Bektashism

Bektashism

Somewhat distinct from but quite similar to Anatolian Alevism is a religious order or sect (tarikat) called the Bektashis, named after Haji Bektash (Hünkâr Hacı Bektaş Veli ), who lived in the 13th century. There have historically been two groups of Bektashis. One, called the Çelebis, claimed that they were direct physical descendants of Haji Bektash ( bel evladı ). A larger group of Bektashis, called the Dedes or Dedebabas, claimed that Haji Bektash had no natural sons but only had spiritual disciples ( yol evladı ). Bektashis are found throughout Anatolia and the Balkans, particularly in Albania.

It has been commonly explained that a person only becomes an Alevi by being born into an Alevi family, but a person can become a Bektashi by joining the sect. In a very broad historical generalization, it has been said that Bektashis were traditionally urbanized and educated while Alevis lived in villages in the Anatolian countryside.

<span>To show that modern Alevi and Bektashi groups have much more in common than they have differences, Alevis will often talk about “Alevi-Bektashi culture” (kültür) “Alevi-Bektashi faith” (inanç), or “Alevi-Bektashi philosophy” (felsefe). Many describe the differences between the groups with these statements: “There is no difference in path, just in practices” ( Yol farkı yok, sürek farkı var ) and “The way is one, the form a thousand and one” (Yol bir, sürek bin bir).

Alevis today place great importance on Haji Bektash. They proudly display his picture in their associations and worship centers. They name associations after him. They often quote sayings attributed to him. Hundreds of  thousands of Alevis visit his tomb in Kırşehir every  August.

There is very little actual historical detail available about Haji Bektash. It is almost universally accepted that he was a Turkmen born in Horasan in Iran, trained as a mystic, moved to Anatolia, settled in what is now the town of Haji Bektash, and died around A.D. 1271. Beyond these few facts there are many stories about Haji Bektash whose truth is debated. Most of these stories show Haji Bektash as a man with supernatural wisdom and powers.

Today, Alevis love to quote sayings attributed to Haji Bektash. Here is a sample:

“Seek and find.”

Ara bul.

“Don’t forget that your enemy is also a human being.”

Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayınız

“Teach the women.”

Kadınları okutun

“Don’t do to anyone what you don’t want done to you.”

Nefsine ağır geleni kimseye tatbik etme.

“Do not criticize any man or people.”

Hiç bir milleti ve insanı ayıplamayınız.

“Even if you are offended, do not offend in return.”

İncinsen de incitme.

“Take responsibility for your words, actions, and morals.

Eline diline beline sahip ol.

“Take responsibility for your own spouse, job, and nourishment.”

Eşine, işine, aşına sahip ol.

http://www.alevibektasi.org/xalevis1.htm

Son Yeniçeri

Son Yeniçeri

 Türü: Tarihi Roman

KİTAP HAKKINDA :

  1. YY Osmalı İmparatorluğu topraklarında yaşanan savaşlar, isyanlar ve devletin ve halkın bunlara tepkisinin, iyiden iyiye zayıflamış, amacından sapmış Yeniçeri Ocağı ve sıkı bağlar içerisinde bulunduğu Bektaşi Tarikatı çevresinde anlatıldığı bir roman “SON YENİÇERİ” .

Kahramanımız savaşta esir düşmüş ve Müslüman olup Sarı Abdullah ismini almış Petru adında bir Rus genci… Esir düştükten sonra İstanbul’a, esiri olduğu yeniçeri subayının evine köle olarak yerleşen ve zamanla müslüman olup ağasının kızıyla evlenen Abdullah’ın ağzından anlatılıyor olaylar…

Yeni Çeriler ile Saray arasında yaşanan soğuk savaşın ayaklanmaya kadar gidişi ve Saray tarafından Yeni Çeri ocağının ortadan kaldırılışına kadar geçen süreç dönem İstanbulunun harika bir tasviri ile zenginleştirilmiş bir şekilde anlatılıyor…

Yeni Çeri Ocağı, Genç Osman dönemindeki Patrona Halil isyanında padişahın
kat’l edilmesi ile Osmanlı’nın yok etmek istediği fakat bir yandan da halk üzerindeki etkisi ve arkasına aldığı Bektaşi Tarikatının gücü nedeniyle biraz da çekindiği bir güç halini almıştır.

