Çok zaman önceydi. O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu.
İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı.
Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.
Derken zaman diye üç parçalı bir şey İcat etti insan.
Bir parçasına dün dedi, diğer parçasına bugün, öteki Parçasına da yarın. Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu.
Dünü düsünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı. Farkında olmadan rezil etti bu gününü. Oysa yarın, Bugüne dün diyor,
Dünde bu gün için yarın diyordu.
Bir türlü beceremedi.
Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne
yapıştı.Bu günü eline yüzüne bulaştırdı…
Mutsuz oldu insan. Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı;
Ama bugünü hiç yaşayamadı.
Ne yarın
Ne de dün!
Yazar: statik
STATİK TEORİSİ
% 10 Beyin kapasitesi ile, daha kim olduğumuzu, nerden? ve niye? geldiğimizi anlayamadan kıyameti koparmazlar endişe etmeyin..(kıyamet senaryolarına göndermedir) ne zaman ki rahatsızlık verecek düzeyde gelişme sağlayan dünya yaratıkları oluşur, o zaman ciddi ciddi kıyamet-i düşünürler.. bunlar kim mi?.. hele bi kapasitemiz % 20’ye çıksın, onlar hakkında da bilinmeyenleri bilir oluruz evelallah..
Enteresan olan; bu kadar düşük kapasiteli, ilkel bir mekanizma ile bilinmezleri ve evreni çözmeyi başarmada, sanki çok büyük yollar katedilmiş gibi kendini avutanlar ve etrafını da avutmayı marifet sayan kelime üreticilerinin, kendi kapasitelerinin farkında olamamaları veya bu farkındalığı kasıtlı olarak kapatma çabaları..
Algılama ufkumuzu “sonsuza” kadar açalım diyoruz, bu bizim “sonsuz” dediğimiz; 1GB’lik data dan daha fazla değil ki..kalanı nereye sığdıracağız? demekki, sağlam dediğimiz eldeki verilerle şu an, biz doğmuş çocuğun meme emme dönemini geçirmekteyiz. Bu emme süresi kimimizde 3 ay ise(takip edenler,ilgilenenler), kimimizde 3,5 aydır(bilim adamları)aradaki fark sadece bu kadardır.
Aradaki fark bu kadar olunca, bende kendi düşüncelerime teori üretebilir hatta adına “STATİK TEORİSİ” bile koyabilirim..şimdi “3,5 aylıklardan” ses seda gelmese bile, “3 aylıklar” feryat figan bu da ne demek?, hangi bilimsel verilerle konuşuyorsun? her önüne gelen teori koyamazz!! falan, diye sorgulamaya alabilirler;))
Bunları yazmaktaki amacım, teori(düşünce) üretenlerin, ürettiklerine sıkı sıkı sarılarak başkalarının teorilerini(düşüncelerini) küçümseme, yok sayma veya adına ne derseniz deyin, bir takım felsefelere karşı çıkmalarıdır. Bu bağlamda, teori ufkunuzun hiç bulutlanmaması temennisi ile diyorum ki.. ATIŞ SERBEST..
Tek şartla; Karşındaki kadar, sende attığının farkında ol..
Sonra Ne Olmuş ?..
Buyrun “Jean Paul Sartre”nin ünlü öyküsüne…
Bir romanında iki ayrı kişiliği irdeler…
“Pierre”, ülkesinin özgürlüğü için çaba gösteren isyan kuvvetlerinin lideridir.
Karşı tarafta ise bir kadın, adı “Eve…”
İşgal kuvvetlerinin yüksek rütbeli subaylarından birinin eşi. Üstelik çok zengin.
Kocası da kendisi gibi haris, hırslı, baldızına göz koymuş biri. Bunun için karısını bile öldürmeyi kafasına koyar.
Nitekim, düşündüğünü de yapar ve “Eve”yi zehirleterek öldürür…
Aynı anlarda da “Pierre” bir casus tarafından vurulur.
Her ikisi de öteki dünyadan olanları görmeye başlarlar.
“Eve” kocasının kız kardeşini iğfal etmek üzere olduğunu gördükçe bağırıp uyarmaya çalışır ama, nasıl duyursun!
“Pierre” de, kendisini öldüren casusun yerine geçtiğini ve arkadaşlarını da tuzağa düşürmek üzere olduğunu gördükçe deliye döner!…
Bu iki gencin durumunu görenler, kendilerini tekrar dünyaya göndermeye karar verirler.
Ama önemli bir koşulla:
“Birbirlerine büyük bir sevgi ile bağlanacaklar…”
İkisi de hemen kabul eder ve 24 saatlik bir sınav için yeniden dünyaya gönderilirler.
Dünya’ya gelir gelmez de……..
sonra ne olmuştur sizce?