Aslında Bilim olarak bakılan ve deneylenen her veri ve görüş maddeden öteye geçemiyor.
Neden ? Çünkü Bilim adamlarının çıkış noktaları belli. Amaç yaşadığımız madde evreni bilmek.
Mikroskoplarında Tanrıyı aramıyorlar ama, ne tesadüf dür’ki sonucunda hep Tanrı çıkıyor.
Bilimle uğraşan insanlar İlim sahibi olmuş olsalardı belki şimdiye kadar keşfetdikleri her yeni bilgide Tanrı olduğunu göreceklerdi.
Tüm inançlara sonsuz saygım var. Bu güne kadar Bilim’e inanmış, Bilim’in ışığında inanç ve felsefesini oluşturmuş insanların kuantum teorisinden sonra bir ikileme düştüklerini düşünüyorum. Maddenin enerjiye dönüşüp yok olmadığını yada enerjinin yoğunlaşarak madde olabilme özelliği yeni keşfedilmiş bir şey değil. Bunu binlerce yıl önce gerçek ilim sahibi olan bir çok varlık yazmış söylemiş. Her bir madde beden birer hologramdır yani bütünün parçaları, bu bütün, ister Tanrı olsun isterse varlık enerjisi, adı hiç de önemli değil, bizler bu büyük enerjiye bağlı ama maddeyle ayrık parçalarız. Hiç bir şekilde yok olmayacağız. Bu büyük enerjinin ( Allah, Tanrı, her ne ise ) sistemi, var olmak, var olurken de var etmek, tıpkı bizim gibi etkileşimle.
Var olmak için gözle göremediğimiz sadece hissettiğimiz Sevgi,nefret,ego,hırs,kin,akıl,vefa,şefkat,vicdan gibi olumlu yada olumsuz bir çok duygu ihtiyacımız var. Bu olmazsa olmazlarda ne yazıkki matematikle ölçülüp değerlendirilemiyor. Şimdi bu duygular matematikle hesaplanamıyor diye yok mu kabul etmemiz gerekiyor. Bilimde mantık aranıyor ise bunu yok saymak mantıklımı acaba.?
Sanırım neler olup bittiğini anlamak için O büyük enerjiye çok daha yakın olmamız gerekiyor. Maddenin de bir manası olduğunu, maddeyi mana ile anlamamız ve anlamlandırmamız gererektiğini bilmemiz gerekiyor. Ki her şeyin sonsuz ve sınırsız olduğu alemde ”” Tamam her şey anlaşılmıştır, zaten mikroskoplar, hesaplamalarda bir tanrı göstermedi demekki her şey burayla sınırlı ölünce yok olup gideceğiz ””’ düşüncesi mekanik bir düşüncedir, ruhsal düşünceyi yok saymaktır. Ruhsal düşünceyi yok saymak ise tüm maneviyatımızı yok saymaktır. İşte bu görülmeyen şeyler daha üstün çıkıyor ve bizlere Hakikati bulma yolunda ”” ben artık oldum, biliyorum ”’ dedirtmiyor, sürekli bir buldum, buluyorum, tamam bu bilgi süper kessin sırrı çözcem diyerek bizleri her an olma oluş halinde tutuyor. O’ na ulaşmak hem çok kolay hem çok zor. O’ nu yok saymak ise en kolayı. Sanırım seçim burada başlıyor.
Sevgili Sonsuz Yazar ve Okurları, benim burada anlatmak istediğim; İlim le Bilim’in aynı gibi görünsede aslında farklı olduğunu anlatmak.
tanrıyı mı bulmuşlar? kimsenin tanrıyı bulduğu falan yok beyfendi..siz hangi bilimden bahsediyorsunuz anlamadım.hiç bir ciddi bilim adamı dini ilgili en ufak bir ayrıntı dahi bulmamıştır.tanrı kavramı ilkel insanın, cocukluk cağından kalma bi alışkanlıktır..tavsiyem olgunlaşmanız ve artık gerçeği kabul etme erdemliliğini göstermeniz!
onu yok saymak değil , düşünmeden yok saymak kolaydır.ama biz düşünerek yok sayan insanlarız..siz kendinize gerçekten düşünerek mi varsaydım dediniz mi!?
Bilimin herhangi bir kaygısı olmadığını.. deney ve gözlemler yaparak gerçeklerin sistematik şekilde incelenme uğraşlarına bilim dendiğini… sanırım bu forumda bilmeyen yoktur. Genç arkadaşların bizlere bilimsel olmak ve bilimsel düşünmemiz yolunda “erdem ve olgunlaşma” dersi vermesine hiç gerek yok!!!
Maddenin de bir manası olduğunu, maddeyi mana ile anlamamız ve anlamlandırmamız gererektiğini bilmemiz gerekiyor.
cümlesi çok manalı olmuş sevgili venüs;)
Anlamlandıramadıktan sonra hangi bilim .. kime nasıl hizmet eder?? Ancak garip, manasız, ve de karanlık egoya başkalarına üstünlük taslama yanılgısı verir ki.. tek yaptığı daha çok tepki yaratmasıdır. Hangi amaçla olursa olsun kibir kibirdir.. entellektüel görüntüsü kibir olma özelliğini bozmaz. Hem düşünülmeden yazıldığını nerden çıkarır bu saf zihniyetler??
Her neyse beğendiğim bir yazı olmuş Yüreğine sağlık venüs 😉
yalancı_zerre eğer sen düşünerek inanmayan olsaydın kesinlikle hoş görün olurdu.Hoş görmeyi bile düşünemiyorsan yaratıcı ile ilgili düşünebilmen mümkün görünmüyor.Sana, düşünürken sakin olmayı öneriyorum.İnan o zaman daha sağlıklı düşüne bilirsin.
Maddenin de bir manası olduğunu, maddeyi mana ile anlamamız ve anlamlandırmamız gererektiğini bilmemiz gerekiyor.
Yukarda ki yazının onaylanması demek aynı zamanda tanrıyı da insanın anlamlandırdığı (yani var ettiği) savının onaylanması demek.
Dolayısıyla tanrı yoktur akıl vardır ve diğer parçalar.
Şu halde canu’nun bold karakterle belirtip venüsü onaylaması demek, venüsün yazısında ki tanrı varlığının insandan bağımsız ancak insanın ona ulaşadabileceği önermesini onaylaması da demek oluyor. Buna göre canu venüse ‘evet canım biz haklıyız’ demiş oluyor.
Sahiden iyi paslaşma ama gol yok.
Çünkü ortada tanrı diye bir şey yok. Tanrı diye bir şey yokmu? Çoğunluğun itimadına göre var ama akıla göre yok. Peki bu çoğunluk akılsız mı? Akılsız denilmese de akılla sorgulayabilme yetisini tam olarak kullanamıyor. Çünkü din korkudur. İnsan ömür boyu korkarak yaşarmı? Valla yaşayanlar var. Kendine işknce değil mi bu. Evet demek ki insanların bir kısmı mazoşist. Ve bu mazoşizmin içinden tanrıyı gördüğünü söylüyor. Görülebileceğini söylese olasılık üzerinden konuşmuş oluyor. Aman yaa.
Yani tek bir kale var o da insanın kendisi. E ne demeye kendi kalene gol atıp duruyorsun. Ortada rakip yok.
Bende sana katılıyorum zerrecim aslında haklı biziz. hıh. Bu sitede ikon niye yok?
Hiç..
Zorlayıcı yönlendirmeler ve öfkeyi körükleyici söylemler. Alaycı tavırlar ve iğneleyici sözler doğrularınızı savunma biçiminiz oldukca manasız.. Sn.yalancı_zerre
karşısındakini eleştiren ama kendisi hatalarla dolu olan ,
dev aynalarını kendisi için imal edilmiş zanneden bir ahmakla karşı karşıya olsanız ne yapardınız ?
düşünerek inanmayan olsaydın kesinlikle hoş görün olurdu.
Bunu tam olarak açıklayabilirmisin venüs?
İlim ve bilim aynı görünmüyor zaten. Bir ikinci husus bilimin tanrıyı bulmasına imkan yok. Çünkü tanrı, sandığınız gibi bir materyal ya da deney gözlem tüplerine sokulacak, üstünde deneme yanılmalar yapılacak, teoriler üretilip sınanacak bir varlık değil.
Bir üçüncü husus ise, yazınızda ki “tanrı” sözcüklerinin yerine “doğa” dediğiniz zaman yazının hiç bir anlam kaybetmediği gibi daha güzel bir şekle bürünüyor sevgili venüs.
Dördüncü husus ise, kuantum teorisi bilim adamlarını değil ilim adamlarını sarsabilir. Çünkü belirsiz bir evren anlayışına sahiptir. Evreni mikro düzeyde sebep-sonuç (determinist) anlayıştan çıkması herşeyin bir sebebi olmalı anlayışına biraz aykırıdır.
Malesef tanrı zar atıyor…
xenix
Elbette deney tüplerine sokulup araştırılacak materyal bir Tanrı düşünmüyorum xenix. O tüm evreni kuşatan öyle bir enerji ki varlığını bizlere her nefesimizde hissettire biliyor.
