Bir bisikleti hareketsiz haldeyken olduğu gibi bırakırsanız kesinlikle yere düşer.
Peki hareket halindeyken nasıl dengede kalır?
Eğer olay moment merkeziyle alakalıysa neden hareketsizken dengede kalmıyor?
Ya da insansız bir bisiklet neden bir süre sonra yere devriliyor , tartışalım.
kararsiz denge ,yani hava melokullerinin en ufak bir hareketi bile bisikleti devirmeye yeter. Hareketliyken jiroskopik kuvvet devreye girer ve devrilmez.
Hava moleküllerinin hareketi midir bisikleti deviren, yani ayda olsa devrilmeyecek mi? Benimkisi sadece merak, hareketli bisikletin devrilmemesi sadece hareket ediyor oluşu ile mi ilgilidir? Veya bu soru hareket halindeki bir arabanın tekerleriyle benzeştirilebilir mi, araba hareket halindeyken direksiyon müdehalesi yoksa, yol düz bile olsa tekerler nasıl davranır?
“Peki hareket halindeyken nasıl dengede kalır?”
Hareket halinde iken de dengede kalmaz!
Ancak sürücünün güç uygulaması nedeniyle düşmeye neden olacak diğer güçler kontrol altına alınır. Ayrıca sürüş halindeki kazandığı (yüklendiği)hareket enerjisi bisikleti yere doğru çeken ve bu yolla düşmesine neden olan kuvvetten daha kuvvetli bir “çekişle” ileriye doğru sürükler.
Denge dediğiniz olay bisikleti ileriye doğru iten kuvvetin diğer kuvvetlere üstün gelmesi olayıdır. Bu pedal ya da motor gücüyle sürücü tarafından bisiklete yüklenir…
Bırakılan bisikletin yere düşmesi ise yer çekiminin bisikletin her yerine eşit etki yapması nedeniyle eşitsiz durumdaki parçaların, yer çekimi karşısında aynı konuma gelerek eşitlenmesi olayıdır. Bir diğer taraftan evrende “duruş” diye bir şeyin olmadığı, “her şeyin hareket halinde” oluşudur…
Diğer taraftan havadaki moleküllerin hareketi de, “Kararsız denge” durumunu bozan yardımcı yada tali; ikincil kuvvetlerdir. Bunun en iyi örneğini bir motorsiklet sürücüsü olarak, şehirler arası yolda yanımdan geçen bir otobüsün benim dengemi hava hareketi yoluyla bozması ya da fırtınalı bir havada motor sürerken rüzgarın yavaşlayıp hızlanmasının benim ileriye doğru olan hareketimi etkileyerek, sürekli olarak dengemi bozmaya yönelik olmasıdır. Rüzgar yada otobüs örneği “hava moleküllerinin” etkisinin abartılı örnekleridir…
Gamaro’nun sorusu ve moment noktası açısından düşünecek olursak, aslında bir an bisikleti yere doğru çeken kuvveti sağa sola / öne arkaya doğru etkileyen kuvvetlerden arındırdığımızda bisikletin bırakılınca da durabileceğini varsayabiliriz. Bu nedenle Ay’da olsa devrilmeyeceğini de düşünebiliriz. Ancak Ay’da da bir an kafama Ayın kendi ekseni etrafındaki dönüş sırasındaki kuvvetle, ayın yerçekimi arasındaki kuvvetin çatışması takılıyor ve sonucun ne olacağını bilemiyorum. (Aynı çelişki aslında ikincil kuvvetler olarak Dünya üzerinde de vardır.)
Arabanın tekerleklerinin direksiyon müdahalesi olmadan nasıl bir hareket izleyeceğinin de konuyla benzeşen yanları vardır. Ancak bu bisiklet olayı ile kıyaslandığında biri dikey biri yatay yönde düşünülebilir. Araba olayında yer çekimi yerine arabayı sürekli hareket ettirecek olan motor gücü devrededir ve deney bisiklette düşme olayı iken arabada tekerleklerin sağa sola sapma-sapmama olayı olarak düşünülebilir…
Konu dışı gibi ama sabah yazdıklarımı tekrar okurken sorasım geldi:
– Yer çekimini oluşturan kuvvet yerin kendi etrafında dönüşü müdür?
