki tüm kullara verilen bir makamdır.
“Kemalistler Arap dünyası ve Türkler arasındaki kardeşliği bozdular, sanal düşmanlıklar yarattılar” diye koca bir cümle kurup sonra da bunun gerekçesini köpeklere Arap isminin verilmesine bağlamanızı neresinden tutacağımı bilemedim. Tüm Kemalistler köpeklerinin ismini Arap mı koymuş, köydeki amcam siyah köpeğini Arap diye çağırıyorsa Kemalist mi oldu? “Anladıysam Arap olayım” deyimini Kemalistler mi bulmuştur? Siz söylediniz Kemalistler bozdu aramızı diye o zaman elle tutulur bir sebep gösterin. Köpeğimi farzedin ki Einstein diye çağırıyorum, bu Einstein’ın zekasını aşağıladığım anlamına mı gelir?
Bana göre Dünyadaki Arap imajının olumsuzluklar içermesinin tek sebebi yine Araplardır.
Hola bak ne diyor haberde Logan’ı kadınlar kurtarmış. Arap ve Türk erkeğinin daha 40 fırın ekmek yemesi lazım.
Elemanlar bizim modeli örnek almaya başlamışlar bile…
…üçü beşi bir araya geldiklerinde aynı biz oluyorlar.
gamaro yazdi;”Al işte, farz-ı misal o çok sevdiğin Almanlar.. Eksikleri ne o zaman, “evrensel norm” adına herşeyi yapmışlar da bi muhammed’le kuran mı eksik kalmış yani?
takdir ettigim almanlar´in pratikte müslüman (el kitap ehli) olduklarini kac kez yazdim gözünden kacmis olmali ha yazili kuran´dan bahsediyorsan o sadece bir teklif isteyen kabul eder istemeyen kafasina göre takilir benim vurgu yaptigim sey evrensel dogrularin kuran ile catismadigidir..
gelenegin bize miras biraktigi yazili “kuran yorumu”ndan bahsediyorsan elbette ona gerek yok..
gamaro yazdi;”Sahi neden hep Alamanyalara ingilterelere isviçrelere yerleşip medeniyetin tadını alan modern-müslümanlar böyle söyler de Afganistandaki, Çad’daki Mozambiktekilerin aklına bişeycik gelmez?..”
bir cok nedeni vardir..
modern dünyanin ileri demokrasi uygulamalarini oralarda yasayarak görüp nimetlerinden istifade edenler islam toplumlarinda ki pratiklerin cagdaslik adi altinda cagdisi uygulamalar oldugunu anliyor zaten E jeton düsüyor tabi..:)
mesela
sizde almanya örnegini biliyorsunuz konu etmesenizde aradaki farki görenlerdensiniz..
hem
mustafa kemal ve dava arkadaslarinin fransa,almanya,ingiltere vs. gibi ülkelere yaptiklari seyahat,oralarda yasayarak veya tahsil neticesinde “jeton”lari düsmüstü..:))
bi farkla
taklit ettikleri ülkelerin entellektüelleri ileri demokrasiye gecmeyi basarirken kemalist entel kadro “alaturka” sistemde takilip kaldi saat 09.05´te durmustur..
mesela bizde halen
1-entel takimi zihnen “resmi ideoloji” bagimlisidir ilim/bilim yerine ideoloji üretir..
2-toplumu aydinlatma yolunun din düsmaligi ve dindar avciligi oldugunu sanir..
3-farkliliklari bi türlü icine sindiremez.. vs.
dilinden ilim/bilim muhabbetini eksik etmeyenlerin özgürlükler konusunda ne kadar cimri davrandiklarini “AB birligi”ne karsi sergiledikleri “istemezuk”cu tavirlarindan belli..
unutmadan
buda “..İte Arap demek ite hakarettir be…” post modern CAGDAS amentü olsa gerek Eee körle yatan sasi kalkar..
slm.
barden yazdi;”Eee demezler mi adama sizin elinizde bir de artı olarak kutsal kitabınız vardı, ne başardınız? diye…”
valla
“ne basardiniz diyenler” dediklerin ilerlemeye mani sadece din´i görenler,dini ve dinle ilgili herseyi hayattan kovup dört duvar arasina hapsedenlerdir herhalde peki onlar kitabi rafa kaldirdiktan sonra neleri basarmislar ?
hem
tepeden inme cagdaslasma operasyonlari ve savassiz gecen 90 yillik bir dönem var örnegin almanya iki büyük savas kaybetti ama ekonomik güc ve refah düzeyi ortada..
barden yazdi;”ulemalar ve kutsal kitabı bilerek ve isteyerek yanlış yorumlamaları olduğunu düşünüyorum…”
türk ulemalari kutsal kitabi (!) farkli yorumladiysa eger türkiye niye geri ?
slm.
barden yazdi;”Köpeğimi farzedin ki Einstein diye çağırıyorum, bu Einstein’ın zekasını aşağıladığım anlamına mı gelir?..”
ya ne ? insani asagilamak daha nasil olur sayin barden ?
hem
baskasinin degil sayin barden sizin adinizi yani gercek adinizi bi köpege verip cagirsalar rahatsiz olmazsiniz öyle mi ? valla ilginc..
ulusalcilik dediginiz nasil bi sey hani HoLa´nin “İte Arap demek ite hakarettir be…”dedigi gibi bisey mi ?
bugüne kadar yazdiklarinizdan yola cikarak bu tuhaf anlayisinizi size yakistiramadigimi söylemek zorundayim..
slm.
Üzerinize afiyetleeeer olsun…Meydanı boş bıraktığın an atan tutan.
Zat-ı güzellik;
“mustafa kemal ve dava arkadaslarinin fransa,almanya,ingiltere vs. gibi ülkelere yaptiklari seyahat,oralarda yasayarak veya tahsil neticesinde “jeton”lari düsmüstü..:))”
…buyurmuşlar.
Mustafa Kemal in bu ülkelere yaptığı seyahatlerden azıcık bahsetsen, zırvalarına zırva eklesen ne güzel olurdu.
Hele bir anlat bakalım hangi tarihlere hangi ülkelere gitmiş.
Ebubekir, ben diyeceğimi dedim. Beni nasıl istiyorsan öyle gör, bil. Ben de öyle yapıyorum, verdiğin bilgiler ışığında biliyorum seni.
Almanya’da haftalık yayımlanan “Die Zeit” adlı gazete,
Atatürk’ün Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve savaş sırasında
çeşitli Avrupa ülkelerine yaptığı ziyaretleri anlatan bir yazı yayımladı.
“Seyahat eden Türk”
başlığıyla tam sayfalık yazıda, Türkoloji profesörü olan ve Berlin’de yaşayan Klaus Kreiser’in sonbaharda piyasaya çıkacak “Mustafa Kemal Atatürk-
Bir biyografi” adlı kitabından alıntılar yapıldı.
Atatürk’ün
Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve savaş sırasında Fransa, Almanya ve daha sonra tedavi amacıyla gittiği bugünkü Çek Cumhuriyeti’nin Karlovy Vary kentini ziyaretlerinin anlatıldığı yazıda, “Atatürk’ün bu ziyaretler sırasında aslında Avrupa ülkelerinden büyük ölçüde etkilenmediği, ancak Türkiye’nin İslami geleneklerle geleceği olamayacağının bilinci içinde ülkenin modernleşmesi için yüzünü Batı’ya çevirdiği” savunuldu.
