Kitap nasıl okunmalı ve hayata geçirilmeli?
Kitap nediri yanıtlamak lazım herşeyden önce…..
varlıgın ve sürecin öz ve etkinliginin insan zihin ve bünyesinde keşfedilerek kagıda dökülmesidir…
varlıgın-sürecin öz etkinligine dair saptamalar..
varlıgın her hangi kesitinden belirlemeler
aslolan kagıt degil;zihinin varlık içindeki yeri…
açıklamaları yapan zihnin…
eylemi yaratır zihin,soyut olarak degerlendirilmemeli…
partileşme ,anayasal reform hareketleri ,programı nedir sizce;
mevcut strüktürn öz zihnini okumak gerekir önce…
hangi bütünlük ve kesitlik içinde kavramlaştırma muvazenesinde…
m.h.p-ak.p-d.t.p-c.h.p birleştilermi kavramlarda sizce?
tespit ettikleri öz egrilermi kavlince?
ekonomi-siyasa-konuşlandırıldımı yerli yerince?
çözülmüşmü insan denilen bilmece
her şeyden önce…
farklımı milliyetçilik-sosyalizm-dini ve ladinice bildirge…
yoksa her şeymi eyyamice?
yamukmu bakıyoruz ne?
sanat nedir be kardeşler…
varlıgın etkileşiminin insan içinde -duygusunda dogması degilmi?
varlık akümülasyonun insan içinde tahakkuku ….
Topragın-cografyanın-üzerine bina edilen evrensellik…
yoksa mı acep karman -çorman benlik..
başı bir tarafta kıçı bir tarafta kimliksizlik?
siz hayat varlıgındanmı alıyorsunuz söylemlerinizi…
avrupa varlıgındanmı…
sivilciler,demokratlar,sosyalistler,dinciler,nasyonalistler…
söyleyin bakayım hangi kitap sizi varediyor?
hangi kitaba baglısınız?
hangi Kurana?
marks gerçekten onumu kastetti tersinden özgürlükçü hee…
yoksa siz hegelistmiydiniz?
Kabe nerde duruyor bilirmiydiniz?
üstat hacıbektaşmıydı piriniz?
yoksa selçuklu- osmanlı içinmi dövündüğünüz?
sovyetlermi acep endekslendiğiniz?
ebu-hanifemi gecelediginiz?
öfkelendiğiniz?
siz kimsiniz
söylermisiniz?
neymiş muvazene sizce..
aşırmadan öte…
varmı kendince olma-birleştirme….
hakkaten cografyanın tarifini yaparmısınız…
kendi dilinizce…
nedir kürt-türk-alevi-europa-america…
dans-halay-opera-pop-ilahi haddince….
gevezelikten öte….
neymiş efendim sosyalizm;
emek-sermaye çatışmaları ideolojisiymiş…gülmece…
yapın hele bunların açıklamalarını üstatlar dinice…
yapısalcılar-feministler,eksisyantalistler sözüm aynı zamanda size
strüktüalistler…
anlatın bakıyım hikayenizi…
nerden nereye….
biz kimiz ha…söylermisiniz…
yalnız bıraktıgınız aydınlardan öte…
zihin nereye kadar sürer
kesilirmi bölgece?
ademi merkeziyet net degilmi böylece?
insanlıkbilimininde
kendini bulur hayatiyet ve varlık
böylece biline….
“Dilim seni dara çeker asarım”
Ali Kaya her iki yazınızı da okudum. Anlamadım!
Bir daha dinlesek nasıl olur? Daha duru bir türkçe daha duru bir kurgu ve örgü ile? Siz bilirsiniz. Dinlemesek de olur…
yukarıdaki dizede kastınız kim ve nedir?
demek istediğim;her iki yazıda;doğa -tarih ve tanrının amaçsal açılım ve bilincinin insan zihni ve içindeki tahakkuku….
anlaşıldımı?
İnsan bilim hayat ve süreç egrilerinin bütününü kapsayıp,erekselligin insanda vücut buldugu gerçegini somut -nesnel süreçten hareket ederek,ortaya koymaya çalışan kapsamlı bir anlayış…
sivil düşüncede konuk yazar bölümünde seri oarak sundugumuz;insan ideolojisi ,katılımcı merkeziyet birliği,tarihsel cebr ile tamamlamaya çalıştıgımız bu dinamik anlayışı bilmem anlatabildikmi?anlaşıldımı?
