Bugüne kadar forumlar bize ne verdi?

Çok sade ve net bir soru soruyorum işte..

BUGÜNE KADAR KATILDIĞINIZ, AÇTIĞINIZ, VEYA TAKIP ETTİĞİNİZ FORUMLAR SİZE NELER VERDİ?

Mesela herhangi bir yorum veya katılımcı, o ana kadar inandıklarınız/düşündükleriniz üzerinde anlamlı bir farklılık yaratmayı becerebildi mi?Hadi bu çok iddealı olur, en azından usunuza bir kıymık kaçırabildi mi?

Ya da daha önce farkında olmadığınız bir gerçekliği farketmenize vesile olabildi mi?

Veya herhangi bir tutum ya da yargınızı en azından tekrar gözden geçirmeniz anlamında etki sağlayabildi mı?

Size hiç “yanılmışım” dedirtebildi mi? Yoksa ne bileyim, tartıştıkça ve yazıştıkça ne kadar haklı olduğumu yeniden ve yeniden görme fırsatı buldum gibi bir duygulanım mı eklendi hayatımıza?

Benzer sorular uzatılabilir, yenileri eklenebilir..

Sahi, forumlardan geriye ne kaldı bize?..Tüm üye ve katılımcıların deneyim ve duygulanımlarını paylaşması dileğiyle..

44 yorum “Bugüne kadar forumlar bize ne verdi?”

  1. gamaro, benim forum demeyeyim de news gruplarında (news grupları da forum gibi düşünülebilir ancak daha çok katılımcısı vardır ve canlıdır), ikilemde kaldığım bazı konularda, düşüncelerimin netleşmesini sağlayacak ispatları okuyup görmeme sebep oldular.
    Ayrıca sonsuz.us (benzerine pek rastlamadım ama) tarzı sitelerde de paylaşılan bazı felsefe yazıları, bilimsel konulardaki yazılar, düşüncelerimi genişletmeme, yeni fikirler ortaya çıkarmama sebep olacak ip uçları yakalamama faydası oldu diyebilirim.

  2. öncelikle tebrik ederim gamaro.
    çok güzel bir konu açmışsın.
    kendi şahsıma; bizzat katıldığım yada sadece okumak suretiyle takip ettiğim forumlardan çok kazanımlar elde ettim diyebilirim.
    herhangi bir konuda insanların değişik düşüncelerde olduğunu bilirsin ama bu çeşitliliğin ne kadar geniş bir yelpazede olduğunu forum ortamlarında görebiliyorsun.
    ayrıca forumlarda insanlar birbirlerini tanımadıklarından düşüncelerini daha marjinal sergileyebiliyorlar.
    forumların insanların düşünce ufuklarını genişlettiğini düşünüyorum.

    bu vesileyle; sonsuz.us için öncelikle sn. sonsuz’a ve emeği geçen arkadaşlara da teşekkür ederim.

  3. Aslında sadece bu site bile dönüşümlerin canlı bir kanıtıdır. Ve gelip giden herkesin dönüştüğünü değiştiğini gözlemleyebiliyorum artık.

    Kendi adıma yazarsam,
    Çok “yanılmışım” dedim, çok “insan ilişkileri farklı işliyormuş” dedim, çok “hmm vay be” dedim, çok “bu açısı da varmış” dedim vs vs.. Liste epey uzun aslında.

    Bundan 20 yıl önce bu imkanlar yoktu malesef. Ve şimdi yeni bir bilinç sisteminin doğduğunu görüyorum. 1996 yılından beri internetin çeşitli platformlarında yazdım, okudum. Ve bir çok canlı dönüşüme, evrime şahit oldum.

    xenix

  4. Şahsen, forumlarda puan kazanma olayına dayalı çok komik bir ego besleme yolu olduğunu gördüm.
    Eskiden kıraathanelerde yaşanan durumun artık çağdaş seviyede devam ettiğine şahit oldum.
    Akıl almaz vakitler harcanıp hiçbirşey kazanılmadığı da oluyor, bunu da öğrendim.
    bu söylediklerim genel itibariyle, tüm forumlardaki durum için geçerli tabi.

    Ve bu forumlarda ‘toplum yapısı’ gerçekte olduğu gibi sanal ortama aktarılmış olduğundan, her türden ve seviyeden insanın aynı platformda bulunabileceğini de gördüm, bu hep böyleydi. Yani sitenin içeriğine göre eleyicilik tabi ki oluyor ama, sonuçta herkesin elinin altında var bu internet ağı. Bu sayede, çok seslilik ve orada bir canlılık oluyor.

    İnsan bir takım konularda arayış içersindeyken sürekli kendi düşünceleri ve kitaplarla haşır neşir olursa, bir süre sonra bu bir yalnızlık etkisi yaratıyor. Sanki dünyada arayışta olan bir tek biz varız ve kimse adam gibi birşey bilmiyormuş gibi.
    Hem şu an sokağa çıksam bir münazara salonu veya konusuna göre seçebileceğim, benimle aynı amacı olan insanlarla istişare edebileceğim bir yer ben göremiyorum. Forum olayı hem pratik, hem daha kapsamlı, hem ölü, hem de canlı.

