Geri Dönüş – Kontrol Listesi

…
Ben her birinizle kısa bir kontrol listesinin üzerinden geçmek istiyorum – sizin kontrol listenizden. Bu şu anda oluyor, şimdiye kadar Dünya üzerinde olan en büyük değişimler. Zamanın sonu değil, tersine, zamanın başlangıcı. Değişimler zordur, o nedenle ben her birinizle bir kontrol listesinin üstünden geçmek istiyorum. Size sormuştum, bunu son zamanlarda düşündünüz mü? Haydi sırayla gidelim.

Herşeyden önce, fiziksellik – düzenli olarak bedeninizi besliyor musunuz? Bedeniniz, şöyle diyeyim, en düşük dalgaboyunu alıyor, en düşük bilinç enerjisini, ve bunu da hissediyor. Siz bunu kemiklerinizde ve derinizde hissediyorsunuz. Sindirim sisteminizde hissediyorsunuz. Zamanın şu son aylarında birçoğunuzda fiziksel birşeyler ortaya çıktı ve siz bunların ne olduğunu merak ediyorsunuz. Nedeni, fizikselin, çevrenizdeki dünyada olan biten değişimlerin enerjilerini içine alması, emmesidir, bu sizinle ilgili değil. O size ait değildir. Ama beden onu içine alır. Depolar, taa ki siz kendi tapınağınızın Üstadı olup da “Artık buna ihtiyacım yok” diyene kadar.

Onu, nefesle salabilirsiniz. Onu, hafif, aşırı olmayan egzersizle salabilirsiniz. Ve ben bunun altını çiziyorum, çünkü geçmişte bazılarınız bu egzersizler sırasında aşırıya kaçmak zorunda kaldınız, ve bu, bedeninizin istediği bir şey değildir. Hafif egzersizler. İyi, sağlıklı, nefes almanızı sağlayan enerji hareketleri ve akışı. Sıvılar içmek, şu anda bedeniniz için özellikle önem taşıyor. O enerjilerin birçoğunun atılmasına yardımcı olur. Siz bir anlamda mıknatıs gibisiniz. Bu enerjileri kendinize çekiyor, içinize alıyorsunuz, ve sonra onlar bedeninizde yerleşik hale geliyor. Ama yerleşmeleri gerekmiyor.

Böylece, nefes almak ve bedeninizin beslenmesi. Beslenme nedir? Masaj olmak. Bu iyidir. Ama yalnızca masaj değil, bu, kendiniz için bir şey yapmakla ilgilidir.

Gerçekten sevdiğiniz şeyleri yemek. Beden ağrılarınızın ve ıstırap çekmelerinizin bir nedeni de, o garip perhizlere girmenizdir, ve aslında onlardan hoşlanmıyorsunuz da. Bedeniniz onlardan hoşlanmıyor. Peki neden yapıyorsunuz ki? Bedeninize hoşlandığı bir şey verin. Yemeğe fazlasıyla düşkünsünüz diye kaygılanmaktan ya da daha önceden sahip olduğunuz o garip şeyler için kaygılanmaktan vazgeçin. Bedeniniz kendini nasıl temizleyeceğini bilir, tabii ona izin verirseniz. Yani bedeninizi besleyin. Onu, hoşlandığınız ve onun da hoşlandığı bir şeyle besleyin.

Bedeninizle suyun içinde başlayın, bir banyoda ya da bir okyanusta ya da bir gölde – bir su bedeninde – özellikle de tuz ekleyin ya da belki zaten tuzludur. Doğal tuz, detoksa yardımcı olur. Bunlar size ait toksinler değildir, onun için sahiplenmeyin. Onları kendinizde tutmayın. Beslemeyin. Siz onları sadece çevrenizdeki dünyadan alıyorsunuz, üstelik bu daha da yoğunlaşacak, Dünya’daki değişimler yüzünden. Böylece kontrol listenizde, fiziksel bedeni besleyip beslemediğinizden emin olun. Ondan hoşlanmamayı bırakın. Başka bir şeye benzemesini ya da başka bir şey gibi görünmesini arzulamaktan vazgeçin. Onu besleyin. Tam olarak neyse o şekilde kabul edin.

Biliyorum, bazılarınız, uzun zamandır istediğiniz o yemeği yiyeceksiniz. Bu gece kendinizi dışarı atacaksınız. “Tobias bana izin verdi.” Kesinlikle! Bedeniniz, cipslerle falan nasıl başa çıkacağını bilir. (kahkahalar, Tobias kıkırdar) Ah, birinizi yakaladım! Bedeniniz sıcak çukulatalı dondurmayla nasıl başa çıkacağını bilir. Gerçekten bilir, ve ona yettiği zaman sizi haberdar edecektir.

