Peter İlkesi Hakkında

Peter ilkesi nedir? Tıklayınız

  • Turan Erdal

    Sen terfi ettirmenin ödül oldugunu ve böylece en iyi yapilan isleri yapan kisinin isinden edildigini söylüyorsun. Kanimca bu hem dogru hem de yanlis. Dogru olusu senin dedigin gibi o isi yapan en iyi kisi isinden aliniyor. Ama unutulan birs…

    Sibel Atasoy Kişinin kendi ihtiyacı ve arzusuyla konum değiştirmesini anlatmıyor bu ilke! Kişinin iyi yaptığı işi ödüllendirme aracını tartışıyor 🙂

    Turan Erdal Istenmeyerek “ödüllendirildiginde” tabii ki öyledir. Ama bir isi iyi yaptiktan sonra onun mekanik yöntemleri baskalarina ögretilebilir. Hem mekanik yönünü hem de genis bir acisini taniyan biri daha avantajlidir diye düsünüyorum.

    Sibel Atasoy Bi işi iyi yaptın ve artık ondan usandıysan (yani işletme körlüğüne düştüğünü, bilinçsizce hissediyorsan) ki bu aşkın bitmesi durumudur. Kendine yeni keşif alanları ararsın. Yoksa dur şimdi bu yaptığım işe bi acemi geçsin de ben de onu yöneteyim demezsin.
  • AsIlan Aydemir ben henüz yeteneklilik noktamı bulamadım ki!bu konuda ne yapmak lazım diye bi soru ekleyeyim izninizle 🙂

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Belki de aslında yetenekli noktasına gelmeden eş dost, ahbap işi; ortalığa çıkan ve yeteneksizliğini cümle aleme ilan eden bir dolu insan tanıyoruzdur. Armudun iyisini de iyi korumak gerek ormanlarda:) Kendi adıma aşmam gereken bir durum yaşamadım.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü yeteneksizlik noktasının bu ilkedeki esası -iltimas- dayısı olmak, gibi durumu anlatmıyor sanırsam 🙂
  • Turan Erdal Olay yönetmek degil, en azindan ben öyle algiliyorum. Benim bahsetmek istedigim sey baskalarina hükücm etmek degildir. Benim bahsetmek istedigim sey enformasyonu yeni (degisik) yönetmektir, insanlari degil.
  • Sibel Atasoy pardon o halde, ben peter ilkesini tartışıyoruz sanıyordum.:)
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü bu sadece iş konusunda olmuyor…ben hayatın içinde yeteneksizlik noktasını yaşadım…Kimseyi de inandıramadım..makamımdan indirmek istemediler….:)))
  • Bora Kasap
    Aynen yaa aynen kesinlikle müthiş tespit. Daha geçen gün diyordum ya, aslında çalıştığın kadar para kazansan, sistem düzelir. Yani nasıl mesela, hiçbirşey bilmeyen bir adam, odun keserek para kazanıyor, bense bilgisayar programı yazarak. Ama o daha çok enerji harcıyor, öyleyse onun daha çok para alması gerek.
    Sen zaten sevdiğin işi yapıyorsun, bir de üzerine para alıyorsun.
    Oysa sevmediği işi yapıyor, ve doğru düzgün para alamıyor.
    Burada büyük bir ironi var.
  • Turan Erdal Evet. Ama bizi yönetenlerin sirf Peter prensibine uygun olarak secikdiklerine katilmiyorum. Öyle olabilir de ama benim söylemek istedigim gibi yapmak isteyenler de olabilir.
  • Sibel Atasoy Bunu ayırmanın çok sağlam bi metodu var! Peter İlkesi her halikarda çalışıyor. Başarıyı ödüllendirme metodu değişmedikçe de bu ilke değişmez bence. Şimdi bir yöneticinin “yeteneksizlik noktasına” gelip gelmediğini nasıl anlarsın? Onu ve yaptığı işi bilmene bille gerek yok! Sadece o mevkide kaç yıldır bulunduğunu sor. Dört yılı geçmişse ikaz ışıkları yanıyordur, yedii yılı geçmişse iş bitmiştir; yeteneksizlik noktası!
  • Turan Erdal Yedi yil bir iste calisan birinin yeteneksiz noktasinda ödüllendirildigini mi söylüyorsun?
  • Sibel Atasoy ödüllendirme sistemi zaten herkes için çalışıyordu eski dünyada ve halen büyük ölçüde sürüyor. Benim söylediğim bir kişinin kendi yeteneksizlik noktasına gelip gelmediğinin testi oluyor.
  • Turan Erdal