    Küçük yaşlarımdan beri elimin altında bir internet var ve sıkça kullanıyorum. Amaçsız ve boş kullanmanın ne denli saçma olduğunu farketmemi bir forum sağlamıştı. Yine bir paylaşım sitesiydi, belirli bir konsepti yoktu. Fakat felsefi konuların ve düşünsel görüşlerin paylaşıldığı, tartışıldığı bir bölümü vardı ki, beni yol’a hazırlayan bir yerdi orası, buna inanıyorum. Yani, bu arayışa ufak da olsa bir yerinden başlamamı destekleyen bir şeydi forum. Nitelikli kitaplarla tanıştıktan sonra bunu devam ettiren ve merak ettiğim bir konuya hemen erişebilmemi sağlayan, forumlar ve internet siteleridir. Bunlar bir zincirin ilk halkaları tabi, devamındaki çok şey de buna bağlandığı için diyebilirim ki, doğru forumlar doğru şekilde kullanılırsa, tahmin edebileceğimizden de çok şey kazandırır. Xenix’in dediği gibi, şu an yapılan bu tartışma, bu site, bunun bir göstergesi.

    Somut bir örnek vereyim: Mesela, din’i cennet veya cehennem, şarabın yasaklanması, kar-zarar hesabı, tefecilik ve benzeri şeylerle yorumlamadığın zaman ancak aydınlanmış biri olabileceğini öğrendim. Tasavvufu, ezoterizmi, kendime ulaşabileceğim bir bilinci ve çok samimi dostlukları kazandım. evet.

  5. Bazı konularda bilgi sahibi olmak isteyebilir, farklı kişilerin düşüncelerinizi merak edebilirsiniz. Ancak normal şartlarda, söz konusu konularda merakı olan kişiler karşınıza pek sık çıkmayabilir. Bu nedenle, böylesi bir platform farklı fikirlerde ve bilgi seviyelerinde olsalarda belirli konularda merak sahibi olan insanların biraraya gelmesiyle çok büyük bir zenginlik katıyor. Hiç bilginiz yoksa takip edip, bilgilenirsiniz. Konu hakkında bilgi sahibi olsanı dahi, bir başkasının yaşamışlıklarından edindiği kazanımlar sonucu oluşan fikirlerini paylaşmasıyla,sizin henüz göremediğiniz farklı bilgi ve düşünce diyarlarının olduğunu görerek şaşırabilir ve usunuzu genişlediğine şahit olabilirsiniz.Benim sonsuz.us’ta olma nedenim budur, böylesi bir platform oluşturdukları için ben de sonsuz ve emeği olan diğer arkadaşlara teşekkür ederim..
    SEVGİLER

  6. katan forumlar bence o kadar önemli değil. Acaba bu bilgiler birer yaşam tecrübesine dönüşüp içselletirildi mi? Bana göre forumlarda yazanların birçoğu kendini önemsemek ve az veya çok bilgisini aktararak tatmin olmak peşinde.

    Yıllarca bilgi gruplarına giden ama kendinde en ufak bir dönüşüme izin vermeyen, hatta tam tersine kibir içine düşen birçok insan tanıdım. Üstelik bu kişiler kendi bilgilerini dayatarak çevrelerine yanlış bilgiler aktarmakta ve faydadan çok zararlı olabilmektedirler.

  7. Foruma açan kişi olarak ben de kendi deneyim ve edinimlerimi şu şekilde özetleyebilirim;

    Forumlardan geriye ne kaldı bende?

    Sonsuz us dışında bir başka platformda da yazmıştım bi ara. Yer yer beni inciten şeylerle karşılaştım ve kırıldığım da oldu (kırılmak bir hak değildir, kırılan kırılır sonuçta).Ama tüm bunların ötesinde, forumlardan geriye ne kaldı diye sorulursa, kendi hesabıma vereceğim cevap “Keyif” olurdu..Evet,bilgilenmek, farklılıklarla tanışmak, sorulara cevaplar aramak vs..hepsine belli ölçülerde tamam.. Ama dediğim gibi, katıldığım forumlardan geriye, bende KEYİF kaldı hepsinden öte…

    Bunun dışında, böyle bir meydana çıkmak sokağa çıkmaktan çok farklı değildi aslında..Son derece yetkin, son derece parlak bir zeka ve donanıma sahip olduğunu düşündüğüm insanlarla karşılaştığım gibi, bir o kadar kerameti kendinde saklı tuhaflıklar sergileyen katılımcılarla da karşılaştım..

    Ama az önce Bilgisev’in yazdıklarını okuyunca, bir başka soru daha geldi şimdi aklıma..

    Peki biz neden ve hangi beklentilerle katılıyoruz forumlara? Veya nedir bizi forum katılımcısı olmaya iten?

    Sanırım bu da madalyonun diğer yüzü ve üzerinde durulması gerekiyor..Ve bence işin ironik yanı da burada saklı zaten..(Mesela bu kadar öğrenmeye ve farklılıkları tanımaya güdümlü bir katılımcı kitlesinin içerisinde, bu kadar çok “öğreticinin” bulunmasını nasıl açıklayabiliriz.. gibi..:-)

    Kendi adıma, beni forumlara katılmaya iten şey, düşünsel bir şiddet ve estetiği birarada barındıran bir beklentiydi her zaman..

    “Kata” yapanlar eşli olarak çalışmanın insana nasıl farklı bir doyum verdiğini bilirler, bu da onun gibi birşeydi benim için..Kısacası ben aslen kendim gibi düşünen insanları bulmak için değil, nasıl düşünürse düşünsün keyifle “atışabileceğim” partnerler edinebilmek gayesiyle forumlara katıldım..Kendi açtığım tüm forum başlıklarını da -bu amaca iyi hizmet edebilmesi için- ayrı bir özenle seçmeye çabaladım. (Tenis kortu inşa edip hentbol turnuvası düzenler duruma düşmek istemedim diyelim..)