– Yerin kendi etrafında dönüşünü oluşturan ise elektronların atom çekirdeği etrafında dönüşü müdür?
– Atom çekirdeği de kendi etrafında dönüyor mu?
Fizikçi arkadaşlar yanıtlarsa sevinirim…
Fizikçi değilim ancak bildiğimi düşünüyorum bu soruların cevaplarını:
1- Yer çekimini oluşturan kütlenin kendisidir. Örneğin dünyanın merkezindeki ağır elementlerden dolayı biz daha fazla çekiliriz. Keza ayın merkezi dünyanınki kadar yoğun değildir, ayrıca boyutu da küçüktür. Tamamiyle elementlerin ağırlığıyla ilgili bir durum.
2-Yerin kendi etrafındaki dönüşü dünyanın oluş süreciyle ilgilidir. Gezegenlerin yuvarlak olmasının sebebide aynıdır: Döngüsel hareket. Toz ve gaz parçacıkları dünyayı oluşturmadan önce döngüsel hareketle biraraya gelir. Dünyanın dönüş momentide bu döngüsel oluşumdan kalan bir durumdur. Yanlışım olmasın, Venüs’ün kendi etrafında dönüşü dünyaya göre çok daha yavaştır. Bu da onun oluşum momentiyle ilgilidir.
3-Atom çekirdeği kendi etrafında dönmez. Etrafındaki elektronları da gezegenler gibi algılayamayız. Deterministik olarak değil, olasılıklar dahilinde dolaşırlar çekirdeğin etrafında.
Yanlışım varsa düzeltin sayın fizikçiler …
“Keza ayın merkezi dünyanınki kadar yoğun değildir, ayrıca boyutu da küçüktür.”
Keza, Ay’ın kendi etrafındaki döngüsü de Dünya’dan yavaştır!…
Yani Ay’ın yer çekiminin Dünya’dan düşük olma nedeni, yine aynı neden; kendi etrafındaki dönüş hızının düşüklüğü olamaz mı?…
Yanıtlar için teşekkürler, ama sorularım hala geçerli…
Aslında dönme hareketi kütleçekimini değil kütleçekimi dönme hareketini doğurmaktadır. Belli bir bölgede toplanmış bir gaz ve toz bulutu hareketli partiküllerden oluşur. Fakat kütleçekimi kuvveti belli bir büyüklüğün üzerine çıktıktan sonra bu parçacıklar, düzgün doğrusal hareketlerini sürdüremezler ve toz bulutunun kütle merkezi etrafında dairesel harekete başlarlar. Bu evredeki bir toz bulutuna dışardan bakınca da kendi etrafında dönüyormuş gibi görürüz. Dönmeye başlayan toz bulutu dönme eksenine dik bir düzlem boyunca yayılır ve dönme ekseni doğrultusunda ise basıklaşır. Güneş Sistemi’nin tüm gezegenlerin tek bir düzlemde dönmelerinin sebebi budur. Ayrıca hepsi güneş etrafında aynı yönde döner ve kendi etraflarında ise Venüs hariç hepsi gene aynı yönde döner. Venüs’ün ise dönme hareketinin yavaşlaya yavaşlaya bu hale geldiği tahmin ediliyor, yani eskiden o da diğer gezegenlerle aynı yönde dönüyormuş. Ve gezegenlerin tam bir küre değil de “geoid” adı verilmiş ekvator yarıçapı eksen yarıçapından biraz büyük olan bir küre biçiminde olmalarının sebebinin de bu olduğunu hatırlatmak istiyorum.
Aslında bu göcisimlerinin kendi eksenleri etrafındaki dönüşü, yüzeylerindeki kütleçekimi ivmesini ufacık da olsa azalttığı bile söylenebilir. Gezegenlerin kendi eksenleri etrafındaki dönüş hızı arttıkça yüzeydeki kütleçekimi ivmesi azalır diyebiliriz. Sizi yanıltan belki şu olabilir; yapay kütleçekimi kuvveti oluşturmak için örneğin silindir şeklindeki bir uzay aracı kendi etrafında döndürülürse iç yüzeyinde tabana doğru bir kuvvet oluşturulmuş olur. A.C. Clarke’ın bir romanında da bu etki işleniyordu sanırım.