Tüm o tıbbi şeylere inanıyorsunuz, ve biliyor musunuz, söylemem gerekir ki, bu noktada biraz açık sözlü olacağım. Diyeceğim ki – ben Saint Germain’den gelecek bir rakkam bekliyorum, o rakkamlara bayılır – diyeceğim ki, bedeninizle ilgili size söylenen şeylerin yüzde 83’ü, bilirsiniz işte, kolesterolden tutun da, trombositlere ve kabinize ve yağlara ve bu tür şeylerin geri kalanına kadar, size bir ürün satmak amacını güder. Bunlara bağlı olmayan bir ürün var mı ki? Ürünler bir kuruluşla birleşse bile ya da bir yaşam tarzını empoze etse bile. Bu sizin bedeniniz. Hayalini kurduğunuz o çukulatalı pastayla nasıl başa çıkacağını bilir. (kahkahalar) Herneyse onunla başa çıkmayı bilir.

Bedeninizi besleyin. Ona ihtiyacınız olacak, kesinlikle ihtiyacınız olacak. Ve ben hemen kontrol listenizdeki bir sonraki konuya atlayacağım, çünkü bununla yakından ilgili – bolluk. Önünüzdeki birkaç yılda bolluğa ihtiyacınız olacak. Ona ihtiyacınız olacak. Onu isteyeceksiniz. Dışarısı zaman zaman zorlayıcı, haşin olacak. Bu bir değişim dönüşüm dünyası olacak. Bolluk sizin için kuştüyü bir yastık gibi olacak. Başınızı kuştüyü yastığa koymak varken, neden bir kayanın üstünde uyumalı ki.

Eğer hâlâ geçmiş yaşamlardaki yeminlerle ilgili sorunlarınız varsa, hâlâ başkasının parası var da sizin yok diye kızıyorsanız, şu andan başlayarak bunun üstesinden gelin. Biz bu konuda konuşmayı bitirdik. Bitirdik… kesinlikle Saint Germain geldi. (izleyiciler ve Tobias’dan kahkahalar) Benim bu konuda oldukça etkisiz ve zayıf olduğumu söylüyor!

Şambra, yaşamınızın her alanında bolluğu kabul edin – para, dostlar, kaynaklar, araç-gereçler, psişik yetenekler, sağlık, sevgi – herşey. Buna ihtiyacınız olacak. Dışarısı zaman zaman zorlayıcı olacak. Deliye dönüp çılgınca şeyler yapan insanlar olacak. Yılan gibi yerde sürünen korku enerjisi olacak, ve o sizi kendine çekmeye ve baştan çıkarmaya çalışacak. Ona inanmayın. Size ait değildir.

Bolluk, şeylerin dengelenmesine yardım edecek, başka bir şeye değil. Bu, zengin olmakla ilgili değildir. Kontrol listeniz için herhangi bir şey söyleyebilseydim, o da dengeyle ilgili olurdu. Bolluk konusunda dengeden çıkmış haldesiniz, birçoğunuz. Ve diyorsunuz ki, “Ama ben nasıl bolluk yaratılacağını bilmiyorum.” Eh, o zaman bilemezsiniz! Şöyle demeye ne dersiniz, “Ben bolluğu kabul ediyorum.” Nokta. Salıverin. Bir daha da üstünde düşünmeyin. Ama bunu söylediğiniz zaman, gerçek anlamda (hissederek) söyleyin. Değişmez gerçeklerle ilgili kaygılanmaktan vazgeçin. Bolluk size en garip, bambaşka ve en iyi yollardan gelecektir. Eğer onu yazıp çizip planlamaya çalışırsanız ve dönüp dolaşıp bu tür şeyler yapmaya kalkarsanız, onu kaçıracaksınız. Bolluk yaşamınızın bir parçası olabilir. sadece kabul edin. Nokta. Ona eğer’ler, ve’ler, ama’lar ya da “nasıl yapılacağını bilmiyorum”lar gibi şeyler yüklemeyin. Ona ihtiyacınız olacak.

Kontrol listesindeki bir sonraki konuya geçelim – zihinsel denge. Bu önemli bir nokta, zihinsel denge. Değişimin alçak titreşimli enerjilerinin bazısı bedeninizi etkilerken, değişim ve bilincin bazı çok yüksek enerjileri de zihninizi etkiliyor. Zihniniz, onları kabul etmenin ve size meydan okumanın ilginç bir Eski Enerjisine sahip. Siz şu anda Çin’deki enerjileri topluyorsunuz, Hindistan’daki enerjileri, dünyanın açlık ve yoksulluk çeken bölgelerinin enerjilerini. Siz bunları, tıpkı gelen radyo dalgalarını toplayan bir radyo gibi topluyorsunuz.

Ama siz komik bir şey yapıyorsunuz. Bunu üstleniyorsunuz. Ona kendi markanızı ya da kendi damganızı vuruyor ve zihninizde onunla oynuyorsunuz. Uzun zaman önce zihniniz bunu yapmak üzere tasarlanmıştı, ama artık bunu bırakın. Bırakın.

