İdama Giden İnsan

Hücrenizde tek başınıza oturuyorsunuz.. Saat sabaha karşı 4.00 ve 3 saat sonra idam edileceğinizi biliyorsunuz.

Hiç düşündünüz mü neler hissederdiniz?.. Haksız yere veya haklı yere o hücrede tutulmanız hissettiklerinizi etkiler miydi?.. O moda girip kendinizle empati yapabilir misiniz acaba?

Ailemi düşünürdüm, ölümden sonra hiçlik olacağı için önemsemezdim, üzülmezdim dimdik ayakta dururdum gibi yavan yorumların gelmeyeceğini umuyorum :))

15 yorum “İdama Giden İnsan”

  1. Bu konuyu Hüseyin Aktaş’a sormak lazım. İçimizden -tanıdığım- idama bir kaç kez mahkum edilen bir tek o var.

    Bunun yanı sıra kendi düşüncem; ölümün, başımıza gelebilecek en kötü şey olmasıdır.

  2. Panik bozukluk da iyi deneyimdir.

    Hücrenizde oturuyorsunuz ve saat kaçta ve hatta nasıl idam edileceğinizi bile bilmiyorsunuz.

  3. Varsayımda bulunamayacağım. Ama bana en etkileyici gelen durumlardan biri, idam edilmek üzereyken af edilenlerdir.

  4. Bence o raddeye gelen insan artık çok fazla şey düşünmez..Ne düşünecek idiyse çok önceden düşünmüş, kendi içindeki hesaplaşmalarını artık çoktan yapmıştır. Yaptığı muhasebe kendisini tatmin etmiş olsun veya olmasın. Hesaplaşmanın nasıl bittiği de bütün önemini yitirmiş, ve kanımca neler üzerine döndüğü de anlamını kaybetmiş olurdu.Şahsen kabulleniş halinde beklerdim eğer öyle bir ‘an’da bulunsaydım..Duyguların ve düşüncelerin köşesine çekildiği umarsızca bir bekleyiş.

  5. Korkardım.Ve ölmek o korku ve dehşet durumuyla yüzyüze kalmaktan daha huzur verici ,sakinleştirici gelirdi.Teslimiyet içinde bir an önce olsun bitsin isterdim.

  6. “Ailemi düşünürdüm, ölümden sonra hiçlik olacağı için önemsemezdim, üzülmezdim dimdik ayakta dururdum gibi yavan yorumların gelmeyeceğini umuyorum”

    Böyle düşünenlerin ya da düşüneceğini söyleyecek olanların, bu yorumlarının “yavan” olduğuna nasıl karar veriyorsunuz?…

    “En kolay katlanılan başkasının acısı”…

  7. O 3 saat geçmezdi artık. Dururdu o zaman denen mefhum benim için. Ama kendimi rahatlatmak için saçma sapan kurtulma yöntemleri bile düşünürdüm herhalde o durumda. Herşeyi yapabilirim. Evet herşeyi denerdim, ne olacak ki sonunda ölüm yok ya, ne dedim ben ya :S

  8. Lenf kanserinin son evrelerini yaşayan Gabriel Garcia Marquez’in bir veda mektubu varmış.Demincek facebookta karşıma çıktı.Doğru mudur? yanlış mıdır ? araştırmadım.Başka bir şekilde de olsa ölüme giden birinin yazdıkları bu konu altında okunabilir diye düşündüm…

    >

    Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup can vererek beni ödüllendirse, aklımdan geçen her şeyi dile getiremeyebilirdim, ama en azından dile getirdiklerimi ayrıntısıyla aklımdan geçirir ve düşünürdüm.
    Eşyaların maddi yönlerine değil anlamlarına değer verirdim….

    Az uyur, çok rüya görür, gözümü yumduğum her dakikada, 60 saniye boyunca ışığı yitirdiğimi düşünürdüm.

    İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır.

    Baskaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim. Başkaları uyurken uyanık kalmaya gayret ederdim. Başkaları konuşurken dinler, çikolatalı dondurmanın tadından zevk almaya bakardım.

    Eğer Tanrı bana birazcık can verse, basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir, sadece vücudumu değil, ruhumu da tüm çıplaklığıyla açardım.

    Tanrım, eğer bir kalbim olsaydı nefretimi buzun üzerine kazır ve güneşin göstermesini beklerdim.
    Gökyüzündeki aya, yıldızlar boyunca Van Gogh resimleri çizer, Benedetti şiirleri okur ve serenatlar söylerdim.

    Gözyaşlarımla gülleri sular, vücuduma batan dikenlerinin acısını hissederek dudak kırmızısı taç yapraklarından öpmek isterdim.

