Koca Kız Olmak!

Koca bir çocuk yüreğim,
Saçları iki melik, umut gözlerde,
Kaygısız, tasasız geziyoruz pazarda,
Evdeki pazar filesine şeftali dolduruyoruz…
Annemin eli sımsıkı elimde,
İp atlıyorum evin bahçesinde, pazardan dönüşte…
Sonra ipi bırakıp, elime taş alıyorum çiziyorum betonu,
Bahçedeki betonda sek sek oynuyorum,
Tek ayak üzerinde zıplıyor hopluyorum,
Sek sek oynuyorum…
Bir, iki, üç, dört ve beş! İşte iki ayağım yerde nefes alıyorum,
Altı, yedi, sekiz, dokuz ve on! Hop tersine dönüyorum.
Zaman, insana vermekte güçlük çektiği,
O masumiyeti istiyor benden geri…
Bir, iki, üç, dört, ritim aynı,
Altı, yedi, sekiz, dokuz, tersine zıpla hamle yap,
Dön hayata yeniden…
Her dönüşte yaşama bir kertik daha,
Her dönüşte hayatta çizikler oluşuyor,
Her sekişte zıplayan göğüslerim acıyor…
Tanrım! Bana ne oluyor!
Sesler var kulağımda çın çın çınlayan…
“çok ayıp, otur artık, koca kız oldun!”
Oysa, daha on üçünde yokum…
On üçünde koca kız!
Artık örgü örüp dikiş dikiyorum.
“Koca kız oldum” desek de,
Aklım hala bahçedeki seksekte…
Masumiyet hep kırmızı renkte!!!
Çocukluğumuz, büyüklerin ellerinde…

Ayşe…

Keçiler ne şekilde kaçar!

Kendine inanmış biri olarak, beni tutuklamayı kes toplum. Beni tutuklama, bırak da ben kaçayım!!! Şu ezici bakışları çek üstümden toplum. Şu yargılama durumuna bir mola ver ve düşün, veyahut yok et şu sistemi yaaa, lütfen! İlk defa mı karşılaşıyorsun sanki benim kadar sana uyumsuz biriyle? Ne olmuş yani; geleneksel toplum kurallarını çiğniyorum diye, ağır ağdalı ahlak takıntım yok diye, dinin talimatı dışında yaşama isteği taşıyorum diye beni infaz mı etmen gerekiyor toplum??? İstemediğim bir ilişki yörüngesinde dolaşmam mı gerekiyor. Sevmediğim bir insana itaat mi etmem lazım? Benden bağımsız, benim menfaatimi korumayan bir sisteme boyun mu eğmem gerekiyor? Ne diyorsun sen, ne diyorsun toplum? Sağlıklı ilişkiler mi dedin toplum? Sosyal hayatta uyum mu dedin? Yahu ben bilmiyor muyum dönüp duran dolapları bu anahtar kelimeciğin içinde (sağlıklı…)?

Hangi sağlıklı ilişkiyi göstereceksin bana? Toplumun en sağlıklı ilişkisi nedir? Aile dediğimiz toplumun yapı taşı bile oyun düzen içeren bireylerden oluşuyor çoğu kez. Ben senden korkuyorum toplum!!! Kadın olduğum için biraz daha fazla korkuyorum! Ne hukuk sisteminde, ne medeni kanunda, ne anayasanda bahsettiğin hak hukuk sadece göstermelik biliyor musun? Ben biliyorum ama, bilmekten öte yaşıyorum…

Dağdaki çoban keçileri otlatırken uyumuş, keçiler susamış ve su aramak için yola koyulmuş. Çoban uyanıp ta keçileri göremeyince köye doğru koşmaya başlamış ve feryat etmiş “keçileri kaçırdım, keçileri kaçırdım…” . Bir süre sonra ortalık birbirine girmiş, eee keçilerin değeri çobanın canından fazla! Köyün ağasından çekinen çoban, keçileri kaçırdığını söyleyerek dağa doğru kaçmış ve bir daha dönememiş bulunduğu yere. Susuzluğunu gideren keçiler ise bir süre sonra bulundukları her zamanki alana teker teker gelmişler. Ahali keçilerin yerinde olduğunu görünce, aslında çobanın keçileri değil, aklını kaçırdığı konusunda hemfikir olmuşlar…

Ben biliyorum, sağlıklı bir toplumda nasıl birey olunur. Bunu yaşamak ve model olmak istiyorum ama bir bakıyorum ki; keçiler yok ortada!