Atatürk’ün
Fransa’da 1910 yılında genç bir subay olarak katıldığı bir tatbikatta Fransız pilotlarından çok etkilendiği belirtilen yazıda,evlat edindiği Sabiha Gökçen’in
de Türkiye’nin ilk kadın pilotu olduğu hatırlatıldı.
Yazıda,
ikinci büyük Avrupa gezisini 1917 yılı sonlarında general rütbesiyle
Almanya’ya yapan Atatürk’ün bu ziyareti sırasında 1915 olaylarının tartışıldığı,
Türk heyetinin 22 Aralık 1917 tarihinde Essen kentindeki Krupp şirketini gezdiği, 23 Aralıkta başkent Berlin’e gelerek Adlon oteline yerleştiği anlatıldı.
Atatürk’ün
Avrupa’ya uzun süreli son ziyaretini ise tedavi amacıyla gittiği,
bugünkü Çek Cumhuriyeti’nin Karlovy Vary kentine yaptığı ifade edilen yazıda, Atatürk’ün burada kaldığı 30 Haziran-27 Temmuz 1918 tarihleri arasındaki dönemi ayrıntılı bir şekilde hatıra defterine yazdığı, Cumhurbaşkanı olduktan sonra bir daha Avrupa’ya hiç gitmediği kaydedildi.
Bazı yerlerde Atatürk’ün “İslamiyet hakkında fazla bilgisi olmadığının” iddia edildiği belirtilen yazıda, bunun doğru olmadığı, Atatürk’ün Orta Doğu’da birçok yerde görev yaptığı ve burada bazı din görevlilerinin dar görüşlülüğünden büyük ölçüde şikayetçi olduğu, bu nedenle Türkiye’nin geleceği için Avrupa’dan başka yön görmediği ifade edildi…..”(Hürriyet BERLIN/21.02.2008)
slm.
Şimdi…
Vahdettin ile 1917 de Almanya ya gitmesi şu dediğiniz “dava arkadaşları ile fransa,almanya,ingiltere vs vs” seyahat mi oluyor…
…oldu sana Vahdettin dava arkadaşı, iyi mi…
Tamamı 1918 ve öncesi. Hele Fransa olayı, 29 yaşındayken…tatbikat için.
Şu “Seyahat eden Türk” makalesini okuyunca;
mustafa kemal ve dava arkadaslarinin fransa,almanya,ingiltere vs. gibi ülkelere yaptiklari seyahat,oralarda yasayarak veya tahsil neticesinde “jeton”lari düsmüstü..:))
Öyle mi?
Jeton nereden nereye düşüyor?
Ne bu jeton?
Metal Euro mu?
“Vahdettin ile 1917 de Almanya ya gitmesi…”
mustafa kemal´´in seyahat ettigini teslim etmen bi asama zaten konu seyahatin kiminle yaptigi veya ne zaman yapildigi degil batiya seyahat etmis olmasiydi..
**
“….oldu sana Vahdettin dava arkadaşı, iyi mi…”
madem ki
konuyu vahdettine getirdin öyleyse buyur F.R.Atay´in (cankaya) kitabindan bi alinti;
“…..Atatürk F.R. Atay’a diyor ki:
“Yıldız Sarayı’nın ufak bir salonunda, Vahdeddin’le, âdeta diz dize denecek kadar yakın oturduk.
Sağında, dirseğini dayamış olduğu bir masa ve üstünde bir kitap var.
Salonun Boğaziçi’ne doğru açılan penceresinde gördüğümüz manzara şu: Birbirine paralel hatlar üzerinde, düşman zırhlıları.
Bordalarındaki toplar, sanki Yıldız Sarayı’na doğrulmuş.
Manzarayı görmek için, oturduğumuz yerlerden, başlarımızı sağa-sola çevirmek kâfi idi.
Vahdeddin hiç unutmayacağım şu sözlerle konuşmaya başladı:
“Paşa! Paşa! Şimdiye kadar, devlete çok hizmet ettin.
Bunların hepsi, artık bu kitaba girmiştir. (Elini demin bahsettiğim kitabın üstüne bastı ve ilâve etti): Tarihe geçmiştir.
O zaman, bunun bir tarih kitabı olduğunu anladım.
Dikkatle ve sükunla dinliyordum. “Bunları unutun!” dedi. “Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa! Paşa! Devleti kurtarabilirsin!”
Merak buyurmayın efendimiz dedim.
Nokta-i nazar-ı şahanenizi anladım. Bana emir buyurduklarınızı bir an unutmayacağım.”
“Muvaffak ol!” hitab-ı şahanesine mazhar olduktan sonra, huzurundan çıktım.
Naci Paşa, padişahın yaveri, fakat benim hocam, derhal benimle buluştu.
Elinde ufak, muhafaza içinde bir şey tutuyordu.“Zat-ı şahanenin ufak bir hatırası” dedi. Kapağının üzerine, Vahdeddin’in inisiyalleri işlemiş bir saatti. “Peki teşekkür ederim dedim…..”
**
“………Merhum Bülent Ecevit “Vahdettin hain değildi” dediği için bir anda “Atatürk’e ihanet” suçlamalarına maruz kaldığında “Kimse benden daha Atatürkçü olamaz” diyerek bu suçlamalara cevap vermişti….”(Baktabul.net)
**
“……Öyle mi?Jeton nereden nereye düşüyor?Ne bu jeton?Metal Euro mu?…”
yok
yok
jeton düsmedi
vahy aldi..:)
nasil hosuna gitti mi ?
slm.
Çalkalama başladı!
“mustafa kemal ve dava arkadaslarinin fransa,almanya,ingiltere vs. gibi ülkelere yaptiklari seyahat,oralarda yasayarak veya tahsil neticesinde “jeton”lari düsmüstü..:))”
…şu kısmı bir aç bakalım.
Kıvırtmadan,yalan dolan yazmadan…
Seyahat edilen ülke adları, tarihleri, nerede yaşadıkları, okudukları okullar, dava arkadaşlarının adları ve özellikle şu düşen jetonlar…
…hele bir anlat.
Vahdettin ile diz dize oturunca dava arkadaşı olmasına ayrıca sonra bakarız…şu bıraktığını bir temizle bakalım.
Hem tarih bilmezsin hem de tarihten bahsedersin.
İmdi, Mustafa Kemal, ordunun rumelili kesiminden (alevi olmayan) pek güvenilir liyakatlı bir subaydır. ittihat ve terakki dışı davranışları nedeniyle, bazı gerizekalıların gözünde kendisi göreve layık en üst rütbeli kişilerden biridir. İngiliz ve hain padişah ona 9. ordu müfetteşliği görevi verirler, sanıldığı gibi osmanlıyı kurtarma görevi falan da değildir. Resmen rum ve ermenilere direnen türk köylüsünün elinden silahlarını alma görevi verilmiştir.
Samsuna giden Mustafa Kemal görevi layıkıyla yapar, tek farkla rumun, ermeninin elindeki silahı alır ve bölgeye hemen hakim olur. 2 gün içinde sadaret makamına yolladığı telgraflarda görev detaylı anlatılır.
