Forumda bol miktarda ateist olduğunu gözlemlemiş bulunuyorum. Çocukluktan beri öğretilmiş din, Allah inancından uzaklaşıp yerine ne koyduklarını merak ediyorum. Aslında çoğunun vatansevgisi koyduğuna şahit oldum. Bir kısmı -özellikle yabancı olanlar- bilim veya doğa sevgisi koyarken, bir kısmı tamamen kendini işine vermiş oluyor. Yine insan, eş, aile sevgisi de bu açılan boşluğu tamamlamakta.
Benzer konuların açıldığını biliyorum. Fakat benim amacım ateistlerin bu konudaki eğilimini merak ettiğim için. Ateist olmayanlar da yazabilir elbette.
Gelen ateistleri, giden ateistleri merak ediyor. Neyini merak ediyorsunuz ki , inandıklarınıza saçma dedikleri için mi merak ediyorsunuz.
)kapa parantez
İnançlara saçma demek aslında “benim inandıklarım doğru, senin inandıkların yanlış” demekten başka bir şey değildir. Benim de merak ettiğim sizin inandıklarınız. Din öğretisi almayan bir çok toplumda doğa sevgisi öndedir. Bunlara en güzel örnek şamanik topluluklardır.
Tanrıya inanan kimileri, içlerinde oluşan boşluğu böyle sorular sorarak dolduruyorlar galiba:))
Bendeniz boynuma “yiyecek verilebilir” levhası astım.
Holacım:) iyi ki varsın…
helvadan tanrı yapıp tapmışlar, acıkınca da birer birer tanrılarını yemişler:)) insanlar inançlarını yemişlerrr:))
yani bu boşluğa muhtelif her bişi konulabilir, sonradan boşaldıysa tabi… bir çoğu en baştan evrensel sevgi ile dolu olarak start alıyor zaten… yani en azından benim tanıdıklarım…
Haklısınız, defalarca benzer konular konuşulmuş. Çok karışık olduğundan dikkatimden kaçmış çoğu. Bu başlığımı kaldırabilirsiniz.
Bence haklı haksız yok. Sadece “bir soruya cevap verme yada vermeme” seçeneği var… Sanırım simge de benim gibi yeni bir üye ve sitede daha önce tartışılan, paylaşılan konuların hepsini incelemeden önce, aynı konuda bir soru sormuş.. Hepsi bu.
Eğer defalarca konuşulan bu konu hakkında düşüncelerini tekrar tekrar beyan etmekten yorulanlar varsa; yukarıda karşılıklı muhabbet şeklinde gelişen dialoglar, simge’ye “çok kısa” da olsa bir cevap şeklinde olsaydı…? Yada cevap vermeme şeklinde… Tabii herkesin tavrı farklıdır, bu sadece benim düşüncem. Simgenin sorusuna muhatap değilm, çünkü Tanrı / Allah / Yüce Güç… her nasıl adlandırılırsa; ben Yaratıcıya inanıyorum.
Sitemizdeki müslüman ateist farkını anlamak çok kolay aslında. Buradan ateistlerin inançlarını da ortaya çıkarabiliriz.
Mesela sitede ateist birisi yanlış bir şey mi yazdı? Ne olur biliyor musunuz diğer hepsi bunu belirtir. Tartışır. Gerekirse kıran kırana bir tartışma sonunda ateist kişi fikrini değiştirir veya ikna olur.
Ama mesela sitede müslümanın biri zırvalıyor mu? Başka müslümanlar hiç sesini çıkarmaz. Ona yanlış olduğunu söylemez. Tartışmaya katılmaz.
Örnek mi?
Bir müslüman çıkıp da ne zırvalıyorsun kardeşim sen demez.
Sanırım ateistlerin inancı “bilginin doğruluğuna”.
xenix: Takiplerim
İşlerimin yoğunlundan dolayı siteyi fazla takip edemiyorum sevgili xenix. Ama anlıyorum ne demek istediğinizi. İnsani bir duygu, herkes kendi inancını paylaşmak istiyor.
cehenneme gittiğinizde görürsünüz Allah varmıdır?haşa yokmudur?bekle az bir zaman kaldı…
Misafir inan ki keşke görsek diyorum , ama gene inan ki varsa bizimle arası kesin dinci dalaveracı fırıldaklardan iyi olacak , göt olan yine siz olacaksınız he he ..
misafir sen allah mısın?
Çocukluktan beri öğretilmiş olanın yerine agnostisizm cuk oturdu.
Temelinde haz olduğunu söyleyebiliriz hemen her yönteme dair, agnostisizm zihin halinin hazzı olarak, hakikat arayışının doruk noktasıdır. Netlik, doğruluk, duruluk!
inanmak başkadır, bilmek başka…
her toplulukta, her forumda , her sitede , her kafede, her kahvehanede bunu karıştırıyorsunuz!…
ayrıca
kitap okuyarak ,duyarak öğrenmek başkadır…
Bizzat deneyimleyerek yaşamak hissetmek başka!…
Tanrının gerçekten -içten samimiyetle var olup olmadığını bilmek isteyen varsa ,
kendisine M E D İ T A S Y O N yapmasını öneriyorum…
başlangıçta
sadece günde 10 dakika/1 kez bir ay boyunda
sonra
günde 20 dakika / 2 kez 2 ay boyunca
günde 30 dakika / 3 kez 3 ay boyunca
günde 60 dakika /2 kez 6 ay boyunca…
nihayet günde 24 saat ömür boyunca………………
tüm dünyayı unutarak kendi içine yönelip ” ben kimim!” diye soracak…
Bu soruyu çok içten bir samimiyet ve kararlılıkla sormalı.
sıkılmak yarı yolda bırakmak , ileriki evrelerde halüsinasyonlar ( ölmüş olarak bilinenler, inler cinler periler ) görüp ürkmek yok.
tüm tehlikelerin dışında bir tanık olarak alemleri seyrettiğinin keskin farkındalığıyla
tüm zorluklar aşılabilir.
bunu gerçekten bilmek isteyen varsa ,
..izm lerin toplulukların , guruların kuralların duvarların peşinden koşmasın.
sadece kendi içine baksın…
Hiç kimse, diğerine KENDİ DENEYİMLEDİĞİ GERÇEĞİ veremez..
Bu aynı rüya gibidir. Herkesin deneyimi sadece kendisine aittir.
Anda Kalın!…
simge,
çok güzel bir konuya değindiniz.
Çocukluktan beri öğretile gelenleri sorgulamak ve yanlışları ortaya çıkarmak cesaret işidir.
tüm baskılara rağmen bu cesareti gösterenler, bir kademe ileri gider ve ateizme uğrarlar.
harcı demiri tuğlası çürük, düzgün bir planı olmayan bir binanın çürüklüğünü görüp cesaretle ileri atılmak ve bunu yıkmak takdir edilebilir.
Ama bana göre ateizm aşaması , bu harabe binayı yıkma aşaması. o kadar.
Bina yıkılır ve öfke kalır.
agnostisizm aşaması ise , bu yıkık binayı yıkmak ve yıkmamak arasında gidip gelmek ve bir karar veremeden öylece donup kalma aşamasıdır bana göre.
molozları toplama ve yepyeni bir plan yapmak , kaliteli malzemeyi getirmek ve mükemmel yapıyı inşa etmek içinse çok daha üstün niteliklere sahip olmanız gerek.
Daha doğrusu ,zaten sahip olduğunuz çok daha üstün niteliklerin artık farkına varmak demek.Bu üstün niteliklerin keşfinin anahtarı meditasyon dur.
özetle problem ve çözüm kişinin kendisinde başlayıp biter.
işin özünde ise problem de yoktur, çözüm de…
ben bilime inanıyorum,
ben iki kere ikinin dört ettiğine inanırım,
matematiğe inanırım, fiziğe inanırım, kimyaya inanırım, biyolojiye inanırım,
ben newton yasalarına, termodinamiğe, maxwell denklemlerine inanırım,
kuantum mekaniğine, rölativiteye, E=MC2 denklemine inanırım,
evrende henüz keşfedilmemiş büyük bir güç olabilir,
ama dinler tümüyle insanların icadıdır, kutsal kitaplar falan gökten inmez, insan aklının eseridir.
din denilen şey, insanları kontrol etmek, dizginlemek, sınırlamak, yönetmek, sömürmek, toplumsal düzeni korumak gibi amaçlarla icat edilmiştir.
din, metafizik sosuna bulanmış ahlaktır,
ahlak ise bir toplumda düzeni sağlamak için gereken temel kurallardır,
eskiden otomobiller olsaydı, trafik kuralları da din haline getirilirdi,
kırımızı ışıkta geçmek günah olurdu.
Alev Alatlı ne diyor: Eşhedü en la ilahe vaz-ı fuzzy riyaziyat ve eşhedü en la fuzzy ulumun resulu vaz-ı riyaziyat!
(Schrödingerin kedisi – kabus s.228)
moruk
misafir kardeşim sonunu güzel bağlamışsın ama: tanrının amacı hayvan denen canlıdan insan denen canlıya geçen ve kıyamete kadar sürecek olan bu uzun yolda halife-insanı kamil yaratmak ve bu süreçte onu bazı sınırlama ve kurallarla terbiye etmek(rab).Evet trafik denen şey o zamanlarda olsaydı kırmızıda geçmek günah olurdu.Peki şimdi günah değilmi? eğer zarar verici herşey günahsa yani günahın mantığında bu varsa o halde bugün kırmızı ışıkta geçmek günahtır diyebiliriz.Devlet tarafından cezası konulan şeyler kutsal kitapta yazmasa da günah kabuledebiliriz çünkü o kelimenin mantığını biliyoruz.Müslümanların en büyük hatası kuranın tamamlanmasıyla dünyada değişecek ve değiştirilecek hişbiirşeyin kalmadığını düşünmeleriydi, oysa kuran upuzun bir yolun aydınlatıcı lambalarından biridir.Kaldı ki bu sınırlamaları engellemeleri kuralları sömürüye çeviren tanrı değil onun beceriksiz kullarıdır.Sınırlamaları kaldıracak olan bizim medeni evrimimizdir.Herkes istisnasız kurallara uysa bunu kural olduğu için değil öyle olması gerektiği için yapsa kurallar kalkar.Birgün gelecek ve kuralların cezaların radarların olmadığı bir trafiğe çıkacaz ama bunu yine bizim çabamız yapacak.Yine birgün gelecek ve din kurallarının olmadığı bir dünyada yaşayacağız yani buna gerek duyulmayacak.Çünkü herkes onu halifesi temsilcisi olacak medeni insan buraya doğru gidiyor.Sanırım kuranda cennetle kastedilen şey de bu bilemiyorum.
1-elinizde iki bardak olsa birisini baştan savma yapılsa , diğeri ise özenle yapılsa hangisini alırsınız ? Tabii ki de özenle yapılmış olanı . Özenle yapılan da emek vardır değil mi ? Baştan savma yapılan bardağı ise küçük çocuğu çağır o bile yapar değil mi?
Şimdi dünya ya bakalım . Elma , armut , köpekler , ağaçlar … Hepsi gözünüze hoş geliyor değil mi ? Elmanın kokusu ya da mineralleri…
İnanılmaz yani … Şimdi biraz düşünelim … Bunlar kendiliğinden mi olmuş ya da bunları yaratan birisi mi var ? Tamam sadece elma hoş görünse , bu kendiliğinde olmuştu diyeceğim ama , Dünya’da binlerce , hatta on binlerce içinde minerali , vitamini olan ve hatta hepsi de göze hoş görünen sebze veya meyve var . Bunların hepsi kendiliğinden oluyor acaba düşünün . Artı olarak milyonlarca farklı hayvan türü var öyle güzel yaratılmış ki , bunların hepsi kendiliğinden mi yapılmış acaba ? Hayır imkansız tabii ki de . O zaman diyorum ki Allah kesin var.
2-Şimdi de Dünya’yı düşünelim. Güneşin etrafında hiç hata olmadan harika bir şekilde dönüyor . Bir kaç bin km dünya güneşten uzaklaşsa ya da yakınlaşsa insanlık yok olacak. Ama Dünya hiç hata yapmadan Güneşin etrafında dönmeye devam ediyor . Hatta kendi etrafında aynı hızla dönmeye devam ediyor . Bir de başka türlü düşünelim . Dünya’ya yakın 60 bin tane göktaşı var . Çoğu ise Dünya’dan çok büyük . Bir tanesi çarpsa Dünya yok olacak , fakat Dünya hala sorunsuz bir şekilde dönmeye devam ediyor . İnanılmaz bir şey değil mi ?O zaman Allah kesin var .
Daha buna benzer bir sürü örnek var arkadaşlar . İstiyorsanız araştırın.
Biraz düşünelim arkadaşlar. Çünkü biz müslümanlar ateistler sonunu harap olmasından çok üzülüyoruz . Şimdi diyorsunuz , bazı müslümanlar neden böyle iyilik sever değil . Sorun bakalım onlara kaç kere Kuran okumuşlar .
Bir de size küçük bir hikaye anlatıyım…
Adamın biri yürür iken camiden çıkan arkadaşını görür .
Karşılaşıp biraz konuştuktan sonra adam sorar :
-Sen camiye gidiyorsun iyi hoş da , eğer Allah diye birisi yoksa , cehennem ya da cennet diye bir şey yoksa napacaksın.
-Yapacak bir şey yok . Ne karımız olur ne de zararımız . Spor yapmış gibi olurum .
Sonra camiden çıkan adam der ki :
-Eğer Allah var ise sen napacaksız , der.
Evet arkadaşlar düşünün bunu , eğer Allah varsa buranın sonu harap . Sonsuz işkence . Lütfen düşünelim arkadaşlar .
Benim dinim bilimdir, matematiktir.
