Yatırımdır sevgi:)))
Şaka tabi… (Ha belki de şakadır)
Ankete oy verirken ikinci şıkkın ucu anketi delip geçmiştir diye düşündüm, baktım pek de yanılmamışım…
Peki gelsin bakalım şu sevgi tanımları. yalnız şöyle moleküler düzeyde olsun. Kamyon arkası sözler olmasın…
Bana göre insanın varoluş çabası içerisinde harcadığı emek etrafında oluşan çekim gücüdür sevgi… Çeken, iten, çekilen…
Çok güzel bir anket konusu. Sadece şu 2. şık diğer bazı şıkları kapsıyor diye düşünüyorum. Mesela sevmeden haz almakta çıkardır. O zaman bu 2. şıkkın içindedir zaten..
Tanrı’yı sevmek ya da tersi benim için imkansız bir durum. Ya inanırım, ya inanmam (yoksa Tanrıyı sevmezdim, beni neden süper güçlerle yaratmadığı için). İnsan-nesne-Başbakan bu üçünü bir araya getirerek yapılan genelleştirmenin teknik nedenlerle yapıldığını anlıyorum. Ama güldürdü yine de. Başbakan sevgisi taraflı olmadan kaynaklanabileceği gibi, hayranlık gibi yüce (!) hislerden de kaynaklanabilir. Çıkar ilişkisi ve sürü psikolojisi hakimdir.
Bir nesneyi sevmek bize sağladığı, hatırlattığı, inandırdığı bir şeylerden kaynaklanabilir. Yani şunların içinde en masum kalanı bu gibi.
Bir insanı sevmek ( “her şey bir insanı sevmekle başlar” 😉 ) -mış… Buna inanmakla birlikte, korku kadar söylenmesi kolay olan bir his olmadığını görüyorum. Öğretilmiş o kadar çok davranış, modelleme var ki sevgi bunlardan ne kadar arınmış da sevgi olmuş bilemiyorum. Yani döndüm dolandım, hala bilmiyorum.
Ebubekir’in yazdıkları üzerine söyleyecek lafım yok, bütün şıklar doğru bence de… Can Yücel’in şiirinde mükemmel özetlenmiş nasıl sevmemiz gerektiği… 😉
Tanıdık bir gülüş ve tanınmayan bir insan… İşte bütün hikaye bu! Asıl olan “sevebilmek” yetisi.İçsel bir savaşın ardından sonsuza kadar süreceğine inanılan bir sessizliğin habercisi olmak.İşte asıl olan bu.
Sevgiyi tanımlamak haksızlıktır, tanımlanabilinen sevginin sınırları vardır, nedenleri vardır.Bu nedenler ortadan kalkınca biter sizin o “sevgi” dediğiniz şey. Oysa ki öyle midir özünde var olan sevgi…? Sınırsızca, doludizgin, ahlaksızca, umursamazca, dünü-yarını düşünmeksizin yaşanmalı.. Öylesine yaşanmalı, olduğu gibi…
Sangre; sen sevgiyi anlat kavgayı bize bırak:) Ama kopya(la yapıştır) çekmek yok burada. Kendinden olacak. Bu seferlik sevgi adına hoş görülmüş olmalı:)
Nibelunga’nın hayreti bende sevgi uyandırıyor, acaba bende uyanan sevgi olabilir mi?:))
Yani sevgi her şey ve hiç bir şey karışımından oluşan çeşitli, kokteyl gibi bir şey olarak görünüyor… Göreceli ancak emeğe ilişmeden sanırım yok sevgi… Ya bizden doğmuş olacak emek, ya da başka bir yerden bize doğru uzanmış ve dokunmuş olacak…
*Sevginin tek tanimini yapmak haksizliktir dedim zaten.Ve hayatim boyunca da tek bir tanimini yapip “Sevgi…..dir” diyemedim.Sinirlayamadim, ben iflah olmayacak olan bir seviciyim 🙂 Sadece duygu ifade etmekti benimkisi, sevginin taniminin yanindan bile gecseydi inanin cok mutlu olurdum 🙂
*Ayrica, Sangre’nin post ettigi yazi copy/paste olsa da kesinlikle cok etkileyici ve hos bir yaziydi.Okurken ve sonrasinda bu yazi uzerine hayli dusundugumu soylemeliyim.Bir diger nokta; Can Yucel’in de bir siiri copy/paste yapilmis.Siz de takdir edersiniz ki mevzu sevgi olunca insan sozcuksuz kalip sairlere basvurabilir, normaldir.
*Bu arada; baska basliklardaki tartismalarimizi bir diger basliga tasimasak ne guzel olur 🙂
Delişey,
ortaya yazdim
sen üzerine alindin
halbuki tek renk de israrci olanlar belli hadi örnek vereyim
tesettür´ü namus vesilesi yapanlar la türban üzerinden cagdaslik taslayanlar..
:)))) e ben size diyorum ebubekir olmasa gülecek mevzu kalmaz:))))))
bak denemesi bedava çıkarın dini imanı türbanı v.s forumdan, konu başlıklarında, valla billa konuşacak mevzusu da kalmaz:))))
bak hem kopyacı da kendisi, benim lafımı bana satacak kadar da fitürsuz:)) ben demiştim ya ona “ben ortaya yazıyorum, sen niye üstüne alınıyosun” diye bak bakk o güzelll aklınca onu bana geri yazcak:)))
hep buralarda ol lütfen ebubekir…
bi tanısam seni hııı, bi tanısam:)) daha neyini tanıyım acep??? sürpriz yumurta gibisin işte :))))))))
Delişey yazdi;”bak denemesi bedava çıkarın dini imanı türbanı v.s forumdan, konu başlıklarında, valla billa konuşacak mevzusu da kalmaz..”
bak hem kopyaci da kendisi,benim lafimi satacak kadar fütursuz:))ben demistim ya “tanri,din,iman olmazsa konuscak mevzunuz kalmaz”diye bak bak o güzel aklinca onu bana geri yazcak:))
evet
gamaroda dile getirmisti ama basaramadi hatta sonsuz beni
4 haftaligina banladiginda din,iman,türban konu basliklari forumda birinci siradaydi..:)
hayatin renkleri/gercekleri bunlar
tek düze olmuyor “valla billa” demekle ise hic olmuyor deneyin görün..