Bu dönemde bir Yeni Çeri subayı olan Arif Ağa savaşta esir ettiği Rus genci Petru’yu doğumunu aber aldığı oğlunun hatrına bağışlamış ve savaş dönüşünde yanında götürerek evinde köle olarak kullanmaya başlamıştır… O ana kadar bir köylü olarak yaşamış olan Petru İstanbul’un cazibesinden etkilenmiş ve zamanla yanında yaşadığı aileye ısınmış, onlar da o na aileden biri gibi davranmaya başlamışlardır… Ancak ortada bir sorun vardır… Petru hala bir gayrimüslimdir ve bu durum ailenin özellikle kadınları ile kaynaşmasını engellemektedir… Bu konuda herhangi bir baskı görmemesine rağmen Müslüman olmayı kabul eder ve Bektaşi geleneklerine ve ritüellerine göre İslamiyeti kabul ederek Abdullah adını alır… Arif Ağa kızını bu genç ile evlendirerek bağlarını akrabalık derecesine taşır….

Abdullah Arif Ağanın oğlu olan Sabit’le ilgilenip o na yoldaşlık etmekte ve aynı zamanda eski yaşamından kalma marangozluk yeteneği ile geçimini sağlamaktadır.

…

Sabit büyüyüp Yeni Çeri ocağına girer ve hızla yükselerek Çorbacı rütbesine ulaşır… İşte bu aşamadan sonra roman zaman zaman Abdullah’ın, zaman zaman da Sabit’in ağzından anlatılıyor…
…

Artık son demlerini yaşayan Yeni Çeri Ocağı nın yerine daha derli toplu ve saraya daha bağlı olacağına inanılan bir ordu kurulması ve zamanla Ocağın bertaraf edilmesi fikrine karşılık Yeni Çerilerin ayaklanması ve kanlı bir şekilde bu ayaklanmanın bastırılması ile olaylar son buluyor…
….
Kişisel olarak dönemin günlük yaşantısının, Osmanlı tebâsının düşünce yapısının detaylı bir biçimde anlatıldığı bu kitabı çok beğendiğimi söylemek isterim… Anlatım kesinlikle sıkıcı değil aksine sürükleyici…

KİTAPTAN SATIRLAR
‘İşte’ dedim, ‘Baba Erenler, senin cumhur devleti işbaşında. Bak ahali nasıl da güzel güzel birbirini idare eder.’ Ters ters baktı. Lafıma alındığı besbelliydi. Hiç pervam yok artık. İsterse alınsın. ‘Bu mu cumhur? ‘ dedi, ‘Bu cumhur falan değil, düpedüz rezalet! ‘ Damarına iyice basacaktım, kararlıydım. ‘Bildiğin başka bir cumhur var mıdır Baba Erenler? ‘ dedim, ‘De bana nerededir? Gidip onu getireyim.’ Kızgın kızgın baktı. Sustu. Sonra kendini bıraktı. Oturduğumuz sedirde kaykıldı. ‘Yahu Arif Ağa’ dedi, ‘söyle şu neferden birbirlerine de bize birer çubuk yakıp getirsinler…
……

“Rivayete göre Sultan Selim, yeniçerinin Kabakçı’yı desteklediğini öğrenince yüzünü ulemaya dönmüş, onlar da suskunlukla cevap verdiğinde yalnız kaldığını anlamıştı. Bu belki Memaliki Osmaniye’de böyle değildi ama İslambul’da kesinkes böyleydi.”
……

YAZAR HAKKINDA

Reha Çamuroğlu, 1958’de İstanbul’da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nü bitirdi. Çeşitli yayın organlarında yazarlık ve yöneticilik yapan Çamuroğlu, genel olarak “zihniyet tarihi”, özel olarak İslam heterodoksisi tarihi üzerine çalışıyor.

Not: Kitabı henüz bitirdim, zaman zaman ağladım, kimi zaman da hayretle sayfaları yuttum, sonuç olarak çok beğendim. Söz konusu yüz yıllık bir dönemi bu denli naif şekilde anlatmak, tarih bilgisine yorum yapacak kapasitem yoksa da, edebi metin ve kurgu anlamında kolay değil, çok çok başarılı buldum. Yazarın Sabah Rüzgarı isimli kitabını iki kez okumuş hatta özetini de çıkarmıştım (bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=2118 ), dolayısı ile bu ikinci kitabını alışım tesadüf değildi. Şimdi “Bektaşilik Tarihi” isimli kitabını edinmek istiyorum hevesle. İlk kez yakın tarih ilgimi çekmeye başladı, malum benim ilgi alanım en yakındörtbin yıl öncesinden başlayarak geriye doğru gider! :)))
Bende yakın tarihe ilgi uyandırabildiği için sayın Çamuroğlu’na müteşekkirim.