Sohbetlerde tercihiniz doğruyu söylemektense, başkalarının sizden hoşlanmasını sağlamak oluyorsa. Karşınızdaki memnun etme arzunuz yüzünden saçma esprilere gülüyorsanız. Tanımadığınız insanlara karşı, otelin zengin müşterilerine selam verirken onlara yaranmaya çalışan bir kapıcının yılışık tavırlarını takınıyorsanız. İstisnasız herkes tarafından sevilmeyi istemek gibi hastalıklı bir arzudan kaynaklanan o salyalı coşkuyu yaşıyorsanız. Bir topluluk içindeyken, çoğunluk tarafından kabul gören fikirleri sorgulamaya kalkmıyorsanız. Alanlarında otorite olmuş kişilerin onayını almaya çalışıyor, onlarla karşılaştıktan sonra da acaba beni beğendiler mi diye endişelenip duruyorsanız. Gümrük kontrolünden ya da polis arabalarının yanından geçerken, üniformalı memurların sizin için iyi şeyler düşünmesini istiyorsanız gizliden gizliye.
Beğenilme arzusu hastalığına yakalanmışsınız demektir.
tedavisi neymiş ?
Anafranil , once gunde 1/4 tablet ile baslayip yavas yavas arttirilir . iyilesince ayni sekilde yavas yavas azaltip kesilir 😛
bi de günde 1000 defa ‘ben degerliyim’ olumlaması yapsın hastamız 🙂
Belki bu yazdıklarım da benim beğenilme arzumdur, kimbilir?
Makyaj yapan, bakımlı kızlar, kadınlar beğenilme arzusu hastalığına (bah) mı tutulmuş?(Bence hayır.)
Öylese çarşafa giren kadınlar daha sağlıklı (bah) diye bir dertleri yok. (Bence hayır, çarşaflı bile olsa her kadın en azından bir erkek tarafından beğenilmek ister)
Erkekler de temiz giyinebilir, ancak neden az çok bir renk uyumu yapmak gereğini hissediyoruz? Yine bah’mı var ortada? (Bence alışkanlık veya sanatsal birşey bu.)
Yazdığımız yazılarda düzgün türkçe kullanmaya çalışmak, espri yapmak, konuya farklı bir açıdan yaklaşmak yine bah sendromu mu? (Bence değil insanın doğasında yaptığı bir işi özenerek yapmak olabilir veya basit bir alışkanlık.)
Deli, çok güzel bir konu bulmuşsun, hoşuma gitti, ama ben de deli gibi dağıttım konuyu.
Kimbilir belki de hepimiz hastayız.
Artık psikolojik ve psikyatrik rahatsızlıkların, doğal seleksiyonun oyunları olduğunu düşünmeye başladım. Yani bana öyle geliyor ki, aslında hasta demek güçsüz olduğunuzun işareti demektir.
Mesela yazıda bahsedilmiş, beğenilme arzusu falan… Ya, beğenilmek istemeyen biri var mıdır? Biri çıkıp ben varım desin isterse inanmam. İnanmam kardeşim, yıllardır gözlüyorum, olamaz, bu kadar açık yanılmış olamam. Hasta etiketi yemek bence güçsüzlükten ve elekten aşağı düşme sinyallerinden başka birşey değil.
Çünkü niye?
İnsanda varoluş özden önce gelir efenim. Hey gidi sartır…

İçten bir gülümsemenin bu denli acı doğurucağını düşünmek daha hastalıklı geldi bana… Hele insanlar daha bebekken gülüp iletişim kurmaya heves etmişken, aniden bir kavram doğurtup bu kavram üzerinden basitleştirilen insan doğasının normallerini eleştirmek bana oldukça sıkıcı geliyor.
Tuhaf bir yazı. Ve yanlış olduğunu düşünüyorum.