İslam düşüncesinden,hegelizme,liberalizme,marksizme,anarşizme;fenomenolojik yöntemden ,yapısalcılıga,strüktüralisme kadar pek çok anlayış ve düşünceyi insanbilim anlayışı içinde ;insan bilinç ve eylemleri bazında tek bir yörüngede toplamaya çalıştık… Niçin böyle bir çalışmaya gereksinim duyduk? Tarihsel süreçin evre,dönüşüm ve egrilerini test ettiğimiz zaman bugünkü zamanın koşullarını oluşturan belli başlı simaların oldugunu,toplumların ise bu çerçevede kendine yön belirlediğini görürüz…
Sümer,Babil,Pers,Mısır,Hindistan,Çin,Yunanistan,Anadolu ,Amerika bilgeleri ,anlayışlarının oluşumu ve erkin pozisyonu Tevhidi dinin kurucuları;anlayışları ve erkin oluşumu Modern dönemlerin başlangıcı ;bilgeleri,gelişimi ve erkin pozisyonu… Yaşama standartları,hukuki normlar,iktisadi ilişkiler,dini inanç v.s belli başlı simaların zihninden toplumsal pratik haline getirilmiştir…
Basit bir kaç örnek;
çin toplumunda lao-tzu ve konfüçyüs Avrupada;platon ve Aristo Hindistanda; Buda islam peygamberinin ortadoguda hegelin faşizm üzerinde marksın dünya sosyalizmi üzerindeki bilimsel teorileri tarihi yapıları ve kurumsallaşmaları meydana getirmiştir… Süreç içindeki;ara degişim ve etkilere ragmen;ana hatlarıyla,belirleyici simaların koydugu ilkeler hedefinden saptırılsada ;yanlış anlaşılsada,aynı simaya atfedilerek,yaşama geçirilmiştir….
Platon ve Aristonun düşünceleri,hıristiyanlık içindede kabul görmüş;ancak Newton felsefesi ile son bulmuştur… Einsteininin izafiyet teorisi ise ikisine birden son vermiştir…. İsanın ögretisini pavlus kendince yorumlayarak Avrupaya sokmuş,oradan kilise anlayışı içinde yön degiştirmiştir… islam peygamberi emevi ve şii ögretiler içine yorumlanmaya başlamıştır…
GERÇİ TARİHSEL SÜREÇ İÇİNDE HER ANLAYIŞTA PEK ÇOK OKUL ORTAYA ÇIKSADA;BELLİ BAŞLI SİMALAR BELİRLEYİCİ OLMUŞTUR… İŞ;BU BELLİ BAŞLI SİMALARIN ZİHİN BAŞTA OLMAK ÜZERE YAPILANMASINI DEGERLENDİREBİLMEKTİR…
Platon,Aristo,buda,isa,muhammed,marks,hegel,nasıl ve hangi düzeyde zihinsel akümülasyona sahiptiler… bu iki düzey kurucuların mantalitesini ikiye ayırmak mümkündür: şartlar ve sürece baglı olan belirleyiciler şartlar ve sürecin argumanlarına yeni bir bakış açısı getiren belirleyiciler…
sosyal sürecin belirleyip;öncülük makamına gelen insanlar,tıpkı av peşinde olan bir avcı gibi degerlendiriliebilir.. avcı,ömrünü ava adamış bir seyyahtır… tüm konaklamalarında yeni bir tecrübe edinir…. av konusunda büyük gelişimler kazanır… o dogrultuda büyük bir birikim elde ederek avcılıgın kitabını yazar…
Durdugu yer mühimdir….
niyet kimligi hapsetmiştir.. yada;pek çok belirleyici düşünür yahudi kökenlidir… Bunlar dünyada büyük işer yapmışlardır.. zihin genetigi itibariyle yahudi mantalitesini aşamamışlardır…. ama belirleyicilikleri aşikardır… bu baglamda sözkonusu simanın çocukluktan en gelişkin dönemine kadar yaşamını incelemek gereklidir… ikinci tip belirleyiciler;hayat ,varlık ve süreçin zihinlerinde merdane olarak ortaya çıktıgı,şartlar ve dönemlerine teslim olmayan insanlıgın zirvesinde,ırkçılıgın,bölgeciligin,ekonomizmin saltık olarak belirlemedigi yüksek karakterli dehalardır… iki tipte belirleyici birisi kurnaz,pragmatik,sosyal yapının ,sürecin insanı….