Her şeyimizle içinde bulunduğumuz bu enerjinin anlaşılması için labratuar deneyine de ihtiyaç yok, sadece hissedip düşünmek yeterli.
Benim anlatmak istediğim, Tüm varlıklarını sadece bilimin ışığında hisseden insanların duyularını arka plana itip,var olan ve hiç bir şekilde kapatılıp örtülemeyecek kadar yoğun hissedilen ruh bilgilerini görmezden gelip tek başına aklı öne çıkartmaları.
İlmin bilimden daha önemli olması burada yatıyor. Çünkü ilim var olan bütün bilgileri kapsıyor. yani sonsuz ve sınırsız.Bilim ise sınırlı. Neden ? Çünkü içinde ruh yok.
Aklıma recep ivedik filminden bir replik geldi. Bir sahnesinde kızın birine şöyle diyordu. “Açık konuşayım, pek güzel değilsin ama ruhen güzel olabilirsin ona karışmam. Şu da bir gerçek ki, ruhlar aleminde yaşamıyoruz.”
İlim ruhu kapsıyor haklısınız ama pratikte bilim kadar işe yaramıyor diyebilir miyiz?
xenix
Pratikte evet aklın önemi büyük, uygulama da devreye ruh giriyor. Uygulana bilir olmayan bilgide işe yaramıyor xenix.
Pratik = uygulamadır zaten. Ruh genelde teoride giriyor devreye. Uygulamada veya pratikte pek ruhla bir şey yapılmıyor diye biliyorum.
xenix
Doğru biliyorsun xenix. Bende zaten uygulamalı teoriden bahsediyordum.
Şimdi yapıştıracağım alıntı tartışmaya biraz katkı yapar umarım.
Özgür irade konusundaki tartışmalar felsefenin tarihi kadar eskidir. Kuantum teorisi ortaya atıldığından beri de insanlar, özgür iradeyi bu teorinin merkezindeki belirsizlik ile bağdaştırmaya çalışmışlardır. Conway “bu konuyla ilgili ilk somut kanıta sahip olduğumuz için gurur duyuyoruz” diyor.
Conway ve Kochen teoremlerinin Hooft’un teorisini çürütmediğini ve teoremlerinin sadece “Hooft’un teorisinin doğru olması halinde, fiillerimizin özgür olamayacağını” gösterdiğini belirtiyorlar.
Alıntı.”
Geldiğinde dağılan,tuzla buz olan, anlamını yitiren kavramlar..zaten din eklendiği hangi terime zenginlik katmıştır ki:) bkz:islam cumhuriyetleri(!)
Bu “GÖZLÜK” nasıl oluşmuştur…
1- Tesadüfen “DOĞA” tarafından.
2- Bir icat edeni “USTASI” vardır.
Yaptığınız alıntı daha önce sitemizde uzun uzun tartışılmıştı. Dileyen okuyabilir.
link to sonsuz.us
(Alıntıları yaparken veya yeni bir yazı eklerken, içinden bir kaç kelimeyi sitemizden aratıp olup olmadığnı kontrol edebilirsiniz)
Sevgili aron; O gözlük, malzemesi doğadan, tasarım ve yapımı insan tarafından oluşturulmuş oluyor. Malzemeyi kim oluşturuyor o bilinmiyor. Daha henüz yeniyiz malzemeciyi tanımıyor, bilmiyoruz. Kim olduğuna dair bir çok rivayetler var ama biz öyle her söylenene inanmayız. İnanmamız için bize mucizelerini göstermesi gerekiyor :))
Şaka bir yana, ben hala Tanrıyı yok sayanların duyularımızla ilgili düşüncelerini, Akıl la duyuyu nasıl kavramış olduklarını anlayamadım. Benim anlaya bildiğim şu. Bilim yaparken sadece akıl var, duygu yok,İlimle uğraşıyorsan duygu var akıl yok. Şimdi şunu soruyorum aynı anda hem duygu hem aklı kullana bildiğimiz yer neresi ? Özür dilerim biraz geç anlayanlardanım.
Saygıdeğer venüs; aslında Bilim,İlim de “AKIL” olmadan yapılamaz malum burada önemli olan madem “AKIL” olmadan hiç bir şey yapılamaz bu Akılla da duyularımızı kullanıyoruz İnsanları katagorize eden bu ikilemi ortadan kaldırmak gerekir,yani; duygusuz İnsan robot tan farksızdır,Akılsız İnsanı da yazmaya gerek yok bu durumda Evrende yanlız İnsanoğlunda var olan Akıl,duygu birlikteliğini kullanmamızı engelleyip İnsanı yanlız madde boyutunda ele alıp tesadüfün meydana getirdiği bir obje gibi görme yanlışlığından kurtulmak gerekiyor, ha İlim yapma Duygusu (maneviyat) ağır basan İnsanlarda sorumluluk yokmu tabiiki var dolayısı ile Gözlüğün ustasız olamayacağından hareketle gözlüğün meteryalini de yapan olması gerekiyor,bazısı buna “Doğa” diyebilir o zamanda İnsan ve “DUYGU” boyutunu (gözlüğü icat eden) açıklaması gerekiyor,dolayısı ile siz duygu ve Akıl yazmışsınız ben klasik söylemle “BİLİNÇ” yazayım ve kainat ta hiç bir şeyin tesadüfler sonucu oluşmayacağından hareketle ve Doğada da bilinç olmadığından bu olayında bir var edeni olması gerekir.
Şimdilik kısaca.
ilim denen şeyde bilimin uğraş alanıdır.ancak Zor bir uğraş alanıdır çünkü ilmi önermeleri ortaya atmak çok daha kolay ve bu önermeler çok esneklik göstermektedir.
burada duygu ve bilim ikilemi oluşturulmuş ama bilim bunlarlada uğraşıyor, yani sonuçta bunların hepsi beynimizle ilgili şeyler ve nöroloji alanında bunları anlama çabası yok mu?
Ayrıca duyularımızın dışında daha mistik unsurlarla bile bilimsel araştırma yapılabileceğini düşünüyorum.
Bu seneye kadar duyduğum bir çok ermişler , dervişler hikayelerine pek itibar etmedim , ancak bu sene çıktığım anadolu turunda her köyde nerdeyse bir türbe hatta bazı köylerde üç , dört türbe ile karşılaştım .yani sonuçta böyle bir olgu söz konusu idi vede bunun bir anlamı olmalı bunu ise ancak bilimle anlayabileceğimizi düşünüyorum( bilim den kastım sadece fen bilimleri değil ağırlıklı olarak sosyal bilimlerdir)
Sevgili xenix;
İşin aslı başlıklı yazınız da : yazınızda ki “tanrı” sözcüklerinin yerine “doğa” dediğiniz zaman yazının hiç bir anlam kaybetmediği gibi daha güzel bir şekle bürünüyor demişsiniz. Ben doğayı bu kadar basit algılamıyorum. Sizde bilirsiniz ki hiç bir şey göründüğü gibi olmuyor.Her bir atomik parçanın içerisinde sayısız oluşumlar var. Renklerin, seslerin, kokuların dahi sayısız nüansları var iken, bütün bunlara doğanın mucizeleri demek basite indirgemek oluyor. Ayrıca, yok olmayan, her düşünce otamında bilinçlenerek makroya doğru ilerleyen bir enerji var. İnsan da bir enerji üstelik doğada var olan enerjilerin en mükemmeli çünkü düşünüyor ve sürekli oluşum halinde,insanın en kötüsü dahi( neye göre tartışılır )diger insani oluşumlara katkıda bulunuyor. Şimdi, sevgili xenix, Yok olmayan bir enerjimiz olduğunu biliyoruz, ayrıca dünya boyutuyla sınırlı bir boyut içerisinde olmadığımızı, daha bir çok enerji boyutları olduğunuda biliyoruz, ben diyorum ki, maddenin manasını anlayan her varlık kaynagını bulmuş oluyor. Bu kaynak,doğayı da bizler için oluşturup kendini bulmamız yolunda kendisini resmettiği hallerinden biri, bu da onun madde hali.
Evet sevgili toro, aron ve canu’nunda belirtikleri gibi Bilim tabiki gerekli fakat Bilimle çözülemeyecek öyle şeyler varki. Ben sadece,keşke İlim ve Bilim iş birliği içinde olsalardı diyorum.İnsanlık adına.
Bu nasıl oluşmuştur?
1- Doğa tarafından
2- Bir icat edeni “USTASI” vardır
O kadar molekülün (peri bacalarını oluşturan moleküller) bir arada bulunma ihtimalini de hesaplamak lazım.
)kapa parantez
Ben de doğayı basit algılamıyorum ki? Elbette bir çok oluşum var. Asıl hatamız bunlara anlam ve mana yüklediğimizde kısıtlamamızdır. Bence doğayı anlamak, onu yorumlamaktır. Bu da ancak kendi gerçekliğimizi oluşturur. Siz bir ağaca baktığınızda gerçekten onu gördüğünüzü mü düşünüyorsunuz?
Bakışınızı değiştirdiğinizde doğa da değişecektir.
xenix
Canlanırmı acaba…
Doğa harikası.