Neyse uzun lafın kısası, bütün evrende görülen bu dönme hareketi ve disk şeklindeki devasa yapıların sebebi kütleçekimidir denir. Bu arada ben de fizikçi değilim, ama açıklayıcı olduğumu umuyorum, ya da en azından söylediklerim size bir ipucu olmuştur diye düşünüyorum. 🙂
“Gezegenlerin kendi eksenleri etrafındaki dönüş hızı arttıkça yüzeydeki kütleçekimi ivmesi azalır diyebiliriz.”
Hayır artar diye düşünüyorum. Soru da bu zaten… Bir önceki yanıtta Ay’ın kendi etrafındaki döngüsünün Dünya’dan yavaş olduğunu, Ay’ın yer çekiminin ise Dünya’dan zayıf olduğunu söylemiştim.
Gezegenlerin kendi etrafındaki dönüşü olmasa, kendilerine ait bir yer çekiminin de olmayacağını ve atomlar halinde uzaya dağılacaklarını düşünüyorum…
Ben de fizikçi değilim:)
Konuyla alakasiz ama hayraniniz oldugumu belirteyim. Hola ile birlikte Dinci ucubeleri evire cevire dovmenizi okurken yuregimin yaglari eriyor.
“Hava moleküllerinin hareketi midir bisikleti deviren, yani ayda olsa devrilmeyecek mi? Benimkisi sadece merak, hareketli bisikletin devrilmemesi sadece hareket ediyor oluşu ile mi ilgilidir? Veya bu soru hareket halindeki bir arabanın tekerleriyle benzeştirilebilir mi, araba hareket halindeyken direksiyon müdehalesi yoksa, yol düz bile olsa tekerler nasıl davranır?”
Biraz kisa yazdim, eskiden cok bisiklet kullandigim icin atladim oyle..
Kararsiz dengede olan bir cisim kolaylikla bu dengesini kaybeder, aklima gelenler en belirgin gaz molekullerinin hareketi , sismik mikro hareketler , dunyanin donusuu ise bilemiyorum sanirim onun etkisi olmaz cunku yatay herhangi bir kuvvet uygulamiyor (, Ayda olsa da daha yavas oarak devrilecek bence, orada da ayni etkiler var)
Hareket halinde hem kullanan kisinin feed back kontrolu ,dusme ile savasi var , hem jiroskopik(tekerin donusunden dogan)kuvvet . ama belli bir hizin altinda dengede kalmak zorlasmaya baslar . Cunku Jiroskopik kuvvetin destegi kalkmistir. Mesela kirmizi isikta 40 sn boyunca 2m katederek dengesini koruyabilir iyi bir bisikletci. Ama az kullanan kisi ayagini yere basmak zorunda kalir.