Birincisi, kişiliksiz davranmak beğenilmek arzusu olarak değerlendirilmiş;
İkincisi, kibarlık, nezaket denen olgu gözardı edilmiş;
Saçma sapan esprilere gülmek, bazen karşınızdakini rencide etmemek için de olabilir. Ama eğer samimi arkadaşınız ya da yakınınız ise en kısa zamanda onu uyarmalısınız. Ve sokağa çıktığınızda, ya da bir ortama girdiğinizde tanıdığınız/tanımadığınız kişilere gülümseyerek selam veriyorsanız bunun adı da beğenilme arzusu değil nezakettir.
Üçüncüsü, yalakalık yine beğenilme arzusu olarak değerlendirilmiş;
Dördüncüsü, Kendini değerlendirme, hangi seviyede olduğunu anlama ihtiyacı beğenilme ile karıştırılmış;
Alanında otorite olmuş kişilerin onayını, otorite oldukları konu ile ilgili bilgileriniz ya da çalışmalarınız ile alabilirsiniz ancak. Sizi beğenip beğenmemeleri sizin o konudaki seviyenizin göstergesidir.
Ha, hastalıklı olarak bir beğenilme arzusu var ise, aşağıdaki cümleler buna örnek olabilir;
Dediğim gibi, “beğenilme arzusu”nun açıklanması gerekiyor.
Parçuket’in “beğenilmek istemeyen birisi var mıdır?” sorusunun cevabı ise kim ya da ne tarafından beğenildiğimize bağlı olarak değişebilir diye düşünüyorum:)
böyle yazıları okuyunca hemen kendimi sorgulamaya baslıyorum, bu yazıda bir türlü yerine koyamadıgım seyler vardı tuzla; çeviri yapmış gibi olmuşsun teşekkürler.
Kimi arzular var ki; içinde sen olursun çok aramışsındır dışarıda kapıdan girip bir sen bulursun
Kimi arzular var ki; içinde ten olursun çok görmüşsündür dışında içinden geçip son bulursun
Kimi arzular var ki; içerde sen görürsün çok gürültü vardır dışarıda içerisinde sus olursun
Kimi arzular var ki; içerden de baksan dışında da kalsan her durumda sis içinde kalırsın
Kimi arzular var ki; İçten içe dil olursun dışarısı duymaz sen konuşur sen bilirsin…
Benim önceden kadınlar tarafından beğenilme arzum vardı. Ama bu arzunun bir işe yaramadığını farkettiğimde aynı zamanda bir hastalık olduğunu da anlamıştım. Ne zamanki bu hastalıktan kurtuldum kadınlar beni beğenmeye başladı.
Bence delinin bahsettiği beğenilme arzusu kendiliğinden olan değil. Taviz verilerek beğenilmek istemek.
Olaya Gümrük kontrolü memurlari falan da giriyorsa ben buna obsesyon derim ( sen kim oluyorsun ki derseniz , “demokrat” derim:)) Anafranil konusunda ciddiyim .(tabi psikiyatr kontrolu ile).
Mitik olarak ise; yabanci donanimla, ucucular ile ,zihnimizle , egomuzla nasil basedecegiz konusuna geliyorum.
Beğenilme arzusu, benliğin kendini kabul ettirme baskısıdır. Başkaları benliğimizi onaylamadığı sürece benlik beslenemez, bunun içindir ki her türlü yavşaklığı yapmaya meyillidir.
Begenilme arzusunun sağlam tedavisini veriyorum,ihlas 🙂 yani yalnızca Allah rızası için ve O’nun rızasına uygun yapmak. Kulluğun temellerinden biridir bu,seni Yaratan’ın beğenisini umarsın yalnızca. Ve ayrıca çok da “cool”bir durumdur;) tabii muhafaza etmek de önemli ihlası. Tavsiyem,Bediüzzaman’ın ihlas risalesini okumanız..Allah hepimizi tam ihlasa muvaffak eylesin,amin..
mevzu Tabi sen en iyisindir ama şunu da anla. Herkes aynı ölçüde en az senin kadar iyidir! Dolayısı ile sen hiç kimseden daha iyi değilsindir.
her iki mevzunun kaynakları arasındaki derin uçurumu görmek iyi olur. vesaire vesaire……
Vesselam…