Hiç beklenmedik gelişme Mustafa Kemal Samsun yolunda iken olmuştur. Yunan İzmir’e girmiştir. Mustafa Kemal osmanlı kuvvetlerinden bir direniş beklemektedir. Fakat hiçbir gelişme olmaz, Yunan’ın Balıkesir ve Manisa’ya doğru ilerlediği haberi gelir. Samsun’a çıkışının üçüncü günü herşeyin başlangıcı haline geliverir. Sadarete ve padişaha telgraflar çeker derhal ordulara haber iletilip Yunan askerinin vatan topraklarından çıkarılmasını arzeder. Cevap haincedir. SEN KARIŞMA…
İşte herşey o zaman başlar…
ebubekir aslında, Atatürk’ün çok kitap okuduğunu bu kitaplarında batı kökenli olduğunu, bu yüzden fikirlerini batı düşüncesi üzerine geliştirdiğini anlatmak istiyor ama fazla tarih bilgisi olmadığı için bunu Avrupa’da dolaşarak yaptığını sanıyor sadece.
xenix
Artık sanmıyorum…
Zira bilmesine gerek yok ki…
…bir yerden bir şeyler duyması, ya da okuması yeterli…
…çağrışım yapsa bile başlıyor uydurmaya.
Doğru, yanlış, yalan, çarpıtma, atmasyon fark etmez.
Sen burada bunları istediğin kadar sok gözüne…
…ne utanacak, ne dikkat edecek ne de sıkılacak.
Amacı doğru dürüst, gerçeklere dayalı bilgi, düşünce vermek değil ki bunun…
…laikliğin dibine limon sıkabileceği bir durum oluştu mu başlıyor sıkmaya.
İşi bu.
Bu kaçıncı yahu…
…ne utanıyor, ne sıkılıyor ne de dikkat ediyor.
Umrunda değil ki…
…o avantasına bakıyor.
xenix
öyle degil ama
say ki öyle mesaji alan aldi..
“..İte Arap demek ite hakarettir be…” diyen HoLa anlamamis ne gam..
slm.
Bırak KİMİN dediğini…kendi dediğinin altını doldur…ya da benim dediğimin altını boşalt.
“İte ARAP demek İte hakarettir”
…diyorum…
Nedenini de antropolojik etkenler ile kısaca açıkladım.
Kalleştirler diyorum…cevabın var mı?
Acımasız ve şiddet yanlısıdırlar diyorum…cevabın var mı?
Kolayca öldürürler, keserler diyorum…cevabın var mı?
Vurdum duymazdırlar diyorum…cevabın var mı?
Nedeninin de coğrafya ve iklim özellikleri nedenli sosyolojik yapısına, kültürü ile açıklıyorum…cevabın var mı?
Ama senin işin ADAM göstermek…
Bakın “Arabı itten aşağı gösterdi” diyerek beni işaret etmek…
Konuya gel…
Öyle bir şeyler yaz ki…
…yanılalım.
Sana baka baka moraracağımı sanıyorsan yanılıyorsun.
Şimdi gelelim her zamanki incilerinden farksız olan önermene:
“ARAP” kullanımı itibarı ile ülkemizde “zenci” manasında kullanılır. Arap isimli köpek illaki siyahtır ve yine uydurduğun gibi Arap milletini aşağılamak gibi bir amaç gütmez, siyah ırka Arap dedikleri için siyah köpeğe Arap adını koyarlar.
Siyah bir köpeği olan zenci, köpeğine Blacky ismini de hiç çekinmeden koyar.
Sen aklın sıra, bendeniz gibi, ARAP milletini sevmeyenlere yaygara ile bir kulp takma derdindesin…uydurman o yüzden.
Ebubekir yazmış:
takdir ettigim almanlar´in pratikte müslüman (el kitap ehli) olduklarini kac kez yazdim gözünden kacmis olmali ha yazili kuran´dan bahsediyorsan o sadece bir teklif isteyen kabul eder istemeyen kafasina göre takilir benim vurgu yaptigim sey evrensel dogrularin kuran ile catismadigidir..
Aynı alman’ın demokraksiyle! seçtiği naziler de pratikte müslüman mıymış ?
Bunu neden yazıyorum : Sürekli Türkiye cumhuriyetinin geçmişine sövüp duruyorsun, durmaksızın hem de… Neden Almanların geçmişine sövmüyorsun ? Cevap PARA olmalı… Gelsin eurolar… Eğer Almanya II. dünya savaşında yenilmemiş olsaydı, gene bunları söyleyebilecek miydin ? (naziler bertaraf edilmemiş olsaydı evrensel doğrular neler olacaktı)
Müthiş çelişkili, karmaşık duygulardan oluşmuş fikirlerini burada satman bir yana, kutsal kitabı yüzyıllar önce rafa kaldırmış bir milletin başarılarını Kuran’a ortak edip çıkarım yapman.” Kuran da bunları diyo zaten” demen gerçekten tam bir psikolojik hezeyan…
HoLa yazdi;”İte ARAP demek İte hakarettir”…diyorum…Nedenini de antropolojik etkenler ile kısaca açıkladım…”
!?
minareyi calan kilifini hazirladigi gibi insanlari asagilamaktan zevk alanin farkli davranmiyacagini bilen bilir..
HoLa yazdi;
“…Arap kalleştir…
Otuz kuruşa yedi düvelini satandır…
Edepsizdir…
Vurdumduymazdır…
Acımasızdır…
Vahşidir…vahşet yanlısıdır…..”
hezayanlarin icini doldurmak istiyorsan “arap” yerine “türk” yaz hosuna gidiyorsa devam et..
bozuk plak gibi sürekli tekrarladigin kavramla özetlersek,
Kıvırtma-ya
Çalkalama-ya
başladı-n..
slm.
Özne değiştirip yazmakla, hoşa gitmekle olmuyor o işler. Nedenler lazım. Nedenlerle yaşananlar bağdaşması lazım. Yani gerçekler lazım anlayacağın.
Burada Arabı memnun etme ya da kötüleme derdinde değiliz.
Oradan buradan arakladıklarını keyfine göre değiştirip, uydurup, hayal edip, yalan dolan ile zırva fışkırtmasına bakan yok.
Yukarıda yazdık…ne dedik…
…bugün TC milleti bir çok alanda olumsuz tepkiler alıyor ise bu olumsuz tepkilere neden olan etken nedenler keza Arap milletinden ithal ettiğimiz ritüellerdir.
İstiyorsan aynılarını Türkler için otur yaz…ama yazdıktan sonra nedenlerini de yaz ki eğlenceli olsun.
…bugün TC milleti bir çok alanda olumsuz tepkiler alıyor ise bu olumsuz tepkilere neden olan etken nedenler keza Arap milletinden ithal ettiğimiz ritüellerdir….
1-hangi ritüeller ?
2-kim ithal etmis ?
3-kim devralmis ?
slm.
Arabistan topraklarında ortaya çıkmış olan yarı düşünür Muhammed, ben arabım ama arap benden değil demiş. Ben niyet okumayı seviyorum biraz o nedenle arap ve it sözcüklerinin bir arada telaffuz edilmesinden rahatsız olanların ne it ne de arap olabileceğini her ikisine de hakaret etmeden bir tanım yapılması gerektiğini düşünüyorum. Hola’ya katılıyorum ayrıca. Çok güzel tespitler yapıyor, yazılarını zevkle takip ediyorum.
Dekolte giyen kadınların tecavüzü teşvik ettiklerini söyleyen zihniyet’in arap milliyetçisi, diyanet destekli dincinin de niyetini açık etmesine şaşırmadım.