Araba orneginde ise teorik olarak araba duz gitmelidir.Dunya donusu ve yercekiminin buna etkisi olmaz diye biliyorum. Bunu saptiran etkiler -aklima gelenler-sunlar olabilir:1-Ruzgar, 2- Yan egim ,3-puruz ,4- arabanin mekanizmasindaki ayarlar ,5- manyetik alan,6- sismik titresim ,7- beddua :))
İşte bir önceki mesajımda onu anlatmaya çalıştım :). Dönme hareketi kütleçekimini değil de kütleçekimi dönme hareketini yaratıyor dedim. Nasıl olduğunu anlatmak için çok eskilere daha Dünya’nın ateşten bir top bile olmadığı günlere gittim. Ay’ın kütleçekimi daha zayıftır, çünkü kütlesi daha azdır, başka bir sebebi yok. Kendi ekseni etrafındaki dönüş hızının Dünya’dan daha az olmasının sebebi için ise gene aynı günlere gitmemiz gerek. Bu kendi ekseni etrafında dönen gaz ve toz bulutu belli noktalarda yoğunlaşmaya başladı işte bunlar ilkel gezegenler. Bu yoğun bölgelere öbek dersem, daha büyük öbekler daha büyük kütleçekimi demek ve dolayısıyla daha fazla içine doğru çökmek demek. İşte bu çökme evresinde bu öbeği oluşturan maddenin açısal momentumu sabit kaldığı(eylemsizlik momentinin korunumundan..) için cisim kendi ekseni etrafında daha fazla dönmeye başlar. Yani bu öyle tekdüze bir konu değil aslında, dönme periyodunu belirleyen birçok karmaşık, kaotik etmen var. Ama başlangıçta bir araya gelen madde miktarı, bu öbeğin açısal momentumu ve çökme oranı da bunlardan biri. Yıldızar örneğin yaktıları bittikçe kütleçekimini engelleyen bir iç kuvvet kalmadığı için çöküyorlar, işte bu her çökme evresinde kendi eksenleri etrafındaki dönüş süreleri sürekli kısalmaktadır, yukardıa anlattığım aynı etki sebebiyle. Örneğin büyük kütleli yıldızların kalıntıları olan nötron yıldızları kendi eksenleri etrafında çok çok hızlı dönmekteriler.
Atom çekireği konusunda da bir şeyler karalayacaktım fakat unutmuşum onları da burada yazayım. Atom çekirdeği de elektronlar da kendi etrafında dönüyor diyebilriz. Yani ben böyle dedim diye bizim anladığımız anlamda döndüklerini düşünmemek gerekir. Fakat bu ikisi de spine sahiptirler. Spin açısal momentumla aynı şeydir demiyor tabi fizikçiler, onlar demiyorsa ben de demem. Fakat spin ve açısal momentumun hem boyutu aynı hem bazı denkelmlerde normalde açısal momentumu temsil eden terimler yerine sözgelimi o elektronun spin sayısı yazılmaktadır. Bu kuantum dünyasını zaten bizim alışılagelmiş algılarımızla düşünmemek gerekir. Bu parçacıkların ne konumları tam bellidir ne şekilleri ne hacimleri, renklerinden bahsedemeyiz, hatta bir atom çekirdeğinde dıştaki bir nötrondan ve iç kısımda duran bir protondan bile bahsedemeyiz, bir atom çekirdeğini oluşturan herbir proton ve nötron aslında tam olarak çekirdğein merkezinde duruyormuş gibi davranır. Yani demeye çalıştığım şey şu; Makro dünyada dönme hareketine sebep olan açısal momentumdur, kuantum dünyasında da bunun dengi spin’dir. Ve hem atom çekirdeği hem de elektronların 0 olmayan bir spin sayıları vardır.
Ayin kendi etrafinda donus suresi 28 gun (hemde ay cok ufak.. eksenel hiz iyicene az) , dunyanin 1 gun , cekim kuvveti donme hizi ile alakali olsaydi ayin yercekimi fecii az olmaliydi . Halbuki oyle degil sadece dunyaninkinin 1/6si .
Sadece kutle cekim gucunu belirliyor gibime geliyor . Boyle de bir Newton kanunu var sanirim (ben de fizikci dehilim 🙂 )
Venüs ile Dünyanın kütleleri birbirini çok yaknıdır ancak Dünya kendi çevresinde bir tam dönüşü 23 saat 56 dakikada yaparken Venüs bunu 243 günde yapar. Bu tamamen oluşum sırasındaki döngüsel momentle ilgilidir.
Stalker’ın da dediği gibi çekim gücünü kütlenin kendisi belirler. Mars’da veya Ay’da daha erken kırışır yüzünüz çünkü çekim azdır. Çünkü o gezegenlerin kütlesi azdır.