ne bu şimdi? benim yazdıklarımı kopyala yapıştır yapmışın:))
nemiş hayatın renkleri gerçekleri? bişi yazıyon kendinde bilmiyon ne yazdığını… sana kaç kere yazıldı, takılmış plak gibi aynı şeyi tekrarlayıp duruyon sen…
hadi gel başka mevzu aç, açalım konuşalım tartışalım senin bildiklerini paylaşalım? hayata dair dinden başka bilgin yok mu? her birşeyi getirip dine imana bağlıyosan senin korkun çokkkk hayattan:)))) ödün patlıyo bence yaşamdan…. aaaaaaaaaaa yoksa sen yaşlı fln mısın hani ölüme yakın, geçmişe ihanet eden korkar sondan, sonundan…
sevmeli insanları anlamaya çalışmalı, başka türlü dirlik olmaz… seni kimse anlamaz. hedefin eğer misyonerlikse, bu çağ artık akıl çağı valla billlaa bak:))))))
ben herşeye rağmen sana saysam saydırsamda umutluyum insanlardan… aydınlık insanın bakışında… beni her kırmaya çabaladığında, içsel korkun artacak… zira ben masumum, deliyim, kızgınlığımda kinimde üç dakkayı geçmez…
Durduk yere korkamaz, sevemez, nefret edemezsiniz.
Gel gelelim gerçeği pek yansıtmayan anlamlandırmalar ile ele alınmakta…
Birisinden nefret ettiğiniz zaman ve nedenleri sorulduğunda olumsuz neyi varsa hemen sayıyorsunuz. İş sevgiye, saygıya gelince “ben sevdim, ben saygı duyuyorum” filan diyorsunuz.
Birisi sevecen ise sevgi beslersiniz…zira onu sizde uyandıran o.
Dolayısı ile “varlıkları haz verdiği için sevilir” işaretledim.
Nolmuş burada yahu:) Konu sevgi olunca, sevgi seli olmuş her taraf… Zıtlıklar da sevebilir birbirini demek ki :))
Hüseyin Bey, bazılarına kızarken siz kopyala yapıştır yapmışsınız şiiri 😀 Çok iyi olmuş çok severim Kaygusuz Abdal’ı… Çocukluğuma döndüm birden okurken.Copy/paste’i yapan elinize sağlık :)))
Hola, zaten şıkların her biri felsefenin temel alanlarındandır.. Arıştippos’a göre; haz her şeyin başıdır…Haz türleri arasında herhangi bir ayrım gözetmez; bedensel olsun zihinsel olsun haz her seyin olcutudur. Duyusal hazlar, ruhu besledikleri sebebiyle her seyden daha üstün tutulurlar.Hatta bedensel hazda bile once ruh doyurulmalidir der kendisi:) Öte yandan bu haz kavramı Sokrateşçi bilgi anlayışıyla da bir şekilde ilişkilendirilmiştir. Hazza ulaşmak için bilgi/sevgi/saygı bir koşul olarak görülür.
Yalnız aramızdan bir tane bile Nihilist çıkmadı yaff, çıkıp da “Dağılın!Sevgi yoktur” desin 🙂
Delişey,
hayatin reklerinden biri sen biri ben ve digerleri ha takilmis plak misali dediklerin uygar dünyanin degerlerine/uygulamalarina (uni de türban serbestligi uygulamasi) tükürüp cagdaslik tasliyanlar..
hayat ve din iki ayri deger degil ki birbirinden ayiralim evet ayirmak icin gayretler var ama her seferinde din galip geliyor,dini hayattan kovup manastira,tapinaklara,mabedlere(cami/tekke/türbe) hapsetmeye
calisanlar´a inat..
peki
dinden baska bilginiz var da niye paylasmiyorsunuz engel olan mi var ?
esasen
ödü patlayan dinden,imandan,ölümden bahsetmez “O GÜN”ü yasamindan cikarir,unutmaya calisir ve dediginiz gibi elden,ayaktan kesilince bi bakmissiniz mabetten,tapinaktan,türbeden cikmaz..:))
seven
insanlarin yasam tarzlarina,inanc pratiklerine müdahele edenlere (velevki sevdikleriniz/akrabaniz olsun) karsi SESini yükseltir hatirlarsaniz bu konuyla ilgili “nineniz´e de yassak konsaydi hosunuza gidermiydi”diye sormustum cevabi halen sizde sakli..
karar
vermekte zorlaniyorsunuz yada “ne sis yansin ne kebap” taktigi uyguluyor
olabilirsiniz bilemem ama sebep ne olursa olsun SES´iniz cikmiyor lafta
kalan sevgi kisiye yarari yok ki baskasina faydasi dokunsun,dirlik olsun..
beni
kimse anlamaz yada anlar onu bilemem aslinda o kadar önemli de degil su dünya sahnesinde anne/babanin,devletin,toplumun vs.birey´e bictigi roller arasindan tercih hakkini kullanarak tavrini/tarzini/durusunu belirliyor ve ben kendime magdurun yaninda,zalime karsi bi durus´u tercih ettim..
evet
sevmeli insanlari ama zorbayi degil hem ortacag engizisyon zihniyetini bertaraf eden “akil/asil” insanlarin basarisinin arkasinda bu gercek yatmaktadir akil cagi da bunu gerektirmektedir..
masum kalmak isteyen zalime meyletmiyecek umut dedigin ise her zaman bir yol bulmaktir..
hayat dengeli yasamaktir ZITliklara inat nitekim gelismeyi saglayan da ZITliklar arasi kurulan dengedir ve denge GÜCtür..
osho´nun dedigi gibi;
“..Eğer sahici bir yaşam sürmek istiyorsan nasıl devamlı sahici bir şekilde öleceğini de öğrenmelisin. Doğum ile ölüm arasındaki dengeyi sağlamalı ve tam ortasında durmalısın. Bu ortada kalma hali kalıcı olamaz: bir şeyi elde ettin de her şey bitti – bu demek değildir, sanki yapacak bir şey kalmamış gibi. Bu saçmalıktır. Kimse sonsuza dek dengesini koruyamaz, onu tekrar tekrar elde etmelisin. Bunu anlamak çok zor çünkü beyinlerimiz gerçek hayata uygulanması imkansız bazı kavramlarla yoğrulmuştur…”
hayatı dengeli yaşayanlara selam olsun:) ya yaşayamayanları ne yapıcazz?? itip kakıcaz mı? küçük mü göreceğiz? bizden değilsin hadee gitt yanımızdan mı diyeceğiz? ya da gel gell bak bir allah var din var seni onlarla tanıştıralım fln mı diyeceğiz?
ya hiç birini kabul etmiyosa ? yine mi onu dışlayacağız ne yapacağız???