Delişey,

Yine Kendim…

Nereye gidersen git
Dönüp dolaşıp döneceğin yerdir
Kendin…
Bir yazının kıyısında,
Bir hayalin ucunda,
Bir durumun avucunda gezinsen de,
Kendine dönersin yine…
Düşersin kuyuya kendin,
Çıkarsın düzlüğe kendin,
Bahanedir uzatılan dal,
Kuyuya sallanan ip!!
Yine kendinlesin,
Nereye gidersen git…
Ahkam kesen insanlar
Sarıverir etrafını,
İyi bir tesadüf bulaştırır sana..
“gülümse” derler,
“yaşa” derler, önüne akan yaşamı.
“kaderini sev, ona güven” der bir kaçı…
Bilmezler unuttuklarını,
Hatırlamazlar gerideki zamanı…
Sadece ahkam keserler,
Sev hayatı!!!
Gitmiyorum buradayım.
Ne karanlık geceye,
Ne kuytu köşeye,
Ne ıssız sessizliklere..
Burada, tam burada
Kimsesiz kaldı çağlayan şelale…
Artık suya da kapadı kendini,
Ne açan güne, ne kapanan düne
Tanıdık ta değilim,
Yine kendim, yine kendim..
Ben anladım,
Kimsesi yok kendimin..

delişey,

Yoklaşmak…

Olsa olsa eşsiz bir ustayım ben,
Bir sanattır her seferinde ölümün varlığınla dans edebilmek!
İnce ince işleyerek örüyorum dantel gibi seriyorum düşünceleri,
Her yere buluyorum, her defa ölmeye adım atıp
Geri dönüyorum…
Yaşamımda derinleşen çatlaklar oluştumu,
Kirli bakımsız insanlar zihnime yapıştımı,
Küsümsenmeyecek bir arzu hissediyorum ölüme…
Bir sakin caddenin sokağında bir kuytu evde
Bir kuytu evin parmaklıksız hapishanesinde,
Ağırlaşan ağdalı gecenin sessizliğinde,
Gidiyorum, gidiyorum, gidiyorum…

delişey,

Antenli Tür!

Son günlerde dikkatimin odağına aldığım bir durum var. Evden çıkıp işe gidene kadar ve işten çıkıp eve dönene dek çevremde sıkça gördüğüm antenlerinin uzantıları yukarı değil, aşağı bakan garip bir tür!!! Bazıları bu antenlerin bağlı olduğu ışık saçan bir kutucuk çıkartıyor çantasından, cebinden kurcalıyor. Elinde tutuyor bu kutucuğu kimileri tuşlarına basıyor. Başta tek tük idi bu görüntü, sonradan çoğaldı, şimdilerde ise bu anten ve kablo ikilisini kullanmayan kalmadı. Antenin ucundaki düğmelerin kulağın içine geçiriyor olması kulak için bir sakınca oluşturur mu diye geçti aklımdan, zira kazara bu düğmeyi çıkardıklarında kulaklıklarından bangır bangır ses çıkıyor.

Şimdi kullandıkları nesnelerin sorumluluğunu da taşır kişi düşüncesiyle, uğrayacakları zarar konusu kendilerini ilgilendirir diye düşünüyorum. Benim merakımı cezbeden asıl soru şu

“bu antenli türün bunca çoğalma sebebi ne olabilir? “

Sürü psikolojisi mi?
Merak mı?
Algıyı kapamak mı?
Keyif mi?
Ya da ne?