Şehrimizin en önemli kişiliklerinden olan Yunus Emre hakkında gördüğüm bu yazıyı, Yunus severlere aktarmak istedim.
Eski Kültür Bakanlarımızdan, Yunus Emre’nin şiirlerini İngilizceye çeviren Talat Harman “2018, Yunus’un doğumunun 777’nci yıldönümü olacak. O yılın tümünü yunus jübilesi olarak düşünüp önümüzdeki sürede yoğun ve yaygın Yunus çalışmaları düzenlemeliyiz. Kimliğinin araştırılması, belge taramaları, manevi ve düşünsel gelişiminin izlenmesi, halk ve divan şiirine etkilerinin saptanması, Türk kültüründeki ve Anadolu Hümanizmasındaki yerinin belirlenmesi, tüm şiirlerinin önde gelen dillere, seçme şiirlerinin de düzinelerle daha az yaygın dile çevrilmesi… Yunus’un 777’nci yılı, basit bir jübile değil, bir neo-hümanizma(yeni insacılık) dönemeci olarak düşünülmeli.” Diyor. Bu görevde Eskişehir’e ve Eskişehir’in Kültür-sanat çevresine düşmektedir.
Yunus Emre’nin kimliğinden başlayalım.
Yunus Emre Hicri 638-720 yıllarında yaşamış, kabrinde ve araştırmalarda böyle yazıyor. Miladi yıl olarak 1239-1321 yılları. Mezarı da Porsuk’un Sakarya ile buluştuğu,Eskişehir’de Mihalıççık ile Sivrihisar arasında Sarıköy’dedir. Dergahında piştiği Taptuk’un mezarıda o civarda, Narlıhan’da olduğuna göre Yunus’un doğup büyüdüğü yerde Eskişehir- Sarıköy’dür.
Molla Kasım’dan kurtalırmış, bir divanı, bir de “Risaleti Nushiyye” adında öğütler kitabı diye 5754 dizelik iki eseri vardır. “Cennet cennet dedikleri/ Bir ev ile bir kaç huri/ İsteyene ver onları” dizeleri nedeniyle şiirlerinin 1542 yılında Kanuni’nin Şeyhüslislamı Ebu Şuud Efendi’nin fetvasıyla okunmasının ölüm cezasıyla yasaklandığını, ta 1917’de Fuat Köprülü’nün araştırmasıyla tanıtmasına kadar bu yasağın sürdüğünü, insanımızın Yunus Emre’yi bu ilahileriyle, türkülerle bizlere ulaştırdığını biliyoruz.
Peki, şimdi; sanatın bir çok akımları yaratıp, geri de bıraktığı modern çağ denen insanın yaratıcılığının, estetik değerlerinin, yaşantısının değiştiği günümüzde Yunus Emre ile insanımızın buluştuğu yer neresi? Dünyanın küçüldüğü yerde Goethe, Dante, Shakespeare ile insanlığın şairleri arasında bulunan hatta onları söylediklerini onlardan yüzyıllar önce söylemiş Yunus Emre’nin yeri sadece Türkiye mi, bütün dünyamı olmaı? O zaman önce Yunus Emre’nin kimliğini ortaya koymamız gerekir. Ünlü karikatür ustamız Beytullah Heper’in karikatüründe Yunus Emre’yi konuşturduğu gibi Yunus Emre derviş mi, hoca mı, Şeyh mi, evliya mı, Şair mi, Edebiyatçı mı?
“Yunus Emre’nin düşünceleri siyasal çıkar doğrultusunda saptırılıyor” diyen Metin Ersan’ın dediği gibi “Yunus Emre, sevgi insanı değil, düşünce insanı mı?”
“Bir akıl, bir bilge, bir düşünce, bir bilgelik, bir karşı koyma, bir başkaldırı insanı mıdır? Büyük bir düşünür ve büyük bir yaratıcı mıdır?”
Yoksa “üstünde abası, elinde asası, başında acayip bir külahla dağlarda dolaşan Derviş Yunus imajının yanlış olduğunu” belirten Nezihe Araz’ın dediği gibi “gerçek bir Anadolu Türk Aydını” mıdır?
Doğan Aksan’ın sorduğu “Söyledikleriyle mi, olanı söyleyişiyle mi?” Neden büyüktür Yunus Emre?
Yabancı bilim çevrelerinin “Yunus Emre, yalnız sizin değil hepimizindir” derken. Bazılarımızın dediği gibi “Yunus Emre diye biri yaşamadı da şiirleri Aşık Paşa, Said Emre gibi başkalarının yazdığı şiirler mi? Yoksa Yunus Emre, mezarı şurada mı, burada mı?” Ömrü boyunca sofuluk (softalık) ile Sofilik arasında gidip gelmiş” biri gibi, Talat Harman’ın sorduğu “acaba”larla mı arayıp duracağız.
“Yunus Emre’nin kimliği imamlığa özenenlerce mi? yoksa gerçek aydın, bilim adamları, araştırmacılarla mı ortaya konulacak?”
Önce bunu halletmeliyiz. Yunus Emre kim?
Yunus Emre’yi evrensel sanat ortamına taşımazsak, taşıyamazsak ona ve ulusumuza en büyük kötülüğü yapmış oluruz…
sakarya-02.10.08