Aslında aldığımız tüm evrensel bilgiler aynı fakat bir çok gerçeklerin olması insanları değişik inançlara itiyor. Sanırım bu çeşitliliği kabul etmemiz gerekiyor. Yani herkes haklı.Öyle ise herkesin birleşe bileceği tek gerçek ne ?
Açtığım konuya düşünceleriyle katkıda bulunan arkadaşlara teşekkür ederim.
Gerçek birdir değişmez.
Çeşitlilik (kesret)Doğru olana (Vahdet) bizi götürür.
Şimdi; doğaya atfedilen veya doğanın bize sunduğu çeşitliliğin hem bilimsel,hemde metafizik açıdan canlılığın varoluşuna dair sunucağı “MANTIK” silsilesi içinde en gerçek “DELİL” iSPAT bu Kainat ve İnsanın yaratıldığıdır,kişi ister inanır ister inanmaz, bu ispat Evrenin genişlemesidir, bu genişlemenin delillerini saymaya gerek bile yok,yanlız Big Bang ve Entropi yeter artar bile.
Şimdilik.
Gerçek?
Sorun gerçeğin ne olduğu değil gerçeği idrak ettiğini ‘sanan’ insan algısının sınırsızlığa koyduğu engeldir.
Her kim tanrının ya da zerre’ye varana değin herşeyin var edildiğini savunurken zihninin sınırlı ve mekanik işleyişinin içinde algılıyor ise yapılan sadece sözel yinelemelerdir.
İnsan=zihin=düşünce=bellek=zaman=geçmiş. Bu kısır döngünün işleyişinde ki var oluşuyla hangi bilinemeyenin varlığını ıspata gidilir.
Bilim adamı olması bile yeterli bir cevap olmayabilir.
O halde nasıl başladı bu süreç? Nasıl oldu?
Big bang
entropi
kelebek etkisi ve kaos teoremi.
Budur, dediğim anda boşluğun içini doldururum. Sonrasında aynı döngü başlar.
zihin=düşünce=bellek=zaman=geçmiş. Ve sözcükler ve bilinmeyenin bilinenin içine dahil edilmesi için başlayan sonsuz neden sonuç ilişkisi ve zihin bulamacı.
Bilinmeyen, bilinmeyendir. Geri kalan, üzerine yapılan zihin bulamacıdır. İnsanın bilinmeyeni anlamlandırma çabasıdır. Ve ortaya çıkan sözcükten, şeyden, imgelemden, sezgiden ve toplam olasılıklardan başka nedir?
Hiç.. ya da sıfır. Ne hoş bir sayı. Sıfır. Yok henüz değilim.
xenix arkadaşım okadar güzel özetledi ki ama aron gibi gözü kara insanlar bunu görmekten aciz…doğayı nasıl görmek istersek , öyle görürüz ve ona göre kurallar koyarız..merak ediyorum acaba dünyaya gelen ışığın dalga boyu düşük olsaydı ve renk olmasaydı hangi güzellikten bahsedeceklerdi veya ay biraz daha uzak olsaydı hangi düzenden bahsedeceklerdi! dediğin gibi xenix var olan neyse olan odur.ve farklı bi anlam aramak , hayal gücü geniş bi korkaklıgın ürünüdür.aron gibilerin yaptığı korkmak.malesef sadece korkuyorlar.neden mi? sence 🙂
Gerçek ile Hakikat kavramı aynı sanılsa da içerdikleri anlamlar farklıdır. Gerçek görelidir ve her insan kendi gerçekliği içinde yaşar. Bir bakıma gerçekliğini yaratır.
xenix’in dediği gibi: “Bence doğayı anlamak, onu yorumlamaktır. Bu da ancak kendi gerçekliğimizi oluşturur.” Fakat Hakikat tektir. Buna itiraz edenleriniz olacaktır elbet. “Hakikatin tek olduğunu kanıtla” diyenleriniz olacaktır. aron’un kastettiği “gerçek” aslında “hakikat” oluyor. Çünkü vahdet yani teklikten söz ediyor.
burada Heraklitos’un sözü aklıma geldi: “Herşey içinde teklik ve teklikten doğan herşey”. Bunu anlamak veya duyumsamak (akıl ile değil de gönül ile) hakikati kavramaktır. Akıl ego yaratır ve ego da sürekli kanıt arar. Yabancının dediği gibi akıl zihin bulamacıdır. Gönül ise hiçlik arar ve temiz bir ayna gibi hakikati yansıtır. Bu duruma ulaşabilirseniz bilge kişi olursunuz, aksi taktirde ister bilim adamı olun isterse herhangi bir kişi gerçek üzerine laf üretmekten öteye gidemezsiniz.
Çıktım erik dalına
Anda yedim üzümü
Bostan ıssı kakıyıp
Der ne yersin kozumu
Yunus
İnsanoğlunun olduğu yerde tartışma daima olacaktır bu tartışmanın konusu her ne ise İnsan daima alternatif fikirler üretir ama gerçek olan tektir.
Şimdi diyelimki; bu senin gerçeğin ben kabul etmiyorum tamam, fakat bana öyle bir kanıt gösterki iddiamdan vaz geçeyim misal; Maddenin Kendiliğinden Varlığı,Doğa Yasalarının Kendiliğinden Varlığ,Canlılığa İmkan Tanıyan Fiziki Dünya’nın Tesadüfen Oluşumu, Canlıların Oluşumu İçin Maddenin Tesadüfi Kombinizasyonları,bu yazılanlara verilecek olan cevap (bilimsel kanıtı ile) olayı aydınlatır bir nebze.
Ve;Ay,Güneş biraz daha uzak olsaydı,yahut bu dengenin tesadüfenmi oluştuğu… Dünyaya gelen ışığın dalga boyu tesadüfmü…
Bu oluşumlara bakıp doğayı nasıl görmek istersek öylemi göreceğiz,bu olayların “NEDEN” böyle oluştuğunu araştırmayıp Ağac a bakıp arkasındaki Ormanı göz ardımı edeceğiz,hülasa İnsan eşer,beşer,şaşar bu şaşırmanın daimi olmasını önlemek yine İnsanın vazifesidir burada önemli olanın Evren ve İçindeki yaşamın bir var edeni olduğu (planlı,programlı) gerçeğinden hareketle İnanç sahibi olan İnsanlarında İlim,Bilim yapabileceğini (en doğru yol) kabul etmektir,yoksa ben kabul etmiyorum der yine bazıları,oda onların sorunu ve onlarada sorarlar delilin ne kanıtın ne.
Vesselam.
Kısaca.
Bu konuda Nıyazi Mısrî’nin bir şiirinden alıntı yapmak isterim.
Arifin hali ve şanı
Değil irfan filan oğlu filanı
Yerini terk edenin yoktur mekânı
Hakikat ehlinin yoktur nişanı
İzi yoktur ki izinden biline
Dahi tozmaz ki tozundan biline
Sen onu sanma sözünden biline
Hakikat ehlinin yoktur nişanı.
Bulan Özünü
Bulan özünü gören yüzünü
Bir yüzü dahi görmek dilemez
Vuslatta olan hayrette kalan
Aklın diremez kendin bulamaz
Her şam u seher odlara yanar
Her benzi solar ağlar gülemez
Aşık olagör sadık olagör
Cehd eylemeyen menzil alamaz
Meftun olalı mecnun olalı
Bu Mısri dahi akla gelemez
Niyazi Mısri k.s
Bilgisev,
Sizinle Muhiddin-i Arabi hakkında da yazışmak isterim.
Bilgisev Hocam; Düşüncelerinize aynen katılıyorum.
Bilgi ve algılarımızla sadece kendi gerçeğimizi yaratıyoruz. Bizim kendi gerçeklerimiz Hakikat olmuyor. Hepimiz birer Hakikat olmamıza rağmen kendimizi tanımıyor bilmiyoruz. Vahdet, öz de kendini bulma, tüm gerçekleri birleyip Hakikat olma Hakikate ulaşma.
Gerçekten bilinmeyene ulaşmanın ve ölümsüz olmanın yolu bu ise ( bana göre bu ) daha çoook çalışmamız gerekiyor hocam. Hakikat ehli olmak zor.
Hocam siz ” Hakikat tektir ” dedikten sonra bende itiraz edenler olacaktır diye düşünüyordum, ama olmadı, buda bilir kişi farkı olsa gerek 🙂
Saygılarımı iletiyorum.
Mesela, ne tür çalışmalar? Bu konu ilgimi çekiyor.
xenix
Bu konu benimde ilgimi çekiyor xenix 🙂
Düşünüyorum ne tür çalışmalar olabilir ? Buldummm, öncelikle O na yani Hakka Aşık olunmakla başlana bilir .:) Sevgili xenix, gerçekten bu anlatılması çok zor bir his, yani yürekten inanıp iman ettiğiniz güce aşkla bağlanmak. Bunun için bir çalışma gerekmiyor, sadece onun güzelliklerini düşünüp her şey için şükrediyorsunuz. Bu bile onun mucizelerini yaşamanızı sağlıyor.
Umarım bir vesile ile sizinle karşılaşırsak bunu size daha detaylı anlata bilirim.