    İnanınıyorum ki,şu dünyada her bişey mümkündür, yeter ki doğru muhatabı bulabilsin insan..Ben kendime muhatap arıyorum ve muhatabımı bulabildiğim sürece mutluyum, muhattaptan kastım da sadece benim gibi düşünenler değildir.

  8. Duygu, bilgi ve deneyimlerimizi paylaşıyoruz burda, bazen de paylaşamıyoruz, tüm sesler birbirine karışıyor. Çünkü insanların birbirini dinlemediği bir hayatımız var aslında, herkes konuşmak istiyor. Herkez kendince herşeyi en iyi biliyor, bu yüzden, zaman zaman mahalle dalaşına da döndüğü anlar olabiliyor; her anımızda bunlar var maalesef çünkü, hatta burda bizde mümkün mertebe çok daha az. Gerçekten farklı konularda daha bilgili olan kişiler, ilginç bakış açıları, duygular, sanatçı insanların yorumları; hepsi bir zenginlik. Bu zenginliği büyütmek ve birazda bu ayrıcalığın kıymetini bilmek lazım. Sanal ortamda böyle bir platform yok.

    Tabii bu bilgileri, yaşam tecrübelerimizde deneyimlemek de, Bilgisev in dediği gibi önemli bir artı, yapabilene.

  9. Düşündükçe başka küçük ayrıntıları da hatırlıyorum..

    Forumlar bence bir tür “farkındalık” duygusu yaratıyor kişiler üzerinde.(Bunu olumlu anlamda söylüyorum, örneğin tanrı veya din gibi kavramları metafizik bir gerçeklik olarak önemsemiyor ve ciddiye almıyor olabiliyorsunuz, ama diğer yandan bu kavramları sosyolojik bir gerçeklik olarak oldukça ciddiye almanız gerektiğini farkediyorsunuz)

    Ama crative’nin değindiği husus da önemli..Dinlemekten çok konuşmak istemek meselesi yani..Bunun diğer bir versiyonu da okumaktan çok yazmak istemek değil midir?

    Küçük bi ansımsama: Üniversitede öğrenci olduğum yıllarda, biraz da haddimizi aşarak bir kültür merkezi inşa etme çabasına girişmiştik.Yer, para, zaman vs derken hepsini bir şekilde aştık.Sıva boya gibi işleri kendimiz yaptık, işportacılıktan kazandığımız parayla (bunun için işportacılık da yapmıştık:-) kirayı ödedik, cep haçlıklarımızdan kesip elektrik su faturasını kapattık..

    Sonra bir dergi de çıkardık..Bir yazar ekibimiz vardı, ama aynı zamanda okuyucu desteği de talep ettik,yayınlanmak üzere yazılar,şiirler, makaleler gönderilsin istedik..

    Sonuç mu?.kabaca şöyleydi;

    Derginin trajı ile farklı kişiler tarafından dergiye yayınlanmak üzere gönderilen şiir, yazı, makale, vs sayısı arasında yaklaşık 1/10’luk bir oran vardı..Okumuyorlardı ama deli gibi yazıyorlardı yani..

    (Benzer bir oranı aşağı yukarı tüm kültür-sanat dergilerinde görebilirsiniz)

    Ne demeli şimdi?:-)

  10. Biraz da dil konusuna değinmek istiyorum. Arkadaşlar yazarken neden kullandığımız sözcüklere dikkat etmiyoruz? Örneğin:
    Neden “Forum” diyoruz” da “yazışma ortamı” demiyoruz? Neden “nick” diyoruz da “lakap” demiyoruz?
    Neden “e-mail” diyoruz da “e-posta” veya “ileti” demiyoruz?

    Nedenini ben size söyleyeyim. Çünkü kendimize güvenimizi ve dilimize saygımızı kaybettik. Bir insanın kullandığı “ana dil” onun esas kimliğidir. Adı üstünde “ana dil” demek anamızın kullandığı ve bize öğrettiği dil. Peki anamız bu yabancı sözcükleri kullanıyor mu? Hiç sanmam. Hatta birçoğumuzun anası bilgisayar başına bile geçmemiştir.

    Yeni bir dönem yaşıyoruz. Bu dönemin adı “iletişim çağı” ama kendi değerliklerimizle ve kendi kavramlarımızla iletişime girmiyoruz. Sürekli bir alıntı ve taklit durumu var. Örneğin, bu forum dediğiniz iletişim ortamlarında pek çok kişi kopyala-yapıştır metodu ie başkalarının yazılarını kullanıyor ama kendi özgün fikirleri ile gelen ve yazan pek az.

    Özgün fikir üretebilmek için kendinize has özgün kavramlarınız olmalı. Dilinize hakim olmanız gerekir. Dil olmadan ne felsefe olur ne de özgün fikir. Yabancı sözcüklerle yeni kavramlar üretemezsiniz. Veya Tarzanca acayip bir dil içinde bocalar durursunuz.

    Birkaç örnek: Download ettim, çetleştim, nikini beğendim, e-mail yolladım, enter ediniz, copy-paste etme, foruma girdim, save ediniz….vs gibi. Arkadaşlar, bu ortamı örnek olarak gösterelim ve mümkün olduğunca Türkçe terimler ve kavramlar kullanalım. Dikkat ederseniz ben elimden geldiğince özgün sözcükler ve terimler kullanıyorum.

    Aksi taktirde ne dil kalır ne millet.