Tanrının varlığını kanıtlamanın tek yolu matematikle kanıtlamaktır, tanrının matematiksel formülünü, denklemini yazabiliyor musun?
öyle elmayla, armutla tanrı kanıtlanmaz. beni ancak matematiksel bir kanıt ikna edebilir.
kutsal kitaplarda bir gram matematik var mı? formül var mı, denklem var mı? YOK, hepsi boş laftan ibaret.
Hume şöyle der: elimizde tuttuğumuz kitaba bakıp kendimize soralım: bu kitap büyüklük ya da sayıya dair soyut bir uslamlama içeriyor mu? Hayır.
olgu veya varoluşa dair deneysel bir uslamlama içeriyor mu? Hayır.
o zaman yakın gitsin, çünkü boş inan ve yanılsamadan başka birşey içeriyor olamaz böyle bir kitap.
(J.Gaarder : Sofi’nin Dünyası s.305
moruk
sayın son misafir imkansız dediğiniz durum bu konuya mevzu bahis değil zannımca.birazcık olasılık biliyorum ve bu sözümona mükemmel düzenin kendiliğinden oluşma ihtimalinin varolduğunu ve bunun imkansız olmadığını söyleyebilirim en azından.bu arada merak ediyorum bu sebepler yüzünden mi inanıyorsunuz yoksa içinizde bir yerlerde hissettiğiniz için mi? ikinci merak ettiğim de insan korktuğu birini ya da bir varlığı sevebilir mi? sevemez diyorsanız bu inanç gerçek bir imanla temellenmiş midir? korku ve yaratıcının var olma ihtimali gibi sebeplerle iman ettiğini söyleyenlerin inancını samimi bulmuyorum.evren harika o halde yaratıcı var.hmm pekiii…sen de kusursuzsan neden kötüsün? kötülük kusur değilse yaratıcı neden iyiliği emredip kötülükten meneder? sen kusursuz değilsen evrenin kusursuz olduğunu kusurlu aklınla nasıl algılayabiliyorsun? sorular sorular
sanırım sadece bunlara bakarak inanıyorum sanıyorsun . bir sürü delil var etrafında . bir etrafına bakar mısın havaya ,toprağa, hayvanlara .
Birbirine en yakın olandan en uzak olana kadar, bütün yaratıklar birbirlerinin yardımına koşuyor. Aralarında hiç ilişki bulunmayan iki ayrı varlık türü, böyle bir yardımlaşmada aynı bütünün parçaları gibi birbirini destekleyip tamamlayabiliyor. Düşünmeli ki, bakteriler, solucanlar ve toprak elbirliği içinde ve aynı amaç çevresinde toplanıp bitkilerin yardımına koşuyor ve bu durum yinelenip duruyor. Akıl ve bilinçten yoksun bu varlıkların, aklı ve bilinci şaşkınlık içinde bırakan bu işleri, perde arkasında Varlığı Gerekli bir Zat’ın hikmet dolu bir işini gözler önüne sermektedir. Açıkçası bütün evren, bu yardımlaşma diliyle “Allah” demektedir.
KÜÇÜK ÖRNEK VERİM SANA . Su senin en önemli ihtiyacın değil mi ? Bulut olmazsa , yağmur yağmazsa sen nasıl yaşayabilirsin? yaşayamazsın tabii ki de .Yağmur sadece 60 yıl yağmazsa insanlık biter . Su buharlaşıp gider . ya da buharlaşmasın , dünya’da pislenir daha içilmez olur .ama Allah(c.c) sadece bulut sayesinde nimetini yineleyip duruyor. Bunlar bir mucize , yani Allah’ın kanıtına milyonlarca kanıtından sadece biri . benim dinim bilim dediğin arkadaş ,bulut sular tükeniyor diye bilim adamları mı bu acaba ? . dünyada mineral , su , topraktan birisi olmazsa insanlık biter. ama bunlar yinelenip hayatımıza devam ediyoruz Allah’a şükür.
Doğrusu Biz göğü yokladık; fakat onu güçlü koruyucular ve şihablarla (parlak yıldızlarla) kaplı (doldurulmuş) bulduk. (Cin Suresi, 8)
Bunun ne olduğunu anladın mı ? 600 yılında bilinmeyen ozon tabakasını anlatıyor kuran’da . buyur sana bilim .
Acaba sen bana mucize olmayan bir şey söyler misin ?
nese sana diyeceğim sadece bir şey o da lütfen sadece ateistlerin yazdıklarını okuma , at gözlüğünü çıkar . Dini yorumlara da bak biraz kuran’da ne yazıldığını çok iyi anlayacaksın .
“öldükten sonra görürsünüz var mıdır, aç parantez haşaaaaaaa kapa parentez, yok mudur…
:)))))
“nenemin daşşakları olsaydı dedem olurdu” demenin arapçası bu herhalde.
başlık ne?
ateistin inançları yok mudur?
vardır…
…ama içinden din iman tanrı manrı geçmez.
evlenip mutlu olacağına inanır evlenir mesela…
oğlanı okula gönderir, mezun olacağına inanıyordur.
sabah arabasına biner ve önemli bir duruşmaya katılır, kazanacağına inanıyordur.
sipariş alır, imal eder; para kazanacağına inanıyordur.
ne diyonuz siz yahu?
benim bu sayfalarda onlarca “dinci neden sahtekar ve edepsizdir” üzerine yazımı bulabilirsiniz. tembellik ediyorum ve onlardan birini aramıyorum…
…şuraya ekleyeyim;
“Herkes cennete gitmek ister; ama kimse ölmek istemez.”
…xenix sen anladın onu.:ppPP
Alev Alatlı’dan bir alıntı yapalım:
Mübeccel Atıye, ‘Ateist midir, Tolga Hoca?’ diye soruyor.
Hayır değil ancak, Yaratan’ı ‘Fizik kanunlarının mecmuu’ olarak algıladığı da bir gerçek, bu bağlamda ‘impersonal’ diyor, ‘Allah, kişilerle muhatap olan bir yaratıcı değil. Yüz bin milyon galaksiden birinin uzak varoşlarından birinde yer alan Güneş gibi sıradan bir yıldızın küçük bir gezegeninde hayat bulan bizim gibi değersiz yaratıkları muhatap alması şöyle dursun, varlığımızın farkında olduğuna bile inanmak zor!
( Beyaz Türkler Küstüler s.364)
şimdi dindarlara göre herşey bir mucizedir, herşey imkansızdır, kendileri yapamadıkları için herşey imkansızdır çünkü bunları kendileri yapamazlar, bu mantıkla bu evrende imkansız işleri yapan bir güç olması gerektiği sonucuna varıyorlar, bu güç onlara kitaplar gönderir, nasıl yaşmaları gerektiğine dair kurallar koyar, nasıl giyineceklerine kadar herşeye karışır, özellikle dişilerin örtünmesi konusunda çok hassastır vs.
şimdi evreni yaratan bir üstün gücün böyle teferruatla uğraşması ne kadar mantıklıdır, biz karıncalara nasıl yaşamaları gerektiğini öğretmeye kalkıyor muyuz, karıncaların nasıl yaşadığı bizim umurumuzda mıdır, karıncaları kendimize muhatap alır mıyız, karıncalara peygamberler, kitaplar gönderir miyiz, karıncalardan bize tapmalarını, bize inanmalarını ister miyiz?
moruk
“Nasıl” gözlüğünü çıkarmadan “Neden” anlaşılamaz.
hakikat, nedensellik ilkesine bağımlı değildir.
bu ilkeyle çalışmaz.
Bu ilke sadece bizim zihnimizin ürünüdür.
Son cümleniz hariç beni anladığınıza sevindim. Hakikat ancak ölümle anlaşılır. Yaşarken ölebilen kişi hakikat kapısını aralar.
onları güzel olarak tanımlayan aciz insanoğlu, saf varoluşta güzellikten bahsetmek ne kadar gülünç…
olayları dine bağlayanların söylemlerinde hep gördüğümde canımı sıkan, sebep-sonuç ilişkisini amaç-eylem şeklinde algılamaları.
“Nasıl” gözlüğünü çıkarmadan “Neden” anlaşılamaz.
bunun sebebi , sizinkinden daha fazla anlam ve kavram dünyasına sahip olmamızdır. Hiç bir kelimeyi yada kavramı bu buna benziyor biri fazla diye atmayız. Bu sebeple sizin gibi düşünenler sınırda da düşünseler, hep sığ olarak kalacaktır anlam dünyaları.
hakikat ölüm ile anlaşılır diyerek yaşam ya da hayat yalan mı demekte bu arkadaşlar?
…önce bunun cevabını alalım bakalım.
ikinci soru da şu;
ölümü mevzu ederek bir kişi ne amaçlar?
Evet inancımıza göre; yaşam bir yalandan (oyun – eğlence) ibarettir. Sebebi ise sonu olmasındandır. Ölümlü olmayan hiç bir varlık yoktur. Ancak insanoğlunda bunu anlayabilecek ve bunun doğal olmadığını anlayabilecek bir iç güdü vardır.
Ölüm bu manada bir öğreticidir. Esasen her varlık sınırlarında oluşan diğer bir farklılıkla kendisinin ne olduğu hakkında bir fikir verir. Mesela yaşam Ölümle anlaşılır. Ölüm ise yaşamla, varlık yoklukla , yokluk varlıkla. Zıtların bir arada bulunduğu bu sınır bölge , anlamın bölgesidir aynı zamanda.
Hayatın içinde ölüm unutulduğu için, yaşamın anlamı konusunda pek çok soru sorulur, ancak çok ve farklı cevaplar olmasına karşın, anlamlı cevap yoktur. Ancak ölümün olduğu bir yaşam anlamlı olur.
Aynı şekilde sonlu bir hayat içinde olmamıza rağmen , ölümsüzlüğü arzuluyor olmamız, bu durumun bizde daha önceden var olduğunun bir göstergesidir. Yaşam arızi bir durumdur. yani geçicidir. Kalıcı ve stabil olan ölümsüzlüktür. İnsanoğlu bunu ölümle elde eder. Yani bu yaşamın sonunda..
Hayat ortasında iken anlaşılmaz, sınırında iken anlaşılır ki bu da ölüme denk düşmektedir.
Ancak sürekli tehdit algısı altında yaşayan biri bu farkı ayırt edemez. Özellikle dini söylemlerde tehdit algısı olduğunu düşünen, ve buna karşı olan kişiler, realiteyi anlatmak istesede tek bir algı çeşidine odaklanmışlardır.
Bu durumda olan kişi için çok fazla yapılabilecek bir şey yoktur. Çünkü tabir-i caizse; karşıdaki ağzı ile kuş tutsa, ölümden bahseden karşısındakini tehdit etmektedir ona göre.. Yumuşaklıkla sabredilip beklenir sadece…
Pek çok Ateist, hatta hepsi diyebiliriz, ateistlerin bir dini inancı olmadığını düşünür. Halbuki onların da dini bir inancı vardır. Ancak bunun farkında olan Ateist en azından ben görmedim. Paganizm veya putperestlik diyebileceğimiz bu inancın özelliği fark edilmemesinin sebebi, kişinin kendi benliğini çok fazla sorgulamamasından ileri gelir.
Bu inanç türünde bizim PUT dediğimiz olgu veya nesne insan BENLİĞİ ve AKLIDIR. Bizim her insanda bulunan ve adına KİBİR dediğimiz şey, tüm bünyeyi sardığında, ve aşırı miktarda olduğunda insan kendi aklının ve genel olarak aklın kabul etmeyeceği bir şeye inanmaz.
Ama aklın kabul ettiği şey kesin olarak inanılacak bir şey oalrak kabul edilir. septizm ilkesi gereği bu durum da geçicidir.
Ancak aklın test ederek onayladığı tekrarlanabilir olguları doğru yani inanılabilir olarak kabul eder.
Bu durumda onaylayıcı olarak insan gözlem vb. gibi olgularla dolaylı olarak aklın çıkarımları inanç konusunda karar verici tek mercii dir.
Bilim ve doğa sevgisi, iş- güç, vatan sevgisi vb vb. manevi olguların özelliğine bakarsanız insan akıl ve mantığı ile veya o kişinin bireysel tercihleri ile alakalı olduğunu ve bunun ne olduğuna karar verirken genellikle objektif, bilimsel kriterlere dayandırdığını, dolayısı ile bireysel olarak veya bir otorite olarak aklın üstünlüğünü kabul etmek durumundadırlar.
Otorite olarak neyi kabul ederseniz, inandığınız şey de odur. Aklı ve ürünlerine inanmakta bir ateisti en temelde Aklına tapan yapar.
Akıl bizim yani Müslümanların inancına göre yaratılmış bir varlıktır. Buna göre yaratılmış herhangi bir varlığa inanıp tapan(tapmaktan kasıt, alışılagelmiş ritüeller değildir, bilimsel verilere aşırı güven (septik ilkelere aşırı bağlılıkta bir dini ritüel, ibadet şeklinde algılanabilir)) kişiler
putperesttirler.
Akıl ve ürünleri Ateistlerin Dini inanç yerine koydukları inançlarıdır
Ateistler kendi dönemlerinde topluma ve kendilerine faydalı olacak şeylere inanır ve destekler. Destekledikleri şeylerin eksik veya tutarsız olduğunu anlarlarsa görüşlerini yenilemeye çalışırlar.
Ateist demiş ki: “Tutarlı Tanrı mesajı geldi de inanmadık mı?”
Hola,
ölüm ve yaşam bir dir.
Zaman , sadece yanıltıcı bir unsur dur.
Geçmiş , sadece anılardan , gelecek ise sadece umutlardan oluşur ve ikisi de aslında YOK tur.
gerçek olan tek zaman, sonsuzluk , şimdi dir.
Yaşam , şimdi vardır.