Adam formülü bulmuş ama bazı kadınlar bu formülü uygulamıyor kardeşim. Ne bulmuş adam, tesettür, türban. Bu kabuğa gireceksin ve güzel ahlak sahibi, saliha anaç tavuk olacaksın, çocuğunun altbeynine tecavüz edeceksin, erinin otoritesine şeksiz şüphesiz boyun eğeceksin ki adam seni dilediği gibi kullansın. Zaten kadınlar olmasaydı onlar allahla daha fazla bütünleşecek ve ibadetlerinin tam olarak yapabileceklerdi. Kaburgadan yaratılmış canlının ahlakı mı olur canım, eksik işte, kaburgası bi,le eksik ya. Erkeleri baştan çıkarıyorlar. 🙂
Seni mankafa, arap pisliği seni, çöl yılanı. Acaba ensest mağduru hatta tecavüze uğramış ve yakınındaki, ailesindeki ırkçının, dincinin barbarlığından korkup söyleyemeyen kaç türbanlı kadın vardır?
1-hangi ritüeller ? (Türban)
2-kim ithal etmis ? (Araplar)
3-kim devralmis ? (Türbanı özgürlük sananlar)
slm. (vealeyküm)
xenix: Takiplerim
Bazı yazar arkadaşlar örneklemişler…
Bendeniz soruların cevabını daha içerikli örnekleyen bir kaç paragrafçık gönderiyorum:
Din birliğinin de bir millet teşkilinde müessir olduğunu söyleyenler vardır.Fakat biz,bizim gözümüz önündeki Türk milleti tablosunda bunun aksini görmekteyiz.
Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların ve sairenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis, Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanlarını uyuşturdu.
Bu pek tabii idi.
Çünkü, Muhammed-in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu. Bu Arap fikri, Ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammedin dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa, hayatlarını Allah kelimesinin, her yerde yükseltilmesine hasretmeğe mecburdular. Bununla beraber, Allah a kendi milli lisanında değil, Allah ın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bunacaktı.
Arapça öğrenmedikçe, allaha ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyet karşısında Türk milleti bir çok asırlar, ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin, adeta, bir kelimesinin manasını bilmediği halde, Kuran ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler. Başlarına geçebilmiş olan haris serdarlar, Türk milletince, karışık, cahil hocalar ağzıyla, ateş ve azap ile müthiş bir muamma halinde kalan, dini, hırs ve siyasetlerine alet ittihaz ettiler. Bir taraftan Arapları zorla emirleri altına aldılar, bir taraftan Avrupa-da, Allah kelimesinin ilası(yüceltilmesi) parolası altında, Hıristiyan milletlerini idareleri altına geçirdiler, fakat onların dinlerine ve milliyetlerine ilişmeyi düşünmediler.
Ne onları ümmet yaptılar, ne onlarla birleşerek kuvvetli bir millet yaptılar. Mısır-da, belirsiz bir adamı halifedir diye yok ettiler, hırkasıdır diye bir palas pareyi, hilafet alameti ve imtiyazı olarak altın sandıklara koydular, halife oldular. Gah şarka, gah garba veya her tarafa birden saldıra saldıra Türk milletini, topraklarını,menfaatlerini, benliğini unutturacak, Allah a mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular.
Milli duyguyu boğan, fani dünyaya kıymet verdirmeyen, sefaletler, zaruretler, felaketler his olunmaya başlayınca, asıl hakiki saadete öldükten sonra ahrette kavuşacağını vaat ve temin eden dini akide ve dini his, millet uyandığı zaman onun şu acı hakikati görmesine mani olamadı.
Bu feci manzara karşısında kalanlara, kendilerinden evvel ölenlerin, ahiretteki saadetlerini düşünerek veya bir an evvel ölüm niyaz ederek, ahiret hayatına kavuşmak telkin edenin hissi; dünyanın acısı duyulan tokadıyla derhal Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı. Davetlileri, Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. Türk vicdanı umumisi, derhal, yüzlerce asırlık kudret ve küşayişiyle(açıklıkla,ferahlıkla), büyük heyecanlarla çarpıyordu.
Ne oldu?
Türkün milli hissi, artık ocağında ateşlenmişti. Artık Türk, cenneti değil, eski, hakiki büyük Türk cedlerinin mukaddes miraslarının son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu.
İşte din hissinin Türk milletinde bıraktığı hatıra.
Türk milleti, milli hissi; dini hisle değil fakat insani hisle yan yana düşünmekten zevk alır, vicdanında, milli hissin yanında, insani hissin şerefli yerini daima muhafaza etmekle müftehirdir(öğünür).
Çünkü…
Türk milleti bilir ki, bugün medeniyetin şahrahında(büyük yolunda) müstakil ve fakat, kendilerine muvazi yürüdüğü umum medeni milletlerle, keşifleri, mütekabil insani ve medeni münasebet, elbette inkişafımızda devam için lazımdır.
Ve yine malumdur ki, Türk milleti, her medeni millet gibi, mazinin bütün devirlerinde keşifleriyle,ihtiralarıyla medeniyet alemine hizmet etmiş insanların, milletlerin kıymetini takdir ve hatıralarını hürmetle muhafaza eder. Türk milleti, insaniyet aleminin, samimi bir ailesidir.
Türk milleti en eski tarihlerde,meşhur kurultaylarıyla,bu kurultaylarında devlet reislerini intihap etmeleriyle demokrasi fikrine ne kadar merbut olduklarını göstermişlerdir.Son tarih devirlerinde,Türklerin teşkil ettikleri devletlerde,başlarına geçen padişahlar,bu usulden ayrılarak müstebit olmuşlardır. Kralların ve padişahların istibdadına, dinler mesnet olmuştur. Krallar, halifeler, padişahlar etraflarını alan papazlar, hocalar tarafından yapılmış teşviklerle, ilahi hukuka istinat etmişlerdir. Hakimiyet, bu hükümdarlara Allah tarafından verilmiş olduğu nazariyesi uydurulmuştur. Buna göre, hükümdar, ancak Allah a karşı mesuldür. Kudret ve hakimiyetin hududu din kitaplarında aranabilir.
İlahi hukuka mütenit bir mutlakıyet kaidesi önünde,demokrasi prensibinin,ilk aldığı vaziyet mütevazıdır.
M.Kemal Atatürk
Kaynak: Medeni Bilgiler (sayfa: Mustafa Kemal in kendi notlarından 364,365,366,367,368,369,370,402,403 )
Araplar hakkındaki olumsuz algının yine Araplardan kaynaklandığını söyledim, ama bir milleti topyekün kötülemek başka, evrensel değerlerden uzak olduklarını söylemek başkadır.
Arap diye sözlerinizle pis bir çukura itelediğiniz bu milletlerin fertleri değil miydi km.lerce öteden gelip Çanakkale’de Türklerle sırt sırta savaşan?
Ebubekir’in köpekleri sebep gösterdiği Araplar ve Türkler arasına giren asıl sebep hilafetin kaldırılmasıdır. Araplar bunu sindiremeseler de yeni halife bulma girişimleri başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Ancak bu dönemde bile emperyalist devletlerin bir bir işgal ettiği Arap yarımadasındaki genç subaylar arasındaki gruplarda kıvılcımlanan Arap millliyetçiliği Mustafa Kemal’in mücadelesinden esinlenmiştir.
Yanı başlarındaki komunist Rusya’ya karşı Batılı devletlerin anti-komunist propagandalarına kapılmayıp, emperyalizme karşı mücadele vererek 1950’lerde bağımsızlıklarını kazanmışlardır.
Ebubekir yeri gelmişken 60’ların sonunda Filistin direnişine katkıda bulunmak için bölgeye ilk koşan ise Türk soluydu. Türk sağı ise Erbakan’ın sahneye çıktığı dönemde yani bir 10 yıl sonra gitti.