konu başlığından taşmadan söylemek istiyorum, evet hayat hep ikircikli durumları getirip önümüze koyuyor maalesef.. bir çoğumuzun… kendi adıma ben sevgiden yanayım… sevginin bilimsel, yok sosya bilmem ne boyutu yok felsefi bilmem nesini fln bilmem… severim ben…
kimini biyolojik bağdan seversin,
kiminin fikrini aklını,
kimi kahramandır seversin,
kimi titretir elini ayağını,
kiminin başını okşarsın adı şevkattir,ama sevginin akrabası yabancı değil,
ihtiyaç duyar beslersin kendini o sevgiden,
kimi menfaat sevgisidir doğruu
belki sevgi içindeki kavramları karıştırıyorum
ama bunları düşünüyorum…
kendi aklımla, kopya çekmeden, dosdoğru bu hissettiğim…
sevgi bir tek kalıba sokulur mu?
evet nedensiz bile seviyor insan:)))
düşünüyorum bazen, ne kadar sevmiş olabilirim?? neden sevmiş olabilirim??
Hola, madem pragmatik bakiyorsun neden 2.şıkkı isaretlemedin? Tamamen cikar iliskisidir Pragmatizm, faydali olan iyidir/guzeldir/sevilir/vardir denir… Eeee tam senlikmis bak 🙂
Bu arada “sevgi mi sitiyorsun, sevimli olacaksin” a katilmiyorum.Sevgi tözsel bir seydir, sen ne kadar sevimli olsan da karsindakinin ozunde sevebilmek yetisi yoksa faydasiz kalir butun yaptiklarin. Kisinin kendisiyle ilgilidir sevmek, karsindakinin etkisi yok denemez ama once kiside yurek gerek sevmeye… Sonra karsindakinin niteliklerini goz onune alip degerlendirirsin… O degerlendirme bile yine senin solyaninla ilintilidir 🙂 Oyle iste…
tüm sürcmelerine ragmen insani sürekli uyaran,dogruya yönelten bir kozmik ses/vicdan var (“ic ses” yada “sezgi” diyebilirsiniz) bu kozmik makanizma insani tüm sürcmelerine ragmen her daim dogruya ulastirir tabi cürümemis ise..
sözü de var
“gercek su ki, gözler kör olmaz; lakin sinelerdeki kalpler kör olur..”
denge ?
mesela;
(i.h.e.bildirgesi)
“….Bütün insanlar, haklari ve onurlari esit ve özgür olarak dogarlar. Akil ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine kardeslik duygulari ile davranmalidirlar.
Herkes irk, renk, cins, dil, din, siyasal veya diger bir inanç, ulusal yada toplumsal köken, servet, dogus yada herhangi baska bir durumdan dolayi ayrima ugramadan, bu bildiride ilan olunan hak ve özgürlüklerden yararlanma hakkina sahiptir.
Yasam, özgürlük ve kisisel güvenlik her insanin hakkidir…” vs.
Nedense bu adamı hem seviyorum, hem de nefret ediyorum.. Ama söylediğine göre, zaten her ikisi de ‘kötü’ bir duyguyu yansıtıyor.. O zaman pek sorun kalmıyor 🙂
İnsanın bir şeyi( başka bir insanı,nesneyi,tanrıyı..vs) sevebilmesi için önce kendisini sevmesi gerekir. Bu şunu gösteriyor aslında sevmek eylemi sadece kendini sevmektir.
Ben son iki yıldır Zizek gibi düşünüyorum. Kendim dahil olmak üzere hiçbirşeyi sevmiyorum.
Sevmek eylemi yaptığımız pek çok bencilce şeyden biridir sadece onu kutsamaya çalışmanın anlamı yok.
Zizek’e pek katilamiyorum fakat aksani soylediklerini o kadar sevimli yapmis ki insanin ona kizmasi mumkun degil 🙂 Sevgiye kotu (evil,seytani) diyerek farkli bir bakis acisi getirdigini kabul etmem gerek..
Sevginin tek bir tanimi yapilamayacagindan, o da kendisine en uygun olanini yapmis.. Sevgi=Kotuluk=Zizek 🙂
İdealizasyon insana özgüdür. En ilkel hali kişinin kendini tapınılacak kadar değerli ve önemli hissetmesi yani tanrı olma duygusudur. Bu duygu, gelişim evrelerimize uygun olarak engellene engellene kişi normal, sıradan bir birey olma konumuna gelir. Normal, sıradan bir birey olma duyguyla, reel hayatın bizden beklediği olumlu ve başarılı rolleri oynadıkça ve bunları başardıkça değerlilik hissimiz bu oranda artar ve içsel olarak hissedilir. Bu sağlıklı bir idealizasyondur. Hiçbir başarı elde etmediği ve gerçeklikle uyum içerisinde olmadığı halde kendini veya nesneyi aşırı idealize eden bir yapı ilkel düzeyde kalmış bir savunma düzeneğini oluşturmaktadır. Bu durum iyi ve kötü kendiliği bütünleştirememiş sınırda kişilik örgütlenmesi ile, iyi kendiliğin aşırı değerlilik hislerinde takılıp kalmış narsistik kişilik örgütlenmesinde primitif düzeyde kendini ortaya koyabilmektedir.
Sosyal hayat içinde bulunduğumuz konumlarda, hak ettiğimiz değerlilik hisleri travmatik bir takım yaşantılarla elimizden alınıp yok edilebilir. Bu durumlarda, patolojik olarak duran idealizasyon savunma düzeneği devreye girer.Alternatif bir uzlaşı arayışı içerisinde birey değersizlik hislerini ve başarısızlıkları ortadan kaldırabilmek için bağlandığı nesneleri idealize etme yolunu seçebilir.
Bunun yansımalarını özellikle ideolojik ve dinsel alanda çok yaygın olarak görmek mümkündür. Bireysel kusurları kapatabilmek, yüce bir idealin aracı olmakla mümkün olmaktadır. Birey herhangi bir ideolojiye veya dini örgüte bağlanarak yüksek bir idealizasyona hizmet eder. Soyut veya düşünsel anlamdaki bir ideolojiye bağlılık, o ideolojinin her şart ve koşulda idealize edilmesi, kutsanması ve tüm hatalardan arınmış olarak kabul edilmesi gerekliliğidir. Bu durumda karşımıza fanatik, dogmatik ve tabusal bireyler çıkar. Bunu daha da somutlaştırmak isteyen bir birey, ideolojik bir grubun veyahut da dini örgütlenmenin başındaki lidere çok yüksek değerler atfederek bir nevi o liderde tanrılara özgü bir takım hususiyetlerin bulunduğu şeklinde idealizasyon yapar. Bu şekilde de özlediği kimlik parçasını lidere yükleyerek kendi değerlilik hissini temin eder ve değersizlik duygusunu ortadan kaldırır.