Dışsal enerjilerin sürekli bombardımanına maruz kalacaksınız, ve zihniniz bazılarını toplayacaktır – bedeniniz de diğerlerini toplayacaktır – salıverin onları. Bırakın gelip geçsinler. O enerji sizinmiş gibi, o enerjiyle bir şey yapmanız gerekiyormuş gibi düşünmek ya da davranmak, neredeyse, insanların oynadığı ve Şambra’nın oynadığı bencil, ben-merkezci bir oyundur. Onları içinize alıyor ve kendinizi zihninizde çılgına döndürüyorsunuz. Bırakın bunu. Ha, bazen de bırakmak konusunda kendinizi suçlu hissediyorsunuz. Hissetmeyin. Siz sadece çevrenizdeki dünyada olan bitenleri hissediyorsunuz.

Siz çok belirli bir çalışmayı gerçekleştirmek için buradasınız – ve kendi seçiminizle – ve o şu anda olmaktadır. Siz zihinsel ikileme ve dengesizliğe yakalandınız, ve bu, işleri çok, çok zorlaştıracaktır. Peki ne yapacaksınız? Derin bir nefes alın. Size ait olan yegâne şeyler, sizin seçtiklerinizdir. Eğer sürekli bu diyalogu, sürekli o gevezeliği, sürekli o dengesizliği hissediyorsanız, sorun kendinize, “Ben buna neden tutunuyorum?”

Bazılarınızın depresyonla ilgili sorunları oldu. Onlar size ait değil. Bir parçanız bununla oynamaya bayılıyor. Size bir oyuncak sunuyor. Onun yerine, gidin ve bir şey satın alın – elinizde sıktığınız o şeylerden birini, hani sinirleri yatıştıran enerji toplarından; kendinizi oyalamak için David McMaster’in geliştireceği o yeni oyunu satın alın. Bazen bu tür şeyleri, sadece kendinizi meşgul tutmak için aklınıza getiriyorsunuz. Sanki duygusal ve zihinsel bir çapraz bulmaca oynuyorsunuz, ama bunlar çok karmaşıktır. Size ait değillerdir.

Zihniniz, zihinsel şeyler yapmaktan hoşlanıyor. Zihinsel şeyler, birşeyler inşa etmek, bilgisayarda çalışmak, kitap okumak gibi şeyler olabilir. Bunu ara sıra yapmasına izin verin, ama artık zihninizi, hislerin ve duyguların ve değişimlerin enerjilerini boşalttığınız bir yer olarak kullanmayın. Zihninizi bunlardan temizleyin.

Şimdi kontrol listesine devam edelim. Burada bir etken (faktör) olacak, içinden geçeceğiniz bir zaman sapması etkeni. Bunun sizi yoldan çıkarmasına izin vermeyin. Ben uzun uzadıya bunun fiziksel kurallarına girmek istemiyorum, ki siz de girmemi istemezsiniz, ama zamana hep lineer olarak baktınız. Oysa değildir. Lineer olduğu yanılsamasına sahiptir. Ama bu yanılsama bu aralar oldukça değişmekte ve siz bunu zaman zaman hissedeceksiniz, panik yaratmaya çalışmıyorum, zaman açısından şeylerin çıldırmaya başladığını hissedeceksiniz. Siz zamanı, kendinizi bu gerçeklikte topraklamak için kullanıyorsunuz, ama o değiştiği için, kendinizi hiç topraklanamıyormuş gibi hissedeceksiniz. Zamanı, çapanız olarak kullanıyorsunuz, onun için ben sizden kontrol listenizdeki bu çapayı bırakmanızı isteyeceğim. Çapanızın zaman olması gerekmiyor, ve eğer ona tutunmaya çalışırsanız, çok, çok zor olacaktır. Kendinizi hep rahatsız hissedeceksiniz – panik yok. (kahkahalar)

Çapa, ve bu belki de iyi bir kelime bile değil, ama temel, Şimdi ânıdır. Şimdi ânı, herhangi bir zamandan, herhangi bir saatten, başka herşeyden bağımsızdır. Zamanın yerine Şimdi’yi koyabilirsiniz. Bu, sizin için herşeyi muazzam bir biçimde, muazzam bir biçimde daha dengeli hale getirecektir.

Kontrol listesine devam – yaratıcılık. Yaratıcılık öylesine önemli ki, ve ben bunu söylediğim zaman, bazılarınız ezilip büzülüyorsunuz, çünkü yaratıcı olduğunuzu düşünmüyorsunuz. Salıverin bunu. Bir yaratan için yaratıcı olmak önemlidir. Bu doğal bir haldir. Şu an sizin için yaratıcı bir şeyler yapmak çok önemlidir, her ne olursa. Bu, bir best seller kitap yazmanız gerektiği ya da bir You Tube videosu ya da benzer şeyler yapmanız gerektiği anlamına gelmiyor. Sizin için yaratıcı olan nedir?