Çalışarak “aşık olmak” zor tabi. 🙂
Umarım, sizi dinlemek isterim..
xenix
Âlem-i Tabiatta ne varsa tek veya mürekkep harf ve isim gibi hassalara malik olan ilimlerdendir.
Tabiat bu bilinmeyen ilimlerle leba leb dokudur.
Ezeliyet sırrını bilme ilmi ise; en evvela “EZEL” nedir bunu bilelim, Ezel demek başlangıcı red etmek demektir. ALLAH c.c. olduğundan vasfı da budur. Çünkü ona bir başlangıç yapılamaz.
Allah c.c. olduğundan ondan başlangıcı çıkarır isek o kendine Ezelden beri koyduğu isimlerle anılır. Bu isimlerden, Yaşayan, Alim,İsteyen,Kudretli, İşiden,,Duyan,,Gören,,Konuşan,,Halk eden, Mülkü şekillendiren, Zevalı olmayan, gibi isimlerle çağrılır ki başlangıcı bu isimlerle red edilmiş olunur. Çünkü o konuşulanı işitir, gözetleyeni görür. Ondaki görgü ve duygu hassaları bizde yoktur. Biz var olduğumuz günden itibaren görürüz O ise ezelden beri görür, biz gördüğümüz şeyi biliriz , O, şeyi ezelden bilir; olan ve biten hakkında ezelden beri temyiz (şeçme ayırt etme kudreti vardır.Bu imkanlar ezelden beri onda mevcut olduğu gibi ebediyyen sonsuzluğa kadar onda mevcuttur. Hak Tealanın Zatı, Vücud-u vücubu Ezeldendir,bundan dolayı Aleme olan İmkan ve vücübü da Ezeli olmuş olur.
Hak Teala’nın mertebeleri ESMAÜL HÜSNA iledir. Bu sıfatla çağırılır ve anılır,ona ilk ve son nisbeti verir. Zahirde de Batında da böyledir.
Alemin vucud bulmasında ise her zaman içinde bir son vardır.
Sonsuzluk yani EBED sırına gelince buralarda Akıl son bulmayı reddeder bu red keyfiyetiyle mümkün olanda şeran red etmiş olur ki Cennet’te ikamet te sonsuzdur.
Nasılki Hâk Teala nın evveliyetini kabul etmiyorsak, sonu olduğunuda kabul edemeyiz
Özet.
Fütûhat-ı Mekkiye
Muhiddin-i Arabi
Sayfa 91-92.
Hakikat denen birlik duygusunu gönülden duyumsamak için rıza boyutunda olmak ve manevi aşkı tatmak gerektiği görüşündeyim. Bu konuda “rıza boyutuna” olaşmış nadir insanlardan biri olan ve oldukça ilginç bir kişilik sergilemiş olan Neyzen Tevfik (1879-1953) örnek olarak gösterilebilir. Neyzen Tevfik hem usta bir neyzen hem de değerli bir şairdi. Yaşamında maddeye değil, insana değer vermiş, şiirlerinin birçoğunda insan olmanın derin anlamını aktarmaya çalışmıştır. İşte size onun örnek bir şiiri:
Dudağında yangın varmış dediler
Tâa ezelden yayan koşarak geldim.
Alev yanaklara sarmış dediler
Sevda seli oldum, taşarak geldim.
Kapılmışım aşk od’una bir kere
Katlanırım her bir cefaya cevre,
Uğraya uğraya devirden devre
Bütün kâinatı aşarak geldim.
Yapmak, yıkmak senin; bu gamlı ömrü,
Ben gönlümü sana verdim götürü.
Sana meftûn olduğumdan ötürü
Sarhoş oldum, coşarak geldim.
Bu şiirinde manevi aşktan söz ediyor bilge şair. Kendisinin ezelden beri var olduğunu ve kâinat ötesinden buraya ulaştığını ifade ediyor.
Allah’ın c.c. ezeli ilmine göre her şey bir anda nazarı-ı şuhudundadır
Bediüzzaman hazretleri bu hususu “Kader, ilm-i ezeliden olduğu için, ilm-i ezelî hadisin tabiriyle, manzara-i âlâdan, ezelden ebede kadar her şey, olmuş ve olacak birden tutar ihata eder, bir makam-ı âlâdadır” (Sözler, 2004, s. 748)
İfrat ve tefrit olmadan kişinin yorumu kendi görüş açısı kadardır,buradan hareketle Ben İnsanın sırrıyım,İnsan benim sırrımdır kavlince Aşk ı yaşamak için “RIZA” boyutuna yakalamış İnsan zaten İslamı (teşlimiyet,Rıza) yaşar,buradan hareketle Yunus un
Kerpiç koydum kazana
Poyraz ile kaynattım
Nedir diye sorana
Bandım verdim özünü
Sözlerini de anlamayıp başka tarafa çekip (aklınca)yorum yaptımı olay şirazesinden çıkar,dolayısı ile kişi istediği gibi yaşayabilir,düşünebilir ama olay VAHDET,KESRET boyutuna geldimi burada biz İnsanlara düşen Ezel sırrının müşahedesini AŞKile yaşamaktır. (Rıza)
Kısaca olay bu.
siire
argo ve küfür soktugumuz zaman malzeme cogalacagi icin is daha kolaylasir..
zira
sairin asla yer veremeyecegi literatüre bu küfürbazlar yer verebilir..
öte
yandan kendisine ait olmayan pek cok söz (siir demeyelim) ona atfedilmis kavgada söylenmeyecek sözler küfürbaz neyzen babanın lafi denilerek aklanmistir..
cevabi
küfürden ibaret olanın ise pratik olarak zaten cevabi yoktur da o sebepten küfür ediyordur..
sabah kahvaltısında
bir tas rakiya ekmek dograyan sözde sair Neyzen
ney-zenligi
sözde sair-ligi
muzip-ligi
SÖVGÜ-leri
nam salmis bir kisiliktir..
*
Neyzen Atatürk’ün icki sofrasinda bulunma serefine! nail olmuştur
Atatürk bir aksam neyzen’i florya kösküne cagırtıyor
bir iddiası vardır;
“-senin çok fazla içki içtiğini söylüyorlar, diyor. benim kadar içer misin?
neyzen düşünüyor, içkinin hududu olmaz.
-ne kadar içersiniz?
-iki tane kiloluk rakı içerim.
ata kelimelere basa basa şu sözleri söylemiştir. neyzen’in gözünü korkutmak istemiştir.
-nasıl içersiniz?
-canım ne isterse; susuz, mezesiz..
neyzen:
-ben de iki kilo içerim ama, diyor, öyle içmem.
neyzen’in arzusu ile ortaya kocaman bir emaye kase geliyor, iki kiloluk rakıyı neyzen kaseye boşaltıyor. başını sokup lakır lakır içecek zannediyorlar. fakar neyzen’in isteği daha bitmemiştir. bir somun ekmek ve irice bir kaşık geliyor. neyzen ekmeği lokma lokma koparıp kasedeki rakının içine bastırıyor. lokmalar rakıyı iyice çektikten sonra çalakaşık yanaşıyor bu bade tiridine.
– pes pes, diye bağırarak ayağa fırlamış ve elleriyle yüzünü kapamış. ayrılırken neyzen’e ihsanda bulunmuştur.”
*
Hüseyin Sehsuvar anlatiyor;
“..küfürlere basladi.Sonra basini sola çevirip bana döndü:
–Hüseyin,ben önüme gelene sövüyorum.
–Söversin,
–Bana bir sey yapmiyorlar???
–Ne yapacaklar?
–Ulan yoksa bunlar beni adam yerine mi koymuyorlar???”
*
Sirkeci’de Necdet Rüstü Efe ile karsilasir.
Ayaküstü konusurlarken Neyzen,
cumhurbaskani Ismet Inönü’nün diktatörlügünden söz etmeye baslar.
Necdet Rüstü,
dönemin her tasin altindan çikan polislerinden birinin köse basinda durup kendilerine kulak kabarttigini görünce tedirgin olur,kisa kesmeye çalisir.
O sirada polis biyik altindan gülümseyerek yanlarindan uzaklasir.
Olup bitenler Neyzen’in gözlerinden kaçmamistir.
“–Polisten korktun degil mi?
Bana bir sey yapamaz,çünkü ben deliyim.
Bu yüzden dokunulmazligim var.
Fakat bu delilik imtiyazini kazanip içimi rahat dökebilmek için neler çektim,bilemezsin.”
*
Bilgisev arkadasin,
-birlik duygusu
-gönülden duyumsamak
-rıza boyutunda
-manevi aşkı tatmak
-rıza boyutuna ulaşmış
nadir insanlardan biri derken herhalde meczup ve küfürbaz Neyzen Tevfik´i kastetmiyordur?
slm.
onu kastediyorum….Niyazi Mısri’yi yukarda aktardım. Ne demiş:
Sen onu sanma sözünden biline
Hakikat ehlinin yoktur nişanı
Bilgisev Hocam, Harikasınız…
Evet, sevgili ebubekir.
Her ne kadar vahiy uygulayıcısı olmak isteseniz de, buda bir rıza işidir. Gönül gözünüzü açamadığınız sürece siz hep vahiy hatibi olarak kalırsınız, şekillerle, biçimlerle oyalanır gidersiniz. Bilmezsiniz ki, O’nun baktığı tek yer insan niyetidir.
