“Sarah Bernhardt öylesine büyük ünü olan, huşu uyandıran bir oyuncuydu ki, Kuzey Amerika’ya yaptığı turnelerde, tek kelime ingilizce bilmediği halde hiçbir temsilinde kesinlikle tek bir bilet bile kalmazdı. Oynadığı her oyunu, Shakespeare, Moliere, Marlowe ya da her neyse hep fransızca, yani birkaç tane 18. yy. Amerikalısı dışında kimsenin anlamadığı bir dilde oynardı. Tiyatroya gidenlere, ingilizce izleyebilmeleri için oyunun librettosu verilirdi. Evet, yer göstericilerin en azından bir kaç kez, yanlış librettoyu, yani sahnelenmekte olandan tümüyle farklı bir oyunun metnini verdikleri de olmuştu. Ama yine de, tüm söylentilerden öğrendiğimiz kadarıyla, onca büyük kalabalıklar içinde bir tek kişi bile çıkıp da bu konuda herhangi bir şey söylememiş ya da şikayette bulunmuş değildi. Üstelik hiçbir eleştirmen yazısında bu çelişkiden söz etmedi.
“Biz bugünün insanları yaşama bakıyor, ondan bir anlam çıkarmaya çalışıyoruz; genellikle, yabancı bir dilde anlatılıyor gibi gelen bir “gerçeği” gözlüyoruz – ama yanlış librettolar verilmiş hepimize. Metin olarak incil verilmiş bize. Ya da Talmud ya da Kuran. Bize verilen, Time dergisi ve Reader’s Digest, günlük gazeteler ve 18:00 haberleri; bize verilen, okul kitapları, gülünç komediler ve tahrif edilmiş tarihler; bize verilen psikolojik öğütler, kültler, seminerler, reklamlar, satış taktikleri ve üstatların, satılmış bilim adamlarının, eylemcilerin ve devlet başkanlarının saygın bildirileri. Ne yazık ki, bu çevirilerin hiçbiri, var olan gerçek tiyatroda olan bitene belli belirsiz benzemekten öteye gidemiyor ve çoğu da tehlikeli bir şekilde yanıltıcı. Olağanüstü karmaşık bir trajikomedinin iç içe girmiş entrikalarını, bir kabere ya da bir çocuk oyununun librettosuyla izleyip anlamaya çalışıyoruz. Ve birisinin çıkıp da yönetime bu konuda fırça çektiğini duydun mu?”
Tom Robbins – Sirius’tan Gelen Kurbağa
ne dersiniz? yanlış metinlerden mi takip ediyoruz yaşamı?
kesinlikle katılıyorum,.Birebir benzetme yapmış dünyaya olaylara gelişmelere bakışımız ;baktırılışımız.Bir oyun sahnesi var ki buda büyük filtrelerden geçiriliyor ;kimi zaman oyunu tamamen değiştiriyorlar .oyuna karar veren yönetmenlerin kurgucuların ışıkçıların ve sesçilerin isimleri yazmıyor o librettolarda .(buarada librettonun türkçe karşılığı varmıdır?)Ve biz değişim bekliyoruz ,oyunun sonunu bekliyoruz .belki içimizden bir kahraman sahneye atlayacak ve ufacık değişimler yaratmaya çalışacak yada oyunun katı kuralları onu salonun dışına yollayacak fakat çoğunluğumuz hipnotize olmuş gibi yada güven duygusunu yitirmiş seyirciler gibi (benim yeteneğim yok oynayamamki düşüncesiyle) mutlu son bekliyoruz ağzımız açık .
Kitapçık… Sanmayın başka derin bi anlamı var… sadece kitapçık
Şayet yeni bir sözcük arıyorsanız : El kılavuzu
aslında yazarken aklıma gelmedi değil de ,doğrusunu yazmak istedim ama emin olamadım .tamam tembellik ettim araştrıp bulmak zor geldi .yukarda kullanılanı alıp yazayım dedim fakat içerde birşeylerde doğrusunu en azından sor ,sordur kullandırt dedi .teşekkürler.kitapçık .