Ölüm, şimdi vardır.
seninölüm şimdin, 50 yıl sonra olabilir, ama 50 yıl sonrası bile ŞİMDİ ye gelecektir.
sonuçta sen gerçek manada şimdi yaşamaktasın ve öleceğin zaman ŞİMDİ olacaktır.
bu açıdan ölüm ve yaşam , şimdi nin sonsuzluğunda birleşen ,bütünleşen ayrılmaz iki olgu dur.
Yaşam ve ölüm yalan mıdır ?
gelip geçici olan herşey gibi , yaşam ve ölüm de bir illüzyondan ibarettir. Bu illüzyona hayat veren , SEN sin.( senin evrenleri etkileyecek güçteki yaşam arzundur)
Sen tanıksın ve evrende olan biten herşey senin tanıklığınla belirir ve kaybolur.Seni bu Sahneye ( bu evrene ve bu evrenin içindeki dünyaya ) davet eden şey, yalnız ve yalnız senin Yaşam Arzun dur.
Bu arzun gerçekleştirilmiştir.Sadece sana ait olan ve başkasında anlaşılamaz olan bir dünyan var.
Herkes kendi dünyasını diğerinden farklılaştırdı.
Bu süreç bittiğinde tanık olarak sen de biteceksin.Geriye kalacak olan şey , ortaya çıkma arzun yani yaşam arzun olacak.
Eğer sen dünyadayken bu arzunun farkına varıp , bunu bitirmek istersen bu sahneye bir daha uğramayacaksın.
Geldiğin boşluğa , sonsuzluğa , geri döneceksin.
Yok eğer ölüme direnirsen,ölümü yaşam kadar coşkuyla karşılamazsan , basit tabirle ölmek istemezsen,ölüm geldiğinde can çekişirsen – ki bu şu demek oluyor,tüm yaşamın boyunca yaşama da direnmişsindir,-o zaman şu olacaktır. Sen güçlü arzunla reankarnasyon geçireceksindir. Binyıllar boyunca bu sürer gidecektir.
Ta ki, sen Dur! deyinceye dek.
Bu döngüden kurtulmanın tek yolu bir GNANİ olmak tır. yoğun bir farkındalıkla yaşama ve aynı şey olan ölüme başka bir açıdan bakarak , tüm yaşamın ve ölümün aslında bir illüzyon olduğunun farkına
derin meditasyon sayesinde vararak.
Bu farkediş , tüm varlığını dönüştürür.
kabul edebilir veya etmeyebilirsin. Kabul edişinin veya etmeyişinin hiç bir önemi yok. kabul ve retler , gerçek karşısında sönüktür.
Burada şu kelime benim söylediklerimin doğruluğunu kanıtlar nitelikte..
“Tutarlılık” : tutarlı olmaktan kasıt, akıl ve mantık ölçülerine göre tutarlı olmaktır.
Bu durumda aklına ve mantığına uymayan şeyleri kabul etmez ateist , bu durum onun kendi benliğine ve aklına taptığının bir göstergesidir.
Tutarlılık aklın ve mantığın bir fonksiyonudur. Aklı ve mantığı yaratan bir yaratıcı; yine ona(akla) koyduğu tutarlılık fonksiyonunun
kendisini yok sayması ile yok olabilir mi ?
Böyle bir söylemin tutarlı bir tarafı olabilir mi ?
Esasen böyle bir şeyi hangi akıl ve mantık sahibi kişi ciddiye alabilir ki ?
XINTeorisyen neyi ispat etmeye çalıştığın belli değil.
Tamam diyelim ki kendi beynime veya mantığıma, gerçeğe, tapıyorum. Neyi ispatlamış oldun şimdi? Sana tapma diyen mi var?
Akıl ve mantığı yaratan yaratıcı kim ve nerede? Onu göster de teşekkür edelim.
Ateistlerin dediği şu “Uğruna insanların birbirini öldürdüğü, eziyet ettiği tanrı yok. En azından sizin düşündüğünüz tarzda bir yaratıcı yok. Bizi de sık boğaz etmeyin. ”
Kısace demeye çalıştığın şu: “Ben bir türlü savunamadığım saçma şeylere inanıyorum ama sen de inanıyorsun!”
Fark şu sen inandıklarını mantığa oturtamıyorsun ben ise oturtuyorum. Temelsiz inançlarla temelli inançları karıştırma.
İspat için uğraşmıyorum. sık boğazda emiyorum eğer böyle bir şey hissettirdi isem özür dilerim. Burada herkes bir sebeple bulunuyor, ya düşündüklerine ortak bulmak ya da düşündüklerinden kurtulmak için, burada ateistler çoğunlukta olduğu için kötü hasletli insanlarda çoktur.
Bende belki kendimdeki kötü hasletlerden belki şüphelerden kurtulmak için buradayım KİM BİLİR ?
Sizler için yapabileceğim bir şey elbette yok, Çünkü inancım bana bunu zaten söylüyor. Ancak Allah Hidayet eder diye,
zaten benim derdim kendimle, burada bulunduğum zaman ruhum sıkılıyor ama yine de burada yazıyorum.
Demek ki ben kötü bir insanım.yani dinsizlerle/ateistlerle vb. vb. birlikte olduğum için.
Malum İslamın içinde kötü bir şey yoktur, dışında da iyi bir şey yoktur düsturu uyarınca..
Önemli olan beni burada tutan kötü özelliğimden kurtulmak.
benzer örnek te şöyle;
fotosentez yapan canlılar var, oksijenli solunum yapan canlılar var. bu duruma sizin gözleminiz ve tanımlamanız şu şekilde:
ağaçlar insanlara yaşayabilsin diye oksijen üretiyor…
fotosentez yapan canlılara amaç atfedip sonra bilinçten bahsedebiliyorsunuz.
benzer durumlara öğretmenlerin (ilköğretim-lise-universite düzeylerinde) birçoğunda rastlıyorum.
doğru. benim kavram ve anlam dünyamdan daha fazla olabilir, ancak yanılsama bir çöplükten ibaret dünya.
olur olmadık şeylere anlam yükleme çabaları. acizliğini kaldıramama, yokluğu, amaçsızlığı kabul edememe….
Bu ifadeler sizi yanıltır, bunlar zincirin son halkalarıdır. o halkaya kadar gelen süreci bilen ve hissedenler bunları anlayabilir ancak..
Siz bir atoma bakıp , onun içinde bulunduğu cismi anlamaya çalışanlar gibisiniz. Madde değil cismi. mesela bir demir atomuna bakıyorsunuz.
Biz diyoruz ki bu bir anahtarlıktır sizde diyorsunuz ki nereden biliyorsun uydurma !!.. Yok böyle bir şey.
Atoma tek başına bakarsan elbette bir şey göremezsin.
Bir karıncanın MonaLisa tablosunun üstünde gezerken sanatsal bir çıkarım yapması mümkün mü ?
Yani sizin söyleminiz size göre oldukça normal…
Eğer tüm yaşama bu şekilde bakarsanız, yaşamın ve ölümün varlığının aslında bir amaca yönelik olduğunu anlayabilirsiniz. Çünkü eğer yaşamın bir amacı olmasaydı, Ölüm hiç var olmazdı. Ölüm varsa yaşamın bir anlamı ve dolayısı ile de amacı vardır.
Ve parçanın içerdiği bir amaç var olmadan bütünün amacı olmaz.
Bütün olan tüm kainat ise yaşam ise, onun her bir parçası bu anlamdan da bir parça içermelidir.
Yukarıdaki cümlelerde ifade edilmeye çalışılan budur.
Buraya kadar yazdığım cümlelerde kullandığım kelimelerin “amacı” size bir amacın var olduğuna dair bir gerçeği ifade etmekti. Ama siz bu cümlede tırnak içerisinde kullanılan kelimeyi bilinçsiz bir varlık olan kelimelere atfederek benim amacımı görmezden geldiniz.
Bu cümledeki anlamı yakalabilirseniz, sözünü ettiğiniz cümlelerdeki ifadeyi de kıyısından köşesinden yakalayabilirsiniz.
Ama bunu yapabilmenin yolu kelimelere yani sebeplere yani perdeye takılmamaktır. İşte bu sebeple bizler bilimsel olarak sebepleri kullanır ama onları fail olarak görmeyiz. Onlar gerçek sebebi gizleyen perdelerdir.
İşte bu yüzden ilk Emir İkra yani OKU dur.
XINTeorisyen,
Buradan anladığım, sebepleri araştırmadan, yani sorgulamadan inanmayı öneriyorsun.
Buradan anladığım da, inanmayanların aslında putperest olduklarını, bunun farkına varmayışlarının sebebinin de kendilerini sorgulamadıkları olduğunu söylüyorsun.
Özetlemek gerekirse, dini sorguladıkları için ateist olduklarını, ateist oldukları için kendilerini sorgulamadıklarını söylüyorsun.
Dini sorgulayan kendini haydi haydi sorgular, kendini sorgulamayan dini de sorgulamaz. Peki başkalarının kendini sorgulamasını isteyen kişiler neden kendilerini sorgulamazlar?
Hayır bunu yanlış anlamışsınız, bu durumda ben şunu demiş olurum.
Kelimeleri kullanmadan düşüncelerini anlatmalısın. Böyle bir şey mümkün olmaz elbetteki, ancak Kelime = düşünce anlamına da gelmez bu, onlar düşüncelerimi ifade etmekte birer araçtırlar hepsi bu .
Sebeplerde gerçek sebebi görmek için birer araçtırlar. Bazısı da sebeplerin gerçek olduğunu düşünür.
Kendini sorgulamak derken gözlemlemeyi kastediyorum, kibirle , nasıl gözlüğü ile sorgulamanın hiç bir faydası yoktur. O gözlüğü çıkarmadan gördükleriniz; tabiri caizse size sadece Kelimelerin düşünce olduğunu söyler. Kelimeler dışında düşünce yoktur der örneğin.
Kendini sorgulamayan kişi yoktur, ancak bunun nasıl yapıldığı kişiden kişiye değişir. Bilimsel olarak sorgulama , kalıplaşmış ve dogmatik bir bakış açısı ile hiyerarşik bir yapı içerisinde sorar sorgular. Kesin bilgi diye bir şey yoktur bilimsel açıdan, dolayısı ile sorgulama sonucunda ve öncesinde elde edeceği sonuç inanılır değil, şüphe cinsinden güvenilirdir.
Dini bu şekilde sorgulamak demek zaten inanmayacağınız bir kavrama boşa zaman harcamak demektir. Bu sebeple Dini kavramların sorgulanması amaçsız ve boş bir çabadır. sorguladıktan sonra inanılacak bir şey olduğunu düşünen ise, zaten inanmayacağını peşin peşin ifade etmiş demektir.
Çünkü sorgulama, şüpheden ileri gelir. Şüphe ile başlanıp sonunda edinilen bilgi içerisinde şüphe barındırır. İçinde şüphe olan inanç olmaz.
Kavramların içi boşaltılmış olduğundan burada kullandığınız kelimelerin inanma ile alakalı olmadığının farkında değilsiniz.
Farklı şeyi ifade eden iki kelimeyi birbirleri yerine kullanırsanız, sonrasında anlam ve kavram dünyanızda bir daralama olduğunu farkedeceksiniz.
Bilimsel gerçekler, bunlar gözlemle veya sorgulama sonucu elde edilmiş olabilir) Bilimsel bir gerçeğe inanılmaz , bilinir, ancak bir şey inanmanız gerekiyorsa o şey hakkında nicelik olarak bilgi sahibi olmamanız gerekir. Direkt gözlemlenen olgu, inanç olamaz.
İnanmak için kişinin en azından bazı şeyleri bilmemesi gerekir.
Peki inanılan şey kanunlara aykırıysa veya diğer insanlara zarar verecek şeylerse ne yapmalı?
İnanılan şeylerde o zamanki yasalara göre suç teşkil edici veya zarar verici veya suça teşvik edici şeyler varsa ve inanç diye bunlar telkinlerle başkalarına en doğruymuş gibi öğretiliyorsa bu durumda modern toplum ve yasalar nasıl hareket etmeli?
Her inanç “inanç özgürlüğü” diye serbest bırakılmalı mı?
İnançtır diye hiç sorgulamayıp kabul mü edelim?
önce ölümün olması için yaşamın bir amacının olmasını bir önşart olarak belirtiyorsunuz sonra ise yaşamın anlam ve öneminin yani önşartınız gerçek olması için ölümün olmasını ön-şart-neden olarak gösteriyorsunuz.,
eğer bu iki söylem arasındaki farkı görmenizi engelleyen perdeyi çekemiyorsanız , sizinle sohbet etme ilgimi kaybetmeye başlıyorum.
Doğduğun andan itibaren ölmeye başlıyorsun yahu…Ne gibi bir anlamı olabilir?
Ölümün hiç bir anlamı yoktur.
Olması da mümkün değildir.
Ölüme anlam yükleyenler sonrasında mıncıklayacakları bakireler ile şarap ırmaklarına kilitlenirler…
…o kadar.
Şu an şu iletiyi yazarken bile ölme ihtimalim var…
Tıpkı sizlerin de şu anda bir şekilde ölme ihtimalinizin olduğu gibi…
Sağlıklı bir kafa oturup da buna kafa yormaz…çünkü içinden çıkılası bir şey değil.
Ölürsün olur biter…
Lafını etmeye bile değmez.
Otomobilin arka koltuğunda düdükleştikten sonra umulmadık bir şekilde dünyaya gelme yoluna çıkmak gibi bişi yani…
Kafa patlatmaktan/ütülemekten başka bişi elde edemezsin anlayacağın…
Kastettiğiniz şeyin islam inancı olduğunu varsayıyorum. Eğer islam dışında bir inanç ise, mümkünse inancın öncelikle islam olmasına çalışılır. Sonra bahsettiğiniz olumsuzlukların neden olduğuna bakılır. Cehalet ve insanların nefslerine tabi olmalarından kaynaklanıyorsa, bunlar islam inancında ne şekilde karşılık verilir ona bakılır.