Dönme hızıyla alakasız bir durum yani …
Öncelikle bende bir fizikçi olmadığımı belirtmeliyim. Hocam bu düşündüğünüz şey doğru değil. Çünkü, yerçekimi formülü F=G.(M1.M2)/R2 dir. Ve bu formülde dönüş hızıyla ilgili bir bilinmeyen bulunmuyor. Burada F yerçekimi kuvvetini vermektedir. Diğer bilinmeyenler ise şöyledir, G evrensel çekim sabiti(sabit bir sayı), M1 sizin kütleniz, M2 dünyanın(ya da hangi gök cisminde iseniz onun) kütlesi, R2 ise sizin ağırlık merkezinizden bulunduğunuz gezegenin ağırlık merkezine olan uzaklığınız. Kısacası gök cisimlerinin(ya da herhangi bir cismin) çekim kuvvetinin dönme hızlarıyla hiçbir alakası yoktur.
Bisiklet sorusunda ise benim düşüncem şöyle, bisikletin boş bırakıldığı zaman yere düşmesinin nedeni torktur(Dönme momenti). Tork, kuvvet kolu ile kuvvetin vektörel çarpımı ile elde edilen vektördür. Yani vektörel bir büyüklük olduğundan dolayı yönüde vardır. Şimdi bisikletin iki tekerinin yerdeki temas noktalarını birleştiren hayali bir çizgi düşünelim. Bu çizgi bizim dönme eksenimizdir. Düşerken bu çizgi etrafında bisiklet döner ve yere yere çarpar. Eğer tork vektörümüz bu çizgiyi gösteriyorsa dengedeyiz demektir. Ve bunu sağlamak için bisikletin üzerindeyken kas gücümüzü kullanırız. Yani bizim bisikletin üzerindeyken bisikletin devrilmemesi ama biz yokken ama yinede hareket halinde olmasına rağmen devrilmesinin sebebi budur. Bisiklete binmeyi yeni öğrenen birinin de bisikletten düşmesinin nedeni kuvvet vektörününün dengede kalmasını sağlayacak gücü bisiklete verebilecek seviyeye henüz gelmemiş olmasıdır. Fakat bizim kas gücümüz ve reflekslerimiz(en azından normal insanın) bisikleti hareketsiz halde iken dengede tutmaya yetmez. Yani tork bizi yener ve düşeriz. Bundan dolayı bize bir başka yardımcı kuvvet daha lazım. Bu kuvvette bisiklet hareket halindeyken m.v yani momentum kuvvetidir. Bu kuvvet ile beraber tork kuvveti etkisini azaltır ve güvenli bir şekilde yol alırız.
Üstte birde bisikletten düşmenin hava moleküllerinin çarpmasından dolayımı olduğu sorulmuş. Sanmıyorum, düşmenin nedeni tekerleklerin yeterince kalın olmaması 🙂 yani yine tork ile ilgili, ama hava moleküllerinin “minnacık” etkisi de olabilir. Ayda da olsak yinede hareketsiz durur isek bisikletten düşeriz.
Keşke çizim yapıp neyin ne olduğunu tam gösterebilseydim belki anlamayan kalmazdı ama şimdi tam anlamayanlar olabilir 🙂
Ha bide, bir bisikleti hareketsiz halde bırakırsanız kesinlikle değil mutemelen(çok kuvvetli muhtemellik) yere düşer.
Bisikletle ilgili olarak şunları ekleyebilirim. İnsanın bisiklet kullanması (daha doğrusu bisikleti devirmeden kullanması) esnasında gerçekleşen bir kısım süreçler ile uçakların çeşitli hava şartları karşısında dengesini koruyan sensör (algaç) sistemleri benzeştirilebilir. Normal şartlarda uçaklar çeşitli hava akımları, boşlukları, rüzgar, basınç vs. gibi değişkenlerle etkileşirken sapmalar göstermeye müsaittirler. Bu sapmaların bir kısmı manuel müdehalelerle giderilirken, özellikle çok yüksek hızlara ulaşan savaş uçaklarında sayısız sensör sistemi anlık olarak durumu algılar ve müdahele eder, bu şekilde bozulmakta olan dengeyi, rotayı ve uçuş istikametini korur. Türlü akrobatik hareketler yapan gösteri uçaklarıyla savaş uçakları arasındaki en önemli farklardan biri de budur zaten, bir gösteri uçağı bir savaş uçağına göre çok daha bozulabilir (veya bozulmaya müsait) bir dengeye sahiptir ve akrobasiyi mümkün kılan şey de aslında budur.