Kendinizde yaratıcı bir gayrete izin verirseniz, bu, içinizde farklı bir enerji türünü harekete geçirir. Zihni dengede tutar, anlıyor musunuz, çünkü aktif olarak yaratıcı olmadığınız zaman, zihniniz dengesizliğe düşmek eğilimi gösterir. Yaratıcı şeyler yapın – birşeyler inşa edin, birşeyler yazın, birşeyler boyayın, şarkı söyleyin, her neyse onu yapın – ama kontrol listenizde şu anda düzenli bir biçimde yaratıcı bir gayrete sahip olmak, çok, çok önemlidir. Onları kendiniz için gerçekleştirin, başkaları için değil, kendiniz için. Hareket eden ve genişleyen bir şey yaratın – bu şimdilerde çok önemli bir enerjidir.

Ben şimdi Şambra’ya müzikle ilgili yaratıcı bir meydan okumada bulunacağım. Şunu görmek isterdim… isterdim ki – burada Cauldre ile konuşuyorum ve o tabii ki onunla böyle konuşmamdan hoşlanmıyor – ama ben Şambra’nın, birinin, ya da birilerinin Geri Dönüş Şarkısı’nı yazmasını istiyorum. Geri Dönüş Şarkısı’nı. Kendinize geri dönmekle ilgili, yuvaya geri dönmekle ilgili güzel bir şarkı. Bu bir Şambra şarkısı olacak. Dünyanın her yanındaki Şambra’nın kendi Geri Dönüş Şarkısı’nı göndermesini ve onun son günümde – 19 Temmuz’da – çalınmasını çok isterdim. Evet, Şambra kollektif olarak birini seçsin. Onun çalınmasını çok isterdim. Böylece, yaratıcı olun. Bir şey yapın.

Kontrol listesinde sonraki konu – bu biraz çelişkili. Bazılarınız var ki, çok fazla çalışarak kendini meşgul ediyor ya da dikkatini dağıtıyor. Çalışıyor ve çalışıyor ve çalışıyor ve çalışıyorsunuz, ve bu yalnızca kim olduğunuzdan kaçmak için bir bahanedir. Çalışma zamanı vardır ve yaşama zamanı vardır. O insanca sıradan işlerinizi yapma zamanı vardır ve sadece yaşama zamanı vardır. Şimdi, gerçek bir Üstat, her ikisini birleştirir. Artık iş değildir. Artık dikkatin dağılması değildir, ama ne yaparsanız yapın, sürekli bir muzaffer keşif söz konusudur.

Ben birçoklarınızın kendini işe nasıl gömdüğünü gördüm. Yalnızca dikkatinizi dağıtıyorsunuz. Yalnızca kaçıyorsunuz. Siz – nasıl desek – göğsünüzü yumrukluyorsunuz. Herkese ne kadar çok çalıştığınızdan söz ediyorsunuz. Pöfff, beni kandıramazsınız ya da Saint Germain’i! Biz sizin neler yaptığınızı biliyoruz. Siz bu konuda kendinizi haklı çıkartıyorsunuz. Şimdi, kendinize zaman ayırın. Kendinize zaman ayırın, oynamak için zaman ayırın. Yapmadığınız, yapmak istediğiniz bir şey yapın. Sadece yapın, ve yaşamaktan kaçınmak için işi bahane olarak kullanmaktan vazgeçin.

Diğer yarınız ise, tam tersi, tembelsiniz! (kahkahalar) Bu yüzden ben bunun çelişkili olduğunu söyledim. O La-Z-Boys koltuklarınızda oturuyorsunuz. Kuzey Amerika’nın dışında bulunanlar için, bu o çirkin geriye yatan koltuktur. La-Z-Boys koltuğunuzda oturuyor ve kendinize sinirleniyorsunuz. Öylesine tembelleşiyorsunuz ki. Bazı şeyler yapmayı düşünüyorsunuz ama koltuktan da kalkamıyorsunuz. Bunu yaptığınız zaman, zihinselleşiyorsunuz, felsefe yapmaya başlıyorsunuz, ve başka insanları yargılama eğilimine giriyorsunuz, çünkü yargılarınızı onlara, becerilerine yönlendirmek, sizin büyük şişko bir koltukta oturmanızı ve hiçbir şey yapmamanızı haklı kılıyor. Böylece duygusal mermilerinizi onlara yağdırıp duruyorsunuz, ama aslında onu kendiniz yapmaktan korkuyorsunuz. Oradan çıkın ve bir şey yapın. O koltuktan kalkın ya da biz o koltuğun kırılmasını sağlamak zorunda kalacağız. Vidaları gevşetir ve birkaç şey daha yaparız.