  11. Dil bilimcilerin (ya da konunun uzmanlarının diyelim) önemi burada çok hayati..

    Başka dillerden kelime ithal etmek yerine, kendi dilimiz içerisinde yeni çözümler bulmak ve bu çözümleri de anadil bünyesinde allerjik bir reaksiyona neden olmadan başarabilmek çok zor, ama çoğu zaman da mümkün sanırım..

    Mesela hardware ve software gibi kavramların karşılığı olarak türetilmiş “yazılım “ve “donanım” gibi kelimeler bence bu anlamda olağanüstü başarılı örnekler..”yerleşke” de yine bir başka başarılı örnek..

    Ama ithal kelime mevzusuna tekrar dönersek eğer, bu konuda da katılımcıların ilgisini çekebileceğine inandığım bazı örnekler vermek istiyorum.Mesela fransızcadan dilimize geçen bazı kelimeler şu şekilde;

    kamyon (camion)
    fuar (foire)
    bisiklet (bicyclette)
    lavabo (lavabo)
    pantalon (pantalon)
    tuvalet (toilette)
    kuaför (coiffeur)
    tren (train)
    hoparlör (haut-parleurs)
    motosiklet (motocyclette)
    duş (douche)
    mayonez (mayonnaise)
    şato (château)
    palto (paletot)
    kravat (cravatte)
    bluz (blouse)
    mayo (maillot)
    döpiyes (deux-pièces)
    pardesü (pardessus)
    manto (manteau)
    site (cité)
    robdöşambr (robe de chambre)

    yoruma açıktır..bazen ithal bir kelime de zaman içerisinde anadil ile bütünleşebilir..dersem haddimi çok mu aşmış olurum bilmiyorum..

  12. Hernekadar dilimize çeşitli zamanlarda çeşitli yabancı sözcükler girmiş olsa da günümüzde bu sayı gittikçe artmakta, konuşulan dilin yozlaşmasına neden olmaktadırlar. Size kullanılması mümkün olan sadece küçük bir demet sözcük sunuyorum. Bunların sayısını arrtırmak elimizdedir. Yeter ki akla ilk gelen yabancı sözcük yerine, şöyle durup bir düşünelim: “Acaba bu yabancı sözcük yerine kullanabileceğim Türkçe bir sözcük varmı?”

    Örnekler:

    Start aldı: Başladı
    Alışveriş Center veya Market: Alışveriş Merkezi
    Relax oldum: Rahatladım
    Komünikasyon merkezi: İletişim merkezi
    CV: Özgeçmiş
    Trend: Eğilim
    Spontane: Kendiliğinden
    Link: Bağlantı
    Departman: Bölüm
    Download et: İndir
    Anons et: Duyur
    Refüze et: Reddet
    Realize et: Gerçekleştir.
    Tolere et: Hoşgör
    Çek et: Denetle

    Bunları kullanmak bizim elimizde.

  13. Aynı sorun sadece Türkiye’de değil diğer ülkelerde de var. Amerika’lı bir arkadaşımla bu konuda sohbet etmiştik. Ana dili ingilizce olmasına rağmen, onların dilinde de farklı dillerden alınma kelimeler oldukça fazlaymış söylediğine göre. Rakamla söylemişti ama şimdi hatırlamıyorum oldukça fazla idi. Özellikle de kullanılan kelimelerin yeni nesil tarafından kısaltılması, değiştirilmesi konusunda şikayetçiydi. Onların dilini anlamıyorum diyordu. Bilgisayar kullanımı ve internet ile birlikte, özellikle bazı kelimelerin hatta cümlelerin kısaltılarak yazılması daha da yaygınlaştı. İngilizce’den örnek verirsek;

    afk – away from keyboard
    bbl – be back later
    bfn – bye for now
    brb – be right back
    j/k – just kidding
    dk – dont know
    lol – laughing out loud
    roflmao – rolling on floor laughing my ass off

    gibi gibi.

  14. Yukarıda sunduğun fransızca sözcüklerin hepsine olmasa da birçoklarına Türkçe karşılıklar bulunmuştur. Ama hangisini kullanacağımız bize kalmış bir karardır. İşte karşılıkları:

    fuar : sergi
    lavabo : evye
    tuvalet : yüznumara
    kuaför : berber

    giyim kıyafet adlarına karşılık aranmamış ve Osmanlı kıyafetleri de terkedilmiş. Örneğin: setre, mintan, ferace gibi isimler günümüzde kullanılmıyor. Batılılaşmayı onların sözcüklerini olduğu gibi kullanmak sandık. Hep yüzeysel ve taklitçi bir yaklaşımın sonucu. Özdeğer kaybı olunca sonuç böyle oluyor anlaşılan.

  15. Haklı olabilirisiniz.Ama ben yine de bu tür süreçlerin “yüzeyellik” , “taklitçilik”, “özdeğer kaybı” ,”özgüven yitimi” vs gibi tanımlarla betimlenmemesi gerektiğine inanıyorum.(Yüzeyellikten başlayan yelpazenin diğer ucu aşağılık kompleksine kadar gider ki, ben bu durumu teknik bir analiz olmaktan çok, duygusal yanı ağır basan bir izahat şeklinde algılıyorum, ve açıkcası pek haz etmiyorum)

    Bir dile eklenen yeni kelimeler, bir aileye katılan yeni bireyler gibidirler..Bu anlamda, çocuk öz be öz sizin çocuğunuz ise onun adını ilk sizin koyacağınız aşikardır,ve bu işin kolay tarafıdır.Çünkü bu çocuğun daha önceden zaten hiç adı olmamıştır.Buradaki mesele ise, bir şekilde evlat edinilmek durumunda kalınmış bir çocuğun, aileye kabulünden sonra hayatına nasıl bir AD ile devam edeceği veya etmesi gerektiğidir.