İnsan bisiklet kullanmayı öğrenirken, kas isklet sistemi ve bunların merkezi bağlantılarıyla tıpkı bir savaş uçağının sensörleri gibi davranabilmeyi öğretir kendi sinir sistemine. Başlangıç zordur, çünkü her bir kas grubu dengeyi sağlamak adına ancak sıra kendisine geldiğinde ve tek başına çalışır, ayrıca hem duyarlılık az hem de ilgili gruplar arasında koordinasyon yoktur. Çoğu kez denge durumu geri döndürülemez bir evreye kadar bozulduktan sonra farkedilir ve buna eşlik eden müdehale de orantısız bir biçimde yapılır (bol bol düşülür).. Ama siz aynı şartları deneyimlemeye devam ettikçe duyarlılık ve tanıma artar ve gerek sapmaların algılanması gerekse müdehaleler dakikleşir ve harmoni kazanır. (öğrenme) Ve bir kez bisiklet kullanmayı öğrendiğinizde, aslında paket bir proğram yazmış olursunuz ve bu saklanır. Hatta bu paket bilinç alanından çıkarılır ve extra-pyramidal sistem dediğimiz santral sinir sisteminin otomatik pilotuna devredilir. Üst beyin ve istemli müdehalenin devreye girmesi, ancak bu pilotun da önlemeyeceği durumlar cereyan ederse (örneğin bi anda karşınıza çıkan bir araç veya kaygan zemin gibi nedenlerle dengenin anormal derecede bozularak düşme tehlikesinin belirdiği anlarda) gerçekleşir.
Ben ilk başta, hareketli bir bisikletin üzerindeki sürücünün bisikletin devrilmemesi açısından taşıdığı önemin (sayısız mikro sensör ve müdehale) pek de önemsenmediği zannına kapılmış ve sadece hareket mi diye bu amaçla sormuştum. Ama şimdi diğer arkadaşların da katkılarıyla farkettim ki, evet milyarlarca sensör de çalışsa belli bir hızın altına inildiğinde dengede kalmak mümkün değil, yani hız gerekli. Bu durumda bi amatör olarak susmalıyım:)
Araba tekerine gelince;
Aslında merak ettiğim şuydu… Bir araba düşünelim, dört tekeri de kendi ekseni etrafında 360 derece dönebiliyor olsun. (veya o kadar olmasa bile içe ve dışa bayağı bir dönüş kabiliyeti bulunsun) Şimdi bu araba hareket halindeyken tekerler kendi etraflarında dönme eğilimi göstermezler mi? Örneğin böyle oyuncak arabalar var, bazılarının tekeri dönüyor ama sabit, onları atınca araba dümdüz gidiyor haliyle. Ama bazıları da var ki, tekerlerin içe ve dışa belirli oranlarda dönme payları bulunuyor (gerçek arabalarda olduğu gibi) onları attığımda ise hareket hemen kesiliyor, çünkü her teker kendine göre bi tarafa dönüp arabanın düz bir doğrultuda gitmesini engelliyor.
Konuya gezegenler boyutundan değil de, atom veya kuantum boyutundan bakalım bir de.
Gezegenlerin kütle çekimlerinin dönmeleri ile alakası yoktur, arkadaşlar iyi açıklamışlar. Hatta dönme hızlandıkça gezegen kütle çekiminin etkisinde çok az bir azalma olur. (kaptan moseyin yorumundan)
Fakat kütle çekiminin gerçekten sebebi nedir? Belki de atom altı parçacığın dönerek yaptığı bir etki. mi?
xenix: Takiplerim
Soruyu ben sordum ama bir tane soruyla alakalı cevap göremedim.
Bu forum boş hepiniz kendinizi Einstein sanmaya devam edin bakalım.
Sorunun iki satırlık cevabı var adam 10 paragraf yorum yapmış ama içerik boş.
Arayın durun cevabı 1 ömür bulamazsınız.
Biri de kuantum demiş 🙂 eğlendirdiniz beni sağolun.
“Fakat kütle çekiminin gerçekten sebebi nedir? Belki de atom altı parçacığın dönerek yaptığı bir etki. mi?”