Sevgi hakkında yorum yapmak ne zormuş. Ne demektir sevmek?
Sevgi alışkanlıktır.
Yatırımdır sevgi:)))
Şaka tabi… (Ha belki de şakadır)
Ankete oy verirken ikinci şıkkın ucu anketi delip geçmiştir diye düşündüm, baktım pek de yanılmamışım…
Peki gelsin bakalım şu sevgi tanımları. yalnız şöyle moleküler düzeyde olsun. Kamyon arkası sözler olmasın…
Bana göre insanın varoluş çabası içerisinde harcadığı emek etrafında oluşan çekim gücüdür sevgi… Çeken, iten, çekilen…
Çok güzel bir anket konusu. Sadece şu 2. şık diğer bazı şıkları kapsıyor diye düşünüyorum. Mesela sevmeden haz almakta çıkardır. O zaman bu 2. şıkkın içindedir zaten..
Tanrı’yı sevmek ya da tersi benim için imkansız bir durum. Ya inanırım, ya inanmam (yoksa Tanrıyı sevmezdim, beni neden süper güçlerle yaratmadığı için). İnsan-nesne-Başbakan bu üçünü bir araya getirerek yapılan genelleştirmenin teknik nedenlerle yapıldığını anlıyorum. Ama güldürdü yine de. Başbakan sevgisi taraflı olmadan kaynaklanabileceği gibi, hayranlık gibi yüce (!) hislerden de kaynaklanabilir. Çıkar ilişkisi ve sürü psikolojisi hakimdir.
Bir nesneyi sevmek bize sağladığı, hatırlattığı, inandırdığı bir şeylerden kaynaklanabilir. Yani şunların içinde en masum kalanı bu gibi.
Bir insanı sevmek ( “her şey bir insanı sevmekle başlar” 😉 ) -mış… Buna inanmakla birlikte, korku kadar söylenmesi kolay olan bir his olmadığını görüyorum. Öğretilmiş o kadar çok davranış, modelleme var ki sevgi bunlardan ne kadar arınmış da sevgi olmuş bilemiyorum. Yani döndüm dolandım, hala bilmiyorum.
sebebi coktur
bir labirenttir insan
sayilan tüm maddeler gecerlidir
o nedenle can yücel´in siirinde bahsettigi gibi;
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o’nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi
hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…”
slm.
ebubekir bu sen misin? 🙂
Ebubekir’in yazdıkları üzerine söyleyecek lafım yok, bütün şıklar doğru bence de… Can Yücel’in şiirinde mükemmel özetlenmiş nasıl sevmemiz gerektiği… 😉
Tam da geçen hafta “öteki hayatlardan”, birbirimizin hayatlarına ne kadar uzak ve yabancı düştüğümüzden bahsetmişken…
Birbirine değmeden, iç içe, yanından berisinden teğet geçen, katman katman bir sürü hayattan…
Bazen, uzaktan, bir köşeyi döner dönmez göz hizaları denk geldiğinden, sadece…
Birbirine takılan, asılı kalan, sonra, sıfırın bilmem kaç derece altındaki o insanlık dışı ilgisizlikten ötürü…
Havada aniden donup parçalanan ve yere düştüğünde tuzla buz olan bakışlarda sıkışık insanlığımız…
Cesaret istiyor ilişki kurmak.
Sevgiyi bellemek gerekiyor.
O sizin sevgi zannettiğiniz şeylerin çoğu, replika, taklit!
Kendinize dair şeyleri siz sevgi zannediyorsunuz, çoğunluk.
Ama sevgi, iki kişilik bir sihir…
En az iki büyücüsü olan bir mucize.
Olabildiğince yalın ve evet, çok kolay aslında.
Ama karşısındaki engeller çok büyük.
Zelil teslis!
Korku, kaygı ve bencillik…
Diyor ki Söz, insan ruhunun üç tane yapıtaşı vardır:
Sevgi, iman ve ümit…
Ama bunların ikisi geçici yardımcılardır.
Kalıbı terk ettiğimizde, menzile vardığımızda,
İman ve ümidin de artık işlevi kalmaz.
Eski ve yorgun dostlarımız olarak ayrılırlar bizden.
Ama sevgi, varoluşun yapı taşı, o hep var olacaktır.
Nedir sevgi?
Sevgi, kendini başkalarına, öteki hayatlara açmaktır.
Sevgi, emin olduğumuz kendi varlığımız kadar, başka varlıklara emniyet duymaktır.
Kerem gibi, Aslı gibi…
Birisini tanımak, evine almak, ve bunları tüm topluma, tüm tehlikelere karşı risk üstlenerek yapmaktır.
Kaybetme, incinme, zarar görmenin konforlu uyuşukluğuna sığınmadan…
Musa’nın Nil’i yardığı gibi, hayatın tam ortasından delip geçmeye cesaret etmektir.
O bazen felaketler getirir.
Sevgiyle açtığın sıcak evin, mezar olur.
Sevgi, koşturmak, kendinden geçmek, kucaklamak, toprağa indirmektir bazen.
İlk kez gördüğün bir kişiyi tüm riskleriyle üstlenmektir.
Ve sevgi, her diz çöküşünde, her yıkılışta, yeniden doğrulup, hayatın içinden geçmeye devam etmektir.
Kaldığın yerden…
İşte, öteki hayatlar o denli yakındır bize.
Tüm armağanları ve riskleri ile…
Oyuna girmezsen, güvende hissedebilirsin kendini belki.
Ama aslında en büyük riski almışsındır da, bilmezsin.
Hadi canım!
Bal gibi bilirsin içten içe ne yaptığını da,
Canın istemiyordur yaşamayı, emek vermeyi, değişmeyi.
Bir duyguyu, tıpkı bir çiftçi gibi, küçücük bir tohum olarak toprağa fırlatmak…
Ve onun için çaba göstermek, suyunu, gübresini düşünmek.
Kışı, seli, kuraklığı hep yanı başında hissederek.
Yine de inançla yapmak bunu.
Ama sen,
Sen uyurken o tohum usul usul büyür toprağın böğründe…
Gün geceye, gece ise güne halvet olur, uzun süre.
Ve bir gün, tohum uç verir, filizlenir, koca ağaç olur.
Rızkın çıkar, yüreğin doyar.