digeri;yigit mert ve degerler dünyasının insanı Batıda Marks ve doguda Aliyi buna örnek gösterebiliriz…. Tarihsel süreç içinde aralarında daglar kadar fark olan bu iki belirleyici sima,ruh ve bilinç kökünde ve tabiki zihinde ayrılmaktadır…
birisi mutlak insani erdemliligin siması… digeri tarihsel determinizmin oluşturdugu dev…. Birisi yalana tepki gösterirken,mutlak dogruyu bulamıyor… Digeri mutlak dogru kökenli yalana dair yorumlama yapamıyor… marks tarihsel detone-determinist kavramlar üzerinde dolaşıyor… Ali;tanrısal zihin….
insanbilim derken;tarih yapan büyük simaların zihin örgüsünün hangi kanal ve süreç ile örüldüğünü bilmekte fayda mülahaza ediyorum….
Ey dilim sen neler açtın başıma
En son diyeceğin başta denir mi
Dostu düşman edip diktin karşıma
Namert sofrasına mert gidilir mi
Dilim seni dara çeker asarım
Yetmez ise kor dağlarda yakarım
Bu işin içinden gel çık bakalım
Yalan meclisinde doğru denir mi
Doğru bildiğini söyler durursun
Hatır gönül saymaz yere vurursun
Dilim bu gidişle sonum olursun
Deyyusun yüzüne deyyus denir mi
Dilim muhabbeti tavaf eylersin
Her dem kendine mirac eylersin
Arefeyi eder bayram edemezsin
Kâfir sofrasında iftar yenir mi
kısaca ben diyorumki;
kastım hiç bir zaman kişisel degildir…
toplum örgütlenmeleri,kendini yetkince tanımalıdır..
Kardeş mardeş, senin baya bi kafan karışmış ya… Yoksa kafan mı güzel nedir..
nerede karışıklık? deginilerde hangi bölümde
tarihsel cebrde hangi bölümde?
tamamlayıcı yazıda hangi bölümde?
ayrıca takip ettiğim usulüde yazdım…
basit terkipler yok…
veya sorum şu?
insan zihin ve eylemleri nedir?
izah edebilirmisiniz?
veya herhangi bir sosyal-siyasal organizasyunu zihin-eylem yapısı yönüyle ele alıp izah ediniz?
sonra yazılara tekrar bakınız…
yazılarımda usul ve içerik olarak sorun nerede?
heheh sen takılmana bak.. Beni bırak :)) pes ettim…
hakkaten cevap ver….
Seni(İNSANI) merkeze koydum. Haysiyetsizlik, abazanlık, hırsızlık, yalan veya riya gördüm.
Merkezkaçı deniyoruz. Bak bu yeni… Şeriati bilmez bunu, zati bir türlü öğrenemedi:)
hayır haysiyetsizliği bendemi gördün?
onu bir açıkla bakayım…
eger bu cümlelerin banaysa….aynen iade ediyorum…
yalan ve riya sözü banamı?
ben insan olmaya çalışıyorum…
gayri ahlakilikle işim olmaz…
iyi bak…
iyi karar ver…
egrilik gördüysen insanca söyle…
yok kabul ediyorsan bu kanaatleri…senin bilecegin iş…
strüktür……….: yapı
muvazene……: denge
kavil……………: sözleşme
akümülasyon.: birikim
tahakkuk……..: gerçekleşme
Öncelikle dilinizde bir sorun var. “Dilim seni dara çeker asarım” dediğim yer burası. Dilin kötü kullanımı, anlamın iletilmesinde en büyük engellerden biri. İkinci aşamada da çok ağdalı bir kurguya sahipsiniz. Öteden beri biraz mürekkep yalayan insanlarımızın nedense düştükleri durum hep bu oluyor.
“İletiniz” yabancı sözcüklerin ve “ağdanın” arasında kaybolmuş durumda.