Bunun karşılığı olan ceza veya bilgilendirme yapılarak bu olumsuz durumlar ortadan kaldırılır.
İnanç sorgulanmaz. ancak kabul etmek başka bir durumdur. Kabul etmeyebilirsiniz. zaten bu konuda yaratıcı insanı tamamen özgür bırakmıştır.
İster kabul edersiniz ister etmezsiniz. İnananlara bir zararınız olmadığı sürece siz tamamen özgürsünüzdür. Aksi durum islam inancına aykırıdır.
Hayır bir ön şart değildir yine yanlış anlıyorsunuz anlamak için bir ön şarttır. zaten bu olgular onları anlasakta anlamasakta vardır ve birer gerçektir.
Siz var olan gerçeğin, geniş bir perspektiften gözlemlenmesi ile buna bir anlam yükleyebilirsiniz. Evren gözlemlediğimiz gibidir. Ancak bizler gözlemlediğimiz evrenin var olan dışında sonsuz olasılıkta olabileceği gerçeğini kabul ederiz. Bunun ifadesi şu cümlede saklıdır. Kün fe yekün yani Ol der ve olur. O’nun (yaratıcının) bir olgunun olabilmesi için bir önşarta (uygun şartlar , fizik kuralları vb vb. ) herhangi bir şeye bağımlılığı yoktur.
yani ölümün olmadığı bir yaşam var olabilir, yaşamın olmadığı bir yok oluş olabilir, fizik yasalarının hiç olmadığı bir evren veya evrenin olmadığı mekansız bir durum olabilir veya tüm bunların dışında biizm aklımıza gelemeyen bir şekilde de var olabilir.
Tüm bunların olması için tek gereken O’nun OL demesidir.
Ama onun murad ettiği şekil, dilediği şekil varlık bu şekilde ortaya çıkmışsa eğer bu ortaya çıkışın bu şekilde olmasının bir anlamı olmalıdır. İşte tüm bu kavramların penceresinden baktığınızda, var olanı gözlemlemek, yani yaşam ve ölümü, fizik yasalarını maddeyi evreni ve gördüğümüz ve düşünebildiğimiz her şeyi bir anlama bağlamak mecburiyetinde kalırız. Eğer var olanın dışında farklı bir formatta olsaydı da , bir anlam ve amaç arayacaktık ve o şeklinde kendi içerisinde söylediği sözler olacaktı.
Ama elimizde bu evren var ve bu evren yaratıcının varlığına işaret etmekte..
bu noktaya kadar, bir yaratıcı olması gerektiğini akılla anlayabiliriz. Ancak özel olarak onun bizden ne istediğini , neden evreni ve bizi yarattığını, ve neden bu şekilde yarattığını ancak ve ancak Din bize söyleyebilir.
Peki ama hangisi doğrudur ?
İşte bu noktada akılla bulduğumuz yaratıcı düşüncesinin , niteliklerini tespit edip, bu niteliklerin hangi dinin söylemleri ile örtüştüğünü test etmek gerekir.
Önemli olan nitelikleri tespit ederken kullandığımız pozitif bilimler, ve aklı ne kadar ustalıkla kullanarak; bu niteliklerin tutarlılığını doğru tespit ettiğimiz önem kazanır.
Nitelikler bir defa doğru tespit edildikten sonra artık yapılması gereken bir arayış içine girmek ve bize aktarılan doğru mesajı bulmak gerekir.
Ebeveynden gelen DİN bilgisi , ilk araştıracağımız şeydir. Hıristiyanlık, yahudilik ve İslam incelendiğinde bazı ortak noktalar olmasına karşın ilk ikisinin neden bozulduğu bu eşleştirme sonucu ortay çıkar.
Batıl dediğimiz dinler çok rahat bir şekilde bu kriterlerin dışına çıkar ve tabiri caizse kafadan elenirler.
Bu çıkarımı yapan bir peygamber vardır en basit şekliyle, Hz İbrahim (A.S) akılla bulduğu yaratıcı ve onda olması gereken nitelikleri, kendisine yaratıcı veya ilah olarak gösterilen varlıklara uygulamış, ve hepsini sınıfta bırakmıştır.
Hola ; basit ve yüzeysel düşünüyorsunuz. düşünürken 5 duyunuzu devre dışı bırakmayı deneyin. bunların oluşturduğu yanılsamalar, düşüncenin derinine inmenize engel olur. Bunlardan elde ettiğiniz bilgileri nasıl elde ettiğinizi düşünün. Bilimin nasıl bir işleyişi olduğunu anlayabilirsiniz belki.
Yahu, her şeyi anladım matematik kurallarını doğa olaylarını, evrimi, her şeye bir anlam veriyorum da. Bu olan bitenin nerede olduğunu bir türlü anlayamıyorum. Evren nerede? Evreni oluşturan bütün madde nereyi kaplıyor. Kapladığı yer bir bütünün parçası ise bu bütün nereyi kaplıyor. Mantıklı, akıllı, tutarlı, cevaplar bekliyorum.
Birisi çıkıp Evren İçimizde Kalbimizde demesin de… Ya da aklımız uyduruyor benden başkası yok diyorsan bunlar kendi yanılsamaların… sss…et düşünme…
Kimse sormadı mı yahu…Bu teoriler, evrimler, matematiksel denklemlere uygun hareket eden doğa, yada doğanın yarattığı matematiksel denklemler, tanrının yarattığı aklın veya bir dizi kimyasal tepkimeler sonucu oluşan aklın doğaya bakması sonucu ortaya çıkan bilim… Nerede bunlar, Bir bütünün parçasıysak bütün nerede..
Evren nerede… Orada yukarda… bak yıldızlara…Yıldızların arkasında da tanrı var….Oradan bize bakıyor…
Hepinize soruyorum… Müslümanlar ve Sözde ben doğaya İnanıyorum, Tanrıya inanmıyorum deyip, bir şeye inanmadığını idda edenler…
Var mı? Bu soruya cevap verebilecek bir baba yiğit.Doğa Anamız, Tanrı Babamız, Akıl benliğimiz zırvalıklarından bıktım…
Cevap verin!!!
Gelebilecek Cevapları Tahmin Edeyim Bir Saniye…
Ateistler…(Kendilerine Göre Hiç Bir şeye inanmayanlar, ((Doğadan=Tanrıdan Başka…)) (İnananları tenzih edeyim… )
“Bilim daha bu kadar gelişmedi.Bir kaç bin yıl sonra bu sorulara cevap verebilecek teknolojiye aklımız sayesinde ulaşmayı hedefliyoruz.”
İnananlar, neye inandığını bilmeyenler. (Burada da neye inandığını bilenleri kapsam dışı bırakayım..)
“Tanrı Bilir.”
Oradan buradan alıntılar. Şu şöyle demiş bu böyle demiş söylemler. Matematiksel denklemler. Şurada şunlar yazıyo burada bunlar yazıyo demeler. Bırakın alıntıyı onu bunu yazılanları çizilenleri. Bu sorunun cevabını söyleyen biri, ispatlayan matematik denklemi, yazan bir kitap var mı?
Bırakın bu tipik dinci taktiklerini…hu çektiğiniz ortamlarda bu öttürmeye çalıştığınız düdük işe yarar da buralarda ı-ıh.
Baktı ki yazılanın altından kalkamadı, yazanın altına girmece.
Ölümsüz önemsiz bir gerçektir dedim özetle…nedenlerini de yazdım.
“Ölüm neden önemlidir” şeklinde karşıt düşünceyi ortaya koymak, anlatmak varken sen kalk yazana; “bilimden uzak, yüzeysel düşünen, bilgi elde etmenin yolları” vaazları ver vs vs vs…
Hepsinden vazgeçtik; “Ateistlerin inançları” gibi bir yerde İslam reklamı yapılıyor.
“Cennete gidecem” ayağına yapmayacağınız şey yok…
Tıpkı gözü dönmüş birer organizma olduğunuzdan haberinizin olmadığı gibi…
Haklısın ben kelimeleri tasarruflu kullanarak karşıdakinin anlamasını bekliyorum genellikle ama fazla tasarruf iyi değil
Hayır vardır. Bir elma düşünün içinde bir kurt var. kurt yavrusunu elmanın içinde doğuruyor. elma ile beslenen yavru , büyüyüp gelişiyor.
Sizce bu kurt bir elmanın içinde olduğunu nereden bilir. ?
İşte yaşamın içinde doğan bir insanda elma içindeki kurt gibidir. Öncesini hatırlamaz, sonrasını bilmez.
Sınırı olmayan bir sonsuzluk içinde var olmuş ve etrafındaki varlığı görememektedir. Bazı arkadaşları elmanın dışına çıkmakta, yani ölmenin ,
ne olduğunu bilir ama bu kadar. elmanın dışına çıkıyorsun işte der.
Ama elma hakkında bir bilgisi yoktur. Elmanın içinin yapısını da bilir, çünkü onunla beslenmektedir. ama elma hakkında hala bir fikri yoktur. aslında başka bir meyvede bilmez. ağacını bilmez, toprağı suyu , güneşi bilmez. sadece elmanın içi ve dışı vardır. Adına da hayat ve ölüm demiştir.
Bu kadar az bilgi ile kendini evrenin en bilgilisi zanneder kurtoğlu. (insanoğlu 🙂 )
Ne kadar acınası bir durum …
Bu teşbih bir şeyler çağrıştırıyor mu acaba ?
Ölüm sadece ve sadece ölmeme çabası olarak vardır. (yaşam idame dürtüsü)
Oturup ölümü düşünmek, kafa patlatmak, ona buna anlatmak sadece ve sadece anormal bir düşünceden ileri de gitmez.
Travmatiktir…
Hastalıklı beyinlerin oluşmasına neden olmakla beraber…hastalıklı beyin ürünüdür bunları düşünmek.
Ölüm, buraya günlerce de yazsanız…ya da hiç yazmasanız…
Düşünseniz de düşünmeniz de değişmeyecek, zaten olan ve olacak bişidir.
Ölümü burada konu etmeniz, ölüm sonrası olduğuna inandığınız yan gelip yatıp, apış arası karıştırarak şarap içme mekanı hayali ayağına ona buna burada din iman satışı yapmanız.
Başka bir nedeni olamaz…
Bu sizin düşünceniz ve sadece sizin bakış açınızdan bakıldığında haklısınız. Çünkü dediğiniz gibi eğer sadece bu dünyada bir hayatın var olduğunu düşünürseniz ve bütün dünyanız bu hayattan ibaretse, Ölümü düşünmek hastalıklı bir durumdur. Ama bizim için değildir. sizin için bu böyledir.
Din satışı yapılabilecek bir şey değildir, sizin rahatsızlık verici söylemlerinize karşılık olarak, bir savunma eylemidir tüm yapılan.
Siz yanlış bilgilerinizi ve kişisel kanaatlerinizi etrafa yayarak milleti zehirledikçe bizde bu yanlışlarınızı düzeltmeye çalışıyoruz. Otomatik bir tepki sizin anlayacağınız
Yok biz daha başlamadan siz başlıyorsunuz diyorsanız, Onun da cevabı; bu sitenin genel konsepti, bir arada Şüpheci Melekte benzer bir durum vardı.
Şimdi o siteyi bulamıyorum mesela.
Ortada bir yara ve cerahat varsa Müslümanın görevi bunu temizlemek ve iyileştirmektir. Bizim burada yazılanları nasıl gördüğümüzü anlayabilirsiniz umarım.
Ayrıca pasif olarak ateizmi yaygınlaştırma vardır. biz açıkça bunu ifade ederiz, siz kinaye, alay ve yermelerinizle ateizmi yaygınlaştırmaya çalışırsınız.
Bizim yaptığımız bunu açıkça yapmak, sizinki ise bilinç altına müdahale ederek yapmak…
Açıkça ifade etmemeniz, belki de farkında olmamanız bu gerçeği değiştirmiyor..
Hiç bir göreviniz yoktur…
Olamaz da.
Müslüman olmanız da başkaları üzerinde pansuman yapma hakkını size ya da kimseye vermez. Bütün yaptığınız bir cerahat hikayesi uydurmak sonra da pansuman yapmaya kalkışmak.
Bunları şeyhulislamcı bir kaç edepsize özenerek, üfürükçülerin kucağına düşen salaklara bakarak heveslenip uygulamaya kalkarsanız belki, ki yaptığınız budur…aklı başında olan, bilgili, kendi başının çaresine bakabilene asla bu mavraları yutturamazsınız.
Adamı tefe koyar çalarlar.
Evet din satışı yapılabilecek bişidir.
Yapılmaktadır da…
Yanında bonusu da var hem…
Cennet vaadi, ölüm korkusu, Allah gazabı, cehennem korkusu, öldükten sonra ne olacak sorusu, bil bakalım bu evren nasıl yaratıldı gibi cevapları tam olarak olmayan bir alay sorular ile kek avlamaktan başka bir şey de değildir.
Dinlerin ve de dincilerin alayının izlediği yoldur bu.
Bilinmeyen bişi bulup cevabı olmayan teoriler ile adam keklemek.
Ben ateist isem sen cehenneme gidiyor musun?
Yok öyle bişi…
Dinlere göre her koyun koyun kendi bacağından asılır.
Gelip buralarda din iman yaygarası yapmak, bir alay hikaye yazmakla da kimse cennete ya da cehenneme gidecek değil.
Din bireyseldir.
Bunu toplumsal bir maceraya çevirmek, ahkam kesmek sadece müptezellikle açıklanabilir.
İbadet etmeyen, dine inanmayan, Allah ı sallamayana cerahat demek siz gibilerin onlarca edepsizliklerinizden sadece bir tanesi dahadır.