Sen de yaşlılığının güzel günlerinde.
O ağacın gölgesinde helal semere alırsın.
Huzurlusundur.
Yaşamışsındır.
Varoluşun biricik kuralına uyup, var olmuşsundur.
Öteki hayatlar birleşmiştir sende, tek bir hayat olmuştur.
Tüm parçalanmışlığımızda bu evrende.
Kendini toparlayıp öteki, beriki hayatlardan, hücre hücre, kan kan.
Birliğine kavuşmuş bir ruh olarak,
Yeni yolculuğuna başlarsın heyecan ve yengiyle.
Sevgi denen sonsuz bilet cebinde…
Markar Esayan
link to taraf.com.tr
Teşekkürler Sangre…
Tanıdık bir gülüş ve tanınmayan bir insan… İşte bütün hikaye bu! Asıl olan “sevebilmek” yetisi.İçsel bir savaşın ardından sonsuza kadar süreceğine inanılan bir sessizliğin habercisi olmak.İşte asıl olan bu.
Sevgiyi tanımlamak haksızlıktır, tanımlanabilinen sevginin sınırları vardır, nedenleri vardır.Bu nedenler ortadan kalkınca biter sizin o “sevgi” dediğiniz şey. Oysa ki öyle midir özünde var olan sevgi…? Sınırsızca, doludizgin, ahlaksızca, umursamazca, dünü-yarını düşünmeksizin yaşanmalı.. Öylesine yaşanmalı, olduğu gibi…
G Milat
G Milat; sen tanımlamamış mı oldun şimdi?:)
Sangre; sen sevgiyi anlat kavgayı bize bırak:) Ama kopya(la yapıştır) çekmek yok burada. Kendinden olacak. Bu seferlik sevgi adına hoş görülmüş olmalı:)
Nibelunga’nın hayreti bende sevgi uyandırıyor, acaba bende uyanan sevgi olabilir mi?:))
Yani sevgi her şey ve hiç bir şey karışımından oluşan çeşitli, kokteyl gibi bir şey olarak görünüyor… Göreceli ancak emeğe ilişmeden sanırım yok sevgi… Ya bizden doğmuş olacak emek, ya da başka bir yerden bize doğru uzanmış ve dokunmuş olacak…
Sayin Huseyin Bey,
*Sevginin tek tanimini yapmak haksizliktir dedim zaten.Ve hayatim boyunca da tek bir tanimini yapip “Sevgi…..dir” diyemedim.Sinirlayamadim, ben iflah olmayacak olan bir seviciyim 🙂 Sadece duygu ifade etmekti benimkisi, sevginin taniminin yanindan bile gecseydi inanin cok mutlu olurdum 🙂
*Ayrica, Sangre’nin post ettigi yazi copy/paste olsa da kesinlikle cok etkileyici ve hos bir yaziydi.Okurken ve sonrasinda bu yazi uzerine hayli dusundugumu soylemeliyim.Bir diger nokta; Can Yucel’in de bir siiri copy/paste yapilmis.Siz de takdir edersiniz ki mevzu sevgi olunca insan sozcuksuz kalip sairlere basvurabilir, normaldir.
*Bu arada; baska basliklardaki tartismalarimizi bir diger basliga tasimasak ne guzel olur 🙂
*Sevmek guzeldir…
G Milat
ebubekir,
bir renk skalası gibisin:) sana kızamamamın sebebi bu sanki:)
renk skalası:) üstteki şiirde pembemsi gördüm seni diğer inatçı siyahımsı söylemlerinden çokkk farklı…
konumuza dönecek olursak “ihtiyaçtır” sevgi kimi için…
besin kadar önemlidir…
bu arada artının biri benden ebubekir… Can Yücel iyiydi baya:)
Nibelunga,hayat birazda sasirmaktir,sasirmak sorgulamayi tetikler..
slm.
Eyvallah G Milad:) Başım üstüne:)
bi de tanisan:))
haklisin
ben benim
tüm renkler benim
tek renk de israrci nasil anlasin beni..
slm.
ebubekir :))
sence benim rengim ne peki? tek renk diye itham ediyosun da sanki ” tek renk de israrci nasil anlasin beni..” diyorsun…
pantone den seç ama tescilsiz bir ton istemem haberin olsun:P
Delişey,
ortaya yazdim
sen üzerine alindin
halbuki tek renk de israrci olanlar belli hadi örnek vereyim
tesettür´ü namus vesilesi yapanlar la türban üzerinden cagdaslik taslayanlar..
Eee sen niye üzerine alindin ki ?
slm.
Hem delişeye yazıyorsun, hem tanımadığını iddia ediyorsun yorumunda, hem de türbanla tesettürle alakasız bir başlıkta yazıyorsun…
Bütün bunların üstüne bir de “sen niye üzerine alındın” diye sorabiliyorsun. Ben de şaşırıyorum. :))
:)))) e ben size diyorum ebubekir olmasa gülecek mevzu kalmaz:))))))
bak denemesi bedava çıkarın dini imanı türbanı v.s forumdan, konu başlıklarında, valla billa konuşacak mevzusu da kalmaz:))))
bak hem kopyacı da kendisi, benim lafımı bana satacak kadar da fitürsuz:)) ben demiştim ya ona “ben ortaya yazıyorum, sen niye üstüne alınıyosun” diye bak bakk o güzelll aklınca onu bana geri yazcak:)))
hep buralarda ol lütfen ebubekir…
bi tanısam seni hııı, bi tanısam:)) daha neyini tanıyım acep??? sürpriz yumurta gibisin işte :))))))))
Delişey yazdi;”bak denemesi bedava çıkarın dini imanı türbanı v.s forumdan, konu başlıklarında, valla billa konuşacak mevzusu da kalmaz..”
bak hem kopyaci da kendisi,benim lafimi satacak kadar fütursuz:))ben demistim ya “tanri,din,iman olmazsa konuscak mevzunuz kalmaz”diye bak bak o güzel aklinca onu bana geri yazcak:))
evet
gamaroda dile getirmisti ama basaramadi hatta sonsuz beni
4 haftaligina banladiginda din,iman,türban konu basliklari forumda birinci siradaydi..:)
hayatin renkleri/gercekleri bunlar
tek düze olmuyor “valla billa” demekle ise hic olmuyor deneyin görün..
sasiranlara sasmali..:))
slm.
