Morarmış Duygular

Mor bir gecenin ağırlığı üstümde
Mor mor halkalar oluştu gözlerimde
Mor bir battaniyenin altında
Mor bir gecelik içinde
Mor yazan bir kalemin ucunda kaldım…

Mor mor harelenmiş anların, yazıların
Morumsu anlatımına bakıp
Mor düşlere daldım…

Ve, Mor bir sabaha uyur uyanık kaldım
Uyandım…

Bu nasıl bir yangın!
Mor alevler çıkaran ağzından,
Mosmor ölüm getiren celladım..

Kalktım sabahın moruna
Yürüdüm mor bir halıda üç-beş adım
Ummanında uğurladım zihnimi
Nefesimi tuttum, kalp çarpıntımı
Mor bir iplikle bağladım
Gem vurdum benliğime
Mor mor ağladım.
Bundan böyle mor benim adım.
Kendim kendime yazdım
Okudum, düşündüm morardım…

delişey,

… Başlıksız

Kendimizi tanımamızın yolu, ruhumuzu ve bedenimizi anlamak… Farkındalıklarımızın farkında olmak… Ve bu bilinçle şifrelerimizi çözebilmek…

Belki de mutluluk diye bir şey yok. Evet, evet mutluluk değil hissettiğimiz. Bu hissettiğimiz sadece motivasyonun bize bıraktığı sonuçlar ve seçtiğimiz yaşam şekli. Büyük hataları, küçükleriyle değiştirmek koşulu ile başarıyı geçici bir süre de olsa yakalayabilmek… Ama sıfır hata yok. Bu çok hayalî bir düşünce… Sıfır hata!

Ve doğru yaşama biçimi diye de bir şey yok. Doğru kimin doğrusu ve kime göre doğru? Doğru yaşama şekli için kesin bir kanıt yok, tıpkı yaşamın anlamının da kesin bir yanıtı olmadığı gibi.

Topluma uyum gösteren davranış biçimlerini benimsediğimiz sürece, doğru insan olma yetisiyle etiketleniyoruz. Parmakla gösterilir duruma geliyoruz. Peki ama topluma uymayan, kendi doğruları olan, kimseye de herhangi bir zarar vermeden yaşayan insanlar yanlış insan mı?

Yok, yok aslında bu insanlar sadece sıra dışı. Hatta hatta bunlara ruh hastası diyerek soyutluyoruz. Yani toplumsal uyumsuzluk gösteren, ama kimseye de zarar vermeyen insanları ayırıp, toplumsal yararlılığı, ruhsal sağlığın ölçütü yapıyoruz. Ve ne acıdır ki birçoğumuz bu insanları tanımadan, anlamadan izlemeleri gereken yol ve inanç şekilleri için ahkâm kesiyoruz.

Hayatın acı tatları o kadar çok ki.

Belki de bu yüzden, ara sıra üzerimize iri taneli tozşekerler serpiştirmek gerekiyor.

Ayşe’den,

Yanımda Olsan Ya!

Sen buralarda olmalıydın,
Bizim evin yakınlarında
Uğrmalıydın bize, arada derede,
Saatlerce konuşmalıydık birlkte.
Bıkmadan dertleşmeliydik birbirimizle önce,
Bir daha görüşene kadar
Bir daha özleyene kadar seni,
Ve azalana kadar senliğim
Seni, şarj etmeliydi beynim,
En sevdiğim benden uzakta
Oldu mu şimdi ama?

Keşke buralarda olsaydın.
Azıcık ileride!!
Koşarak gelebileceğim bir yerde,
Bazen bir omuza ihtiyaç duyuyorum,
İçten, sıcak, güvenli,
Ağlamak istiyorum şöyle,
Salya sümük.
Islatmak istiyorum gömleğini,
Kollarını veyahut…
Bazen ama her zaman değil,
Kötülüklere yenildiğimde (!)
Sevinçten delirdiğimde (!)
İşte o zamanlar sen buralarda olmalısın,
Yanımda, yanıbaşımda…
Çoklanmalıyız birlikte…

Ayşe ÖZEN,

Uçuş Ustası

Tek bir sinek bile,insanoğlunun ürettiği tüm teknolojik araçlardan çok daha üstündür. Dahası sinek “canlı”dır. Uçaklar ya da helikopterler bir zaman kullanılır, sonra çürümeye bırakılır. Sinek ise kendisinin benzerlerini üretir.