İnançsız aklı eveller le, inançlı aklı evveller Yaradan için aynıdır. Aklın görevi saf olan ruhu disipline etmek. saf ruh zaten O’nu tanıyıp biliyor ama akıl O’nu tanımıyor, bu yüzden akıl ve gönül birbirine düşüyor. Önemli olan ikisinin de dengede olması. İkisinden birini öne çıkarttığımız da denge bozulur, ya buranın diliyle konuşmaz uçar bir yerlerde gezeriz yada ruhsuz, aşk sız bir halde, sürekli okuyup bildiğimiz şeylerin hatipliğini yaparız.
Bu anlamda Neyzen Tevfik, aklını ve yüreğini bir etmiş, riyasız, olduğu gibi, kendine hiç bir yer makam biçmemiş, geldiği ve gideceği yeri bilen, yaradanına aşkla bağlı nadir insanlardan biriydi. Bence onun en güzel özelliklerinden biride zekice yaptığı hiciv leridir.
Bilimde inanç yoktur. İnançta değişmeyen dogmalar ve doğruluğu kanıtlanamayan iddialar vardır. Örneğin insan bir Tanrı’nın varlığına inanabilir. Ancak bunun bilimsel kanıtı olmadığı gibi, bulunduğumuz evrenin dışında olduğuna inanılan bir varlığı bilimsel yöntemler ile kanıtlamak da mümkün değildir. Aynı şekilde, Zeus’un varlığına da inanılabilir, ancak Zeus’u da bilimsel olarak tespit etmek mümkün görünmemektedir.
Kuran veya İncil’deki iddiaları ele alırsak, bunları günümüzde doğrulamak mümkün değildir. Ancak bir kimya kitabını, biyoloji kitabını, fizik kitabını ele alırsak bunları test edebilir ve doğrulayabiliriz. Bilimle dinin farkı buradadır. Bilime inanılmaz, bilim gerçeklenir.
Bilimin her sorunun cevabını veremediği de bir gerçektir. Zaten “bilim her sorunun cevabını şu anda verebilir” diyen bir bilim adamı da yoktur. Ancak bu durum bilimsel tekniği bırakıp, cevapları inançlarda aramak için bir gerekçe değildir.
“Bilmiyorum” demek gayet haklı ve doğru bir cevaptır. İnsanın bilmediği bir konuda bildiğini iddia etmesi bizce haksız ve hatalı olur. Bilimle uğraşanlar yeniliğe açıktır ve hem bilinmeyenleri araştırırlar hem de bilinenlerin doğruluğunu sürekli olarak test ederler.
Newton fiziği halen uygulanabilir olduğu halde, Einstein daha uç örneklerde daha kesin sonuçlar veren kendi teorisini geliştirmiştir. Bilim dogmatik değildir, şüphecidir ve gelişmelere açıktır. İnançlar için ise bunu söylemek elbette mümkün değildir.
İnançlar, siyasi nedenlerle kollanmakta, mantık hataları ve cahillikle savunulmaktadır. “Guinness Dünya Rekoru” kırma iddiasındaki kişiler bile, tarafsız gözlemciler ve bilimsel teknikler ile test edilir ve olası sahtekârlıklara karşı önlem alınır. Milyonlarca insanın hayatını etkileyen dini konularda ise hiçbir sorgulama yapılmaksızın benzer iddialara doğruymuş gibi inanılması üzücü ve düşündürücüdür.
http://www.agnostik.org
Not: Okuduğunuz makalenin kısa bir paragrafını daha önce yazmıştım.
karar vermeli Neyzen Tevfik mi yoksa Niyazi Misri mi ?
nitekim
Bilgisev´in 15/12/2009 tarihinde yazdigi yazida Neyzen Tevfik icin söyle diyor;
“..nadir insanlardan biri olan ve oldukça ilginç bir kişilik sergilemiş olan Neyzen Tevfik (1879-1953) örnek olarak gösterilebilir..”
benim hangi Neyzen diye sordugum yaziya da söyle cevap veriyor;(15/12/2009)
“..onu kastediyorum….
Niyazi Mısri’yi yukarda aktardım.
Ne demiş:
Sen onu sanma sözünden biline
Hakikat ehlinin yoktur nişanı..”
tekrar sorayim;
Neyzen mi /1879-1953/ Bodrum
Misri mi /1618-1694/ Malatya
bu iste bir yanlislik var sayin Bilgisev ve sayin venüs..
sayin venüs,
suclamadan evvel yazilanlari iyi takip etmeli önce
düsünmek sonra yazmak daha faydali insani yanlislardan korur..
slm.
Bence de iyi takip edip anlamaya çalışılması lazım sn ebubekir. Bilgisev sizin sorunuza Niyazi Mısri den bir ikilikle cevap vermiş. Dikkatli okuyup anlamaya çalışırsanız inceliği yakalarsınız 😉
xenix
keske Bilgisev cevap verseydi birde onun incelik!? anlayisini ögrenseydik..
sövgü ve argo ne zamandan beri hakikat ehli´nin söylemi olmus ?
incelik bunun neresinde?
Vahy´in ahlak ögretisinden onay almayan hakikat ehli mi olurmus?
incelik!?
yazin neyzen tevfik görün inceligi/sövgüyü/argoyu..
slm.
Agnostik forumdaş bir yazı yazmış (veya alıntı) oradan bir alıntı da ben yaparak yorum yapacağım.
Şimdi;bulunduğumuz evrenin dışında olduğuna inanılan bir varlığı bilimsel yöntemler ile kanıtlamak da mümkün değildir ve aynı yazıdan bir başka alıntı;
Aynı şekilde, Zeus’un varlığına da inanılabilir, ancak Zeus’u da bilimsel olarak tespit etmek mümkün görünmemektedir. bir kere agnostik forumdaş şu olayı karıştırıyor zeus heykele indirgenmiş bir dağda oturan (Olympos)” Rheia’dan doğmuş” bir insan ürünüdür bu itibarla varlığı kanıtlansa ne yazar,kanıtlanmasa ne yazar üstelik “HEYKELİ DE MEVCUT,VE HEYKEL OLMAKTAN DA İLERİ GİDEMEZ”.
ALLAH c.c. Kur’an’da tanımlanan tek, zıddı ve benzeri olmayan yaratıcının adı. Allah adı, Allah’ın zatını (Zat-i Akdes, En Kutsal Öz) içermesi dolayısıyla, bütün sıfatlarını ve En Güzel Adlar’ın (Esma-ül Hüsna)[1] ifade ettiği anlamları da içerir. Diğer adları, yalnızca ad almış durumlarını (müsemma) içerirler, sıfatlarını içermezler. Bu nedenle “Allah” adı İslam’daki Uluh-iyetin, özel adıdır (ismi hâss). Müslümanlar, Allah lafzının ardından Celle Celaluhu (c.c.) veya Teala (Yüce) gibi övücü sözler kullanırlar.
HAŞR- Suresi-Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adı ile
Buradan hareketle;
Zatî sıfatlar :
1- Vücut (Varlık),
2- Kıdem (Ezeliyet, evveli olmama),
3- Beka (Ebediyet, ahiri olmama),
4-Vahdaniyet (Bir olma, şeriki bulunmama),
5- Kıyam binefsihî (Varlığının devamının zatından olması-başkasın yardımıyla olmaması ),
6- Muhalefetü’n- lil-havâdis ( Zatının mahlukatın zatlarına ve sıfatlarında mahluk sıfatlarına benzememesi)
Sübutî sıfatlar:
1-Hayat
2- İlim
3- İrade
4- Kudret
5- Sem (işitme)
6- Basar (görme)
7- Kelâm
8- Tekvin (Yaratma, var etme.
Şimdi; ALLAH c.c. Evrenin dışına çıkarıp (haşa) kendince ispatlanamaz diye fikir yürüten agnostik forumdaş, yanlız Dünya ile o’da Rheia’dan doğmuş,Olympos dağı ile iktifa eden zeus’u örnek vermesi çelişkinin doruğudur, fazla yazıya gerek yok aslında kişi ister inanır ister inanmaz buda onun sorunu.
Xenix, Harikasınız. 😉
Harikalar diyarından bir bakış…
“VENÜS”
“Insanlar sizden elestiri isterler; ama duymak istedikleri övgüdür.(yahut söyledikleri)
Anonim
Bir dava iki şekilde ret edilebilir. Biri usulden yani şekilden, diğeri esastan yani özden. Aynı şekilde insanları da iki şekilde değerlendirmek mümkündür. Biri dış görünüşleri ve sözleri, diğeri ise davranışları ve sözlerinin derin anlamları.
Bu iki farklı değerlendirme farklı sonuçlara ve farklı yorumlara ulaşır. Neyzen Tevfik ve Yunus Emre gibi bilge kişileri dış görünüşleri ve sözlerinin yüzeysel anlamları ile değerlendirirsek yanlış sonuçlara ulaşabiliriz.
Küfürlü konuşmanın geri planında hiciv vardır. Hiciv alay değildir. Hicivde zekâ dolu bir tenkit ve argo içeren ifade tarzı bulunur. Önemli olan sözcüklerin dış şekline değil anlatılmak istenen mesajı algılayabilmektir.