ebubekir,
ne bu şimdi? benim yazdıklarımı kopyala yapıştır yapmışın:))
nemiş hayatın renkleri gerçekleri? bişi yazıyon kendinde bilmiyon ne yazdığını… sana kaç kere yazıldı, takılmış plak gibi aynı şeyi tekrarlayıp duruyon sen…
hadi gel başka mevzu aç, açalım konuşalım tartışalım senin bildiklerini paylaşalım? hayata dair dinden başka bilgin yok mu? her birşeyi getirip dine imana bağlıyosan senin korkun çokkkk hayattan:)))) ödün patlıyo bence yaşamdan…. aaaaaaaaaaa yoksa sen yaşlı fln mısın hani ölüme yakın, geçmişe ihanet eden korkar sondan, sonundan…
sevmeli insanları anlamaya çalışmalı, başka türlü dirlik olmaz… seni kimse anlamaz. hedefin eğer misyonerlikse, bu çağ artık akıl çağı valla billlaa bak:))))))
ben herşeye rağmen sana saysam saydırsamda umutluyum insanlardan… aydınlık insanın bakışında… beni her kırmaya çabaladığında, içsel korkun artacak… zira ben masumum, deliyim, kızgınlığımda kinimde üç dakkayı geçmez…
dünya büyük hepimize yeter:)))))
Kaplu kaplu bağalar
Kanatlanmış uçmağa
Kertenkele derilmiş
Diler Kırım geçmeğe
Kelebek ok yay almış
Ava şikara çıkmış
Tonuzları korkudur
Ayuları kaçmağa
Kazzaza balta koydum
Çervişin deremezem
Çuval çayırda gezer
Seğirdüben kaçmağa
Ergene’nin köprüsü
Susuzluktan bunalmış
Edirne minaresi
Eğilmiş su içmeğe
Allahımın dağında
Üçbin balık kışlamış
Susuzluktan bunalmış
Kanlı ister göçmeğe
Leylek koduk doğurmuş
Ovada zurna çalar
Balık kavağa çıkmış
Söğüt dalın biçmeğe
Kelebek buğday ekmiş
Manisa ovasına
Sivrisinek derilmiş
Irgad olup biçmeğe
Bir sinek bir devenin
Çekmiş budun koparmış
Salınıban seğirdir
Bir yar ister koçmağa
Bir aksacık karınca
Kırk batman tuz yüklemiş
Gah yorgalar gah seker
Şehre gider satmağa
Tonuz düğün eğlemiş
Ayuya kızın vermiş
Maymun sındı getirmiş
Kaftan gönlek biçmeğe
Deve hamama girmiş
Dana dellaklik eder
Susığırı natır olmuş
Nöbet ister çıkmağa
Kaygusuz’un sözleri
Hindistan’ın kozları
Bunca yalan söyledin
Girer misin uçmağa
(Kaygusuz Abdal)
Delişey nedense bu şiiri paylaşasım geldi seni okuyunca:))
ne iyi ettiniz Hüseyin Bey,
bende bu vesile ile Kaygusuz Abdal’ı inceledim öğrendim:))) keyiflede bu Yunus Emre yolunda ilerlemiş zatı muhteremi okudum:))
sağolun…
heee işi gücü bırakıp benle uğraşcan yani:)))) iyimiş bu, hani senin bana cevap vermekten daha önemli işlerin vardı:)))
şimdi ise uğraşmak istiyosun =)
tamam şimdi ben behzat ç izliyorum youtubedan yarın devam ederiz 🙂
Sevgi, saygı, korku, nefret…
…bunlar etken fiiller değillerdir.
Birisi ya da bir şey sizde bunları oluşturur.
Durduk yere korkamaz, sevemez, nefret edemezsiniz.
Gel gelelim gerçeği pek yansıtmayan anlamlandırmalar ile ele alınmakta…
Birisinden nefret ettiğiniz zaman ve nedenleri sorulduğunda olumsuz neyi varsa hemen sayıyorsunuz. İş sevgiye, saygıya gelince “ben sevdim, ben saygı duyuyorum” filan diyorsunuz.
Birisi sevecen ise sevgi beslersiniz…zira onu sizde uyandıran o.
Dolayısı ile “varlıkları haz verdiği için sevilir” işaretledim.
Delisey ve Ebubekir 😀
Nolmuş burada yahu:) Konu sevgi olunca, sevgi seli olmuş her taraf… Zıtlıklar da sevebilir birbirini demek ki :))
Hüseyin Bey, bazılarına kızarken siz kopyala yapıştır yapmışsınız şiiri 😀 Çok iyi olmuş çok severim Kaygusuz Abdal’ı… Çocukluğuma döndüm birden okurken.Copy/paste’i yapan elinize sağlık :)))
Hola, zaten şıkların her biri felsefenin temel alanlarındandır.. Arıştippos’a göre; haz her şeyin başıdır…Haz türleri arasında herhangi bir ayrım gözetmez; bedensel olsun zihinsel olsun haz her seyin olcutudur. Duyusal hazlar, ruhu besledikleri sebebiyle her seyden daha üstün tutulurlar.Hatta bedensel hazda bile once ruh doyurulmalidir der kendisi:) Öte yandan bu haz kavramı Sokrateşçi bilgi anlayışıyla da bir şekilde ilişkilendirilmiştir. Hazza ulaşmak için bilgi/sevgi/saygı bir koşul olarak görülür.
Yalnız aramızdan bir tane bile Nihilist çıkmadı yaff, çıkıp da “Dağılın!Sevgi yoktur” desin 🙂
G Milat
Delişey,
hayatin reklerinden biri sen biri ben ve digerleri ha takilmis plak misali dediklerin uygar dünyanin degerlerine/uygulamalarina (uni de türban serbestligi uygulamasi) tükürüp cagdaslik tasliyanlar..
hayat ve din iki ayri deger degil ki birbirinden ayiralim evet ayirmak icin gayretler var ama her seferinde din galip geliyor,dini hayattan kovup manastira,tapinaklara,mabedlere(cami/tekke/türbe) hapsetmeye
calisanlar´a inat..
peki
dinden baska bilginiz var da niye paylasmiyorsunuz engel olan mi var ?
esasen
ödü patlayan dinden,imandan,ölümden bahsetmez “O GÜN”ü yasamindan cikarir,unutmaya calisir ve dediginiz gibi elden,ayaktan kesilince bi bakmissiniz mabetten,tapinaktan,türbeden cikmaz..:))
seven
insanlarin yasam tarzlarina,inanc pratiklerine müdahele edenlere (velevki sevdikleriniz/akrabaniz olsun) karsi SESini yükseltir hatirlarsaniz bu konuyla ilgili “nineniz´e de yassak konsaydi hosunuza gidermiydi”diye sormustum cevabi halen sizde sakli..