    Bence bundan sonraki süreçte, çocuğu evlatlık olarak kabul eden ailenin o an için sahip olduğu “yazılım” ve “donanım” belirleyicidir.

    Mesela herşeyden önce, aile içindeki bazı büyüklerin böyle bir “sorunun” farkındalığında olmaları ve bu anlamda bir “dertlerinin” bulunması gereklidir.

    Böylesi bir “derdin” bulunabilmesi de, başka bazı entellektüel ya da düşünsel kaygıların ve onlara eşlik edecek “altyapının” mevcudiyetinde sağlanabilir.

    Yoksa olup olacak olan şey , evdeki diğer çocukların yeni gelen bebeğe öyle ya da böyle bir lakab takmasından ibaret kalacaktır.Çünkü insan gördüğü ve iletişim kurduğu herşeyi doğası gereği “adlandırmak” zorundadır. (işte o zaman da “hoppidi can” dan açılır bahisler, ve ” dobrowksi”ye kadar da kupon yapılabilir, şaşırmamak lazımdır.)

    İlgili kurumlarınız olur..Bu kurumlarda bilirkişiler çalışır..Bu bilirkişiler gelişmeleri duyarlılıkla takip eder ve görüş bildirirler..Siyasi Erk bu süreci ve görüşleri önemser.. ve uygun yasal mevzuatları üreterek HAYATA ve DİLE bir şekilde müdahale eder/müdehalenin yollarını açar..

    Bu zincirin belki de hiçbir halkasının (bırakın işlerliğinden) varlığından bile söz edilemiyecek olan dönemlerde, evin diğer çocukları önce “pantolon”larını çıkarıp “duşa” girmiş, daha sonra da “lavabo” önünde “rabdöşambrları” ile arz-ı endam etmişlerdir..

    Ben burada “özgüven kaybından” ziyade, sorunu algılayabilecek özgünlükte bir “donanım ve yazılım eksikliği” görüyorum aslında..(elbette ki kara mizah olarak söylenmiştir)

    Herkese sevgiler..

  16. Research, sen anket hazırlamışsın ya, ordan çağrışım yaptı. Ben de aylar öncesinde böyle bi forum açmıştım, belki sen ve diğer yeni üyelerimize de hitap eder ve paylaşmak istedikleri şeyler olur diye düşünerek hatırlatmak istedim. Bu arada benim cevabım hala keyif..

  17. Aferin sana oğlum gamaro. Sitenizde eğleniyordum ama bitti :)))

  18. Evet, evet.. asıl bitişlere bakmalıdır insan, ve bir de nasıl bitirdiğine elbet.

    [Sayın’dan tıpa yapmıştın demek ki kendine, oğlum diye çıkardın rahatladın işte. Selametle.]

  19. Çok güldüm buna yahu.

    “[Sayın’dan tıpa yapmıştın demek ki kendine, oğlum diye çıkardın rahatladın işte.”

    Oğlum Gamaro, çok eğlendirdin beni. 🙂

  20. Adam rahatlamıştı belki ama şimdi senin soktuğunu nasıl çıkaracak? Böyle laf sokulur mu insana?…

  21. Forumlar sonsuz ışığın yansıdığı her alanda parçalarını verdi… Dilim, düşüncem, zekam, mantığım, duygularım, vicdanım, şuurum kadar mesafede.

  22. Sana da “oğlum Gamaro” mu kaldı forumlardan Toruk ? Dostane bile söylemiş olsan bu tip ön eklerle (oğlum, kızım, evladım) hitap etme bana. Yani rica ediyorum, bu tarz bi iletişim yoruyor beni.

    Hüseyin Bey, ağır mı oldu ? Haklısınız, biraz ağır kaçmış olabilir, peki ama ben neden mecbur ediliyorum böyle doğaçlamalara, Seda Sayan’ın sabah programı mı burası ?

    Hadi tartışmanın seyrine-şiddetine göre “bak dostum” , “güzel kardeşim” filan anlayabiliyorum da, sahne aldığınız süre boyunca “sayın gamaro”, “değerli gamaro” diye hitap edip durduğunuz birine karşı giderayak “aferim oğlum” demek nerden ve nasıl çıkar ki? Elini yüzünü günde yirmibeş sefer “saygı” ile yıkayanlar böyle mi terketmelidir mekanı, yakışır mı?

    Günlerdir devam edip duruyor işte, niyedir ama, nerden gelir bu katıksız gece bekçisi zihniyeti ve her konunun ortasına zırt pırt uyarı düdüğü çeker gibi dalma huyu? Mahallenin namusu bitti şimdi de sonsuzun namusu mu? Ahlak dersin, öpüşmek dersin, bir sürü kızgın damla gibi düşerler tavaya. Kimi mide mühendisliğinden toplum mühendisliğine geçiş yapabilme derdinde kızımızın/kızlarımızın karnesiyle oynar, kimisi oramızın buramızın genişliğine parmak atar, öteki şiddetle hicap duyar, berikini sıtma tutar, insandır, hayvandır, artıktır, tamdır vs derken, e sonra sen ne istiyorsun Gamaro? Sanki konunun beline beline yapılmış bunca yarma, bunca bekçi düdüğü ve “aman ha” arasında kendimizi kollamaktan fırsat bulabildik de bişeyler anlatmaya..