Aydınlanmak kolay değil elbette. Bir çok sözlüğü karıştırmak gerekiyor. Bir çok düşünürü okumak gerekiyor. Aydınlanan insan kendi aydınlanma sürecinde karşılaştığı zorlukları, çevresini aydınlatırken de aydınlanma adaylarından adeta intikam alırcasına bir dil kullanıyor. Sanki “ben bu sözcükleri anlamak için neler çektim siz de çekin” diyor. Bir bakıma haklı olabilir. Okuyucunun belli bir seviyeye ulaşması için kendini zorlaması yazar tarfından istenmektedir kimi durumlarda. Ancak yukarda verdiğim örneklerde görüleceği üzere, pırıl pırıl türkçesi varken, ordan burdan sözcükler niye?
Aydın insan, en az sözcükle en çok anlatabilmenin yolarını bulabilmeli. Bunun bir yolu seçtiğiniz dilin sözcükleri ile yazı yazmaktır.
İkinci Konu: Bilimsel bir yazıda, “mecaz”, “imge”, “metafor” gibi edebi-sanatsal anlatımlarda kullanılan ögeler, nadiren kullanılır. Bunlar bilimsel anlatımlarda kullanıldığı zaman, “iletinizin” üstü örtülür… Bir damla bal için bir çuval keçi boynuzu yemek şiirde güzel olabilir, öyküde güzel olabilir, resimde, heykelde güzel olabilir, ama felsefede şık durmaz bunlar. Sanatta yorum okuyucuya aittir. Herkes istediği yere çeker ve kimse de buna bir şey diyemez. Yazarı dahi diyemez, hatta yazarın beklemediği yorumların çıkması, yazarın hoşuna bile bile gidebilir. Ama felsefede, bilgiyi amaçlayan bir tartışmada, yazar anlatmak istediğinin dışında anlaşılırsa, bu yazarı kızdırır.(Şekilde görüldüğü gibi!…) Sanat dilinde ortaklaşmak şart değildir. Ama felsefede; bilgide ortaklaşma gayreti vardır. Bu yüzden anlam kaymasına neden olabilecek sanatsal anlatım ögeleri, bilimsel yazılarda zorunlu kalmadıkça kullanılmamalıdır.
Anlaşılmaz olmaya çalışmak gibi akımlar da oldu sanatta. Bazen anlamı alabildiğine gizlemek ister sanatçı. Anlama ulaşmak bulmaca çözmeye benzer böylesi yazılarda. Zevklidir. Geliştiricidir. Ancak bilim dili, bulunanı gizlemek değil, en yalın haliyle anlatmaya çalışmak olmalıdır.
Tüm bunlardan sonra yazınızda iletmek istediğiniz neydi? Neden açıklayıcı metinler yazmak zorunda kaldınız? Şimdi siz dönün kendinize “hakikaten bir yanıt” verin…
Bir şeyler anladım elbette. Anlamaya çalıştım. Daha iyi anlamak için defalarca okumaktan da kaçınmayacağım. Ama sizin vaktiniz değerli de bizimki değersiz mi?… Yazınızın başat konusu, “şah dizesi” nedir, yazınızı neresinden tutacağıma karar veremedim… Son tümcenizden tutalım ama:
Diyorsunuz ki; “insanbilim derken;tarih yapan büyük simaların zihin örgüsünün hangi kanal ve süreç ile örüldüğünü bilmekte fayda mülahaza ediyorum….”
Siz öncelikle “tarih yapan simalar” sözünüzü bir araştırın. Simalar mı tarih yapmış, yoksa tarih simalar mı üretmiş?… Tarihi yapan “şey” nedir, bu sorunun nesnel yanıtını bulalım önce… Sonra gene bakarız.
Şimdilik hoşcakalın…
kullandıgım sözcükler karşılıgını verdiğiniz türkçe sözcüklerden daha geniş ve vurgusu döngülü…o yüzden kullandım
ademi merkeziyet net degilmi böylece?
insanlıkbilimininde
kendini bulur hayatiyet ve varlık
böylece biline….
Bir şey iade etmen gerekmiyor.
Merkeze kimi koyduysan sözüm onadır. Ayrıca “insanı” yazmıştım. Demek ki söz konusu olan insandır. Sen ve ben için de durum değişmezdir.