karar
vermekte zorlaniyorsunuz yada “ne sis yansin ne kebap” taktigi uyguluyor
olabilirsiniz bilemem ama sebep ne olursa olsun SES´iniz cikmiyor lafta
kalan sevgi kisiye yarari yok ki baskasina faydasi dokunsun,dirlik olsun..
beni
kimse anlamaz yada anlar onu bilemem aslinda o kadar önemli de degil su dünya sahnesinde anne/babanin,devletin,toplumun vs.birey´e bictigi roller arasindan tercih hakkini kullanarak tavrini/tarzini/durusunu belirliyor ve ben kendime magdurun yaninda,zalime karsi bi durus´u tercih ettim..
evet
sevmeli insanlari ama zorbayi degil hem ortacag engizisyon zihniyetini bertaraf eden “akil/asil” insanlarin basarisinin arkasinda bu gercek yatmaktadir akil cagi da bunu gerektirmektedir..
masum kalmak isteyen zalime meyletmiyecek umut dedigin ise her zaman bir yol bulmaktir..
deliyle ugrasmak zordur ben zoru severim..:))
slm.
hayat dengeli yasamaktir ZITliklara inat nitekim gelismeyi saglayan da ZITliklar arasi kurulan dengedir ve denge GÜCtür..
osho´nun dedigi gibi;
“..Eğer sahici bir yaşam sürmek istiyorsan nasıl devamlı sahici bir şekilde öleceğini de öğrenmelisin. Doğum ile ölüm arasındaki dengeyi sağlamalı ve tam ortasında durmalısın. Bu ortada kalma hali kalıcı olamaz: bir şeyi elde ettin de her şey bitti – bu demek değildir, sanki yapacak bir şey kalmamış gibi. Bu saçmalıktır. Kimse sonsuza dek dengesini koruyamaz, onu tekrar tekrar elde etmelisin. Bunu anlamak çok zor çünkü beyinlerimiz gerçek hayata uygulanması imkansız bazı kavramlarla yoğrulmuştur…”
silkinmek yada kant´in ifadesiyle (sapere aude)”CÜRET ET”mek lazim..
slm.
günaydın ebubekir:)
hayatı dengeli yaşayanlara selam olsun:) ya yaşayamayanları ne yapıcazz?? itip kakıcaz mı? küçük mü göreceğiz? bizden değilsin hadee gitt yanımızdan mı diyeceğiz? ya da gel gell bak bir allah var din var seni onlarla tanıştıralım fln mı diyeceğiz?
ya hiç birini kabul etmiyosa ? yine mi onu dışlayacağız ne yapacağız???
konu başlığından taşmadan söylemek istiyorum, evet hayat hep ikircikli durumları getirip önümüze koyuyor maalesef.. bir çoğumuzun… kendi adıma ben sevgiden yanayım… sevginin bilimsel, yok sosya bilmem ne boyutu yok felsefi bilmem nesini fln bilmem… severim ben…
kimini biyolojik bağdan seversin,
kiminin fikrini aklını,
kimi kahramandır seversin,
kimi titretir elini ayağını,
kiminin başını okşarsın adı şevkattir,ama sevginin akrabası yabancı değil,
ihtiyaç duyar beslersin kendini o sevgiden,
kimi menfaat sevgisidir doğruu
belki sevgi içindeki kavramları karıştırıyorum
ama bunları düşünüyorum…
kendi aklımla, kopya çekmeden, dosdoğru bu hissettiğim…
sevgi bir tek kalıba sokulur mu?
evet nedensiz bile seviyor insan:)))
düşünüyorum bazen, ne kadar sevmiş olabilirim?? neden sevmiş olabilirim??
bilmiyorum….
sevmek orda bi sorun yok SIKINTI “orta yol”un tutturalamayisinda yani sevilmemesi gerekeni seven dengeyi bozuyor..
sevgi de SINIR olmaz ancak denge olmali o nedenle “zalime meyl etme”meli..
slm.
kim karar verecek kimin sevilip kimin sevilmemesine?
kimin sevimli olup kimin sevimsiz olduğuna?
zalim sana göre şuyken bana göre de o olabilir? olamaz mı? neden olmasın? eee dengeyi nasıl bulacağız o zaman?
denge ne biliyor musun? denge etkileyici ve kıyıcı tüm güçlerin sıfıra olan komşuluğu:))
o sebepten kafa içi takıntılar bittiğinde denge sağlanır kimsenin kuşkusu olmasın…
“denge ne biliyor musun? denge etkileyici ve kıyıcı tüm güçlerin sıfıra olan komşuluğu:))”
MÜTHİŞ!… HİŞŞŞ!…
Pragmatik bakıyorum ben…felsefeci nasıl bakarsa baksın.
Elbette birileri de şunu diyor:
“Bunun neyini seviyorsun.”
Size sevimli gelen bir başkasına tiksinç gelebilir.
Her iki durumda da…yani tiksinme duygusu ile sevginin oluşmasına neden olan karşınızdaki nesne veya kişinin duruşudur.
“Ahmet le tanış bak seveceksin”
…dendiğinde “gerek yok ben kesin severim çünkü ben sevgi doluyum” diyen salaklığı kendinden menkul tipler yok değil var ama anlamsızdır.
Sevgi edinilen bir duygudur dememin sebebi budur.
Neden kıskanma, korku veya nefret olunca bu hislere neden olan sebepler başka kişi ya da nesnelere yüklenmekte?
Bu kısmı da açıklamak lazım.
“Lale den nefret ediyorum” diyor mesela…
…”ben nefret doluyum” demiyor…başlıyor Lale nin tiksinilesi özelliklerini sıralamaya.
Sevgi mi istiyorsun?
Sevimli olacaksın…
O gadder!!
Hola, madem pragmatik bakiyorsun neden 2.şıkkı isaretlemedin? Tamamen cikar iliskisidir Pragmatizm, faydali olan iyidir/guzeldir/sevilir/vardir denir… Eeee tam senlikmis bak 🙂
Bu arada “sevgi mi sitiyorsun, sevimli olacaksin” a katilmiyorum.Sevgi tözsel bir seydir, sen ne kadar sevimli olsan da karsindakinin ozunde sevebilmek yetisi yoksa faydasiz kalir butun yaptiklarin. Kisinin kendisiyle ilgilidir sevmek, karsindakinin etkisi yok denemez ama once kiside yurek gerek sevmeye… Sonra karsindakinin niteliklerini goz onune alip degerlendirirsin… O degerlendirme bile yine senin solyaninla ilintilidir 🙂 Oyle iste…
G Milat
Pragmatik açıdan derken yani faydalı olan gerçek bilgidir.