Size Neyzen Tevfik’in küfürlü şiirlerini içeren bir sayfanın bağlantısını ekliyorum:
link to kalemlervekiliclar.com
Ben o şiirleri okuyunca çok güldüm. Umarım siz de alınmadan hicivin inceliğinden zevk alırsınız.
Sn aron. Allah ismi ilk defa kuranda mı geçmiştir?
xenix
xenix,
Güzel kardeşim sorduğun soru,şimdi alıntılayacağım yazımdan kinaye galiba;ALLAH c.c. Kur’an’da tanımlanan tek, zıddı ve benzeri olmayan yaratıcının adı. Ne dersin yok eğer başka bir maksatla sordu isen acizane ve hasbelkader onada cevap yazarım.
Merak ediyorum Allah isminin kaynağının ne olduğunu?
O alıntıladığınız ve bu cümlenizde ki ifadenizden kaynaklı.
xenix
ALLAH (C.C)
Kâinatın ve kâinatta bulunan tüm varlıkların yaratıcısı, koruyucusu olan tek varlık, ibâdet edilmeye lâyık tek Rab, Mevlâ, Huda’ya ait özel isim. En yüce varlık olarak inanılan, bütün kemâl sıfatları şahsında bulunduran ve her türlü noksan sıfatlardan uzak olan gerçek Ma’bud. Varlığı zorunlu olan tek yaratıcıya ait yüce bir isim. Bu isimle çağrılan bir başka varlık olmamıştır, olmayacaktır da.İsim, ifade ettiği ilâhî manasıyla yalnız Allah’a aittir ve hiçbir kelime bu ismin manasını ve muhtevasını ifade gücüne sahip değildir. Bu isim başkası için de kullanılamaz (Meryem Suresi, 19/65).Ancak muhtelif lisanlarda Allah’u Teâlâ’nın ayrı ayrı isimleri olabilir. Türkçe’de Tanrı, Farsça’da Hudâ, İngilizce’de God, Fransızca’da Dieu gibi. Ne var ki bu isimler “Allah!’ gibi özel isim değildir. ilâh, rab, ma’bud gibi cins isimdirler. Arapça’da ilâhın çoğuluna “âlihe”, rabbın çoğuluna “erbâb” denildiği gibi Farsça’da Hudâ’nın çoğulu da “hudâyân” ve lisanımızda da “tanrılar”, rablar, ilâhlar, ma’budlar denilir. Çünkü bu isimler gerçek ma’bud -Allah- için kullanıldığı gibi, Allah’ın dışında gerçek olmayan bir nice ma’bud kabul edilen şeyler için de kullanıla gelmiştir. Eski Türklerde gök tanrısı, yer tanrısı; Yunanlılar’da güzellik tanrıçası, bereket tanrısı, vs olduğu gibi. Halbuki “Allahlar” denilmemiş ve denilemez. Manasındaki birlik ve özel isim olması nedeniyle Allah ne tanrı kelimesiyle ne de bir başka kelimeyle tercüme edilebilir.
İslâm’ın temel ilkesi olan “Lâ İlâhe İllâllah” tevhid kelimesi, meselâ Fransızca’ya tercüme edildiği zaman “Diyöden başka diyö yok” Türkçe’ye aktarılmasında “İlâhtan başka ilâh yoktur.” denir. O zaman da Allah kelimesi “ilâh” kelimesiyle tercüme edilmiş olur. Bu da yanlış bir tercümedir. Çünkü ilâh cins isimdir, Allah ise özel isimdir. Kelime-i Tevhid “tanrı” kelimesiyle Türkçe’ye çevrildiğinde aynı çarpıklık ve yanlışlık ortaya çıkar. “Allah” kelimesinin kökenini araştıran dil bilimcileri bu konuda birçok beyanlarda bulunmuşlarsa da en kuvvetli görüş; bu kelimenin Arapça olup herhangi bir kelimeden türetilmeden aynen kullanıldığı ve has bir isim olduğudur.
Alıntı.
Kısaca. Eğer istersen daha teferruatlı yazılabilir.
Kısaca yazın yine ama soruma cevap olsun lütfen. Bakın bir tek son kısımda biraz değinilmiş.
“
Yani ilk kuranda geçmemiş mi? Arapçada olan bir şey galiba daha öncesinden.
xenix
Tanrıya arapça sıfat ve şekil! vermeniz sadece etimolojiden öteye gitmiyor ve hala kendini ispatlamıyor. Yazmış olduğunuz söz konusu KELAM’lar benim için sadece arap edebiyatıdır. Bir edebiyatın tanrının varlığını ispatlaması komedidir. Büyük ihtimalle ZEUS’a tapılan dönemlerde oldukça muhkem yunan ve latin edebiyatı vardı ve dönemin din adamları tarafından bu tür bir edebiyatın geliştirilmesini ancak literatüre yaptığı katkılar açısından değerlendirebiliriz.
Hristiyan dünyasının etimolojisi arap kökenli olmadığından (aslında benzeş) olsa gerek hala tanrıya ZEUS demekte ısrar etmektedir. Zira Latince “DEUS-TANRI” zeus’tan türemiş bir kelimedir.
Zümer- 3.”Haberin olsun; halis (katıksız) olan din yalnızca Allah’ındır. O’ndan başka veliler edinenler (şöyle derler:) “Biz, bunlara bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.”
Sayın xenix yukardaki Ayet te geçtiği gibi Araplar ALLAH c.c. biliyorlardı bu “ALLAH c.c. Lafzı Celalinin “ÖZEL” olmasını ne kaldırır nede ilk Kur’an da olmasını kaldırmaz, bu itibarla ALLAH c.c. kelimesinin kökeni “El-İlah”tan gelir bu kelime Arapçaya akraba dillerde de geçerlidir ama ALLAH c.c. Lafzı Celali yanlız Kur’an da geçer ve Arapçadır.
Vardır bir hikmeti.
Senin etimolojik dediğin ALLAH c.c. (haşa) Vahy ettiği Kur’an da geçen bir Ayet şöyle der; “Biz göğü ‘büyük bir kudretle’ bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz.„(Zariyat Suresi, 47) ve Evrenin genişlemesi bilinmezciliğin neresinde yazarsan sevinirim, zeus ve şürekası da etimolojik olmuş üstelik arkeolojinin ilgi alanına da girmişler.
Anladığım kadarıyla ilk kuranda geçmiyor o zaman bu kelime. Mesela zaten Muhammedin babasının adı Abdullah tı. Abdullah, Allahın kulu demek arapçada. Bu adamlar putperestti değil mi islamdan önce. Allah diye de bir tanrıları olduğuna göre. (Bildiğm kadarıyla, Lat, Uza, Manat’ın babasıydı Allah) Allah kelimesi epey eskiye dayanıyor galiba.
(Zaten islam öncesi arap kültürünü incelerseniz, şiirlerde falanda geçer Allah kelimesi. Onlar yani Allahı biliyorlardı, yeni bir tanrı gelmedi. Sadece bakış açıları farklıydı)
xenix
Sayın xenix,
Kusuruma bakmazsan şu kelimeyi yazacağım, “Aynı teraneler” Araplar ALLAH c.c. biliyorlardı tamam, Peygamberimizin (a.s.v.) babasının adı Abdullah (Allahın kulu) oda tamam ve Peygamberimizden (a.s.v.) önce Araplar müşrikti oda tamam, bütün bunların olması ALLAH c.c. Lafzı Celalinin Arapça olmasını kaldırmaz Ve ilk Kur’an da geçmesinin önüne geçmez, varsa bir bildiğin veya duyduğun yaz,yazda bizde bilelim.
Abdullahtan önce kuran mı vardı? İlk kuranda geçiyosa, islamdan öncekiler nerden biliyordu? Aynı teranelerse başka terane üretin ona göre soralım sevgili aron.
xenix
Abdullahtan önce Kur’an yoktu sayın xenix, bu olayın olmaması ALLAH c.c. Lafzı Celalinin ilk Kur’an da geçmesini (Kutsal Kitap) engellemez.
İslamdan önce Araplardan başkasının “ALLAH c.c.” dediğini yazarsan öğreniriz.
Ve;Arapların İslam öncesi Allah inancı olduğu fikri yeni bir buluş değildir,ve;İbrahim (Arapça: إبراهيم, İbranice: אברהם Avram, Abraham) yaklaşık olarak M.Ö. 20. yy’da yaşamış dini şahsiyet. Musevilik ve Hristiyanlığa göre din büyüğü, İslam’a göre peygamberdir. İshak ve İsmail’in babasıdır. Bu nedenle Yahudilerin ve Arapların atası olduğuna inanılır.Vikipedi.
Ne dersin.
Dini konulardaki tartışmalarda, özellikle bir taraf dindarsa, sık sık cahillikten kaynaklanan kara delikler oluşur. Bunlar hem tartışmayı yutarlar, hem de zaman çalarlar.
Ahlak, inananlara özel bir ruh hali değildir. Ahlak sözde kutsal kitaplardan önce de vardı.