    Peter deneyimlerini Kanada okul siteminden kazanmis. Orada verdigi bir örnekte yetenekli bir ögretmenin okul müdürü yapildiktan sonra severek yaptigi ögretim yerine kagit isleri yapmasi veriliyor. Tabii ki kagit isleri ona haz vermiyecektir…
  • Sibel Atasoy O ya da bu şeklinde değil de bu sorunu (bi sorun görüyorsan tabi)çözebilmenin yolları nelerdir diye düşünmeyi dene. Ben öyle yapıyorum çok yararlı 🙂

Peter İlkesi

Laurence J. Peter’in Peter İlkesi kısaca şunu söylüyor;

Hiyerarşik bir düzende, her çalışan kendi yetersizlik düzeyine kadar yükselme eğilimi gösterir.

Tabi bu çok eski bir kitaptır, ben okuduğumda çok gençtim ve hayretten gözlerim dışarı uğramıştı! 🙂 Bu arada köprülerin altından epeyce su aktı, şimdi okusam yine beğenirmiyim bilemiyorum.

Aslında meselenin özü başarının ödüllendirilme şekli ile ilgili. Dünyanın her yerinde, bir işte başarılı olan kişiye ödül olarak onu terfii ettirme yöntemi benimsenmiştir. Oysa kişinin terfi ettirildiği makamda başarılı olup olamıyacağı malum değildir! Bilenen şey onun eski yerindeki başarısıdır.

Halbuki hiyerarşik sistemlerde yukarı katlara doğru tırmandıkça yönetici olma kabiliyeti ve ihtiyacı, işin teknik yeterlilik gereğini aşmaktadır. Böylece insanlar iyi yaptıkları işten el çektirilirler, hem de ödül olarak! Komik değil mi?

Ödül olarak para ve manevi katkıların kullanılması yöntemi son yıllarda özellikle kapitalist ülkelerde gelişmeye başladı. Yani bu eski sistem hiç olmazsa özel iş yerlerinde terkedilmeye başlandı. Sanırım oralarda da hala kamu kesiminde devam ediyordur.

Kamu işyerlerinde ise en büyük handikap; ücretlerin makamlara göre aşağı yukarı fikslenmiş olması. Dolayısı ile kişiye çok başarılı olduğu için farklı ücret veremiyorsunuz, böylece onu terfi ettirerek ödüllendiriyorsunuz. Ve her insan er ya da geç kendi yetersizlik noktasına varıyor. Yani başarılı olamadığı noktaya!!! Ve artık oradan bir yerlere kıpırdatılamıyor. Hiç istemesek de ölmelerini beklemekten başka çaremiz kalmıyor.

İşte biz yeteneksizlik noktalarına gelip tıkanmış insanlar tarafından böyle yönetiliyoruz. Üstelik bu onların suçu değil :)))

Belki bunu daha öncede yazmıştım ilginç bi anım var. Yıllar önce tamamen kendi gönlümden geçen ideale uygun bir toplum düzeni yazmaya başlamıştım. Üzerinde epeyce uğraşmış, özellikle ekonomik ve sosyolojik yapıları detaylandırmıştım, gerçi yarıda bıraktım (bi yerlerde kaybolup gitmiştir). İşte o zamanlar ODTÜ den mezun, büyük bir şirkette yöneticilik yapan  bi arkadaşıma sormuştum: “A… eğer bütün işlere eşit ücret verilseydi sen ne iş yapmak isterdin?”

Hiç düşünmeden “ofisboy!” dedi.

Benim şaşkın bakan gözlerimi görünce açıklama ihtiyacı hissetti “Evet benim yapıma en uyan iş ofisboyluk, eğer para sorunu olmasaydı hiç düşünmezdim” dedi. Sonraki dönemlerde onu iş hayatında biraz izledim ve ne kadar haklı olduğunu kabul etmek durumunda kaldım, onda yöneticiliğin y si yoktu ama çok gırgır ve zeki bir adamdı.

Şimdi şöyle fantastik bir tablo planlayalım:

Diyelim ki A katagorisi işler dairenin en dış bölümünde, B ler bir iç bölümde… böylece dairenin merkezine doğru sıralanmış olsunlar. F katagorisinde çok başarılı olmuş birisi G’ye geçiş yapacağında orada sınırda öyle bir tarama (ışın) sistemi olsun ki, daha adımını attığında oradaki titreşim onu ya kabul ediyor ya da red edip geri püskürtüyor! Ne hoş olurdu değil mi? :)))

Bu durumda bütün seviyedeki işler o seviyenin en başarılıları tarafından sürdürülüyor olurdu.