Özal döneminde İran-Irak Savaşı patlak verdi, PKK filizlendi, Batılı ve Arap devletler teröristlere destek verince de terörle mücadele ulusal politikalarımız arasına girdi.
Sonra 11 Eylül saldırıları ile İslamfobi başladı. Arapların cihat söylemiyle terörü tırmandıracağını, ülkede ve dünyada kaos başladığını düşünen ABD, Afganistan ve Irak’a girdi. Usame bin Ladin, İslam’a yapabileceği en büyük kötülüğü yaparak, eskiden gericilikle bir olarak anılan olumsuz müslüman imajını 5’e katladı. ABD’liler İslami terörü bundan sonra beyazperdede, TV ekranlarında bol bol izleyerek, bilinçaltlarında bu korkuyu iyice yerleştirdiler.
Türkiye’de de AKP iktidara geldi. Seküler bir sistemin içinden çıkan İslami semboller taşıyan, muhafazakar-liberal bu partinin elde ettiği başarı Arap dünyasının ilgisini çekti. Ticari anlaşmalar, derken Türk parlamentosunun Irak’a ABD askerinin geçişini sağlayacak tezkereyi reddetmesi Araplarla Türkiye arasındaki buzların erimesine neden olduysa da AKP hükumeti tutarlı politika izleyemediği için, ABD’nin K.Irak kozu nedeniyle de Irak’ta olaylara bir şekilde dahil oldu. Suriye ile olduğu kadar İsraille de ilişkilerini geliştirmesi Arapları her ne kadar rahatsız etse de One Minute ve Mavi Marmara ile Arap dünyasında RTE hayranlığı tavan yaptı. Mavi Marmara olayında muhalefetin de iktidar kadar duyarlılık gösterdiği unutulmamalıdır.
İşte buzlanma ve çözülmenin benim gözümden hikayesi.
xenix yazdi………..
Örnek Ritüel
1-hangi ritüeller ? (Türban)
2-kim ithal etmis ? (Araplar)
3-kim devralmis ? (Türbanı özgürlük sananlar)
slm. (vealeyküm)
ebubekir yazdi……….
Örnek Ritüel
1-hangi ritüeller ?
( namaz,oruc,hac )
2-kim ithal etmis ?
(Türkmen Babaları, Orta asya, Harzem, Horasan’dan Yesevi Dervişleri,Hacı Bektaş-ı Veli’nin gönderdiği Hacım Sultan, Sarı İsmail, Resul Baba gibi dervişler)
3-kim devralmis ?
( M.Kemal Atatürk )
slm. ( şalom )
Acaba atatürk müslüman birisi olsaydı, dinsiz dinciler tarfından bu kadar savunulur muydu?
oikos yazdi;..Neden Almanların geçmişine sövmüyorsun ?
almanlar
gecmisiyle medeni insanlara yakisir bir bicimde yüzlesiyor hem sizin gibi takintilari yok..
oikos yazdi;..Eğer Almanya II. dünya savaşında yenilmemiş olsaydı, gene bunları söyleyebilecek miydin ?
bilmen gerekirdi ama sordugun icin söyliyeyim
naziler isbasinda kalsaydi atalarimizi almanyaya cagirmazlardi..:)
oikos yazdi;..naziler bertaraf edilmemiş olsaydı evrensel doğrular neler olacaktı..”
onlar
fasistlige devam ederdi nitekim kuzey korede cumhuriyet ama fasist..
ayrica
“evrensel dogru”lar kimsenin tekelinde degil..
slm.
Atatürk ün dininin ne olduğunun ne önemi var. Yazdıkları ve parmak bastıkları noktalar tüm zamanlarda doğru çıkmıyor mu?
Dogma ile bir arada tutulmaya çalışılan kalabalıklar patır patır dökülmekteler…dökülmeye de devam edecekler.
Neden Atatürk ün dediklerine cevap veremiyor ama onun dinine, içkisine, özel hayatına, içtiği kahveye yani bizzatihi şahsına bulaşıyorsunuz?
Şurada Atatürk için yazdığınız yalanları, çarpıtmaları, uydurmaları defalarca yakalayıp, gerçekleri suratınıza yapıştırmaktan ben usandım ama siz hala utanmadan benzerlerini yapmaktasınız.
Neden?
Bir kaç kek yakalar da kendinize yandaş mı etme derdindesiniz? Kaç defa da sordum…bu yüssüzlüğün avanta bedeli kaç Euro?
Öyle ya bunca kere bu duruma düşüp hala yarabbi şükür kıvamında olmanın bir nedeni olmalı!
Ben size bir şey söyleyeyim mi?
Mustafa Kemal in yaptıklarına, eserlerine, dünya ile oldukça barışık olan doktrinlerine verebilecek cevaplarınızın arkasında duran değerler, değer değiller de ondan…
…zırva ile çıkıyorsunuz ortaya.
Hal böyle olunca bilgiyi bırakıp şahsa sarıyorsunuz.
Neden yukarıda yazdığım Mustafa Kemal ifadelerinden alıntılayıp çürütemiyorsunuz? Yazdığı her bir cümle tarihi gerçeklerle bağdaşmakta ve dibine kadar doğru da ondan. Bilgi, akıl ve gerçeklerden yoksunluk her daim kafanıza balyoz gibi inmekte.
Ondandır kişilerin nev-i şahsına münhasır özelliklerini hedef alıyorsunuz.
Arap işi yani…kalleşçe ve edepsizce.
Arkadaş demiş…Arapları küçümsüyor, kötülüyorsunuz.
Arap zaten kötü ve küçük. Zaten olanı dile getirmek olduğundan küçük görmek değildir.
Tarih ve bugünler bunun örnekleri ile doludur.
Yukarıda tezler, analizler, sentezlerden oluşan bilgilere dayalı yazılar var.
Onlara cevabınız var ise alalım.
Var ise tabii…
“…….Mustafa Kemal in yaptıklarına, eserlerine, dünya ile oldukça barışık olan doktrinlerine …”
barisik mi ?
belli ki
sen
alemi kör
herkesi
aptal saniyorsun..
mustafa kemalin doktrini (kemalist ilkeler) türkiyede bi ise yaramadi ki uygar dünya da kabul görsün hem bildigim kadariyla “hedefiniz atatürk ilkeleri-
doktrini” diyen bir uygar dünya cikmadi bugüne kadar..:))
ha
bide su “yurtta sulh,cihanda sulh”palavrasi var gecenlerde damla rumuzlu arkadas hatirlatmisti ya arkadasim “devrimleri korumak adina binlerce insan katledildi,iskenceden gecirildi,aileler magdur edildi hangi kutsal/kitap adina?” dedim di de damla dahil atatürkcülerden halen bi cevap yok..
dünya ile barisik mis peh..
slm.
namaz,oruc,hac vahydir vahy…
xenix: Takiplerim
Ebubekir, sen bana Darfur’daki katliamın ne adına olduğunu açıkla ben de sana yurtta barışın ne olduğunu açıklayayım. Ailende birkaç kuşaktır askere çağrılan olmadığına göre Dünya’da barış ilkesine de yat kalk dua et derim. İstiklal Mahkemeleri konusuna gelince hayatında hiç bir milletin top yekün kaderini etkileyen bir “kriz”i yönettin mi? Yıllar sonra oturduğun rahat koltuğundan değil de olayın içinden bakıp cevabı bulmaya çalışırsan olağanüstü durumlarda olağanüstü koşulların geçerli olduğunu görebilirsin.