Bize öğretilen o kadar çok şey var ki… En basitinden daha dünyaya gelir gelmez başlanıyor bir şeyler öğretilmeye. Kitapçıklar o kadar çok ki hayatımızda.
xenix
güzel bir ayar çekiyorlar algımıza, sonra da lütfen alıcınızın ayarlarıyla oynamayın faslı başlıyor…
yapılacak şey basit. Alıcılarımızın ayarlarını mümkün olduğu kadar başka yerlere kaydırmak. Baştan parazitli olur ama, sonra bakarsınız başka yayınlar buluruz. Ne dersiniz?
xenix
Biz bu yazıları yazabiliyorsak şu konuya demekki zaten alıcımızn ayarıyla çoktan oynamışız anlamına gelir .Fakat izlediklerimizi ,gördüklerimizi anladıklarımızı anlatmaya kalkınca iş değişiyor o noktada .zuzaylılar son yıllarda çok sık görülmeye başlandı mutluluk verici:)
Georges Perec’in müthiş eseri “yaşam kullanma kılavuzu”nu anımsadım..yıllar önce bir de “yaşam kullanma kılavuzunu kullanma kılavuzu”nun gördüğüme o kadar eminim ki umarım bunu ben uydurmuyorum:) haksız da değil hani ancak bir kılavuzla okunabilecek bir kılavuz…ve belki metni yazmak şart..düzenlenini bir sanat eseri kabul edip, sosyal bir etkinlik gibi algılayıp “yazmak-oluşta bulunmak” şart…ya da daha basit açıklamalar-kılavuzlar var örneğin:
-fişi çekin
-lütfen fişi çekin
-emin olun
-fişi çektiğinizden emin olun
-lütfen fişi çektiğinizden emin olun.
Benim (transaksiyonel analiz ve pisikoloji ile ilgili) görüşlerim burada yazılanlar yönünde.
xenix: Takiplerim
Bu kitabı biliyorum. Çok ama çok güzel bir örnekle açıklamış durumu Tom. xenix alıcıları kaydırın demiş ama bu gerçekten çok zor. 🙁
bize yanlış çeviriler mi veriliyor?
Bırakalım çevirileri kendi dilimizde olan metinler bile her insan tarafından başka başka anlanır.
İnsan nasıl hoiuna gidiyorsa öyle anlamak ister. Dünyaya nasıl bakıyorsa öyle bakanları takip eder. Gazeteler, sosyal paylaşımlar, arkadaşları vs. hep kendini haklı gösterecek doğrulayacak şeyler den seçer. Maksatlı çevirileri yapanlarda insanların bu özelliklerini kullanır. Suç kimde duymak istediğimizi söyleyenler demi biz demi ? Aslında suç yok ihmalkarlık ve yetersizlik var. Buna suç denirse tabi.
önce bir bu ismi aradım google görsellerinde ve karşıma bu çıktı ve başkaları da tabi ama
refleks olarak ilk düşünüşüm herkesin bu kadını izlemekten mutlu oluşuydu;
yani bugünü anlayışıyla iki farklı şekilde yorumlanabilir
Birincisi, Sarh Bernhardt izlerken selfie çektirmek
ya da ikincisi artık resmini aramamla ilişkili olmalı bilmiyorum
ikinci paragrafsa şu alıntıyı aklıma getirdi;
doğaç yazım o halde-izninizle ama;
bir problem yaratıp çözmeye benziyor bu aslında -son bakışta;
bir bulmacayı kendimiz hazırlayıp çözelim örneğin; kare bulmaca ya da kare karalamaca; karşılıklı oynanan oyunlarda vardır ve baştan problemli ya da kendi içinde barındırır problemi ve çözümü -satrancın mucidi onu oynayabilir ve geliştirebilir iken kişi bir kare karalamayı kendi hazırlayıp çözemez;
bunu bize tanrı mı hazırladı?
bu berbat bi soru ve cevap içinde? tanrıyla hesaplaşırız-daha iyisini yapmalı!
tanrı belki de en az iki kişi olmadan oynayamayacağını ve oynanamayacağını keşfetmiştir;