“Sevme yetisi olmayan” ın bu yetiden yoksun olması yine başka etkenler sebeplidir. Buradan yola çıkarak sevmek ve sevgiyi analiz edemezsiniz ki.
Ben hala “neden olumsuz duyguları başkasına mal ederken olumlu duyguları kendinize mal etme” sorusundayım…
Nefret ederken o yaptı…
Sevince ben sevdim…
E olmuyor…
Bunun yürekle, mideyle böbrekle alakası yoktur…
Sevilmek daha güzel, ben seveceğime herkes beni sevsin:)
tüm sürcmelerine ragmen insani sürekli uyaran,dogruya yönelten bir kozmik ses/vicdan var (“ic ses” yada “sezgi” diyebilirsiniz) bu kozmik makanizma insani tüm sürcmelerine ragmen her daim dogruya ulastirir tabi cürümemis ise..
sözü de var
“gercek su ki, gözler kör olmaz; lakin sinelerdeki kalpler kör olur..”
denge ?
mesela;
(i.h.e.bildirgesi)
“….Bütün insanlar, haklari ve onurlari esit ve özgür olarak dogarlar. Akil ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine kardeslik duygulari ile davranmalidirlar.
Herkes irk, renk, cins, dil, din, siyasal veya diger bir inanç, ulusal yada toplumsal köken, servet, dogus yada herhangi baska bir durumdan dolayi ayrima ugramadan, bu bildiride ilan olunan hak ve özgürlüklerden yararlanma hakkina sahiptir.
Yasam, özgürlük ve kisisel güvenlik her insanin hakkidir…” vs.
iste
sevgi
vicdan
denge..
slm.
Zizek’ten farklı bir bakış açısı için;
Nedense bu adamı hem seviyorum, hem de nefret ediyorum.. Ama söylediğine göre, zaten her ikisi de ‘kötü’ bir duyguyu yansıtıyor.. O zaman pek sorun kalmıyor 🙂
İnsanın bir şeyi( başka bir insanı,nesneyi,tanrıyı..vs) sevebilmesi için önce kendisini sevmesi gerekir. Bu şunu gösteriyor aslında sevmek eylemi sadece kendini sevmektir.
Ben son iki yıldır Zizek gibi düşünüyorum. Kendim dahil olmak üzere hiçbirşeyi sevmiyorum.
Sevmek eylemi yaptığımız pek çok bencilce şeyden biridir sadece onu kutsamaya çalışmanın anlamı yok.
Zizek’e pek katilamiyorum fakat aksani soylediklerini o kadar sevimli yapmis ki insanin ona kizmasi mumkun degil 🙂 Sevgiye kotu (evil,seytani) diyerek farkli bir bakis acisi getirdigini kabul etmem gerek..
Sevginin tek bir tanimi yapilamayacagindan, o da kendisine en uygun olanini yapmis.. Sevgi=Kotuluk=Zizek 🙂
G Milat
Küçükken, o uzun ve gürültülü yol boyunca konuşurduk G Milat’la, nasıl sevilmeli bir insan, neden sevilmeli diye…
“Sebepsizce sevilmeli…. Nedensizce… Öylesine…” derdik yolun sonuna her gelişimizde.
Sevginin nedenini bulursanız nedeni ortadan kaldırdığınızda sevgi de biter. Eğer böyleyse nasıl sevmiş olursunuz ki?
Canım tesadüfen gezinirken gördüm bu yorumunu 🙂
Uzun zaman olmuş, nedense atlayıvermişim.
Sevgi üzerine yüzyıllardır yazılan destanları da göz önüne alırsak, insnalığın haylü önemsediği bir olgu sanırım.
Gaip..
İdealizasyon insana özgüdür. En ilkel hali kişinin kendini tapınılacak kadar değerli ve önemli hissetmesi yani tanrı olma duygusudur. Bu duygu, gelişim evrelerimize uygun olarak engellene engellene kişi normal, sıradan bir birey olma konumuna gelir. Normal, sıradan bir birey olma duyguyla, reel hayatın bizden beklediği olumlu ve başarılı rolleri oynadıkça ve bunları başardıkça değerlilik hissimiz bu oranda artar ve içsel olarak hissedilir. Bu sağlıklı bir idealizasyondur. Hiçbir başarı elde etmediği ve gerçeklikle uyum içerisinde olmadığı halde kendini veya nesneyi aşırı idealize eden bir yapı ilkel düzeyde kalmış bir savunma düzeneğini oluşturmaktadır. Bu durum iyi ve kötü kendiliği bütünleştirememiş sınırda kişilik örgütlenmesi ile, iyi kendiliğin aşırı değerlilik hislerinde takılıp kalmış narsistik kişilik örgütlenmesinde primitif düzeyde kendini ortaya koyabilmektedir.
Sosyal hayat içinde bulunduğumuz konumlarda, hak ettiğimiz değerlilik hisleri travmatik bir takım yaşantılarla elimizden alınıp yok edilebilir. Bu durumlarda, patolojik olarak duran idealizasyon savunma düzeneği devreye girer.Alternatif bir uzlaşı arayışı içerisinde birey değersizlik hislerini ve başarısızlıkları ortadan kaldırabilmek için bağlandığı nesneleri idealize etme yolunu seçebilir.
Bunun yansımalarını özellikle ideolojik ve dinsel alanda çok yaygın olarak görmek mümkündür. Bireysel kusurları kapatabilmek, yüce bir idealin aracı olmakla mümkün olmaktadır. Birey herhangi bir ideolojiye veya dini örgüte bağlanarak yüksek bir idealizasyona hizmet eder. Soyut veya düşünsel anlamdaki bir ideolojiye bağlılık, o ideolojinin her şart ve koşulda idealize edilmesi, kutsanması ve tüm hatalardan arınmış olarak kabul edilmesi gerekliliğidir. Bu durumda karşımıza fanatik, dogmatik ve tabusal bireyler çıkar. Bunu daha da somutlaştırmak isteyen bir birey, ideolojik bir grubun veyahut da dini örgütlenmenin başındaki lidere çok yüksek değerler atfederek bir nevi o liderde tanrılara özgü bir takım hususiyetlerin bulunduğu şeklinde idealizasyon yapar. Bu şekilde de özlediği kimlik parçasını lidere yükleyerek kendi değerlilik hissini temin eder ve değersizlik duygusunu ortadan kaldırır.