Özetle; “hadi başka kapıya” diyorum.
Hayır vardır Olur da; görevi siz vermiyorsunuz ki nereden bileceksiniz olup olmayacağını , Görevi inandığım din yani Allah veriyor bana..
Diyor ki ; İnsanlara iyiliği emret, kötülükten sakındır. Ateisizm içinde islam olmadığı için kötüdür. İçinde Allah olmadığı için kötüdür.
Demek ki bir görev var ve uygulanması isteniyor.
Bir defa siz karıştırıyorsunuz. Gidin istediğiniz kaynağa bakın, Dinimizde Günahkar değil Günah kötüdür. Yani Atesit bir insansa kötü olan o değildir. Ateizm kötüdür.
Üzerinde bulunan elbiseyi ne kadar özümse idi ise kişi o kadar üstüne alınır söyleneni
Mesela siz islama dair kötü ve yanlış şeyler söyledikçe biz burada karın ağrısından, mide bulantısından, ve kusmaktan bitap düşüyoruz. Ama siz değilsiniz bu davranışlarımızın sebebi, sözleriniz ve düşünceleriniz. yani günahın kendisi..
Çünkü siz Allahın kulum diyerek yarattığı insanlarsınız, size kızmak ve öfkelenmek O’na kızmak ve yaptığına razı olmamaktır. Yani sizin inkarınızı da O yaratmaktadır.
O ‘nun yaptığına değil, sizin O’ndan bunu istemenizdir bizi üzen davranış…
Bak bunu da yanlış biliyorsun..
Eğer sen ateistken, ben sana doğrusunu anlatmıyorsam, sadece seni ötekileştiriyor ve işin doğrusunu anlatmadan sadece sana kötü diyorsam bu yaptığımdan dolayı cehenneme gidebilirim.
Ben üstüme düşenleri tam manasıyla yaptıktan sonra, sen hala bozmaya ve örtmeye devam ediyorsan, artık o saatten sonra her koyun kendi bacağından asılır.
Buna rağmen yinede adaletsizlik yapamam, haksızlık yapamam , çünkü hesap gününde Müslüman olup olmadığına bakılmaksızın insanlar aralarında hesaplaşacak.
Kul hakkı için islam dininden olma şartı yoktur. Ve hiç bir Müslüman bir kafire kul hakkı borcu ile ölmek istemez.
Siz şimdi kabul etmiyorsunuz ama o zaman geldiğinde , Müslümanlara şöyle diyecekler; siz yeterince iyi ve doğru anlatmadınıuz, yanlışlarımızı düzeltmediniz.
Bizi dalalette ve yanlışta bıraktınız. Allah ‘ta buna karşılık sizinle bizi aynı yere yani cehenneme koyarsa biz ne yapacağız ?
Bilinmeyen şey nedir ki ?
Anlattıklarımızın hepsi kesin bilgiye dayanır Bilim bile bu kesinlikte bilgi üretmek için 1 milyon yıl çalışsa beceremez.
Bu kesin bilgi vahiydir.
Çok doğru !!! Ancak aynı zamanda Din insana gelmiş ve insanı Mükellef kılmıştır.
İnsan toplumsal bir varlıktır. Bir insanın hayatının her noktasında nasıl davranması gerektiğini söyleyen
Din’in diğer insanlarla olan ilişkilerinde hiç bir şey söylememesi mümkün müdür ?
İşte 2 insan arasındaki ilişkiyi anlatan Din 4, 6, 8, 1000.000 kişi arasındaki ilişkiye dair de bir şey söylemek durumundadır.
sayı çoğalınca konuşulan konu toplumsal olur.
Buradaki hatanız ise, içselleştirdiğiniz düşünceden kaynaklanıyor, benim mide bulantım gibi bir şey ve gayet normal
Burada cerahat kişiye denilmez, bir düşünce , fikir veya zihniyete karşı söylenir.
Üstünüze alınmayın. Bende sizin söylediklerinizi üstüme almıyorum ve yazdıklarımı İnancım adına söylüyorum.
Bu sayede yazmaya devam edebiliyorum.
ben hiç te yanlış anlamadım kusura bakma. söylediğin şeyin sebep-sonuç ilişkilerindeki çelişkiyi gösterdim yorum falan katmadım.
Kuranda ateizm; tanrı tanımazlık var mıydı?
Evet vardır. İnkar edenler, illaki bir pagan olmak durumunda değildirler. kaldı ki , Ateizm de daha önce söylediğim gibi farklı türde bir pagan dindir.
Sadece putu görünür değildir. Puta tapan taptığı şeyi görmez ve farkında olmaz.
Ateizmin putu, İnsan aklı ve onun ürettiği şeylerdir. Bilim, nedensellik, vb. vb. gibi kavramlara aşırı bağlılık olarak kendisini gösterir.
Ama Prof Yaşar Nuri Öztürk Kuran’da ateizm yok diyor. Adam boşuna profesör olmuş. Eminim ki o da size göre sapkındır.
Ateistlerin birşeylere taptığı yok. Kelimelerin anlamlarını saptırarak istediğiniz her sonuca varırsınız.
Bana göre şu böyle diye uydurmaya başlarsak ben de derim ki tanrı şeytana söz geçiremediğine göre zayıftır ve o yüzden ona atfedilen özellikler geçersizdir. Daha çok uydururum ama üşeniyorum açıkçası.
Hadi bir tane uydurayım; inançlı bir insan bilimin sonuçlarını takip ediyorsa aklının yolundan gittiğinden şirk koşmuş olur çünkü sadece Allah’a değil aynı zamanda aklına inanmaktır. Bakın nasıl saçma da olsa belli çarpık bir mantıkla uydurdukça uydurabiliyorum. Gerçi ilk uydurmam çok sağlıklıydı 🙂
Evet onunda sözleri yanlıştır. Profesör olmak, din hakkında bilgisi olmak, iman etmeye yeterli değildir. Onun konuştuğu sözlerde itikada dair pek çok yanlış vardır. Eğer Din hakkında bilgili olmak yetseydi en başta Ateistler Müslüman olurdu.
Kelimelerin anlamını saptırmıyorum. Alışageldiğiniz Ritüeller yok diye, ateistlerin pagan olmadığını söylemek doğru değildir. İnancın özünü incelediğinizde sorgulamadan kabul edilen ve görülen şeye iman etmek olduğunu örebilirsiniz. Akla ve Bilimsel gerçeklere ters düşen bir şeyi Ateistler kabul eder mi ?
Bu durum Ateistlerin tek güç ve otorite olarak aklı ve bilimi kabul ettiklerinin bir göstergesidir. Ölçüleri akılcı ve bilimsel olmaktır. Yaratıcıyı akılla anlamaya çalışmak (varlığını değil) onu kendi yarattığı bir kutunun içine sokmaya çalışmakla eşdeğerdir. Çünkü Aklı ve bilimi O yaratmıştır.
Hem sonsuz bir güç olduğunu ve ilah olduğunu kabul edip, onu kendi yarattığı akılla anlamaya çalışmak aklı yaratıcıdan üstün görmek demektir.
Yaratıcıdan üstün gördüğünüz herhangi bir şey puttur bu konuda 2. sıra diye bir şey olmaz.
Bu konuda da yanlış düşünüyorsunuz.
Allah Hz. Ademi yaratmadan önce Meleklere dönüp şöyle demiştir.
İçinizden birisine lanet edeceğim. (Hz Ademe secde etmelerini istediği zamanı kastederek ) yani onun isyan edeceğini zaten biliyordu.
Ve bunu da O yarattı. Bu bir imtihan vesilesidir. Allah’ın dilemesi dışında hiç bir şey olmaz. Malum Şeytan Melek değildir. Ama Meleklerin başında Allah’a en çok ibadet edendir. Hz. Ademe kadar..
Hayır bu da böyle değildir.
Allah aklı ve bilimi yaratmıştır ki, onu arayıp bulalım ve onun eserlerinde onu görelim. Malum O görülemez ve anlaşılamaz. Bu kainatı yaratırken belirli kurallar ve sebeplerle yaratmıştır. yani yaratma sebep – sonuç dediğimiz nedenselliğin arkasına gizlenmiştir.
Allah’ın emri bir iş yaparken sebeplere yapışmamızdır. Yani bir iş yaparken aklı ve bilimi kullanıp, onun sonuçlarını değerlendirmemiz ve bu sonuçlara göre davranmamızı istemektedir. Buna biz fiili dua diyoruz.
Ancak sebepleri fail olarak görürsek sizin dediğiniz olur. Biz sonuçların sebeplerden sonra geldiğini ve bu sebeplerin sağlanması ile o sonuçlara ulaşacağımızı biliriz.
ancak bu sonucu yaratan aslında Allah ‘tır. sadece o sonucun oluşmasını sebebe bağlamıştır. Cüz-i irade ve Küll-i irade de olduğu gibi.
Ne zaman şirk koşulmuş olur. Sizin dediğiniz gibi bu sonucun oluşmasına sebep şudur dediğimiz ve yaratıcıyı hesaba hiç katmadığımız zaman..
XINTeorisyen sizi açıkça sapkınlık ve şirk içinde görüyorum. Allah’ın varlığına kanıta ihtiyaç yok zaten inanıyorum tarzı şeyler söylüyordunuz oysa kanıtları pek çoktur. Sıralayayım: 1- Düzen,Uyum (İntizâm) Kanıtı ( TELEOLOJİK İSPAT) 2- Hudûs Kanıtı 3- İmkân Kanıtı 4- Sanat Kanıtı 5- Hikmet Ve Gâye Kanıtı ve buna benzer toplam 13 kanıt buldum. Buyrun bu da ilginç bir kaynak: Allah’ın varlığına kanıtlar
Bu kadar kanıt varken siz nasıl kanıta gerek yok ben inanırım vs diye ispatlı bir olguyu görmezden geliyorsunuz. İslam dini mantık dini değil midir?Herşeyin bir mantığı var. İslamdan mantığı çıkarmak tekrar ediyorum sapkınlıktır. Lütfen esası olmayan uydurmalarınızla kafaları bulandırmayın. Hidayete ermeniz dileğiyle.
Bu arada Yaşar Nuri ÖZtürk’ü nasıl hemen de imansız ilan ettiniz. Dinden dönemnin cezası ölüm mü olacak öyleyse? Öldüren de bir sapkını öldürdüğü için sevap işlemiş olur mu?
İran’da bir ayetullah da susuzluğu giderecek kadar su içmek orucu bozmaz demişti. Hemen onu da imansız ilan edelim mi? Cehennemi hak etmiş midir?
Şu Allah ın size görev verdiği AYETİ bir görsek de bilgilensek…
Bahsettiğiniz kanıtlar, benim ifade ettiğim ve aklı ustalıkla kullanarak elde edilen kanıtlardır ki, hiç birisi direkt olarak Allah’ın zatını görmekle ilgili değildir. Aşağıdaki yazıda ifade ettiğim “Allah aklı ve bilimi yaratmıştır ki, onu arayıp bulalım ve onun eserlerinde onu görelim. Malum O görülemez ve anlaşılamaz. ” cümlesinde anlatmaya çalıştım.
Halbuki Ateistler bunun yerine onun Zatı hakkında çıkarım yaparlar akılla ve yukarıda bahsettiğiniz kanıtları görmezler.
Bahsettiğiniz kanıtları Müslümanlar akılla bulmuşlardır. Aynı aklı farklı bir şekilde kullanan Ateistler ise bu kanıtları kabul etmezler. Çünkü onlara göre bunlar da doğanın kanunlarının bir gereğidir. Halbuki dayandıkları doğa kanunlarının yaratıcısı da Allah ‘tır. yani sebebe takılıp faili görmezler.
İşte bu yüzden Ateistler inkar ederler. Evet İslam dini mantık dinidir. Ancak mantığın kölesi değildir Müslüman, onuda bir yaratanın var olduğunu bilir ve iman eder.
Haşa !! Böyle bir şey büyük günahtır. Siz Cahil olmakla , imansız olmayı bir ve aynı görüyorsunuz anlaşılan. Yaşar Nuri Öztürk bir CAHİLDİR. Tıpkı Ateistler gibi.
Ancak bu cehalet okumakla giderilecek bir cehalet değildir. Gönül cahildir kendisi. Çünkü iman ve imansızlık bilgi ile olur.
Bilerek ve taammüden yapılır. O işin kitabi yönüne ağırlık vermiş, imanın duygu yönünü es geçmiştir. Bu konuda hiç bir şey bilmemektedir.
Kur’anı bir matematik, fizik veya sosyoloji kitabı gibi okumuş ve anlamıştır. Ateistlerde böyle yapar.
Dinden dönmemiştir, inkar etmemiştir. Doğru olduğunu düşündüğü şeyi söylemiştir. Ama bunu yaparken Kur’anın ruhuna dikkat etmemiş sünneti ve kıyas ilmini kullanmayıp, kendi nefsine uymuştur. Ölüm cezası vermek, ancak Şeriat ile yönetilen bir ülkede olur ki, bu noktaya gelinceye kadar da 40.000 başka yol vardır.
Bu konuda ise daha büyük bir sıkıntı vardır. Cehennemi hak edip etmediğini bizler bilemeyiz. Ama Kur’an emirlerine ve sünnete dayanmayan bir fetva vermiştir.
Bu durum kesinlikle İslama aykırıdır. Zaten İranda Müslüman denilen bazı gruplar, Peygamberimizin Ashabına çok kötü sözler söylemektedirler. Bu durumda onları Müslüman olarak görmek de doğru değildir.
Çünkü biz her namazda Peygamberimize ve ashabına salavat getirir ve selam ederiz. Allahın rahmeti onların üzerine olsun diye dua ederiz. Bu çizginin dışındaki kişiler kim olursa olsun, İslam çizgisi içinde değildirler. Bu fetvayı verenin de bu gruptan olduğunu anlamak zor değil.