    Saygı ya saygı, son durak da “oğlum Gamaro” …Ne diyeyim, kabak olursunuz da başımda patlarsınız inşallah.

  23. Onu hitap olsun diye değil, espriye ve taşlamaya eşlik etmek için yazdığımı anlayamamana. Gerçekten de çok hoşuma gitti. Gerçekten de çok güldüm. Hüseyinin ağır bulmasına hiç eşlik etmedim. Gayet yerinde ve yeterli sertlikteydi…

  24. Doğrudur Toruk, benimkisi bi ricaydı sadece ve tam olarak anlayamamış da olabilirim yapmak istediğin vurguyu, kusura bakma. Ne de olsa klavyenin şivesi yok. Teşekkürler ve sağlıcakla kal. Ah bu forumlar ne püsküllü bela:)

  25. Research daha çocuk arkadaşlar. Belki de forumdan en çok faydayı o sağladı.

    Alması gereken dersi almıştır eminim.

    xenix

  26. bu konuda birşeyler söylemek pek anlamlı olmaya bilir ama yinede söyleyeceğim. öncelikle research yaptrığı şeye rağman niye böyle sevimli göstermeye çalışıyorsun.şahsen yaptığı şey (beni hiç etkilemesede) ve verdiği cevap beni sinirlendiirdi.çünkü hayal kırıklığına uğradım daha düne kadar bilimin sınırında dolaşan bu kişi nası oluyorda bu ukelalığı yapabiliyor aslında beni sinirlendirende yaşanan olayın bu boyutu.

  27. ben bir sürü şey öğreniyorum valla bu yazılanlardan arada tartışıyoruz da ama tartışmadan da olmaz değil mi?

    seviyorum ben buraları ki hehehe

  28. Sanırım daha çok olmakta olanla ilgili olduğum için forumlardan ( topu topu 2 ya da 3 forum tanırım) öğrendiklerim foruma göre değişiyor.İnsan grupları arasındaki kansız savaşları,duygusal gelişimi için gerekli zemini gerçek hayatta bulamamış insanları,bunların bazılarının bu eksikliklerini ödüllendirmek için düşünce sistemlerini aşırı geliştirdiklerini,bu yüzden aşırı entelekt yaşayanları,mutlak doğruyu yalnız kendisinin bildiğini sanan fanatikleri,varolan inançlarına fanatik bir şekilde sarılıp hiçliğe düşmemek için uğraşanları,bilim ve teknikle aya gitmeye çalışanları,dünyanın siyah ve beyaz olarak iki renkten ibaret olduğunu düşünenleri,amaaann bana değmeyen yılan bin yaşasın diyenleri,yaşanan her şeyi bilgiye dönüştürme çabası içinde duygusal yaşantılara,sevgiye yabancılaşmış insanları,bunların yanında sürekli bir dengeye ulaşma çabası içindekileri,
    “laaa bi git,defol git “şeklindeki ifadelere “düşünce” deyip bunlara karşı tavır alanları dışlayan yönetimleri,forum terörünü ve bütün bu olumsuzluklara rağmen insanlığa faydalı olmaya çalışan güzel insanları,nadiren de olsa sanal arkadaşlıklarımın gayet seviyeli reel arkadaşlıklara dönüşebildiğini,herşeyden önemlisi bilgiye olan susuzluğumun bir türlü gideremeyeceğimi öğrendim.

  29. “Kaçın, ben yaralıyım siz kendinizi kurtarın…”

    veNa AmoriS, olan ve olmayan isminizle birlikte hoşgeldiniz.

    ve ne kadar kötü bi an karşılaşmak için..

  30. “sakın ha kıpırdamayın, hepiniz yaralısınız ve ben sizi kurtaracağım”

    Gelişinizdeki hoşluk bu cümlenin karşıtında saklı.
    Baktım o da sizin profilinizde vardı, insan hiç kendi yazdığını unutur mu?:)

  31. yazdığımı unutmadım,unuttuğum şey burdaki profilime yazmış olduğum. Sizi kurtarabilir miyim bilmiyorum:) Umarım artık çok geç değildir:)

  32. iyi niyetiniz için teşekür ederim veNa Amoris, ama bir cümle daha edersem en başa döneceğim, siz de sağlıcakla kalın:)

  33. Dün bir haber vardı:

    “Bir kaç yabancı gazeteciden TC için hakaret içeren ifadeler!

    Demişler ki:

    “TC nin Güney Doğusu savaş alanından farksız, güvenli değil.”

    Güney Doğu da bir mayının üzerinden geçmeyeceğinizin garantisi var mı?

    Yok!

    Yani adam doğru yazmış…

    …gazeteci bunu hakaret olarak haber yapıyor. Azıcık et doğruyor yani.

    Ben ise buna doğru diyorum. Haberlerin altında yorum yazma alanları var…bu haberlere yazdığınız yorumları da değerlendiren bir moderatör.

    Orada soruyorum…

    “Bu haberin nesi yalan ya da hakaret içermekte?”

    Moderator bunu yayınlamıyor. Zira haber yapan salağa macun sürdürmeyecek…

    Ama bendeniz bunu buraya yazabiliyorum.

    Diğeri de gelip bana cevap yazıyor.

    Forumlar hepimizin tahliye boruları aslında…gelip burada mekanizmamızdaki patlamaları tahliye ediyoruz…

    …hemfikir de olsa karşı fikir de olsa bunları alıyor, öğreniyor, farklı bakış açıları buluyoruz.