Zaman şimdidir. Beş yıl sonrası değil. Zaman şimdidir. Bu şu anda olmaktadır, ve siz bunu o büyük çirkin koltuktan takdir edemezsiniz. Bir şey yapın. Şeylerle ilgili şikayet etmekten vazgeçin. Başkalarını eleştirmekten vazgeçin. Oradan çıkın ve bir şey yapın. Bu, enerjileri harekete geçirir. Bu, sizi zihninizden çıkartır. Bu, sizin yeniden yaşamanızı sağlar.

Kontrol listesinin sonraki konusu – büyük resim. Her zaman, şimdilerde her zaman, hep geride durun. Büyük resime bakın. Büyük resmi kısa duvarın arkasına alın. Neler oluyor? Derin bir nefes alın ve büyük resime bakın. Neler oluyor? Ayrıntılara ve korkulara yakalanmak çoğu kez kolay olur. Şu anda Dünya’da neler oluyor? Enerjiye neler oluyor?

Bu çok kolaydır. Oysa siz aklınıza başvuruyor ve bunu karmaşık hale getiriyorsunuz, ama neler oluyor? Bu gerçektir. Siz Eski Enerjiden, fosil yakıtından çıkıyor ve Yeni’ye giriyorsunuz. Politikada neler oluyor? Büyük resim – dünyanın değiştiğidir. Artık yalnızlık, tecrit yok. Artık güce hükmeden birkaç ülke söz konusu değil. Gücü bırakmak söz konusu. Dünya’da cenneti yaratmak söz konusu, ama oraya varmak bazen cehennem gibi gelir. (Tobias güler)

Hep büyük resime bakın, özellikle de dramların etkilediğini hissettiğinizde, gelip de sizi ele geçirdiğinde, dünyaya neler oluyor diye şaştığınızda – “Dünya parçalanıyor mu?” – dediğinizde, büyük resim zamanıdır. Ben Şambra’yı, teknolojiniz aracılığıyla birbirinizle büyük resmi paylaşmak konusunda yüreklendireceğim. Forumlarınızla İnternet’e girin ve emrinize amade olan diğer araçlarınızı kullanın. Büyük resim hakkındaki görüşünüzü, bir şeyin neden olduğunu paylaşın. Bunu hep basit tutun. Hep gündemsiz, beklentisiz olun. Hep suçlamadan yapın.

Bu, Dünya’da yaşamak için inanılmaz bir zamandır. Seçimle burada olmak için inanılmaz bir zaman. Birçok insan ille de bilinçli bir seçimle burada değil, onlar kendilerini yine burada buluverdiler. Kendilerini ansızın yine fiziksel bir bedenin içinde buldular. Siz bu durumda değilsiniz. Siz burada olmayı seçtiniz. Elinizi kaldırdınız, öne çıktınız, dediniz ki, “Ben bu değişim zamanında Dünya’da olmak istiyorum. Ben bilinci teşvik etmek, ona ilham vermek istiyorum.”

Kontrol listesindeki sonraki ve şimdilik son konu – bir öğretmen oluyor musunuz? Bu, bir sınıfın önünde durmak anlamına gelmiyor. Bir kitap yazmak anlamına gelmiyor. Hele dini vaazlar vermek ya da birilerini kendi tarafına çekmek anlamına hiç gelmiyor. Ama bir Bayrak ve diğer insanlara bir örnek misiniz?

Herşeyden çok bunu yapmak istemiştiniz: Dünya’ya bu zamanda bir örnek, bir Bayrak olmak için geri gelmek. Bunu yapabilirsiniz, her günün her ânında, bedeninizde olarak, kendi gerçeğinizi yaşayarak, kendinizi severek. İşte öğretmen budur.

İster sizi konuşmanız için sahneye davet etsinler, ister İnternette bir blog oluşturun, ister o Bayraklık enerjisini markete gittiğinizde taşıyın, ister ailelerinizle halleşirken; buraya bunun için geldiniz. Dramlara kapılmak için değil, bir yaşamı boşa harcamak için değil, kafanızda takılı kalmak için değil.

Siz buraya bir öğretmen olarak, ilham verenler olarak geldiniz, ve zaman şimdidir. Beş yıl ya da dört yıl ya da üç yıl sonrası değil. Bu, şu anda olmaktadır. Gelecek ay gerçekten bunun örneklerini göreceksiniz.

Ve öyledir.

Tobias

Metnin tamamı için:
http://destek.pilli.com/kc/oku.php?id=253

İyileştirme gücü

Hani bilirsiniz yeni çağda birçok şifa teknikleri oluştu (Reiki vs), isimlerini aklımda tutamıyorum. Tabi bioenerji bunların en köklü olarak bilineniydi ki taa şaman geleneklerinden bu yana iyileştiriciler vardı/var. Örneğin İsa da bunlardan biriydi, körleri gördürdüğü, ölüleri dirilttiği söylenir.
Benim merak ettiğim şu:
Bazı insanların gerçekten de böyle iyileştirici etkileri var, ve onların yanındayken kendinizi sağlıklı zinde hissedersiniz; çünkü bu onların auraları içinde oluşunuzdan kaynaklanır. Yani o zatın özel bişey yapmasına bile gerek yoktur. Fakat bu iyileşme o kişinin aurasından çıktıktan sonra da kalıcı oluyor mu meraktayım?
Yani İSA’nın gözünü açtığı kişinin sonra ne olduğu ile ilgili bi bilgisi fikri olan var mı?