‘Sizden hayra çağıran, marufu emreden, münkerden vazgeçirmeye çalışan bir ümmet bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir” (Alu İmrân, 3/104)
Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. Marufu emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız; çünkü Allah’a inanıyorsunuz…” (Alu İmrân, 3/110).
(İnsanlara iyiliği emreder de kendinizi unutur musunuz?) buyuruluyor. [Bakara 44]
Evet…bu yazdığınız ayetlerden bu sonucu çıkarmak mümkün.
Haklısınız.
Nasıl bir tanrı ya da Allah ise bu…
Kendisinin beceremediğini sizden istemekte…
Yani kuldan.
Sokayım böyle tanrıya…
Beceriksiz midir nedir?
Belli ki dinciliğe soyunmuş bir alay peygambercilik ya da tanrıcılık oynayan soytarı oluşturma derdinde…
Belki de eşşoğlueşşekliğin dibi budur…
Zavallı tanrı…Zavallı Allah…
Zavallı sizin gibi dinciler.
Bunu yazan bir kitap kutsal olabilir mi?
Komedi.
Ama haklısınız…
Ciğeri beş para etmez bir tanrının müridi de böyle olur ancak…
…
Yahu Xteorisyen…
Arkana;
Allah ını alıyorsun…
Peygamberini alıyorsun…
Dinini alıyorsun…
Kitabını alıyorsun…
…karşıma geliyorsun.
Alayınız benim gibi bir zındık ile baş edemiyorsunuz.
:))))))))
Allah ın, peygamberin, dinin…ve sen…dördünüz bir araya geliyorsunuz, kitap; yani ayetler emrinde, peygamber; yani hadisler emrinde, ve sen yani klavyen emrinde…
Bendeniz bunları 30 senedir diyorum ve de yazıyorum…
…alayınızın hiç bir numarası yok.
Şimdi diyeceksin ki;
“Hele öl ve de gör!”
Yani diyorsun ki;
Cehennemde yanınca anlayacan…
:)))))
Hepiniz aslında aynı şeyi diyorsunuz;
“Bizim bu dünyada bir numaramız yok!!!!”
Ama sanırım senin numaran Allah ın peygamberin numarasından daha büyük var…
Hep beraber izliyoruz numaranı…
:)))
Bu arada minik bir hatırlatma; peygamberinin kuzenlerinden önüne geleni düdükleme kısmını nedense es geçtin…
Neden acaba?
Başka balıkta diye mi?
“Aynı kuran Muhammed in bütün kuzenlerini, cariyelerini, karşılığını verdiği an o kadınları becerebileceğini de söylüyor…
Ganimetlerin alayının Muhammed e ait olduğunu da yazıyor…Sonra kıvırttırıp beşte birine de razı olduğunu da diyor…
Kabile yönetmek için indirildiğini de yazıyor…
Tomurcuk memeli genç kızlar seni bekliyor da diyor…
Diyor da diyor…”
…hayırdır?
:)))
Bunu da nereden çıkarıyorsunuz 🙂
Siz hakaretler edip , iftiraları uydurdukça haklı olduğunuzu mu düşünüyoruz zannediyorsunuz.
Bu sadece kendi acınızı bastırmak için kullandığınız bir taktik, bize verdiğiniz hakkı ,
uydurma iddialarınızı arttırarak ve öfkelenip bağırarak, daha çok hakaret etmenizden anlıyoruz.
Söyledikleriniz sadece sizi bağlıyor. Tamamının uydurma ve yalan olduğunu biz zaten biliyoruz.
Hakaretler ettikçe kendinize zarar veriyorsunuz. Yani öbür dünyadaki cezanızı arttırıyorsunuz.
Size sadece Allah yardım edebilir, ancak ifsad ettiğiniz onca insan için bir şeyler yapılabilir .
Kur’an ve İslam hakkındaki uydurma iddialarınız basit ve sığ düşüncelerinizden kaynaklanıyor.
Tüm kafirlerin yaptığı gibi…Kendi aklı ile olanları tartmak, nefsine uymak dediğimiz şey budur.
(Aşağıda yazdığınız sorunun cevabı bu cümlede saklıdır ve sadece görmek isteyen görür.
Görmek isteyenlere yani Emr-i bil Maruf Nehy-i Anil Münker gereği eğitim seviyesi yüksek kişilere
bunu anlatırım. İlkokul seviyesindeki (mecazi olarak) bir kişiye Master yaptırılamaz. )
Bunu ifsad ettiğiniz insanlara anlatmak Emr-i bil Maruf Nehy-i Anil Münker gereğidir.
Yani size cevap vermek aslında sizin için değil, sizden etkilenerek basit ve
yüzeysel düşünerek, inkar bataklığına düşecek insanların ifsad olmasını önlemek içindir.
Hayır cehenneme kadar gerek yok, sadece ölüm An ‘ı yeterli olacak.. Gerçek o Anda belki saniyenin çok küçük bir kesrinde ortaya çıkacak..
Bu sadece sizin için değil bizim içinde böyledir. Şu an iman ettiğimiz şeyi o zaman bizzat göreceğiz.
Firavunda gördü ve tevbe etti. Ancak gördüğünüz şeye iman edemezsiniz. İman gayba olursa adına iman denir. Dolayısı ile onun tevbesi
kabul edilmedi. İmtihan bittikten sonra kağıtlar toplanır kalem oynatılmaz. Son söylediğin şey Snapshot olarak kalır. Kıyamete kadar.
Hayır o yapsa idi bu dünyada olmazdık. Cennette olurduk.
O zaman iyi ile kötü nasıl ayrılacaktı. Tüm insanların ruhları cesetlerinden önce yaratıldı.
ve zaten hepsi cennete idi. Ancak Allah iyi ile kötüyü ayırmak diledi ve bir imtihan yaptı.
Hz. Adem ile başladı. ve Kıyamette son bulacak.
Allah Kur’an da diyor ki;
Biz dileseydik tüm insanları hidayet erdirirdik.
Yani kafir ve kötü diye bir şey olmazdı. Peki anlam nerede ?
Neden Müslümanlık diye bir şey olsun o zaman ?
Neden Din , iman , İslam olsun..
Neden Dünya ve yaşam olsun ?
Neden Ölüm olsun ?
Neden imtihan olsun ?
Neden cennet olsun ?
Neden var olalım ?
Özetle şunu söyleyeyim.
Bunu söylemek, hiç var olmamayı istemekle bir ve aynı şey değil mi ?
Siz nerede olduğunuzun farkında mısınız ?
Dünyada yaşıyoruz, iyi var ve kötü var, güzel var çirkin var ve bunların arasında seçim yapma ihtimalimiz var.
İşte asıl tuhaflık sizin söylediklerinizdir bu yüzden, ne istediğini bilmemektir.
Daha öncede söyledim. Sadece Beyaz renkle beyaz renkli bir tuvale resim yapamazsınız.
Yaşam size ağır mı geliyor. ?
Ateiastlerin çoğu inanandan tek farkı kelime-i şehadet getirmemesidir , yoksa bunu yapsan ve iman etsen cennettesin. Çok mu zor bunu yerine getirmek.100 kuruş ile boğazda villa almaya benziyor bu durum.Sadece iman et,ibadet etmesende, şuanki yaşantını değiştirmeden cennete gideceksin diyor. Bunu yapmak, cennet ödülü olmadan vatan,millet,çocuk,çiçek,börtü böcek, vs sevgisini içinde taşımak, gerçekten dürüst olmak,hak yememek herkesin harcı değil arkadaşlar, iman edenler anlayamazlar işte bunu.
Madem gönlü mönlü bağlı, kalbi kapalı, bencil ya da bilimum yakıştırmaları Allah diyor…
Sen de alıyor bunu gözümüze sokuyorsun…
Karşılığını alıyorsun.
Allah ın hakaretini bana taşıdığın için diyelim…
Ha bu konuda bunu haksızlık olarak görüyorsan…
…döneceksin Allah a soracaksın.
Ya da katlanacaksın.
Burada insanları din, iman, cennet, cehennem telkin ya da tehditleri ile mimlemeye kalkışmanın kazancı budur.
“Ateistin inançları” başlığı altında geliyor burada imanınızı, tanrınızı, ibadetlerinizi vs vs vitrine koyuyorsunuz. Ne işe yarar bilinmez. Kalmakla da kalmıyor bağıra çağıra satmaya kalkıyorsunuz…
Hem de kişilere isimler, sıfatlarla…
Elbette vitrine konulan bişinin alıcısı da çıkabilir, surat kıvıranı da, dalga geçeni de…
Katlanacaksınız…
Vitrine koyduğunuz malı beğenen var beğenmeyen var…
Saydırdığınız benzetmelere katlanan var katlanmayan var.
Eeee, “Siz ateistler şöylesiniz, böylesiniz” diye kalkacak günler boyu yazacaksın…
…sonra da bana isimler, hakaretler, karın ağrısı cümleler diye ağlaşacaksın.
:)))
Diyorum ya; sizleri bizlere sayı ile verdiler…
Allah hiç bir zaman hakaret etmez. Bunu yanlış biliyorsunuz.
Bende hiç hakaret etmedim. Söylenenler bir durum tesbitidir sadece,
inançsız olanın neden inançsız olduğuna dair bir betimlemedir.
Şimdiye kadar hakaret olarak kabul ettiğiniz ayet ifadelerinin hiç birisi aslında hakaret
değildir yani bu kasıtla söylenmemiştir. Çünkü Allah’ın size hakaret etmeye ihtiyacı yoktur.
O aciz değildir her şeye Kadir olandır. Size neden hakaret etsin. ?
Bu ifadeleri hakaret olarak algılayan ve buna karşılık hakaret eden sizsiniz.
zayıf olan hakaret eder. Allah zayıf olamayacağına göre hakaret de etmemektedir.
Bu sadece sizin zannınızdır ve algınızdır.
Bunları hakaret olarak kabul ediyorsanız, bizi veya İslamı ciddiye alıyorsunuz demektir.
Sözlerimizi doğru olarak kabul etmiyorsanız, nasıl oluyor da hakaret oluyor ?
İçsel olarak kabul ettiğiniz düşüncelere karşı olan cümleler hakaret olarak kabul edilir.
Ben kabul etmediğim şeyi hakaret olarak ta kabul etmem, Siz nasıl Ateistsiniz ?
Ama ben Müslümanım Elhamdülillah, yani Dinime sövülürse bunu hakaret olarak algılarım.
Başladık yine aynı teranelere…
Kuran da hakaretin kralı dönerken sen kalk de ki Allah hakaret etmez.
Hayvan da diyor sapık da…
Yaban eşeği de diyor, odun da…
Allah hakaret etmez miş…
Allah beddua bile okuyor be…Nerenizle okuyonuz Kuran ı?
Çıkmış diyor ki Allah hakaret etmez…
Gidin bunları üfürükçü kucağına oturmayı seven salaklara yutturun.
“Bunu ben demiyorum Allah diyor” dedikten sonra “Allah öyle şeyler demez” buralarda alışkın olduğumuz bilindik dinci dansetmeleridir…
Yani çok gördük bunları…
Dini imanı islam ya da Allah ı ciddiye alır gibi bir yanım mı var?
Lafa bakın yahu…bu nasıl bir pişkinliktir…
Tek ciddiye aldığım okuyuculardır…
Yazdığınız zırvalara bir inanan minanan olur…
…ondandır gereğini yapmak lazım.
Çölün rezil yaşam biçiminden fışkırma bir alay saçmalığı ciddiye alan yok…
Neyse kabak tadı verdi bu teraneler…
Ateistlerin inancı başlığında sen kalk Allah sat…iman pazarla.
Baydınız be…
Evet hakaret etmez; Kur’an bunları söylüyor evet ama bunlar hakaret değildir.
Bir sözün hakaret olabilmesi için, söyleyenin acizlik ve çaresizlik içerisinde olması,
hakaret ettiği kişiye karşı aciz durumda olması gerekir.
Yaratıcının böyle bir durumu olamayacağına göre; söylenenlerin hiç birisi hakaret değildir.
Hakaret , o sözleri hakaret olarak kabul edenin algısında ve düşüncesindedir.
O sözler Kafirlerin Allah tarafından kendi istekleri sonucu bulundukları sıfatları ifade etmek için söylenmiştir.
Ateistlerin putları vardır. Müslümanların görevi ise her türlü putu kırmaktır.
Tapınma ritüelleri içerisinde diğer din mensuplarına hakaret etmekte vardır.
Kur’an hakaret etmez, Çünkü o yaratan sözüdür. Ancak ateist hakaret eder, çünkü yaratılmıştır.
Ve her insan gibi acizdir.
Ya diyorum ya biri küfretse o küfür değil uyarı diye uydurur. Ateistin tanrısı yok tapmıyor dersin “Hayır ateizm de pagan dini” der. Hiçbir tutarlılığı olmayan biriyle nasıl tartışacaksınız. Ki zaten tutarlılık aramadığını da söylemişti. Tartıştığınız cümleleri, kelimeleri, olayları işine geldiği gibi anlamlandırıyor. Fizik formülünü önüne koysanız benim duyularım beni yanıltır onu da kabul etmiyorum der.
Peki neyi doğru kabul edeceksin? Kendi kafana göre uydurup doğru olmasını istediğin şeyleri kabul edeceksin, kabul etmeyenler de sapkın, cahil ve şirk halinde olacak. Peygamber olsan bu davranış ve mantıkla aklı başında kimseyi ikna edemezsin. Aksine peygamberler tarihsel süreçte insanları tutarlı bir şekilde ikna etmeyi başarmışlardır.