Ayaklanacaksın, şeyhulislamcılık edecek ve çevredeki mandacı devletlerle işbirliği edeceksin bir de salak gibi yakalanacaksın ama sallandırılmayacaksın.
Bak seeeen.
xenix yazdi;”..namaz,oruc,hac vahydir vahy…”
yanlis..
namaz,oruc,hac sürekli tekrarlanan bir ritüeldir gerci gelenek buna ibadet der ama dogru degildir hem sende gelenekciler gibi türban icin ritüel dedin niye ?
peki
ithal eden,devralan ve slm(baris) konusunda anlastikmi ? itiraz etmedinde..:)
slm.
namaz,oruc,hac sürekli tekrarlanan bir ritüeldir gerci gelenek buna ibadet der ama dogru degildir hem sende gelenekciler gibi türban icin ritüel dedin niye ?
Gelenek böyle dermiş, doğru değilmiş. Doğru olanın ne olduğunu nasıl anlayacağız o zaman. Geleneği reddedip yerine koyduğun şeyin dayanağı nedir? Serbest atış alanı işte salla, ben yaptım oldu, iyiymiş. Boş konuşma bir yazındada be.
Namaz ve orucun kaynağı vahiy değilse nedir? S…nin keyfine göre konuşma özgürlüğü var nede olsa.
Ümmetçiliği savunan arkadaşlar, Bahreyn’de göstericiler Cuma namazından sonra hangi sloganı atmışlar bugün biliyor musunuz?
“”Ne Şii ne Sünni, ulusal birlik” ve “Sünni Şii kardeştir“”
barden,
kötü emsal olmaz ayrica sende oturdugun rahat koltugundan zorba ve zalim “bu adam”in yapip ettiklerini,biraktigi cagdisi ideolojik mirasi savunup duruyorsun..
ya magdurlar ?
ben
1930´da kurulan “cürük cumhuriyet” ve hortlatilan alaturka “mozele fanatizm”i yerine “ileri demokrasi” diyorum..
sen ?
ha
olagan üstü kosullar,özel sartlar falan filan zulme mesruiyet kazandirmak icin iblis´in üfledigi uyduruklar zaten kimse inanmiyor..
slm.
Çürük Cumhuriyet, çürük demokrasi…
…doğrudur da nedenleri nedir o çürüklüğün?
Ümmetçilik, şeyhulislamcılık…
…çürükçülük yani.
Anadolu da küçük küçük derebeyliklerden farksız olarak varlık sürdüren şeyhlerin, şıhların ellerinde bulunan avanta kaynakları teker teker yok olacağını anladıkça her türlü hiyaneti yapmaktan imtina etmeyenlerin çabalarıdır o çürümüşlüğün nedeni.
Kaldıkları yerden devam etme heveslerindeler şu anda.
Hatırlatalım;
Türk milleti bir çok asırlar, ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin, adeta, bir kelimesinin manasını bilmediği halde, Kuran ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler. Başlarına geçebilmiş olan haris serdarlar, Türk milletince, karışık, cahil hocalar ağzıyla, ateş ve azap ile müthiş bir muamma halinde kalan, dini, hırs ve siyasetlerine alet ittihaz ettiler. Bir taraftan Arapları zorla emirleri altına aldılar, bir taraftan Avrupa-da, Allah kelimesinin ilası(yüceltilmesi) parolası altında, Hıristiyan milletlerini idareleri altına geçirdiler, fakat onların dinlerine ve milliyetlerine ilişmeyi düşünmediler.
Ne onları ümmet yaptılar, ne onlarla birleşerek kuvvetli bir millet yaptılar. Mısır-da, belirsiz bir adamı halifedir diye yok ettiler, hırkasıdır diye bir palas pareyi, hilafet alameti ve imtiyazı olarak altın sandıklara koydular, halife oldular. Gah şarka, gah garba veya her tarafa birden saldıra saldıra Türk milletini, topraklarını,menfaatlerini, benliğini unutturacak, Allah a mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular.
O çürümüşlüği bu satırlar oldukça sarih ortaya koymakta.
Çürük durduk yere olmaz…
…bakteriyle olur.
farabi yazdi;”Doğru olanın ne olduğunu nasıl anlayacağız o zaman…”
mesela
AKLI rehber edinerek..
yanilmiyorsam
herseyin basi akil/ilim/bilim diyen sizdiniz..
farabi yazdi;””Geleneği reddedip yerine koyduğun şeyin dayanağı nedir?..”
gelenegi elestirmemden niye rahatsiz oldunuz ? yoksa siz de ?
farabi yazdi;”Boş konuşma bir yazındada be..” !?
:))
öyleyse buyrun siz konusun dolu bos nedir ögrenelim..:)
slm.
Ebubekir, türbanın kamuda da serbest olduğunu varsayarsak muhafazakarların ileri demokrasi kavramı neleri içerir? Kadın, erkek, çocuk, eşcinsel hakları ve eğitime bakış açısı nedir? Fen dersleri nasıl işlenir? Zorunlu din dersi kaldırılır mı?Özgürlük ve haklar konusunda sınırları nedir? Basın özgürlüğü ve düşünce özgürlüğüne bakışı nedir? Nasıl bir hukuk sistemi gerektirir ileri demokrasi? Azınlık hakları konusunda ne düşünür? Kürt sorununa getireceği çözüm nedir? Sanata ve sanatçıya bakışı nedir?
İleri demokrasi kavramının içi nasıl doldurulur? Hayalinizdeki ülke resmi nedir? bu sorulara yanıt verirseniz çok sevinirim.
barden yazdi;”…Hayalinizdeki ülke resmi nedir?….”
almanya tercihim ama kral-i olan norvec yada kralice-si olan ingiltere´de olabilir
hatta basarabilirsek daha iyisi/kalitelisi olsun yani vesayetsiz,yasaksiz,baskisiz,
korkusuz bir “demokratik cumhuriyet” diyorum..
az
bulan
citayi yükseltebildigi kadar yükseltsin..:)
slm.
Zaten sahip olduğunuz birşey için Allah’ı da bizi de meşgul etmeyiniz bitte.
Bu başlık altındaki tüm yorumları henüz biraz önce okudum.
Barden’in son sorusu 10 puanlık bir soruydu. Ebubekir’in yanıtı ne diyelim:
Öğretmen sormuş sınıfta, “ebubekir 10 adet ağaç ismi say bakalım.” demiş, ebubekir ne demiş: “elma, armut, dut, yedi tane de kavak öğretmenim.”…
“Nasıl bir toplumda yaşamak istiyoruz?” sorusu ciddi bir sorudur. Kalem kalem yanıt üretmek gerekir…
Tartışmanın baş taraflarında saron yazmış: “Bazı ‘eski solcuları’ anlamıyorum. Yıllarını sosyalizm rüyasına adamış, hapis yatmış, işkence görmüş arkadaşlarım Mısır’la ilgili ufacık heyecan duymuyor.”