Çatışma zannı (!)

İnsanlık bugün, daha önce hiç olmadığı kadar, görünürde birbiriyle uzlaşmaz iki kutba bölündü. Psikolojik kural şunu söyler: İçsel bir durum bilinçli hale getirilmediğinde dışarda kader olarak gerçekleşir. Başka deyişle, birey kendi içsel çatışmalarını bilinçli hale getirmediğinde, dünya zorunlu olarak bu çatışmayı açığa vurmak ve zıt kutuplara bölünmek durumundadır.

C.G.Jung

Bu konuyu halledebilmek için biçok başka yol olmakla birlikte en önemlilerinden biri şüphesiz rüya analizleridir. Ki sanırım Jung da bunu gördüğü için ömrünün elli yılını bu konuya hasretmiş, bizler için önemli ipuçları bırakmıştır.

Jung’a göre (ben de kendi tecrübelerimle bu görüşe katılıyorum);
İnsan psişesi önce iki bölüme ayrılıyor:
1. Bilinç (insanın kendini ve dünyayı öğretildiği şekilde bildiği alan)
2. Bilinçaltı (buzdağının altındaki heyula bölge)

Bilinçaltı ise yine ikiye ayrılıyor:

1. Kişisel (burada insanın görmeye yanaşmadığı, ya da bi şekilde gözden kaçan imgeler, bir anlamda halı altına süprülenler var ki işte bu bölge psikiyatrların gerek rüya analizleri gerekse başka terapilerle açığa çıkarmak istedikleri saha. Pek tabi ki, kişinin bilinci bu alanı günyüzüne çıkardıkça, onda huzur, algı genişliği oluşacaktır.)

  1. Kollektif (İşte bizi gerçekte heyecanlandıran alan burası)

Psişenin bu şekilde tarif edildiği şekle kapalı sistem diyor Jung.
Kapalı sistem, duyular aracılığı ile dışardan aldığı uyarımları tüketerek psişik enerji=LİBİDOya dönüştürmektedir.
Libido, gerçekleşme düzeyine (1) çıktığında, psişenin belirli bir olgusunu dürtü, arzu, irade, his gibi yansıtmakta,
Potansiyel haldeyken (2) ise kendisini olanaklar, eğilimler, yetenekler vb ortaya koymaktadır. Biz onun ne olduğnu değil sadece VAR olduğunu söyleyebiliriz.

“Bir arketipal rüya, rüya görenin onu bir çeşit aydınlanma, ikaz ve doğaüstü yardım olarak görme eğilimi nedeniyle bireyi büyüleyebilmektedir. Bununla beraber, bugünlerde pek çok insan da benzer tecrübelere teslim olmaktan korkmaktadır. Onların bu korkusu numinoustaki bir kutsal korkusunun varlığını kanıtlamaktadır” der Jung.

Beyaza boyayalım Kampanyası

Muhtemelen sizler de şimdi yazacağım konunun vehameti hakkında pek çok şey okumuş ya da duymuşsunuzdur fakat ben yine de konunun aciliyeti sebebiyle yeniden dile getirmek ve mümkünse bir kampanya için aracılık etmek istiyorum.

Konu hızla eriyen buzul kütleleri… Bilindiği gibi dünyamız her yıl daha sıcak ve yağışlı olmaya doğru gidiyor, buzulların erimesinin yarattığı sonuçla kasırgalar, sel ve hortum felaketleri her yıl artan ölçüde dünyamızın üzerine gelmekteler. Hem bu artış matematiksel de değil geometrik bir artış. Şöyle ki;
Güneşten gelen ısının dünyada makul bir seviyede kalmasını sağlayan, gezegenin buzlarla kaplı alanları; çünkü beyaz ısıyı yansıtıyor! Bunu biliyoruz fakat belki de pek düşünmediğimiz ise; gezegende en büyük ısıyı emenin okyanus sathı olduğu! Böylece beyaz erirken siyahın lehine eriyor. Giderek katlanan berbat bir döngü içindeyiz.
Bilim adamları bu konuda sürekli uyarı yapmaktalar fakat görünen o ki bu konuda yaratıcı çözümler üretmek durumundaki merciler başka konularla ilgililer. Örneğin “dumansız gökyüzü projesi” gibi!
Bu konuda günlüğüme yazdığım yazıdan ufak bir alıntı yapayım:

“Dumansız hava sahası imiş?! Gerçekten buna inanan var mı meraktayım. TV de veya yazılı reklam panolarında her gördüğümde kahkahalarla gülmek geliyor içimden. Ah ne güzel dumansız masmavi mini minnacık mavicik bulutlar altında ah ne mutluyum lay lay loommm…
Bu komediyi icad eden amerikalı dahilere gıpta ile bakıyorum, keşke bu dehalarını gerçekten dumansız gökyüzü için harcayabilselerdi.
Devamı için: http://agnia.blogcu.com/dumansiz-hava-sahasi_18358111.html

Bir süredir mavi gezegenimizi bu nerdeyse tersinemez duruma gelmiş gidişattan nasıl kurtarabileceğimizi düşünüyorum. (Bilm adamları dünyanın yaşanamaz bir yer haline gelmesinin en fazla otuz yıl sürebileceğini hesaplamışlar).