Günümüzde ise verilen mesajlar bilimin de ilerlemesi ile iyice tutarsız hale geldiği için dinler sürekli kan kaybetmekte. O zaman ya sorgulamayan veya bilgisiz bir kesimi etkiniz altına alırsınız. Bilgisiz kesimi kandırmanız kolay. Biraz sorgulayacak kesimi ise “Bu işi sorgulama bu inanç meselesi, mantık, tutarlılık arama” diye etki almanın yollarını ararsınız. Eğer bu sorgulayabilecek kesmin beyni çok küçükken iyi yıkanmışsa bu sistem işe yarayabilir tabii ki.
Allah belanı versin Kuran yazınca beddua değil…sen, ben deyince beddua.
Ben çıkcam birine sapık, eşek, hayvan filan diyeceğim;
Adam üzerime yürüyüp; “Ne diyon lan” dediği zaman şak diye Redkit gibin Kuran ı çıkarcam…
Hooop baba…ağır ol; ben değil bak aha Allah ın diyor…
Oradan dinci kafayı uzatacak ve diyecek ki; O hakaret sayılmaz.
Üçüncü sınıf sirk numaraları bunlar…
Eh…belki bir kek mek düşer de yolumuzu buluruz filan.
:))))))))
Sen burada soytarılığın bini bi para olmak üzere bu ahlaksızlığı her tarafından menkul saçmalıkları döşeneceksin…
Milleti gerim gerim gereceksin…
Sonra da bu gerilenler sana “ulan ne saçmalıyorsun dümbelek” deyince…
“Bakın bakın hakaret etti ayol…”
Bir daha diyorum;
Dinciden ne adam olur ne de insan.
Yaratıkvari bir organizmadır o…
Dinci ile konusulmaz…
Tartışılmaz…
Ulan dinciyle birlikte bakkala gidip bir çiklet bile alınmaz…
Diyeceksiniz o zaman neden bunları adamdan sayıp yazıyorsun…
E dedik ya…
Bunların yazdıklarına bir inanan minan çıkar…
Yazık olur…
Satranç ;
Ateistlerin tanrısı yok, söylemi ateistlere ait bir argümandır. Bizim düşünce derinliğimize sahip olmadıkları için kendi içlerinde bulundukları durumu görmemelerinden kaynaklanır. Zaten görmüş olsalardı Ateist olmazlardı.
Aynı şekilde Kur’an da var diyerek bahsettikleri sözleri de onların içinde bulundukları durumu bize anlatmak için kur’an da ifade etmiştir Allah (C.C)
Bu durumu hakaret olarak kabul etmeleri de aslında birinci söylediğime dayanır yani kendi akıllarının evrendeki en üstün varlık olarak kabul etmelerinden.
Buna göre, biz neden bu sözleri hakaret olarak kabul etmediğimizin tutarlı açıklaması şudur.
Yaratıcı en üstün hatta tek var olandır. Buna göre onun dışında kalan her şey, onun yarattığıdır.
Kafirler, Mü’minler ve diğer tüm varlıklar, akıl ve mantık onun yarattığıdır.
Yaratılan şey, onu yaratandan daha üstün olamaz. Bu mantıksal bir çıkarımdır.
Üstün olan hakaret etmez çünkü bu onun üstün olmadığını gösterir bu mantıksal bir çıkarımdır.
Eğer onun sözlerinde size hakaret olarak gelen şeyler var ise bu ancak ve ancak bir durum tespitidir.
Bu da mantıksal bir çıkarımdır.
Bildiğimiz Aristo mantığı ile bu sonuca ulaşabilirsiniz. Bunun için ilkokul seviyesi mantık bilgisi yeterlidir.
Kelimeleri işine geldiği gibi yorumlayan sizlersiniz. Yukarıdaki çıkarımı zaten sizde yapıyorsunuz.
Ancak bir noktadan sonra , diyorsunuz ki ;
Eğer hakaret etti ise o yaratıcı değildir.
Biz de diyoruz ki O yaratıcıdır, demek ki ortada hakaret yok durum tespiti var.
Siz vardığınız o sonuca nasıl varıyorsunuz peki ?
Öncelikle , benliğinizi , aklınızı ve mantığınızı herhangi bir yaratıcıdan veya bu fikirden üstün görüyorsunuz.
Bu durumun doğal sonucu olarak yaptığınız çıkarımda size göre doğru oluyor.
Çünkü size göre, eğer bir yaratıcı varsa size ve aklınıza veya mantığınıza “sen kim oluyorsun ?” diyemez.
Size kimse bunu söyleyemez. Çünkü siz Haşa !! Ondan üstünsünüz.
Peki durum gerçekten de böyle mi ?
hayır elbette ki hayır, yemek yerken, su içerken , boğazınıza kaçacak bir damla suyu oradan çıkarmak için ne hale geldiğinizi bir düşünün.
ve bırakın bir yaratıcıdan, bir su damlasından bile ölebilen aciz bir varlık iken, yaratıcıdan üstün olabilmeyi, bu akıl ve mantık dışı düşünceyi üretebilmeyi başarabiliyorsunuz. İşte bu tutarsızlıktır.
Yaratıcıdan üstün olduğunuzu bilinç altında kabul ettiğiniz ama bilinç üstünüze çıkmayan bu düşünce, sizi bilinçli düşünce yolu ile söylenen sözlerin bir hakaret olduğuna ikna ediyor kolaylıkla.
ve bu bilinç altı düşünceniz o kadar içselleşmiş bir durumda ki onun varlığının farkında değilsiniz.
Ama bu durum kendi benliğinizi, aklınızı ve mantığınızı yaratıcıdan üstün olarak görmenizin bir sonucudur.
Bu noktada şu basit mantık sorusunu cevabını veriniz.
Eğer bu sorunun cevabını verirseniz Ateistlere neden pagan dediğimi de anlayabilirsiniz. 🙂
“Bir yarışta 1. sıradakini geçerseniz, kaçıncı olursunuz ? ”
Bu söylediklerimde bir tutarsızlık var mıdır ?
Evet tutarsız. Ben senin yerine bana göre daha tutarlı birşey yazayım. Mantığı amuda kaldırmaya gerek yok.
“Kendini itaat etmeyenleri yakmayı planlayan bir tanrının hakaret etmesini de garipsememek lazım. O size hakaret ediyor çünkü ancak o dilden anlayanlar olabilir. Hakareti yiyen, cehennem tehditlerini alan kişi korkudan hizaya gelir.” diyebilirdiniz mesela.
Ama o zaman da ben de derim ki bu tarz bir yaklaşım bedevi kültürüne uyan bir yaklaşım değil mi? Hakaret etmek, göz dağı vermek ve tehdit etmek. Tam da yeterince olgunlaşmamış bir insanın davranış şekli.
Kişisel olarak bana yaptığınız hakaretler umurumda bile değil. Siz bize hakaret etmiyorsunuz.
Bizlere söylediğiniz sözlerinde bir önemi yok, okur okumaz gülüp geçiyorum zaten..
Ama Peygamberimize ve yaratıcıya yaptığınız, hakaretler son derece umurumda, bunlar yani iftiralarınız bizim karnımızı ağrıtan, mide bulandıran şeyler.
İlk paragraftaki olay da o şekilde gerçekleşmez zaten.
Kişisel bir husumetten dolayı söylenen kötü sözler iki insan arasındadır.
Kişiler acizliklerini ve öfkelerini bu sözlerle ortaya koyarlar.
Ancak insan acizdir, dolayısı ile bu sözleri söylüyorsa , acizliğindendir ve hakaret olur.
Ancak siz yaratıcıya ve Peygamberimize hakaret ederseniz, cevabı kur’an verir.
Kur’an size olan öfkesinden söylemez bunları, siz bu davranışı yaparken, aslında Allah’tan bunları istemiş olursunuz.
O da sizin isteğinize uygun olanı verir, bize de şunu söyler. Mecazen;
Onlar Peygamberime hakaret etti, zulmetti,
ben ise onları kulum diyerek yarattım. Aslında benden mana anlamında şunu istediler.
“Aşağılık maymunlar olalım” bende onlara istediklerini verdim.
Şimdi onların durumları yani sıfatları böyledir.
Bu hakaret değildir. peygamberimize karşı yapılan fiili duanın karşılığıdır. İllaki bütün dualar söz ile yapılmaz.
Davranışta bir duadır. Onlar kendilerine beddua etmiş kafirlerdir. Allah ta onlara istediklerini vermiş,
ve bize de bu durumu Kur’an da bildirmiştir.
Bizler bu durumu bir kafire karşı hakaret olarak kullanmayacağımız için , sizin başta söylediğiniz diyalog hiç gerçekleşmeyecektir.
Açılan başlığın özüne dönmek istiyorum.
Simge sormuş: “Allah inancından uzaklaşanlar bunun yerine ne koyuyorlar?”
Tutun ki siz hayaletler ile ilgili birşeyler okuyor ve onların varlıklarına inanıyorsunuz. Sonra da hayaletlerin var olmadığını öğreniyorsunuz. Hayaletlerin yerine birşeyi koymayı düşünmek zorunda mısınız? Hayalet yokmuş diye geçer gidersiniz.
Asıl sorulması gereken konu namaz kılan, oruç tutan dindar bir müslüman nasıl olur da ateist olur. Hangi süreçlerden geçer. Burada yazan ateistlerin çoğu önce ateistti sonra dinle tanıştılar, müslüman oldular ve sonra tekrar ateist oldular. Tüm cehennem tehditlerine rağmen ateist oldular. Üstelik hiçbir ibadeti yerine getirmeseler bile cennete gidiş bileti ellerinde olacaktı ama ateizmi tercih ettiler.
Sizce neden?
🙂 Hola ; Benim en çok yazdığım kelime, Atesit, klavye de en kolay şekil bu oluyor bence, Hash tagi bununla açsınlar bakın nasıl TT oluyor :)))
Müslümanız dedik A !! kelimeyi bile bünye kaldırmıyor..
Hahaha !! :))
İşte dediğim tam da bu ;
İlk cümlede inanmak için okumak yetti size göre, okuduğunuz şeyi kim yazdı.
Bir başka biri; Siz onun bu yazıyı akılcı ve mantıklı bir sebebe dayanarak yazdığını düşünerek
yazdıklarına yani hayaletlere inanıyorsunuz.
Bu inancınızı kaybetmenin yolu da aynı süreçten geçiyor. Akıl ve mantık süzgeci olduğuna dair
bilimsel kanıt bulunamayınca inanmaktan vazgeçiyorsunuz sizin deyiminizle..
Eskiden buna aklı gözünde derlerdi, yani gördüğüne inanıp, görmediğine inanmayan, burada daha önce de tartışıldığı için belirteyim.
Görme ifadesi mecazi anlamda her türlü gözlemi içerir, buna akıl ve mantıkla yapılan çıkarımlar da dahildir.
Mecazi anlamda; gözleriniz olmasa inancınızda olmaz.
İslamda anlatılan şeylerin makul ve mantıklı bir açıklaması olmadığı için, (yani onlara göre) veya dolaylı çıkarım yaparak, tehdit ediyorsa yaratıcı değildir çıkarımı yaparak, ya da ben hiç bir tehdide pabuç bırakmam diyerek, ya da korkudan bunları yapacaksam hiç yapmam diyerek. Bunu şerefli bulmamak.
bu ve bunun türevi pek çok sebep sayabiliriz. Bunların hepsinin en temelinde yatan ana sebep ise yaratıcıda olması gereken nitelikleri tam olarak idrak edememiş olmak yatar.
Bu nitelikleri öngörebilmek için dindar olmak gerekmez, Müslüman olmak gerekmez, tamamen sekuler yöntemler kullanarak ve hatta bilimsel;
bir yaratıcıda olması gereken nitelikleri kişi öngörebilir tahmin edebilir.
Bu yetiyi tam olarak geliştiremeyen veya bunu kalıplaşmış kurallar kullanarak tabiri caizse at gözlüğü ile olaylara bakanlar, hiç bir şekilde göremezler.
Bunu yapabilmek için tek yol vardır. Kişinin kendine bakması ve kendini bilmesi, Nefsini bilen Rabbini bilir.
Büyük Türk düşünürünün dediği gibi tencere tava hep aynı hava 🙂 Hani islam mantık diniydi? Mantık çökünce, tutarsızlıklar iyice ortaya çıkınca mantık iptal oldu değil mi? Sebepsiz inanmak ancak küçükken yıkanan beyinlerle olur.
araba insandan hız bakımından daha üstün değil mi yani?
yine herşeyi biz anlıyoruz siz bilmezsiniz havaları…
Hayır; Araba yaratılmaz. Yapılır imal edilir tasarlanır ama yaratılmaz. Bu sadece yaratana özgü bir durumdur.
Dolayısı ile ortada bir yaratma yoktur.
Yaratma = İmal etme, üretme, tasarlama değildir.
Dil kısırlığı dolaylı olarak düşünce kısırlığına götürüyor insanları ve ortaya ateistler çıkıyor işte.
Derinlikten kastımız, kelimeleri rastgele canınızın istediği gibi kullanmayıp mana derinliği için anlamlarını ayırmaktır.
Aynı şeyi Nasıl ve Neden içinde kullanırlar. Neden içerisinde amaç saklıdır. Aslında direkt olarak amaç sorulur.
Nasıl ise amaçsız kuru bir nedensellik ifade eder.
Dilinizi zenginleştirin, bu kadar fakir dille, bu kadar derin konuları anlamaya çalışmak, çakı ile tarla sürmeye çalışmak gibi oluyor.
Yani biz bir şey biliyoruz da söylüyoruz. hava değil haşa,
Sizde anlayabilirsiniz ama anlamayı seçmiyorsunuz o kadar, bunun için bir de dil ve düşünce zenginliği olması da lazım o ayrı konu..