Nerden geldi aklıma şimdi bu “sinek” meselesi :))

Bizim ofisin kedisi var ya hani “fıstık hanım” uykusundan ve bizimle didişmesinden geri kalan zamanlarını sinek avlayarak geçiriyor. Ve sineklerle konuşuyor resmen. Dikkatimi çekti inceledim. “Sinek işte sinek neyini inceledin?” diyenler var duyuyorum. Evet sinek işte ama o sineğin yüzünden bu gün kocaaa ilim, bilim adamları araştırmalar yapıyor. Misal birisinin adı Michael DICKINSON. Adam işi gücü bırakmış bildiğin kara sinekle kafayı bozmuş:) Kendi söyleminden “Karasineğin aslında uçucuların en yeteneklisi olmadığını, uçuşun piri helikopter sinekleri” diyor. Bu kadar iç içe sinekler dünyasıyla yani…

Eee o inceler de ben durur muyum? Hemen ne var ne yok okunacak, incelenecek sinekler hakkında bakındım sağa sola… İşte en çok ilgimi çekenleri paylaşayım dedim Sonsuz Us ta iyi mi:)

Sineğin en iyi yaptığı şey uçmak. Yakın dönemde İngiliz araştırmacılardan oluşan bir ekip, karasineğin yeryüzünün en yetenekli “uçuş ustası” olduklarını ve bu konuda rakip tanımadıklarını belirtti. Bir karasinek saniyede altı ayrı hareket yapabiliyor ve bu konuda, herhangi bir kuşu, yarasayı ve de bal depolarımızı oluşturan sevgili arıyı geride (epeyce hem de) bıraktığını belirtiyor. Havada asılı kalabiliyor, dümdüz aşağı-yukarı ya da geri ileri uçabiliyor hatta parendeler atıyor, tavana konuyor ve bunların dışında bir çok manevra sergiliyor… Üstelik susam tohumundan daha küçük bir beyne sahip…

Uzmanlar ve mühendisler, beyni bu denli küçük olan bir canlının, bunu nasıl yapabildiğini öğrenmek istiyor. (valla ben de öğrenmek istiyorum. Kocaman beyni olanlar bırak uçmayı, yürümeyi bile beceremezken)

Bay Dickinson’ın laboratuarında araştırılan bu konunun, aslında çok önemli bir olaya hizmet etmesi bekleniyor. Şöyle ki; mühendislik sayesinde bir sineği inceleyerek, deprem bölgesi ya da maden ocağı göçükleri gibi, tehlikeli bölgelerde keşifler yapabilecek bir robot geliştirebilmek.

Araştırmaların sonucunda, sineklerin hiç bir şeye çarpmadan uçabildikleri, 90 derecelik dönüş gibi manevraları, görsel ip uçları ve gövdelerinin arka bölümünde bulunan jiroskop (uçak, uydu ve gemileri yörüngede tutan alet) görevi gören iki denge organı sayesinde başarabildikleri ortaya çıktı. Sineklerin manevra için yalnızca bir düzine kası olmasına karşın, bu kaslarda çok sayıda algılayıcıya sahipler. Hatta rüzgara duyarlı kıllara ve antenlere de sahipler. Başlarının üzerindeki üç değişik algılayıcı sayesinde yukarı aşağı ileri geri v.s komutlarını ayırt edebiliyorlar ve kusursuz hareketleri buradan kaynaklanıyor.

Sanırım sinekleri incelemek, farklı bir gezegene gitmek gibi bir şey…

Ayşe ÖZEN
Kaynak: National Geographic