Şeytan Sofrası

Mavi, parlak düz bir zemin, özenle düzeltilmiş yatak çarşafı bu gün deniz. Sonsuz gökyüzüne motif motif aplik edilmiş beyaz bulutlar geçiş törenini bitirmek üzere. Güneş kocaman bir avize, sarı ışıklarını tüm bitki örtüsünden esirgemeden yeryüzüne sunuyor… Olabildiğince figürü içinde barındıran muazzam bir tablo karşımızda gördüğümüz. Yunanistan adaları sıra sıra önümüzde dizili uzansam tutacağım. Harika bir manzara…

Eyvallah, selam olsun tüm yeryüzü…

Ayağımızın altında büyük badireler atlattığı her halinden belli irili ufaklı kaya parçacıkları. Nazikçe düzenlenmiş ve gerektiği kadar uslu patika yolun arada ufalanan toprağında yürüyoruz. Hangi yönden ilerlersen ilerle vardığın yerin bitim noktası uçurum. Korkutucu değil benim gözlerimden bakınca bu yükseklik. Aksine huzur veren bir derinliğe şahit olmaya olanak sağlayan bir boşluk ayaklarımın altı.

Oldukça sıcak geçirilen, bitmeye yüz tutan yaz günlerinin ardından koşar adım geliveren sonbaharın tüm ihtişamı var burada bu gün. Yerde birbiriyle adeta yarışan karıncaların görüntüsü, kış hazırlıklarına son rötuşlarını yaptıkları izlenimini uyandırıyor.
O da ne? Bal sarısı gözleriyle bana bakıyor, bıyıkları neredeyse kulaklarına dek uzun!! Kıvrılmış bir köşede akşamüstüne özel makyajı ile meşgul. Pek umuru değil gibi gelen giden konuklar. Arada bir başını kaldırıp olan bitenden de haberdar olmak arzusu var içinde. Meraklı!!! Adını sordum çay servisi yapan garsona Mıcırmış adı. Mıcır!!

Rüzgarın doğaya sunduğu serinlik ağaçların dallarıyla ve çevredeki tüm bitkilerle dans etmekte. Sanırım bu gün rüzgar tüm ağaçlar ve bitkilerle anlaşma imzalamış, mis kokularını bizlere ikram etmek üzere. Rüzgarın kulaklarımızda fısıldayıp tenimizde hissettirdiği bu durum sarhoş edici nitelikte. Bu bölge yaz kış yeşilinden pek ödün vermeyen çoğunluğu zeytin ağacından oluşan bitki örtüsüyle bezeli. Selam olsun dallarınızda barındırdığınız kurda, kuşa böceğe… Her şey mükemmel, her şey huzur verici…

Eyvallah yeniden, saygı duruşum bu bölgede masumiyetini koruyabildiğimiz doğaya…

Hepimiz merakla gün batımını seyretmek için toplandık bu tepede bugün. Güneş kızımızın yakıcı kavurucu halini akşamın efendisi oğlumuz Ay’a teslim edişini izlemek için buradayız. Bu devir teslim töreninde pek çok kez bulunmama rağmen, aynı heyecanlı bekleyişle buradayım.

Sönmüş volkanlardan geri kalan bir tepenin sofraya benzer kısmıdır burası. Tam uç noktasında kocaman bir ayak izini andıran şeklin ise Şeytana ait olduğu düşünülmüş her nedense! Efsaneye göre civarın köylüleri kendi aralarında sohbet muhabbet etmek üzere bu tepeye çıkar ve eğlenceli vakit geçirirlermiş. Gel zaman git zaman içlerinden sivri zekalı biri bu güzelliği maddiyata dönüştürme düşüncesiyle burasının şeytana ait bir sofra olduğunu ve ayak izini bile bıraktığını tüm çevreye yaymış. Bu haberi duyan meraklı insanlar görmek isteyince de turizme açılmış bir şekilde. Sonuç olarak gün batımının seyre doyulmaz manzarasını izlemek için en güzel yerlerden biridir bu tepe. Burası neresi mi?

Ege’nin yakut yörelerinden biri Ayvalık – Cunda. Bulunduğumuz yerin tam adı

“Şeytan Sofrası”

Ayşe Özen,

edepsiz şiir

At gözlüğü takmaktan vazgeç!

Bilinmeyenden çekinmek adettendir,

Bilinenleri denemekse boşa vakit kaybetmek…

Gizli hazineleri bulmak var ya,

İşte o bir muamma…

Eskiden kendimi dara sokar,

Bunalırdım, daralırdım.

Şimdi bir çoğu gibiyim, gibisin.

Hayat teşekkür mü etmeliyim sana yoksa?

En küçük zerrene sövmeli miyim söyle…

Ben senin canına okurdum amma,

Şimdi abdestli değilim…

Saldım çayıra, Mevla’m kayıra moduna soktun ya beni;

Helal olsun sana…

Herkesi anlamak,

Herkes tarafından anlaşılmak,

Değil elbet niyetim…

Lakin,

Başıma huniyi takasım var!

Ayıp şeyler yapasım var!

Gidip gelip rüyalara,

Yorgun argın yatasım var…

Kırkından sonra azanları,

Teneşir mi paklar?

delişey,

Var da var…

Hükmü geçmiş sözler var
Kulağa çarpıp geçen…

İhtimallerin kıyıları var
Sevgilere can suyu…

Karanlıkta usulca gelmeler var
Usulcana, kimsesiz…

Sessizliği yırtan sesler var
Alt üst eden geceyi…

Kaçışlar var, gidişler var
Dönüşlere mecbur…

Aşklar da var, âşıklar da
Kaybetmek için ilk sevgiliyi…

Akşamların utanmaz çıplaklığı var
Gündüzlerin arsız sabahlığını giyen…

Sen de varsın, bir de ben…

Bir de şu var;

Dudakların gelince aklıma
Buluyorum seni el yordamıyla…

delişey,

… avuç dolusu kelimeler,

eyy, avuç dolusu uyuz kelimeler nerdesiniz?

berraklığı uzaktan görünen yüreğim!!!

ne oldu da bulandın?

bana kalırsa o güzelim umudum,

taş yığınlarının arasından

filizlenmeye çabalayan o yeşilimsi fidanın

sonsuza dek ağaç olamayacağını

toprakta doğamayacağını

kimsenin yüreğinde kök salamayacağını

çok iyi biliyor…

o sadece küçücük bir umudun uzantısı

insanı heyecanlandıran kalp atışlarının

yavaşlayan ritmi

duygulara kafa tutamayan zaaflı yanımdı…

hepsi bu kadardı…

yabancı bir sertlikti

acısını hissedemediğim

benim kronik kanserim…

delişey,