Madem beyaz alanlar azaldığı için bu fecii gidişat geri çevrilemiyor o halde yapmamız gereken belki sadece çok basit bir girişimle başlayabilir diye düşündüm.
Yani “Beyaza Boyayalım Kampanyası”.
Bu konuda seyrettiğim bir programda bir bilim adamı çok basit bir deney yaptı. İki birbirine eşit yüzeyde biri beyaz diğeri siyah plakayı güneş altında yere yan yana koydu. Her iki plakanın yüzeyindeki ısıyı elindeki termometre ile ölçtü, hemen hemen birbirine yakındı. Sonra sadece bir dakika bekledi ve ısıları tekrar ölçtü; iki plaka arasında on derece fark oluşmuştu! Belki de dumansız gökyüzü kampanyası için yapılan reklam harcamalarını sadece bu deneyin herkesin bikaç kez görebileceği şekilde yapsalar, durumu daha net algılayacağız.

Dünya yüzeyinde beyaz alanların artması için neler yapılabilir?
Benim aklıma gelenler şunlar;
1. Büyük kapalı alanların (çarşı, barınma kompleksleri, spor sahaları, fabrikalar, arabalar gemiler, trenler gibi) dış boyalarının beyaz yapılmasını şart koyan kanunlar çıkarılabilir. Bu kanundan sonra yapılacak binalarda kesin şart olacağı gibi, belli metrekare yüzey teşkil eden mevcut yapıların peyderpey en geç iki yıl içinde beyaza boyanmaları şeklinde olabilir.
2. Bilim adamları okyanuslar üzerinde, içindeki canlı yapıya zarar vermeksizin beyaz bir tabaka oluşturabilecek araştırmalar yapmalı.
3. Ve tabii yeşil alanların arttırılması, olmazsa olmaz hayati bir durum.
4. Her yıl ne kadar metrekare buzulun eridiği bilimsel olarak mevcut. Bu durumda sadece kaybedilen alan+%1 lik bir alanı her yıl beyaza çevirebilecek bir formul yaratırsak, doğa kendini çok kısa zamanda yeniden toparlayacaktır, çemberin dönüşünü bir kez tersine çevirebilsek bu konu hal olabilir gibi hissediyorum.

Tabi benimki tamamen sade bir vatandaşın duygu ve düşünceleri, işin ehli bu konuda neler tasarlamaz ki. Keşke çocuklarımıza, kendilerine bir gençlik ve olgunluk periyodu geçirme imkanı tanıyamıyor oluşumuzu anlatsak?!
Ezcümle biz yetişkinlerin kör, aptal, duyarsız, uyuşturulmuş olduğumuzu düşünüyorum. Soluyacağımız hava kalmamışken, altımızdaki gezegen elden kayıp giderken, nelerin hesabını yaptığımıza inanamıyorum, sanırım bu bir rüya olmalı! Başka izah bulamıyorum.

Eğer bu konuda benimle hemfikir olan var ise, lütfen birşeyler yapın, elinizdeki imkan neye yetiyorsa.

Sibel Atasoy
05.08.08 – Beylerbeyi

Virüsler(!)

-alıntı-

Bir dostumun
dikkatimi cekmesi sayesinde, “yasam, dna, genetik” ile baglantili,
belki de hak ettikleri onemi vererek ele almadigimiz bir “kategori”nin
mensuplariyla daha yakindan ilgilenmeye basladim: Virusler.

Yalnizca kisa bir girizgah yapmakla yetinecegim simdi ve buna virusun
tanimi uzerinden giderek baslamanin aciklayici ya da “kivilcimlar
caktirici” olabilecegini dusunuyorum.

Virus (bakteri ve benzeri mikroskobik yaratiklarin aksine) kendi
basina “canli”, yani “yasayan” bir organizma degil. Ancak, bir canli
hucrenin icine nufuz edebildigi anda harekete gecebilen, bir tur
“hucresel bilgi unitesi”.

Bir genetikcinin ifadesiyle: “A virus is not strictly alive.. nor is
it strictly dead… A virus has some fundamental information (genes
made of DNA or RNA) which allows it to make copies of itself. However,
the virus must be inside a living cell of some kind before the
information can be used. In fact, the information won’t be made
available unless the virus enters a living cell.”