Bizim için dua etmeyin. Sizin bu saçma şovunuzu takdir edecek, kendi dininizden milyonlarca hasta, sakat, açlıktan kırılan insan var. Onlar için dua edin.
Sizin tanrınızdan nefret etmiyoruz. Olmayan bir şeyden nasıl nefret edilebilir ki? Pembe fillerden nefret ediyor musunuz?
Bir şeye “inanıyorum” dediğiniz zaman, bu hayali bir arkadaş sahibi olduğunuzu göstermektedir. Tıpkı bir akıl hastası veya ufak bir çocuk gibi.
Çoğu zaman en az sizin kadar sözde kutsal kitabınızı biliyoruz. Ayrıca, sizin diğer dinlere düşmanca yaklaşımınızın tersine, biz tüm öğretileri aynı duyarlılık ile incelediğimiz için sizden daha objektif olabiliyoruz.
Bir kitapta, onun Tanrı’nın sözü olduğunun yazması bir kanıt değildir. Bir sonuç, kendi kendisinin sebebi olamaz.
Sizin peygamberleriniz ve mucizeleri, tarihteki ne ilk ne de son örneklerdir. Aynı temada sayısız mitolojik örnek ve kişi vardır.
İspat külfeti iddia edendedir. Tanrı’nın varlığı hakkında ispatı yapmak dindarlara düşer. Olmayan bir şeyin, ispatı da olmaz.
Kalbi duygu diye birşey yoktur. Kalp, kan pompalayan bir organdır. Duygular ve düşünceler beyinden başlatılmaktadır.
(favorim) Herhangi bir konuda fikir yürütürken; İncilden, Kurandan, Tevrattan, Hadisten, Hacı-Hocadan alıntı yapmak zaman ve işgücü kaybıdır. Siz, kendi aranızda konuşurken bu şekilde birbirinize üstünlük sağlıyor olabilirsiniz. İki tarafın da güvendiği bir kaynağa başvurmak tutarlı olabilir. Ama lütfen, bizimle konuşurken/yazışırken şunu anlayın: Örneğin Kuran’ı ele alalım, bizim için bir zırvalar bütünüdür. Dolayısıyla ona eklemlenmiş tüm külliyat da zırvadır. Bu nedenle kendi düşüncenizi, mümkünse sade bir dilde kendi cümlelerinizi kullanarak anlatın. Kendinizi desteklemek için sürekli bu külliyata başvurmanız inanılırlığınızı azaltmaktadır. Ayrıca bu durum, düşünce üretmekten aciz olduğunuz, ancak papağan gibi tekrar edebildiğiniz izlenimini vermektedir.
Biz tek tip insanlar değiliz. Hayatın farklı alanlarından, farklı ortamlardan geliyoruz. Bilime, Sanata, Politikaya, Dünyaya bakışımız farklı olduğu kadar dine bakışımız da farklı. Ortak bir paydamız, yazılı bir kurallar bütünümüz yok.
Bilimadamları dinleri ile değil meslekleri ve yapıtlarıyla bilinir. Ünlü Hıristiyan alim Newton denmiyorsa, ünlü katolik bilgin Pasteur denmiyorsa, büyük ateist kelamcı Freud denmiyorsa, meşhur deist üstad Edison denmiyorsa, Ünlü Müslüman Alim diye birşey de yoktur. Dolaylı yolla İslam’ı övmek için, tartışmaya hiçbir katkı sağlamayan İbn-i’lere boşuna atıf yapmayın.
http://www.agnostik.org
İlk kuranda geçmiş olsun 😉
xenix
Bir yerden ya duydum,yada okudum aklımda kalanı kadar yazmak istiyorum; (mesel) Zamanı evvelinde yeniçerilerin bir aşçıbaşı varmış. Bu aşçıbaşı bütün yemekleri aynı “KAZAN” da yapar ve kazanı yemek yaptıktan sonra temizlemez,dolayısı ile mesela Pilav yaptı, sonrasında da hoşaf yaptı,kazan temizlenmediğinden dolayı “HOŞAF” malum yağlı oluyor,gel zaman,git zaman aşçıbaşı değişmiş, gelen aşçıbaşı da pek titiz her yemek yaptıktan sonra “KAZANI” temizliyor ve “HOŞAF” yağsız oluyor bu durumda yeniçeriler ne yapsın “KAZAN” kaldırmışlar ve hep bir ağızdan bağırmaya başlamışlar; HOŞAFIN YAĞI KESİLDİ,YAĞLI HOŞAF İSTERÜZ.
Kıssadan hisse.
Agnostik sevgilerimi iletir,bilinmezciliğinin devamını dilerim.
Sanada sağlık olsun.
Senin duymak istediğin nedir aron ? eleştirimi övgümü.?
Ben yazılarımda ihtiyaca cevap vermiyorum. Sadece kendi ihtiyacımı gideriyorum.
Bunu yaparken insanların nasıl algıladıkları benim sorunum olmuyor. Sevgili aron sende biliyorsundur eminim. İnsan anladığı kadardır. Ve ben hiç bir anlayışı küçümsemiyorum.
Yazdığın yazının tamamını okumadım onun için içeriğinde olan zırva ve şaçmalıkların farkında olmadım,dolayısı ile sen ve senin gibilerin yazılarına bakmadan yazı yazıldığını yukardaki kazan örneğinde görmüşsündür,ezcümle kişi her kimle olursa olsun tartışma yaparken onun inancına,izm’ine,görüşüne saygılı davranmak zorundadır, gördüğüm üzere sende bir tatminsizlik ve hazımsızlık var,varki hakaret ediyorsun,benim ve milyarlarca İnsanın inandığı bir kitap için zırva yazamazsın,zırva senin absürd düşüncendir, eğer ben sana karşı yazdıklarımda bir hakaret varsa,aynı sözleri benim için kullanabilirsin ama inancıma ait kem söz yazamazsın en azından, varsa benim yazdıklarıma karşı bilimsel,veya mantıklı bir söz yaz yoksa yazma,objektiflikten bahsedene bak,hadi oradan be.
Haklısın xenix,özür dilerim.
Bir konuda insanların inancını değiştirmeye çalışmak,bunun için kendini zorlamak, değiştiremeyeceğini görünce de sinirlenmek üzülmek, ve bu ruh hali sonucunda karşısındaki insanı incitip kırmak. Bizler yazdıklarımızla hiç kimseyi bize benzetemeyiz sadece etkileşimle bir şeyleri fark ettire biliriz o kadar.
Bu yüzden bir şeyleri ıspatlamak için bir dolu yazıları buraya taşımak gerekmiyor, kendi düşüncelerimizi hissederek anlatmamız en anlaşılırı olacaktır sanırım.
Dawkins: Tanrı yoksa neden iyiyiz?
Gerçekten iyi olmaya çalışmaktaki tek sebebin Tanrı’nın onayını ve ödülü almak ya da kınaması ve cezalandırmasından sakınmak mıdır?
Bunun ahlaklı olmakla hiçbir ilgisi yoktur, bu yalnızca yağcılık etmektir, dalkavukluktur. Her hareketini hatta derin düşüncelerini gözleyen gökyüzündeki kontrol kamerası ya da kafanın içindeki çelik küçük ileti cihazını gizliden gizliye kollamaktır.
ALINTI-Devamı;
(link to agnostik.org)
Mesajgönderen ASES » 27 Kas 2009, 14:42
DAWKİNS
evrimi savunmak yerine artık, bilim adamı değil de şaman gibi konuşmaya başladı. Bir ara ben tanrıya inanmak istemediğim için inanmıyorum dedi, bir ara da bizi uzaylılar yarattı dedi. Yani artık evrim öksüz kalmıştır 🙂 21. y.y. evrim padişahı dawkins bu kadar acizse bizim evrimciler ne kadar bilgili siz düşünün 🙂
tanrı inancını reddeden bir insan iyi olabilir, kötü de olabilir. fakat inanmaması onun içine düşeceği bir bunalımda firenliyecek sistemi doğurmaz. en basitinden bir evrimciye koministe vs.. ” günümüzde ülkeler dahi kıyım yapıyor, suçsuz yere insanlar öldrülüyor. diğer dünya yoksa, bu insanların yaptıkları yanına kar mı kalacak??? bu insanları kim cezalandıracak?? cezalandırılmayacaksa hangi iyi insandan ve düşünceden bahsediyorsun? ” dediğimizde gelecek cevapları merak ediyorum… yok kardeşim cezalandırılmayacak, illa cezalandırmak mı istiyorsun insanları diye bir cevap vermeyin gelen cevaplar genelde şu şekildedir çünkü ” onlar yakalanacak ve hapse atılacak…” yani bu dünyada sizin düşüncenizde de ceza var. fakat şunu da ardından sorarız, “kardeşim işin içinde parmağı olup yakalanmayan, insan öldüren katillerden bahsediyoruz… kaçını yakalayabilirsin ki??” sessizlik…
*
Mesajgönderen Sonsuz » 29 Kas 2009, 11:35
Dawkins
dogru soylemis. Inanmak istemedigi icin inanmayabilir.
Ama ben yine de bu sozu soylediginden supheliyim.