Eğer merkeze koyduğun hücre olsaydı. Hücrenin son derece vahşi ve sadece kendini bir diğerine çoğaltan gizemli güdüleriyle insanı yönlendiren bir nicelik olduğunu, hatta “düşüncenin” dışında bizi yönlendirdiğini söyleyebilirdim. Böylece değindiğin bir anlam kazanabilirdi. Töz olabilirdi.
Anlayabildiğini umarım.
TARİHMİ SİMALARI YARATIYOR DİYORSUNUZ…
bu etkileşimi 3 yazımdan çıkarabilirsiniz..
yine siteyi;))
İnsan bilim hayat ve süreç egrilerinin bütününü kapsayıp,erekselligin insanda vücut buldugu gerçegini somut -nesnel süreçten hareket ederek,ortaya koymaya çalışan kapsamlı bir anlayış…
Girişten anladığım şu zaman içinde yaşıyoruz ve anlıyoruz. Gerçek yada yalan nesne yada striptik her ne ise HAL DİYORUM HEPSİNE.(an yani) BUNU DA BEN DEMİYORUM ONLAR DİYOR
ademi merkeziyet net degilmi böylece?
insanlıkbilimininde
kendini bulur hayatiyet ve varlık
böylece biline….
Adam olana kadar varlık hayatta kalacaktır. Adam olduğunda zaten hayatın anlamı da kalmayacağına göre
DURMAK YOK YOLA DEVAM)))) (EFENDİLER YER DEĞİŞTİRMİŞ NAPİM BUNU DA BEN DEMİYORUM YİNE ONLAR DİYOR)
Sizi ben yarattım, dönüp bana geleceksiniz.
ANLAYIN ARTIK CANIM DİYOR EFENDİMİZ ( an bu değilmi)?BUNU DA EFENDİLER DİYOR
YANİ BİZİ EFENDİLER YÖNETMİŞ ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİĞE SÜRÜKLEMİŞLER BİZ ŞİMDİ ÇARE ARIYORUZ. KANSER OLMUŞ ÖLMÜŞÜZ.
Eskiden bilgim yoktu ama öyle büyük bir dünyam ve öyle mutlu mesut hayatım vardı ki. Bunu yaptığım dönemlerde sadece inanmıştım. ŞİMDİ Mİ İNANCIM KALMADI VE BAKIN NE HALLERE DÜŞTÜM… 50 YAŞINDAN SONRA
EĞİTİM ÖĞRETİM İLE KİŞİSEL GELİŞİM SÜRECİNE GELDİM… HAYAT İLE DENEYİM İLE KENDİMİ BULDUM BİLDİM
BULMAZ OLAYDIN BİLMEZ OLAYDIN DİYEREK DÖVÜNMEK YERİNE TEK YAPTIĞIM
AŞK TADINDAN YENMEZ YAPIP HALA BEYNİMDEN KALBİMDEN AKAN BÜTÜN BİLGİ VE BELGELERİ ATIP SAF BEBEK HALİNE BÜRÜNMEYE ÇALIŞARAK TAHAMMÜL EDİYORUM BÜTÜN OLANLARA VE İZLEDİKLERİME…
efendi-köle ilişkisinde gerçek köle kimdir?
Bence bilgi efendi anlayışta köleliktir. Dini inanca göre Efendi peygamberdir. Peygamberin efendisi yaradandır. Kul hepsine köledir.
Bunu şöyle tasvir ediyorum kendimce: Elektrik üreten bir alan düşünüyorum o alandan kablolarla farklı alanlara taşınmış ve kullanılan elektriği düşünüyorum. Ütü, bilgisayar, ……..vs vs Ne yapıyorsa onun kölesi konumunda hepsi.
İnsanda varolmuş ve varlığın köleliğinde bence. Özgür düşünce düşüncenin olmadığı alan bence… Orda ne kölelik ne efendilik ne bilgi ne ilgi hiçbirşey yok. Yani Bir ben var benden ötede………..
dünya yaşamında her istediğini elde edebilen ile;
hakları derece derece gaspedilen
her ikiside kölemidir?
dini olsun dindışı olsun…
kuralları ve seçim şartlarını belirleyen ile
kurallara uyan ve ötesi olmayan
eşitmi?
oyunu kuran ve bundan zevk alıp kazanan ile
oyunu alt kesimlerde ve düşük seviyelerde oynamaya itilen
aynı zamanda o aşkla donanan eşitmi kölelikte?
ihtiyaç istemi ile
tüketim çılgınlıgı nasıl tarif edilebilir?