Nasıl bir heyacan duymalıyız saron? Eski olmama rağmen eskimeyi de redderek ilgilenmediğimi söyleyemeceğim. Ancak heyacanlanacak bir şey de yok. Her şey emperyalistlerin denetiminde… Heyacan yerine elem duyuyorum. Mısır’dan bir mektup vardı, okudum… Soyalistlerin bir önderliği yok orada. Yer yer olaya sahip çıkmaya çalışmışlar ancak, kitle hareketi müslüman kardeşlerin denetimine girmiş durumdaydı… Ben olayın hemen başladığı günlerde şöyle bir benzetme yapmıştım:
Orman yangınlarında bazen yangının daha büyük alanlara atlamasını engellemek için, arada bağlantı sağlayacak bölgeler, yangın oraya gelmeden kontrollü biçimde yakılır. Mısır’daki durum da budur. Halkın tepkisi yok değildir, vardır. Ancak bu tepkinin emperyalistlerin bölgedeki ve ilgili ülkedeki çıkarlarını tümden yok etmeyecek şekilde düzenlenmesi için, emperyalistlerin çıkarlarını sürekli kılmak ve korumak adına, bir şeyleri feda etmesi gerekiyordu… Feda edilecek taşlar ise diktatörler oldu. Diktatörleri gönderdiler, ama arkasından gelen demokrasi, yine emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda işleri yoluna koyacaktır.
Mısır Türkiye’nin 1960 darbesi ile ulaştığı ortama yeni giriyor. Bir çok solcu da, hatta bir dönem ben de 1960 hareketini özgürlükçü diye nitelemiştim. Ancak bu hareketin arkasında da ABD olduğu iddiaları pek de boş değildir. Menderes’i ha bire borçlandıran Amerika, Menderes’e gerekli olan 150 Milyon doları vermeyince, ya da vermek için kabul edilemez şartlar öne sürünce, Menderes “ben bu parayı sovyetlerden alırım” demiş, bunu dediği anda da 60 cuntası tepesine binmiş. Sonra ne olmuş? 50 yıl daha bizi avutmuş işte… 1971’de ağlayacak olmuşuz, tokatlamış, 1980 öyle… Şimdi Mısır’da da asgari olarak 50 yıllık uyku sağlayacak bir ninni besteleniyor…
Her zaman Lenin gelir usuma: “Demokrasi; hangi sınıf için?”…
Evet Mısır’daki demokrasi hangi sınıf için demokrasidir?
Ben bu yüzden heyacanlanmak bir yana kara kara düşünüyorum… (Yoksa arap arap mı desem?!…)
Yani sevgili Barden’in başlıkta sorduğu soruya kısmi bir “evet” demek olası ama, dediğim gibi bu model günümüz Türkiye’si değildir, bizim 50 yıl öncemizdir! (Zaman da göreli miydi xenix?!…)
Şimdilik bunlar… Bir ara bu konuda elime geçen bilgileri paylaşacağım…
Bu arada ilk defa farabi’nin bu formda “fıttırdığını” gördüm. Çok güldüm.:)
Barden bana Nazım’ın şu dizelerini anımsattı:
“Saat beşe on var.
Kırk dakika sonra şafak
sökecek
“Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak”.
Tınaztepe’ye karşı Köpürtepe güneyinde,
On beşinci Piyade Fırkası’ndan iki ihtiyat zabiti
ve onların genci, uzunu
Darülmuallimin mezunu
Nureddin Eşfak
mavzer tabancasının emniyetiyle oynayarak
konuşuyor:
– Bizim İstiklâl Marşı’nda aksayan bir taraf var,
bilmem nasıl anlatsam,
Âkif büyük şair, inanmış adam.
Fakat onun ben,
inandıklarının hepsine inanmıyorum.
Beni burada tutan şey
Şehid olmak vecdi mi?
Sanmıyorum”
Ben Barden ile yan yana komşu olmak isterim örneğin… Bana molla dedemin zamanındaki müslümanları anımsatıyor. Hata annem de inanmış bir insandı, annemi anımsatıyor. Ama ben onun inandıklarına inanmıyorum. Hatta ben her hiç bir türlü inanca inanmıyorum. Buna rağmen ben ona güveniyorum ve o da bana güvenebilir. Kendisine ben sırtımı dönebilirim, o da bana dönebilir… Birbirimizin ardını önünü kollayabiliriz. Fakat ebubekir’den korkuyorum, harbiden… Harbiden korktuğum için de elim harbiden geri durmuyor hiç… Harbi söylüyorum!…:)
gelenegi elestirmemden niye rahatsiz oldunuz ? yoksa siz de ?
Anca laf hokkabazlığı peşinde.
Nedeni mi? Yukarıda bir kaç cümle yazdım, onların arasındaki tek somut şey olan, namaz ve orucun vahiy kaynaklı olmadığının dayanağının ne olduğu sorusunu ,es geçip takla atman.
Bilim , akıl falan dedin, rehberlik dedin. Bu dediklerin metafizik sızıntının artmasıyla, geri adım atmaya başlar ,o zaman doğruluk, mantık, deney, gözlem önemsizleşir. Kurduğun cümlelerin dayanağı kendin olmaya başlarsın, laf ebeliğide orada başlar. Bu davranış şekli nedense, benzer tipoloji de aynı şekilde kendini gösterir, tesadüf değildir.
ebubekir=ebubekir dir. Tek fark, önceden yazılarını vahiylerle süsleyip ,kalibreyi artırırdın, şimdi bırakmışsın o işleri sanırsam.
Ben ebubekir’de ki değişimi ve gelişimi güzel buluyorum. Nereden nereyee…
Artık,
akıl, ilim, fen için vahydir derken,
namaz, oruç ve hac için vahy değil gelenektir diyor.
Ben gelişimini takdir ediyorum. Bu forumdan en çok yararlanan kişi olduğuna da canı gönülden inanıyorum.
xenix: Takiplerim
xenix,”ebubekir artik,namaz, oruç ve hac için vahy değil gelenektir diyor..” diye yazmissin fakat bu dogru degil cünkü ben “namaz,oruc,hac sürekli tekrarlanan bir ritüeldir…” diye yazmistim ya eksik okuma yada yanlis anlama var..
dostum,
gelisim olarak degerlendirdigin ve “…Nereden nereyee…” dedigin hakikatlari farkli vesilelerle forumda dile getirmistim ancak adim “anti kemalist”e ciktigindan gelisime/degisime kapali forumdaslar yorumlarimi önyargiyla okuyor veya isine gelmediginden görmemezlikten geliyor..
xenix yazdi;”Ben gelişimini takdir ediyorum. Bu forumdan en çok yararlanan kişi olduğuna da canı gönülden inanıyorum…”
evet
sonsuzus´dan yararlandigimi baska bir vesileyle yazmistim ve olmasi gerekende budur zira kendini degistirmek icin caba sarfedenler degisir degisime direnenler erensel bir inkilap ile devrilir..
dogru olanin bu oldugunu
“degismeyen tek gercek degisimdir” sözünden anladigimiz gibi “Gerçekte, bir halk, kendi nefislerinde olanı değiştirmedikçe, Allah hiçbir şeyi değiştirmez..(rad/11)…” ayetinden de anliyoruz ayrica bu gercegi hayat/tarih teyid ediyor..
xenix yazdi;”…akıl, ilim, fen için vahydir derken…”
evet
fizik kurallari yeryüzüne yerlestirilmis vahy´dir..
slm.
Ebubekir: “fizik kurallari yeryüzüne yerlestirilmis vahy´dir..”
Gel de kanıtla şimdi bunu…
Pekiyi Ebubekir, vahy kime gelir?
Ben yanlış bilmiyorsam peygamberlere gelir.
Peki peygamber kaç tane fizik yasası bulmuş, açıklamıştır?
Nevton peygamber midir?