Ormana gittim…

‘’Ormana gittim, çünkü bilinçli yaşamak istiyordum
                 hayatı tatmak ve yaşamın iliğini özümsemek istiyordum
                 yaşam dolu olmayan her şeyi bozguna uğratmak için…
                 Ve ecel geldiğinde fark etmemek için aslında yaşamamış olduğumu…’’

* Kim ne derse desin, sözcükler ve düşünceler dünyayı değiştirebilir.
* Hayatın tüm iliğini çekmek, kemiği kıymaya benzer.
* Dikkat edilmesi gereken ve cesaretli olunması gereken zaman vardır ve mantıklı bir kişi hangisi olduğunu bilir.
* Millet, kendi sesinizi bulmak için çabalamalısınız. Çünkü ne kadar uzun beklerseniz, bulmanız o kadar zor olur. Thereau demiştir ki, “Çoğu insan hayatını büyük bir çaresizlik içerisinde geçirir.” Siz böyle olmayın! Bırakın bunu!
* Bu bir savaş, muharebe, kalpleriniz ve ruhunuz yara alabilir.
* Sana gülmüyoruz, sana doğru gülüyoruz.
* Ağlamak değil gülmek için sebepler arayın
* “Carpe Diem!” (Latince) . Günü Yakala! , Anı Yaşa!
* Ormana gittim; çünkü bilinçli yaşamak istiyordum. Hayatı tatmak ve yaşamın iliğini özümsemek istiyordum. Yaşam dolu olmayan herşeyi bozguna uğratmak ve ölüm geldiğinde aslında hiç yaşamamış olduğumu farketmemek için.
* İçimdeki barbarca çığlığı dünyanın çatısından haykırıyorum.
* Hepimizin kabullenmeye ihtiyacı var ama inançlarınızın size özgü olduğuna güvenin.
* Hey kaptan, bizim kaptan.
* Carpe diem’i dinleyin. O size yol gösterecektir.
* Vakit varken tomucukları topla zaman hala uçup gidiyor ve bugün gülümseyen bu çiçek yarın ölüyor olabilir.
* Ormanda yol ikiye ayrılıyordu.Ben az kullanılanı seçtim.
Bunlar John Keating (Robin Williams) ‘in ölü ozanlar derneği filminden etkileyici sözlerdi… 
***
Denemek… Korkutucu olmasına karşın yepyeni bir şeyi denemek, işte az kullanılan yol budur.
Denemenin kendine aşık olmak… Eğer böyle olabilseydik her yer başarı hikayeleri ile dolu olurdu; çünkü denemek bizatihi başarıdır.
“Sonuç odaklı” eğitime hayır.
“Başarısızlık Hikayeleri” eğer gerçekten yazılsaydı muhteşem olurdu. Ki onlar başarısızlık değillerdi.
Neye başarısızlık diyorlar?
Aklımızdaki varış istasyonuna/amaca ulaşamamaya başarısızlık diyor toplum. (Önce aklımıza hedefi koyuyorlar, iyi yokla kendini, o hedef zaten sana ait değil) Yalan! Küllen aldatmaca!
Tek bir başarısızlık tarifi olabilir; hiç bişeye girişmemek, taklitçilik, başkalarına askıntı olmak.
Varış istasyonu, bir seraptır zaten, varla yok arasında, içimizde bi yerlerde durur fakat aslında başarı; yeni bir yola girişmektir, cesaretle denemektir, az kullanılan yoldur o. Ve adım attığımız an bu yola başardık demektir. Bilinmeyenle yüzleşme, adrenalin salgımızın artmasına sebep olur, bu ise yeniden doğma anlamına gelecek bişeydir.
Ey Gezgin… Eyy az kullanılan yolları seçen deneyci… Sen bir savaşçısın. Gözünü hedefe dikme, kalbini kilitleme! Her adımında tüm duyuların açık olsun, her kokuyu, her sesi duy! Her yüzü gör! Dokun /dokunul… Bütün dünya, hepimiz senin arkandayız, her an sana işaret gönderiyoruz. Eğer açık isen (hedefe kilitlenmemişsen açıksındır) işaretlerimizi görür/duyar/hissedersin.