Aklın derdi yaşama anlayış yüklemek değilmi. Yüklediği sıfatlar ve manalar ister tüketici yönünden olsun, ister sömürülen yönden olsun, ister inançsal yönden olsun isterse bilgi belge veya ilimden bilimden olsun. Her ne olursa olsun hepsi bilgi değilmidir. (öğrendiklerimiz ve bildiklerimiz yani) eşitsizlikle eşitliği de yükleyen yine bilgi. Bilgiyi veren efendi ye sormak lazım bunu.
Bilgi efendi, köle akıldır her daim. Akıl anlayışı yüklenir, dolayısı ile yükleyici konumda olan bilgi yüklenici konumda olan akıldır. Hangi açıdan olursa olsun anlayış köledir anlatan da efendi. Dünya bunun üzerine kurulmuş buna hayatı yaşamak denmiş ve o kadar sevmişlerki insanlar köleliği hergün yeni mini mini bebeler yaparak yeni yüklenici köleler üretmişler…
Özgürlüğün bu dünyada yeri yokki. Sadece yüklendiklerini boşaltırsın özgürleşirsin. Ölürken de tüm yüklendiğin maddi manevi ne varsa bu boyutta bırakır başka boyuta geçiş yaparsın.
Gerçi dinlerde öldükten sonra dirileceğimizi belirtiyor efendiler. Heyyy akıl diyor sen buraya gelmekle yüklendiklerinden kurtulamıyorsun hesap sorgu vereceksin.
Dindar efendilerin yüklediği bilgilere göre ezilenlerin cennetleri var ezenlerinde cehennemi. Gerçek özgürlüğü tanımlamak zor burdan. Aşk gerçek özgürlüktür. Yanarsın yanarsın bütün yükler gider tek kalırsın. Burda da efendi aşktır yanan da köledir…
muhammed ikbal ve ali şeriati;akıl-aşk birlikteliğinden bahseder…
ahlak yasaları,adil hukuk yasaları olmadan;ancak süfli oyunlardan bahsedilebilir….
ancak Alice adalet kimliğine aşk duyulur…
aynı duygu;başka bir kişilik ve kimlik için karşılık gelmez…güdük kalır….
aşk nedir?
bir insan,toplum,din yada düşüncenin temsilcisidir…
bakışında,düşüncesinde,eylem ve sözlerinde; düşünceleri ahlak ilkeleri ile akıl kanunlarını çerçevesinde eritmişse,çehresine adalet yerleşir….
aşk kimliği oluşur…
ha diyeceksinki;ben hırsıza-falan filan parti liderine,artiste aşıgım…
işte bu yoksunlugu gösterir….
yoksunluk arttıkça bütünleşme istemide o derece artar…
Üslubunu tamamen olmasa da beğendim. Ne dediğin, ne anlatmak istediğin açık ve net belli oluyor ya da olmuyor. Bunu pek önemsemedim. Farlı bir renk gördüm…
anlaşılmazlık ve sorunsal;tüm zamanların işleyişini;ortak bir insan bilim ve felsefesi altında toparlama zorluğu ve anlatımındadır….
yaşam süreci içindeki etkin ve belirleyici unsurların;parçacı yapısı amaçsal bir bütünlük ve hedef içinde birleştirilmeye çalışılmıştır…
Galiba sizin ilgi alanlarınızın başında sorunsallar var. Öyle mi?
hayata yön veren anlayışların,insanbilim ve felsefesi eksenli toparlanabilecegine inanıyorum….
Bilinmezliği kesinleştirmeye çalışmadan fikirler üretebiliriz. Belki o zaman bilinmezlik kaçtıkça biz de onu kovalar pozisyona geçebiliriz. Diğer türlü yerimizde sayıyoruz…
hak ihlalleri ve insanlık onuru saptanamazmı?
Bilinen öğrenilmişliklerin gözüyle baktığımızda hak ihlalleri ve insanlık onuru bir sorunsal olarak algılanabilir mi bilmiyorum. Felsefik olarak hak ve insanlık onuru kavramları kesin olarak tanımlanamayacağından sorunsal olabilir.