Bir kurama göre Higgs parçacığı maddelere kütleli olma durumunu verir. Yani kütle verir.
Aslında kütlenin neden kütle olduğunun ve neden kütleçekimi (graviton) bir kuvvet parçası taşıdığının tatminkar açıklaması olmadığı için Higgs gibi kuramsal bir parçacığın varlığını zorunlu görmüşler. CERN’de bulunmaya çalışılan parçacıklardan biri bu sanırsam. Ayrıtıları fizikçi arkadaşlardan alalım, ben bu kadar biliorm.
Ha Sicim teorisinin graviton kuvvetiyle ilgili yaptığı bir açıklama var. Sicimler açık ve kapalı olarak ayrılır. Maddeyi ve kuvvetleri oluşturanların çoğu açıktır. Ancak graviton yani kütle çekimi kuvveti kapalıdır. Bu bağlamda graviton parçacıklarının etkinliği paralel evrenlere yayılır. Kütleçekiminin gücünün elektromanyetizma, zayıf ve güçlü kuvvetten çok daha küç olmasının nedeni budur. Kapalı sicim olduğu için tek bir evren değil bir çok evrende gücü hissedilir.
“soruyu ben sordum ama bir tane soruyla alakalı cevap göremedim.”
Konu disina ciktigim oldu ama cevabi kesinlikle verdim . Baska ne cevabi var bunun?
Güzel yorumlar var ilaveten birkaç şey söyleyeyim.
Hareket eden cisimlerin bir ataleti vardır.
Dönen bir tekerlek düşünün bir yöne doğru dönerken sağ el kuralına göre 4 parmak dönüş yönünü gösterirken baş parmak da ataletin momenti yönünü gösterir.
İşte bu momentin yönünü değiştirmek için başka bir kuvvet gereklidir.
Fırıldak düşün (topaç) fır fır dönerken dengede dönmektedir. sahip olduğu momentin yönünü değiştirmek için sadece eksenden kaymış ağırlık kuvveti var. Düşürmek için kuvvet (ağırlık) yetmiyor (yani ağırlık kuvveti, momenti yenemiyor) Taki yavaşlayıp yavaşlayıp dönme hızıyla alakalı olan moment, ağırlık kuvvetine yenik düşene kadar döner.
Şimdi bisiklet düşün bir yöne doğru gidiyor ve kütlesinin de hareketiyle alakalı bir momenti var, bu bisikletin düşmesi demek momentin yönünün değişmesi demektir. Bisiklete momentin yönünü değiştirecek kuvvet uygulamassan devrilmez.
İnsansız bisiklet de (ataleti etkileyen) hızı düştükçe azalan atalet momenti, ağırlık merkezinde hissedilen kuvvetin bozucu etkisine yenik düşene kadar gitmeye devam eder.
Bisiklet sürücüsü, hareket halindeyken kütle üzerindeki ataleti hisseder ve ağırlık merkezini yerdeğiştirmesini ataleti yenemeyecek aralıkta tutar. Bu aralıktan taşarsa kendi ağırlığı ataleti yener ve devrilir.
Bir de aniden dengemizi kaybettiğimiz , düşer gibi olduğumuz durumlar var.Bu durumlarda aniden gidonu çevirip ters bir merkezkaç kuvveti oluşturuyoruz böylece bisiklet düşmüyor.
Yani bisiklet sürmeyi öğrenmek demek aslında dengeyi öğrenmek demek.
Bir keresinde guzel bir sokak sovu gormustum:
Bisikletin gidonunu bir dişli ile ters calişir hale getirmişler, yani siz gidonu saga cevirince on teker sola donuyor.
Sizden sadece 3,5 metrelik bir mesafeyi düşmeden katetmeniz isteniyor , denemesi elli kuruş kadar ,kazanirsaniz odul var..
ben atladim hemen , 3,5 metre neki ziplar gecerim.. Hizla pedala bastim bir hamlede gecerim saniyordum..ama dogrudan yere cakildim..
Bisikleti yapan calismis tabii kendisi gidebiliyo ters feedbackli vaziyete gore dengesini koruyabiliyordu.