Arşimed falan?…
Evet derhal söyleyeyim, ebubekir şimdi “vahy” demek ilham demektir, esin demektir, diyecek ve Nevton ile Arşimed’e ilham gelmeseydi Elma düşmeyecek, su kaldırmayacaktı…
Ya da ne bileyim?…
Ben ebubekir’de ki değişimi ve gelişimi güzel buluyorum. Nereden nereyee…
Artık,
akıl, ilim, fen için vahydir derken,
namaz, oruç ve hac için vahy değil diyor.
Ben gelişimini takdir ediyorum. Bu forumdan en çok yararlanan kişi olduğuna da canı gönülden inanıyorum.
xenix: Takiplerim
Düzelttim, olmuş mu?
Ebubekir, az önce evde ortalığı topluyordum derken dün sana hitaben yazdığım cümle aklıma düştü. Ne feci bir cümle kurmuştum ben böyle! İşi gücü bıraktım ve buraya koştum. Yazdıklarıma yorum yapmmamışsın, belli ki kırıldın:( Haddimi aştığımı düşünüyorum, çok özür dilerim senden. Gerekli vicdan muhasebemi de yaptım emin olabilirsin.
Hüseyin çok duygulandırdın beni ama şu an ne kadar kötü bir komşu olabileceğimi gördüm. Salim kafayla tekrar okuyacağım yazdıklarını…
barden,inanin kirilmadim sadece sürcülisan olabilecegini düsündügüm icin cevap yazmadim beni yaniltmadiniz tesekkür ederim..
insan olan hata yapar
insan olan özür dilemesini de bilir..
özür
söylenmesi en zor sözlerden
samimiyetle alakalidir herkesin beceremedigi ZOR istir danke..
slm.
Teşekkürler Ebubekir.
Ortadoğu konusuna dönecek olursak henüz emekleme aşamasındalar. Benzetme yerindeyse daha tazminatı ilan edecekler, önlerinde uzun bir yol var. Ortadoğu hiç olmadığı kadar ajan kaynıyordur şimdi. Geçen gün ufak bir haber vardı basında Süleymaniye’den kalkan ve Ankara’ya gidecek olan küçük bir uçak havalandıktan sonra düşmüş ve içindeki 7 işadamı ölmüştü. Ölenlerin Asiacell şirketi ile bir toplantı yapmak üzere Ankara’dan geldiği ve toplantının bitiminde yine Ankara’ya dönmek için havalandıkları açıklandı. Asiacel yetkilisi l uçaktakilerin isimleri ve uyrukları konusunda bilgi vermezken, daha sonra basına ayrıntılı açıklama yapılacağını söylemişti, ama o açıklamayı ne Türk basınında ne de dünya basınında göremedim. (Gayriresmi bilgilere göre uçaktakilerin ikisi Lübnanlı, biri Ürdünlü, biri Amerikalı, biri İngiliz ve biri de Iraklıydı. Yedinci kişinin milliyeti hakkında ise bilgi yoktu. Bence bizim Temel olması muhtemel:) Bi dalavere dödü ama neyse…
Ben Arap kadınlarından ve nüfusun yarıdan fazlasını oluşturan gençlikten umutluyum.
Hüseyin’in şiiri üstüne de düşündüm. Ben de o zabit gibi şehit olma vecdiyle değil, vatan için orada olurdum. Ekmeğini yediğim, suyunu içtiğim, özgürce toprağında koşup oynadığım, göklerinde uçurtma uçurduğum vatanım için… benden sonrakiler için… Ve ikimiz de orada ölseydik benim inandığım sonsuz merhamet ve rahmet sahibi Tanrı, sırf ona inanmadın diye seni ebedi cehenneme atmazdı. Bu hayatta başaramadıklarımız için bize bir şans daha verirdi.
Hüseyin AKTAŞ,
sormus,sabredememis cevabini da yazmis..:)
“…..Pekiyi Ebubekir, vahy kime gelir?Ben yanlış bilmiyorsam peygamberlere gelir…”
yanlis..
peygambersiz vahy olmaz düsüncesi geleneksel islam yorumun bize biraktigi bi düzüne sacma mirasdan sadece biri..
hem
ariya,yerlere göklere vahyedildigi kuran´da gecer..
“…Peki peygamber kaç tane fizik yasası bulmuş, açıklamıştır?…”
:))
mustafa kemal kac tane fizik yasasi bulmus,aciklamis ? sorusu ne kadar anlamsizsa sizin sorunuz da o kadar alakasiz olmus..
peygamber
bilim adami yada bir mucid mi ki”..Nevton,Arşimed falan peygamber”olsun..dimi ?
slm.
Libya sıraladığı ülkeler arasında yok ama karışan ülkeler arasında var. Özgürlük isteyenleri sokakta kurşuna dizdiklerini takip ediyor musunuz?
xenix: Takiplerim
Evet, takip ediyorum. Kaddafi’nin emrinde paralı yabancı askerler var. Silahsız kalabalığa vicdanları sızlamadan ateş edebiliyorlar:(((
Epey kanlı geçeceğe benziyor. Hola’nın bahsettiği palalar ve şiddet devrede.
xenix: Takiplerim
Almanya da karışmış. Neo naziler gösteri yapmışlar, onları protesto eden solcular da polisten dayak yemişler.
Hemen almanya temsilcimiz ebubekire bağlanıyor ve gelişmeleri soruyoruz.
xenix: Takiplerim
Ebubekir,
“Vahy” dediğin herkese gelir o zaman?
Hani şu “ilham; esin” dediğin şey ise eğer “vahy” dediğin, hani şairlere sıkça gelen şey ise, bana da geliyor ama ben onun geldiği yeri biliyorum…
Geleneğin dışındaki vahy tanımını o zaman senden alabilir miyim? Belki şu ana değin bir yerde açıklamışsındır da, ben denk gelmedim, bir de burda yazarsan sevineceğim: -Nedir vahy?
2009 haziran ayında İran’da bir ayaklanma başgösterdi .OLdukça büyüktü fakat halk devrimi sağlayamadı .Ozaman bunun altında Amerika olduğu hepbir ağızdan söylenip durdu .O dönemde İran’da ki nükleer silah tartışmaları sürüyordu .İran Amerika ve Avrupaya restini çektikten sonra bu olaylar oldu .Bir buçuk sene sonra birdenbire ortadoğunun halkı yıllarca %90 lara varan oylarıyla seçmiş oldukları liderlerine (diktatörlerine) ayaklanacak cesareti buldular .Bu devrimler güya demokrasi için ; seçtikleri örnek aldıkları ise hayranlık duydukları şuan ki hükümet.
Ben bu olayları ilginçten ziyade çok akıllıca buluyorum .Çünkü Amerika artık Irakta,Afganistanda uygulamış olduğu savaş taktiğini bir yana bırakmış ; zahmetsizce ele geçirmek istedikleri ülkenin halkını kullanarak aynı demokrasi hedeflerine ulaşıyorlar.Artık İranla sınır komşuları olmaları cepte ,ucuz ve anlaşmasız petrol ellerinde.nediyelim GAZALARI MÜBAREK Mİ OLSUN !
tegafüle yazdi;”..Bu devrimler güya demokrasi için ; seçtikleri örnek aldıkları ise hayranlık duydukları şuan ki hükümet…”
Yiğit Bulut´dan ilginc bir yorum;”..Madem Osmanlı coğrafyası “çatırdıyor”Türkiye’de neden bir şey olmuyor diyenlere çok gülüyorum.
Türkiye’de
2007-2011 arasında “Devrim yaşandı” ve “bitmek” üzere arkadaşlar…(Habertürk)
E kemalizmin cöktügünü yazmistim emegi gecenlere sonsuz tesekkürler..:)
slm.