    Bilgiyi araştırmayı, çapraz karşıt düşünceleri bulmayı ve sentezlemeyi öğretiyor…

    …yani SKOLASTİK ÖĞRENME ve DÜŞÜNME den arınıyor, araştıran ve gerçeğe ulaşan bir çabayı da öğretiyor.

    Kahvehanede pişpirik oynarken, okulun ya da mahallenin duvarında otururken duyduğunu gidip bir başka alanda satmamayı öğretiyor.

    Bir çok duruma, olguya farklı açılardan bakışların olduğunu ve o bakış açılarından aynı anda bakılmasının mümkün olduğunu kazandırıyor.

    “Üslubunu değiştir” ifadesinin ancak salaklıkla açıklanabilecek bir ifade olduğunu öğreniyorsunuz. Üslup kişilerin parmak izi gibidir…değişmesi de mümkün değildir. Mesela, herkesin hoşuna gidebilecek bir üslup mümkün müdür? Benim ayıla bayıla okuduğum yani beğendiğim bir üslup iyidir iyi olmasına da…herkesi memnun edebilir mi?

    Hele şu her forumun değişmez konusu olan küfür konuları. Küfrün günlük hayatın vazgeçilmez ve olağan bir hali olduğunu anlattı. Bir başka başlıkta da kısaca değindiğim üzere, küfrün edenin değil yiyenin olduğunu keşfettirdi. Yazılmadığı zaman küfür yemediğini sananların komik hallerini gözler önüne koydu.

    Bir anda müthiş kalabalıkların nabzını yoklayabildiğiniz müthiş ortamların olabileceğini gösterdi…Bu ülkenin neredeyse tamamına yakınının sahtekar ya da sahtekarlığa meyilli olduğunu düşünmemi sağladı.


    Sanal ile siber farkı:

    Forumlar SANAL ORTAMLAR değillerdir…SİBER ORTAMLAR dır. Keza SOHBET ya da SOSYAL AĞLAR…sanal değiller, siberdirler.

    Yukarıda bir yerlerde bahsedilmiş diye değinmek istedim:

    Sanal aslında olmayan ama varmış gibi sandıran demektir…

    …şimdi bendeniz buraya yazıyorum, yazdıklarım çıkıyor, okuyor cevap yazıyorsunuz. Ya da sizler yazıyorsunuz ben okuyorum filan…

    Bunun neresi sanal?

    Bana bir makina cevap yazsaydı…bir yazılım programı cevap verseydi SANAL olurdu…

    …makinaya karşı satranç oynarsın SANAL dır…karşımda biri vardır…SİBER olur.

    Olmayan ama varmış gibi yapan bir program ile kişiyi bir tutmamak lazım…

    Buna değinmeyi şu bağlamda önemli buluyorum;

    …SANAL dediğiniz zaman ASLINDA YOKTUR şeklinde nenelleştirdiğiniz bir ortamdır şeklinde bakıyorsunuz.

    ASLINDA YOKTUR gözü ile bakılan, anlamsız, gereksiz, önemsiz hatta angaryadır. Ondandır bu gibi ortamlara hatta internet ortamını angarya gereksiz ve vakit kaybı ile görenlerin sayısı çooook fazladır…önüde gününün beş saatini geçirdiği halde.

    Vay efendim karşındakinin kim olduğunu nereden bileceksin!
    Karşındaki kişinin yalan söylemesi ortamı sanal yapar mı?
    Senin kolayca kanıyor olman ya da her söylenene inanıyor olmanın SANAL SİBER farkı ile alakası nedir?

    Bu sayfalara emek harcanmakta…yazdığınız her bir kelime için bilgi, zeka, enerji, zaman harcıyorsunuz. Bu kadar değerli unsurları bir araya getirerek gözünüzün önünde inşa olan bir ortam nasıl sanal olabilir?


    Bu ortamlar özgürlüğün tadına bakmayı öğretir…

    …tadını aldığınız an bir bakmışsınız ki ortalık trolden geçilmiyor.

    🙂

  34. Güncellenmesi gereken bir konu. Çünkü zamanla forumların bizlere bir şeyler kattığını yazarlardan şahit olmaya başladım. Düşünceler değişiyor, fikirler değişiyor, inançlar değişiyor.

    Elbette değişmeyenler de var.

  35. Ebubekir değişti. Ateist olmaya başladı. 🙂 Artık Kuran’dan, Quran’dan bahsetmiyor. Özellikle cariyelik, kölelik, zina cezaları gibi durumlar yüzünden vahyden uzaklaştı.

    xenix: Takiplerim

  36. Tartışma forumlarında birşeyler yazmaya ve okumaya dört-beş yıl önce başladım. Eskiden karşımdakinin görüşünde bir değişiklik yapacağıma inanırdım.Ve bunu gerçekleştirmek için elimden geldiğince asılırdım.Sonradan hiç kimsenin görüşünü değiştirmeyeceğini anladım.Ve ilgilenmeme yolunu seçtim.Şimdilerde ise duruma göre davranıyorum.Eğer konuşmayı sevdiğim bir konuysa karşımdakine kısa bir yorumla eşlik ediyorum.Karşımdakinin fikrini değiştirmek maksatlı değil.Tenis oynamak gibi…birde forumlarda veya nette bir yerlerde yazma olayı benim açımdan çekiciliğini ve ciddiyetini yitirdi.Eskiden daha bir düzgün,mesela şu an yazarken yapmaya çalıştığıma benzer şekilde verdiğim kalıba özen gösterek yazmaya çalışırdım.Şimdilerde ise içimden geldiği gibi birşeylere dikkat etmeden gelişine topa vururcasına yazmak hoşuma gidiyor.Ve genelde soru sorma yöntemini seçiyorum.Bence birine bir şey anlatmanın en kısa yolu, onu konu hakkında düşündürmek ve kendi kendisine sonuca ulaşmasını sağlamaktan geçiyor.