“Bizi uzaylilar yaratti” demedigine de eminim. O sadece ilk organik madde ve hucreden bahsediyor. O da belki bir goktasiyla uzaydan gelmis olabilir diyor. Lutfen bir insanin sozlerini carpitmayalim. O zaman soylediklerinizin guvenirligi tamamen yok olur.
bizim adalet saglayacak bir tanriya inanmak istememiz, o tanrinin var olmasini saglamaz. Dinler disinda kimse bize “bu dunyanin adaleti saglanacak” sozu vermedi. Adaleti biz insanlar kendimiz yaratmak zorundayiz. O yuzden devlet kurduk, anayasalar hazirladik, polis teskilatlari, mahkemeler kurduk, hapishaneler yaptik. Dindar insan bu yuzden hukuku onemsemez, Allah cezasini verir der. Ama aslinda yasadigi topluma bir kotuluk yapar. Musluman toplumlardaki adalet sistemi icler acisi bir halde. Bati toplumlarinda adalet gercekten saglaniyor. Cunku bati toplumu suc isleyenin yakasini birakmiyor.
*
Mesajgönderen ASES » 01 Ara 2009, 18:55
birincisi gerçekten adalet sağlıyor dediğin devletler bugün kıyım yapan ya da geçmişte kıyım yapmış devletler mi?? bana binlerce onbinlerce hatta milyonlarca insanı kesmiş diktatörlerin sefahat içindeki yaşamından bahset, bana abd nin yaptığı kıyımları cezalandıracak istemden bahset. ya da ortaya çıkarılamayan seri cinayetlerden, eli güçlü diye dokunulmayan katil devlet adamlarından bahset. hangi adaletten bahsettin anlamadım?? yakalanan zaten yakalanıyor… o anayasaları siz biz kavgasına çevirme islam tarihinde her zaman anayasa vardı ve hatta döneminin en çağdaş anayasaları yapıldı. konuyu o tarafa çekmeye hiç gerek yok bence… senin benim anayasam, polis teşkilatım dediğin sistem devletleri, hayalet katilleri yakalayabiliyor ve cezaladırabiliyor mu onu söyle? bir de sadece bugünü düşünme 100 yıl önceki katili yakalayabilecek ve hakkını vercek bi sistem ver bana… en basitinden bu konu bile Allah’ın varlığına inanmayı bence zorunlu kılıyor… vs…vs..
*
Mesajgönderen ASES » 01 Ara 2009, 19:07
Sonsuz yazdi:
“Dawkins dogru soylemis. Inanmak istemedigi icin inanmayabilir. Ama ben yine de bu sozu soylediginden supheliyim. “Bizi uzaylilar yaratti” demedigine de eminim. O sadece ilk organik madde ve hucreden bahsediyor. O da belki bir goktasiyla uzaydan gelmis olabilir diyor. Lutfen bir insanin sozlerini carpitmayalim. O zaman soylediklerinizin guvenirligi tamamen yok olur.”
*
senin dawkinsten haberin yok galiba. forum da paylaşim videosunu da izle bari 😀 “biyo-kimya ve moleküler biyolojinin detayları incelendiğinde bunu yapan bir tasarımcıya ait bir imza bulabilirsiniz…” diyor. ve devam ediyo… 🙂 adam süper inançlı biri, sırf tanrıya inanmamak için evrime inanıyor. zaten seminerlerinde de geyikten başka bişii yaptığı yok, günü kurtarma derdinde…
ilginc
bir paylasim olmus okumayanlarin ilgisini cekebilir..
slm.
xenix tarafından Per, 17/12/2009 – 10:27 tarihinde gönderildi.
Anladığım kadarıyla ilk kuranda geçmiyor o zaman bu kelime. Mesela zaten Muhammedin babasının adı Abdullah tı. Abdullah, Allahın kulu demek arapçada. Bu adamlar putperestti değil mi islamdan önce. Allah diye de bir tanrıları olduğuna göre. (Bildiğm kadarıyla, Lat, Uza, Manat’ın babasıydı Allah) Allah kelimesi epey eskiye dayanıyor galiba.
(Zaten islam öncesi arap kültürünü incelerseniz, şiirlerde falanda geçer Allah kelimesi. Onlar yani Allahı biliyorlardı, yeni bir tanrı gelmedi. Sadece bakış açıları farklıydı)”
Sevgili xenix izin verirsen ben açıklayayım:
Belirttiğin gibi Hz.Muhammedin babasının adı Abdullahtı. Yani adında Allah adı geçiyor. Buradan yola çıkarsak Allah adı İslamdan önce de elbette biliniyordu. Ama insanlar gerçek hak dininden yüz çevirdikleri için unutulmuştu. Arap toplumunda da artık Allaha tapılmıyordu.
Hz.Muhammed, babası, ve onların ataları Hz.İbrahime kadar, Hz.Ebubekir gibi bazı kişiler puta hiçbir zaman tapmamışlardı. Onlar gerçek hak dini olan dinin genel adı olan ‘hanif’ dinine inanıyorlardı. Yani hanif idiler. Dolayısıyla Allah kelimesinin put tanrılarla bir ilgisi yoktur. Geçmişten beri Tek Tanrı’yı ifade eder.
Bu sitede de daha önce belirttiğim gibi “Muharrem Kılıç’ın Gizlenen Türk Tarihi: Hz. Muhammmed” adlı kitabında bu konular ve Hz.Muhammedin nasıl Türk kökenli olduğu güzel bir şekilde kanıtlarıyla anlatılıyor.
Yukarıdaki eserde de çok güzel bir şekilde anlatıldığı gibi, zaten Hz. Muhammed ben yeni bir din getirdim diye ortaya çıkmıyor!, dikkat edin, “ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” diyor. Yani Hz.Ademden beri gönderilen bütün Peygamberlerin sonuncusuyum, bütün dinlerin tamamlayıcısı ve en sonuncusuyum demek istiyor. İslamın Hz. İsa ve Hz. Musa’yı ve diğer bütün peygamberleri kabul etmesi bunu gösterir. Oysa Tevratta bütün bu peygamberler, özellikle, en büyük peygamberleri olarak kabul ettikleri Davut ve Süleyman bile peygamber olarak görülmez!! dikkat!, bu konu habertürkteki tarihin arkası programında da tartışılmıştı geçenlerde. Yahudilere göre Davut ve Süleyman sadece KRAL’dır!!
Ayrıca yahudiler göre Davut veya Süleyman, sadece Yahudilerin Kralıdır ve sadece onları esenliğe ve Dünya hakimiyetine götürecektir! Bunların bir peygamber olduğunu tam olarak kabul etmedikleri gibi, sadece Yahudilere gönderildiğine inanırlar. Yahudilere göre diğer insanların bir önemi yoktur. Herşey, din, sadece onlara gönderilmiştir. Dolayısıyla yahudilik sadece yahudilerin dinidir! Başkası istese de bu dine giremez. Bir ırk dinidir.(bunun istisnası HAZARLAR’dır. Bunları kabul etmek zorunda kalmışlardır. Başka konularda bunu anlatıyorum, burada yeri yok.) Bu yüzden yahudiler ırkçıdır. Bütün ırkçılıkla alakalı teoriler, ideolojiler yahudi kökenli bilim adamları tarafından ortaya atılmıştır.
Hz. Musa’nın Allah ile konuşmak üzere kavminin yanından ayrılması ve uzun bir süre geri dönmemesi üzerine biliyorsunuz, kavminin içinden SAMİRİLER denilen bir grubun öncülüğünde bir Buzağı yapıp ona tapmaya başlıyorlar! Yani insanoğlu hak dini öğrendikten sonra aradan biraz zaman geçmeye görsün hemen sapıtabiliyor. Tabiiki bunda insanlar arasında yaşayan ve insanları saptıran belli başlı kavimlerin ve şeytanlaşmış insanların olmasının büyük etkisi vardır.
Biliyorsunuz Hz. Musa İsrailoğullarını Firavunun elinden kurtarmış, bir çok mücizeler göstermiş, deniz ikiye ayrılmış ve İsrailoğulları bu denizden geçerek Mısırdan çıkabilmiş ve Filistin yöresine gelebilmişlerdi. Hz. Musa bu kadar mucizeler göstermesine rağmen, kavmini çok güçlü olan Firavunun elinden kurtarmış olmasına rağmen, kavmi Allahı bırakıp tekrar Buzağıya tapabiliyor!! Bu, insanoğlunun ne kadar nankör ve kıymet bilmez olduğunu gösteriyor.
Allah, İsrailoğullarına buna benzer daha binlerce iyilik yapmış ve mucizeler göstermiş olmasına rağmen(Bunlara yüzlerce örnek verilebilir; İsrailoğullarının Peygamberden istemesi üzerine, gökten cennet yemeklerine benzer yemekler, bıldırcın sofraları indirilmesi gibi) onlar sonunda yine Allahtan yüz çevirmişlerdir. Zaten ondan sonra lanetleniyorlar ve düşmanlarının saldırısına uğruyorlar. Demekki bazı insanlara ne yaparsan yap, istersen mücize göster, istersen düşmandan kurtar, inanmak istemezse, yaranamazsın, nankördür.
link to geocities.com
Kitap şeklinde eklenmiş siteye Allah başlıklı. Oradan okuyabilirsiniz.
xenix