    Tanrım bir yudumluk yaşamım olsaydı… Gün geçmesin ki, karşılaştığım tüm insanlara onları sevdiğimi söylemeyeyim. Tüm kadın ve
    erkekleri, en sevdiğim insanlar oldukları konusunda birer birer ikna ederdim. Ve aşk içinde yaşardım. Erkeklere, yaşlandıkları zaman aşkı bırakmalarının ne kadar yanlış olduğunu anlatırdım. Çünkü insan aşkı bırakınca yaşlanır.

    Çocuklara kanat verirdim. Ama uçmayı kendi başlarına öğrenmelerine olanak sağlardım. Yaşlılara ise ölümün yaşlanma ile değil unutma ile geldiğini öğretirdim.

    Ey insanlar! Sizlerden ne kadar da çok şey öğrenmişim. Tüm insanların, mutluluğun gerçekleri görmekte saklı olduğunu bilmeden, dağların
    zirvesinde yaşamak istediğini öğrendim.

    Yeni doğan küçük bir bebeğin, babasının parmağını sıkarken aslında onu kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkûm ettiğini öğrendim.
    Sizlerden çok şey öğrendim. Ama bu öğrendiklerim pek işe yaramayacak. Çünkü hepsini bir çantaya kilitledim. Mutsuz bir şekilde…

    Artık ölebilir miyim?

  9. “ölümden sonra hiçlik olacağı için önemsemezdim”

    varsayımımın doğru çıkıp çıkmayacağını merak ederdim.
    Bilincimin son kırıntısıyla tekrar kendi varlığımı, bilincimin varlığını, herşeyin varlığını sorgulardım…

  10. Ben gerçeği söyleyeyim beni idam edenleri huzursuz etmek için güler cellada bahşiş bile verirdim daha sonra tam idam anında kahkahalarla gülüp korkunun onları tüketmesini izlerdim hayatım anı olurdu…(yada ölümümün) yanlış mıyım beni idam edenler karşısına zayıf bir şekilde çıkmazdım yani….

  11. “öleceğini biliyor olmanın” bir rehaveti de beraberinde getirdiğini tahmin ediyorum.
    bir nevi uyuşmak gibi bir şey sanırım.
    endorfin işin içine girer mi acep?

  12. Katılıyorum Holaya, bu tür travmatik (heycan,şiddetli ağrı,aniden kafa kopması 🙂 gibi..) durumlarda morfinden yaklaşık 20 kat daha güçlü endorfin hormonu devreye girerek insana bi serinlik bir hoşluk verdiğini okumuştum.
    Bu durumda; o durumda olmadan ne yapacağımızı düşünmekte yetersiz kalıyoruz.

  13. hayat denilen şey bu kadar mı yani diye içimden geçirirdim.

  14. Descartes’in ölümünü okudum geçen gün hoşuma gitti, İsveç kraliçesine sabaha kadar özel (!) felsefe dersi verirken üşütüp zatürre oluyor ve bu yüzden ölüyor.

    Ben de kendim için illaki ölümü düşünürsem, şöyle Rio karnavalındaki hatunlar tarafından kaçırılıp, seks kölesi olarak kullanılırken ölmeyi tercih ederim.

    Sonra da Ebubekir’e inat müslüman cennetine gideceğim, 72 huriden 5-6 tanesi yeter bana şöyle sırt üstü yatıp çalışın diyeceğim hurilere, bu arada bir elim çanaklarda, öbür elim armutlarda, ayvalarda, birisi toplarımla oynarken diğeri havucumla ilgileniyor,oooh oh ne ala.

    Xenix de bu esnada bana taktik verebilir, ” Kambur şurada şu hareketi yapmalıydın ” gibi.

  15. İdam cezasına çarptırılan mahkum, öbür tarafa gitmeden önce kendine ziyafet çekti… ABD’de 16 yıl önce Jeffery Wolfe’u öldürüp kız arkadaşına da tecavüz eden 49 yaşındaki Gary Carl Simmons’a, zehirli iğneyle idam edilmeden önce son arzusu soruldu. Simmons’un; 2 büyük pizza, 2 kiloluk bir parmesan peyniri, süper boy patates kızartması, ketçap, mayonez, acılı cips, kola, 2 milkshake, 2 çilekli dondurma isteği, yetkilileri şoke etse de yerine getirildi. İdamdan 9 dakika önceye kadar yiyeceklerin yarısını bitirdiği öğrenilen katilin, son günlerini softball oynayarak ve güneşlenerek geçirdiği öğrenildi. Gary Carl Simmons’a hazırlanan mönü 30 bin kalori değerinde. Simmons’un sağlık durumuna göre bir günde alması gereken kalori miktarı ise 2500.

    http://www.aksam.com.tr/olmeden-once-dunyayi-yedi–123012h.html

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.