    Forumlar ne din ne de tanrı konusunda düşüncemi değiştirdi. Nasıl başladıysam o konu öyle devam ediyor.Siyasi düşüncelerim ise değişti ama bunda forumlar değil hayatın içindeki aktüel olaylar etkili oldu.
    Forumlar sayesinde fizik ve evrim hakkındaki bilgilerimin arttğını söyleyebilirim.Konular hakkında daha çok detay öğrendim.Ve önceden bildiğim ve sonradan öğrendiğim pek çok detayın, kritik önemiyle ilgili daha fazla farkındalık kazandım.

  37. Benim gamaro sayesinde öğrendiğim bir şey daha var. O da ne zaman ki biri gelip forumun zekasına ortak olma mesajlarıyla girip, daha sonra ilk tartışmalarda “ben de sizi bişey sanmıştım, yazmam bi daha burada” şeklinde çıkması neredeyse kesin oluyor. Eskiden böyle girenlere karşı her hangi bir ön yargım yoktu. Ama gamaro sayesinde artık böyle bir yargım var.

  38. Duygu ve düşüncelerim, tekrardan kendi kabuğuna girmeyi hatırlattı. Yazdığım veya yazılanlara olan yorumlarım, şahsi anlaşıldı, kişiye veya kişilere söylenmiş olarak anlaşılıp, saldırgan bir tutum takınıldı. Bu durumda kızmadım. Anlam veremedim değil verdim pek tabii ki. Sadece birşey değişmiyor ne yazılırsa yazılsın, ne okunursa okunsun. Hala herkes birşeyleri sahiplenmekte, hala herkes birşeyleri kurtarma çabasında şu anda benim anlaşılma dürtüm gibi. Tam anlamı ile saçmalık geldi. Bilgi olarak, tarih olarak yeni şeyler anladım yeni şeyler öğrendim fakat bu hissler dünyamda ne bir artı ne de bir eksiye sebep oldu. Çünkü hissler hiçbir zaman olmadı dı dı dı diyee devam ederim saçmalamaya:D

    Sonsuz.us da, bazen öfke, kibir, bencillik gördüm. Bazen aşk, duygu, alçakgönüllük gördüm. Ama bunlar etrafta her zaman görünmekteydi. sadece daha kolay birşekilde bu görülere tanıklık etmemi sağladı. Bu yüzden keyif almaktayım saçmaladığım ve saçmalandığını düşündüğüm her türlü yazıdan:)

    Teşekkür etmiyoırum. çünkü herkes bence yapması gerekeni tam hakkı ile yapmakta zaten:D mucX

  39. mucx sucu :))
    Bana forumlar hiçbirşey katmadı ama sonsuz.us çok şey kattı, güzel dostlar, bakış açısı, öğrendiğim onca şey ve öğrendiğim onca şeyden sonra öğrendiğim onca şey…
    Çoğunun “bilim dışı” bulduğu şeylerle uğraşıyor olmama rağmen hala burda kalabilme rahatlığı kazandırdı 🙂
    seviyorum sizi uleynn 🙂 çay isteyen ?

  40. Bu güzel forumu bir kaç aydır takip ediyorum . düşünmeye cesaret bile edilmemesi gereken (!)bazı konuların bu forumda tartışılması ve bu forumdaki fikirlerin genel olarak benim fikirlerimle uyuşması , bu siteyi hemen her gün en az bir kere ziyaret etmeme neden oldu.
    Etrafımdaki bütün insanların zorunlu olarak taktıkları maskeler beni tamamen yapayalnız olduğum gerçeğiyle karşı karşıya bırakıyor . Bu forumda aslında yalnız olmadığımı görmek biraz olsun beni sevindiriyor. etrafımdaki kalın duvarların arasından , en az iki yüzlü insancıkların tatsız ve gereksiz kalabalıklarından sıyrılmama yardımcı oluyor bu tip forumlar.
    Bana yeni bir şey verdiğini söyleyemem, ama bildiklerimi pekiştirdiğini söyleyebilirim. Hasılı ,Ağırbaşlı bilgi taşıyıcıların bu forumda nesli tükenmeyecek gibi görünüyor. Bu nedenle bu forumu takip etmeye gayret edeceğim bütün gerekli ve yoğun işlerimini boğucu yoğunluğundan sıyrılarak….

  41. “çaylar benden”:))

  42. Ne çaymış, her dakka çay molası 🙂 ohh afiyet ola.:)

  43. aslında forumlarda bir gizem de var. burada düşüncelerimizi paylaştığımız insanlarla belkide aynı iş yerinde çalışıyoruzdur. belki esnaf-müşteri ilişkisi vardır. belki sıklıkla görüştüğümüz birisiyle burada birbirini kırma durumu yaşamışsındır. belki senin üst komşundur.
    belki,belki,belki…

  44. insanı frenleyen tek şey var : korku.
    bu forum korkunun üstüne üstüne gidiyor ve korkunun aslında orada var olmadığını gösteriyor…Bu forumun sevdiğim yanı bu …

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.