Biliyorum ki bu sözde de bir sürü tutarsızlık bulacaksınız .Ama ben yinede söyleyeceğim.
Mantık çökmez. söylediklerim mantıklıdır. Ancak mantık çökmezse söylediklerim mantıksız olur.
Bir Giritlinin söylediği şu söz gibi “Bütün Giritliler yalancıdır”
Bu tür önermelere paradoks deniliyor biliyorum. Ama bazı paradokslar mantıklıdır.
Sebepsiz inanmak derken neyi kastediyorsunuz ?
Biz bizi yaratan yaratıcıya inanıyoruz.
Sebep olmadığını da nereden çıkarıyorsunuz ?
Allah bizi ona inanıp kulluk edelim diye yarattı.
Bilinmek istedi. kainatı yarattı.
İşte size sebep, inanmak için Allah’ın yarattığı bir kul olmak yeterlidir.
Siz nasıl bir sebep isterdiniz ?
Bu cevabın geleceği belliydi. Hani bazı oyun sitelerinde “Yarat” düğmesi vardır ya. Ona basmaktan korkanlar var.
Yaratılan şey yaratandan üstün olamaz diyorsun. Sözde mantık kuruyorsun, tutarlı birşey söylüyorsun. Sonra başkası yaratılan şey belli bir özellik açısından yaratandan üstün olabilir deyince “Olmaaz zaten bir tek Allah yaratır” diyorsun. E be güzel kardeşim o zaman niye böyle bir önerme getiriyorsun.
Ben de diyeyim “Satrançta en iyi benim” Birisi beni yenebileceğini söylerse de
“Beni yenemezsin çünkü ancak ben oynarsam o oyun satranç olur” diyeyim.
Dinde tutarlılık mı demiştiniz? Pardon tutarlılık yoktu, sürekli bunu ispatlıyorsunuz zaten.
İşin garibi işinize geldiğinizde mantığı kullanmaya çalışıyorsunuz ama o zaman bile yüzünüze gözünüze bulaştırıyorsunuz.
Hayır aynı değildir. Kelime hazneniz çok dar, ben söylediklerimde aynen kalıyorum. Siz bu cümleyi anlamamakta ısrar ediyorsunuz.
İngilizcede ki yaratma ile Türkçedeki yaratmayı bir ve aynı görüyorsun.
Google translate ‘e yarat kelimesini yazarsanız ve ingilizce çevirisine basarsanız Create olduğunu görürsünüz.
Ama ingilizler bunu bir Müslümanın algıladığı gibi algılamazlar. Bu onlar için bir üretim sürecidir.
Eğer siz translator gibi çalışıyorsanız ve üstün özellikleri olan bir AI iseniz sizin bir makine olmadığınızı nereden bileyim. ?
Bana buradan bir makine olmadığınızı kanıtlayabilir misiniz (Turing deneyi, Çin odası deneyi vb gibi)
iki dil arasındaki anlam farkını bilmiyorsanız , biz burada neyi tartışıyoruz ?
Bu bağlamda verdiğiniz örnekte alakasız.
satranç bilinen bir oyundur, ilk bulan onu bir şeylerden esinlenerek bulmuştur. Bu durum onun yaratılmadığını, sadece üretildiğini, tasarlandığını gösterir. Siz oyun oynarken oluşan düzen, belirli deneyimler ve kurallara göre oluşur. Bunlar ilk olarak satrancı üreten
tarafından ortaya konduğu için siz oynarken de yaratmazsınız. Siz hammaddeyi alır yeni bir örneğini yani İnstance üretirsiniz.
Yaratma fiili sadece yaratıcıya özgüdür. satrançtan örek verecek olursak, onu ilk ortaya çıkaran hiç bir insanın aklında yokken, kendi bilinçaltından gelen çağrışımlar yokken, herhangi bir şeyden esinlenmemişken, soyut somut hiç bir şekilde bir hammadde kullanmadan
onu ortaya çıkarabilseydi.
İşte ona yaratma diyebilirdiniz belki ?
Yaratırken 0 dan 1 ‘e gitmesi gerekiyor. Bilinçaltı, deneyim, esinlenme vb vb. ne olursa olsun hiç bir şey olmaması gerekiyor.
Şimdi herhangi bir insanın bunu yapabileceğini aklınız alıyor mu ?
İşte bunu düşündüğünüz zaman tutarlılığı görebilirsiniz .
Siz zaten bunu kabul etmezsiniz ki, size göre yokluktan bir şey de olmaz.
Eee bizde onu diyoruz zaten siz yaratma kelimesinin manasını, anlamını ve böyle bir kelimenin varlığını dahi bilmiyorsunuz.
Sonrada Create kelimesini yaratma kelimesinin yerine koymaya çalışıyorsunuz.
Bunu ingilizler veya geçmiş devrin ateistleri , bugün siz bunu bize söyleyebilesiniz diye birleştirdiler.
İşte bu sebeple ülkenizi seviyorsanız tarihinizi korumalısınız. tarihi korumak için onu tanımalısınız.
O’nu tanımak için dilinizi bilmelisiniz.
Dilinizi değiştirirseniz. kökünden kesilmiş bir çınar gibi devrilmeseniz de eninde sonunda KURURSUNUZ.
işte şu an yaşadığımız şeyin özeti bu…
Bu noktada Xinteorisyene katılıyorum: Yaratıcı hakaret etmez.
Bu da Kuran’ın yaratıcı sözü olmadığının bir kanıtıdır sadece.
Diğer konuya gelirsek, dinleri de tanrıları da insanlar yarattığını yine Kuran’a bakarak görebiliriz, kızan, öfkelenen, hiddetlenen, beddua eden, vaadlerini değiştiren, kulları arasında ayrım yapan, peygamberine özel torpil geçen bir tanrı profili ile karşı karşıya kalıyoruz.
Bırakın bütün bunları bir tanrı isteyemez, düşünemez, konuşamaz bile. İstemek, beklenti içine girmek, düşünmek, varsaymak, iddiaya girmek, şükür beklemek, dua istemek bile insani vasıflardır.
Gelelim üçüncü konuya.
Ben bir sürü başlıkta insan aklının bir çok konuda yetersiz olduğunu savundum. Yetersiz bulduğum bir şeye neden tapayım? Bir şeye tapmayı alışkanlık haline getirenler bir şeye tapılmadan yaşanmayacağını bir türlü idrak edemiyor.
işte bende bunu diyorum. Eğer o sözlerde hakaret olarak kabul ettiğiniz şeyler varsa bu onun yaratıcı olmasına bir engel değildir. Sizin bunu hakaret olarak algılamanızdır.
O sözler kesinlikle bir hakaret olamaz. Çünkü yaratıcı tarafından söylenmiştir. DEMEK Kİ, siz o sözleri hakaret olarak kabul ediyorsunuz. Ön savınız insan sözü olduğu için, son düşüncenizde insan sözü oluyor, değerlendirirken buna göre bakıyorsunuz. ve 3. konuda söylediğinizin tam tersini yapıyorsunuz.
Diğer söyledikleriniz de aynı önkabule dayanıyor. Bir tanrının vasıflarını anlatırken yani ; hiç bir şey yapamayan bir yaratıcı nasıl bir yaratıcıdır.
Vitrinde bir süsmüdür sizin yaratıcı düşünceniz. Tanrı kavramından tam olarak ne anlıyorsunuz ?
Dinlerden bir kısmı batıldır, onları insanlar kendi akıllarından uydurmuşlardır sizin yaptığınız gibi, ama Hak din olan semavi dinlerin kaynağı kesinlikle insan değildir.
Benliğinize bu kadar Aşık olmasaydınız görebilirdiniz.
Ben aklın yetersiz olduğunu söylüyorum, sen aklın ürünü olan benliğe aşık olduğumu söylüyorsun.
Denemelere devam et, neye aşık olduğumu bulacaksın. 🙂
Bedevinin teki oturmuş kabilenin avantasını yemeğe kalkışmış…bu marifeti de başarılı olmuş. Bizlerin ağzına da sakız.
Kabak tadı verdi billa…
hala şahıslara karşı dil ve düşünce yoksunluğu hakaretleri…
şimdi yaratmanın ne olmadığını söyledin peki yaratma nedir?
neden kavramı konusunda büyük yanlış içindesin. “amaç saklıdır” ifadesi zaten… niye saklı? niye herkes tarafından yanlış algılanıyor veya algılanmıyor bu amaç peki? acaba neden ile amaç kavramlarının bağımsız olabileceği gibi bir olasılığı düşünme zahmetine girer misin?
şöyle olur mu peki, allah(sizin tanımınızla) insanı yarattı. peki nasıl? çamurdan yaratttı, topraktan yarattı. naısl yaratmış oldu yoktan var etmedi?
ikincisi de insan birçok tanrı yarattı, hani zengin ve engin bilgilerinizden tarih kategorisini yoklayın. yoktan var etti hatta siz hala diğer insanların dediği tanrıları yok sayıyorsunuz zaten. insanın yarattığı tanrıyla sizin mutlak gördüğünüz yaratıcı arasında fark yok hatta üstün! özellikleri dahi var. şimdi bu durum düşünce üretme mi oluyor? yoktan var etme değil mi?
karşılıklı konuşmak lazım sizinle. ciddi olup olmadığınız konusunda şüphelerim var.
insan toprak olayı…
Sayın ennteresan ;
Öncelikle sizde böyle bir düşünce oluşturduğum için özür dilerim. Ama bu durumu nasıl ifade edeceğimi bilemedim.
Bu bir dil özelliğidir. zenginliği gösterir. 2 veya 3 anlamı içeren kelimeler kullanıldığında düşünceler daha kolay anlatılabilir.
Bazende “Nasıl”, “Neden”, “Niye” kelimeleri birbiri yerine kullanılarak anlamları yok edilir.
Amaç yalnızca keskin sınırları olan bir kelime iken, Nasıl ile beraber kullanılmak suretiyle, bilinçsiz seçimler içinde kullanılarak,
kendi anlamından saptırılmıştır.
Aynı şekilde Nasıl, Neden ve Niye kelimeleri karıştırılarak içinde Amaç içeren bir anlama barındırmaması sağlanmıştır.
Niye kelimesinin içerisindeki amaçla, Amaç kelimesi birebir aynı değildir.
Amaç kelimesi daha çok statik canlı olmayan, mekanik anlamda kullanılırken, Niye kelimesi içerisindeki amaç daha duygusal ve canlıdır.
Birisi bir faydayı kastettiği hlde diğeri daha çok bir istek ve dileği anlatır. Birisi fizik kuralı gibi çalışırken, diğeri insana aittir.
İşte siz dili bu kadar kısırlaştırırsanız anlam dünyanızda makinelerinki gibi olur. (siz derken özel olarak sizi kastetmiyorum. bakın burada da bir anlam kayması var, Anlaşmayı önleyen, )
Mesela Neden karşılıklı konuşmak istediniz ?
Mesela Niye karşılıklı konuşmak istediniz ?
Mesela Ne amaçla karşılıklı konuşmak istediniz ?
Yukarıdaki cümleler aynı şeyi söylüyor gibi duruyor ama hiç birisi düşüncelerimi tek başına ifade etmeye yetmiyor. Beden dilini de görmek istiyorsunuz. Çünkü bir makine değilsiniz. İnsansınız. Duygularınız var. Hakaret, nefret, sevgi, saygı gibi kelimeler bir makineye hiç bir şey ifade
etmez. Ama konuşurken ve düşünürken kelimeleri bir makinenin kullandığı gibi kullanmak istiyorsunuz. Bu fıtrata aykırı bir durum.
İnsan maddedir, madde atomlardan ve moleküllerden oluşmuştur. Bunlar toprağında hücrelerinde ham maddesidir. Bunlar hücreleri meydana getirir., bunlar kas gruplarını oluşturur. bunlar organları, vücut kısımlarını vb vb. cümle şu şekilde kurulsaydı yanlış olur muydu ya da farklı olur muydu bir altındaki cümleden..
İnsan Maddeden yaratılmıştır
İnsan Atomlardan yaratılmıştır
İnsan Moleküllerden yaratılmıştır
İnsan Topraktan yaratılmıştır
İnsan Hücrelerden yaratılmıştır
İnsan kas gruplarından yaratılmıştır
İnsan organlardan yaratılmıştır
İnsan Vücut kısımları ve sistemlerinden yaratılmıştır
Bu cümleleri sizin kullandığınız gibi kullansaydı sizin söylediğinizden farkı olur muydu.
Yaratma aynı zamanda örneksiz yaratmadır. Toprak yaratılmıştır. İnsan yaratılmıştır. İnsan diye bir varlık hiç yokken yaratmıştır. Ama bunu daha önce yine örneksiz olarak yarattığı Topraktan yaratmıştır. Toprağı da yine örneksiz olarak Maddeden yaratmıştır. Maddeyi de yine örneksiz olarak yoktan yaratmıştır.
Şimdi bakın yarım sayfa yazı yazdım hala düşündüğümü tam olarak anlatamadım.
Bunca cümle yerine Allah insanı topraktan yaratmıştır dediğinizde , yaratma kelimesinin içerdiği anlam gereği yoktan yani örneksiz veya öncesiz olarak, yaratmayı anlatmış olurum. Hemde Toprağa verilen özel önemi göstermiş olurum. Merkezi bir nokta olması sebebiyle toprak, tüm bu anlamları içerebilecek bir konumdadır.
Özetle hem fiziksel olarak hem de örneksiz olarak yoktan var etmiştir Allah; İnsanı..
Madde yoktan var olmuştur; insan için toprak ne ise , Madde içinde Toprak yokluktur.
Manalarından biriside bu olabilir mesela o ayetin.
Uydurma iddialarınızla ve basit düşüncelerinizle Peygamberimize (S.A.V) Bühtan etmeyiniz.