(“Virus kesin olarak ne canlidir ne de olu. Virus, kendi kopyalarini
olusturmaya olanak veren (DNA ve RNA’dan olusmus genler) temel bilgiye
sahiptir. Bununla birlikte, soz konusu bilginin kullanilir hale
gelmesi icin virusun yasayan bir hucrenin icinde olmasi gereklidir.
Virus yasayan bir hucrenin icine girmedikce bu bilgi onun icin
erisilir degildir.”)

Yapisi ve calisma yontemleri, son derece “merak kiskirtici”. Disi,
proteinlerden olusan bir kabukla cevrili. Bu kabugun icinde, genetik
bilgiyi (yani RNA ve DNA ile ilgili “kod bilgisi”ni) saklayan bir
cekirdek var. Canli hucrelerden uzak bir ortamda birakirsaniz, hicbir
yasam ve hareket belirtisi gostermiyor; sonsuza dek oyle “atil”
bicimde bekleyebilir. Ama bir canli hucreyle karsilastigi anda, sanki
bir bilgisayar programi, belli “sensor”lar tarafindan tetiklenmis
gibi, bir aktivite basliyor. Ilkin o hucrenin “koruma duvarlarini”
asip iceriye giriyor ve ardindan (virusun “turune” gore degisen) bir
“kod uygulama harekati” devreye giriyor. Cogunlukla bu, kendi
kopyalarini olusturma ve cogaltmaya yonelik, duzenli bir aktivite.

Yine virusun turune gore, canli hucrenin koruma sistemini asip iceri
sizma yontemleri de farklilik gosteriyor. Sozgelimi HIV virusu, hedef
aldigi hucreyi “kandiriyor” ve kendini “glikoz” olarak gosteriyor.
Suna benzer bir diyalog dusunun, virus kapiyi caldiginda:

“Tak tak…”
“Kimdir o?”
“Yabanci degil, ben glikoz.”
“Buyur iceri o zaman.”

Ve hucre bu “yemi” yuttuktan sonra, icerideki “casus faaliyeti” de
basliyor.

Icinde RNA, DNA, yasamin “kodlari” ile ilgili bilgiler tasiyan ve
bunlari ancak bir canli hucreyle bulustugu anda kullanabilen; ayrica
kendi basina “canli” olmayan; cok zor ve agir kosullar altinda bile
oylece sessiz bekleyip varligini “uykuda” gecirebilen bir yaratik
dusunun. Kulaga tuyler urpertici geliyor.

Bilinen virus turlerinin tamamina yakini “zararli” olarak niteleniyor,
cunku hucre kontrolunu eline alip, kendi kopyalarini belli bir duzende
cogaltiyor ve saglikli hucrelerin yok olmasina, bagisiklik sisteminin
cokmesine vb neden oluyorlar. Ancak cok az sayida bilinen bazi
istisnalar da var: Sozgelimi, zararli bakterileri enfekte edip onlari
yok eden “bakteri virusleri”.

Bu arada, canli hucreler de viruslere karsi butunuyle korunmasiz
degil. Onlarin “yontem ve taktiklerini” ogrenmis hucreler, bagisiklik
sistemi araciligiyla viruslerle mucadele ediyor. Bunu yaparken, iceri
sizmayi henuz basaramamis virusleri yok etmekle kalmiyor, enfekte
olmus hucreleri de (yani kendi hucrelerini!) olduruyor. Boylece,
virus, icine sizdigi canli hucre olmadan bir sey yapamayacagi icin,
etkisiz kaliyor ve yok ediliyor. Eger direncimiz yeterli degilse,
hastaliga yakalaniyoruz. Bagisikligi olan hucreler bu savasi
kazanirsa, hastaliktan kurtuluyor ve “beni oldurmeyen, guclendirir”
deyisinde oldugu gibi, hanemize bir “arti” yaziyoruz. (HIV gibi
dogrudan bagisiklik sistemini cokerten, fazlasiyla “hilekar” virusler,
bunun bir istisnasi.)

Simdilik fazla uzatmadan, sunu soyleyerek noktalayayim: Yasamin temel
yapitasi, karmasik ve ayrintili bir “kod bilgisi” iceriyor, bildigimiz
uzere. Viruslerse, degisik bicim ve derinliklerde, bu kodla ilgili
kimi ayrintilara sahip, kendi basina hicbir sey yapamayan ama canli
hucreyle karsilastigi anda “siseden cikan cin gibi” saldiriya gecen,
garip ve gizemli varliklar. Canli degil; ama o da “mutasyona” ugrayip
kendi icinden degisik turler gelistirebiliyor. Virusler yalnizca
dunyada mi var? Bunu bilmiyoruz.

(Konu basligini “Evrim, tekamul, mutasyon” olarak degistirdim, bunun
daha anlamli oldugunu dusunuyorum.)

Sevgiler,

Burak Eldem