Termodinamiğin İkinci Yasası

“Dünya sona erer böyle
Bir patlamayla değil iniltiyle.”
(T. S. Eliot)

termodinamik

Termodinamik, teorik fiziğin, ısı hareketinin yasalarıyla ve ısının diğer enerji türlerine dönüşümüyle ilgilenen bir dalıdır. Sözcük Yunanca therme (“ısı”) ve dynamis (“kuvvet”) sözcüklerinden türetilmiştir. Aslen deneylerden türetilen, ancak artık aksiyom olarak değerlendirilmekte olan iki temel ilkeye dayanır. Birinci ilke, ısı ve işin eşdeğerliği yasası biçimine bürünen, enerjinin korunumu yasasıdır. İkinci ilke, diğer cisimlerde herhangi bir değişiklik olmaksızın ısının kendiliğinden soğuk bir cisimden sıcak bir cisme geçemeyeceğini ifade eder. Termodinamik bilimi sanayi devriminin bir ürünüydü. 19. yüzyılın başlarında, enerjinin farklı şekillere dönüştürülebileceği ama asla yaratılamayacağı ya da yok edilemeyeceği keşfedilmişti. Bu, fiziğin temel yasalarından biri olan termodinamiğin birinci yasasıdır. Daha sonra, 1850’de, Robert Clausius termodinamiğin ikinci yasasını keşfetti. Bu yasa, “entropi”nin (yani bir cismin enerjisinin sıcaklığına oranı) her tür enerji dönüşümünde, meselâ buhar makinesinde, her zaman arttığını belirtir.

Entropi genellikle, düzensizliğe (dağılmaya) dönük içsel bir eğilim olarak anlaşıldı. Her aile, bir evin bilinçli bir müdahale olmaksızın, bir düzen durumundan düzensizlik durumuna geçme eğiliminde olduğundan gayet haberdardır, hele etrafta çocuklar dolaşıyorsa. Demir paslanır, ağaç çürür, cansız et bozulur, banyodaki su soğur. Diğer bir deyişle, bozulmaya dönük genel bir eğilim varmış gibi görünür. İkinci yasaya göre atomlar, kendi hallerine bırakıldıklarında mümkün olduğunca karışacaklar ve rasgele dağılacaklardır. Paslanma olur, çünkü demir atomları etraflarındaki havada bulunan oksijen atomlarıyla demir oksit oluşturmak üzere birbirine karışma eğilimindedirler. Banyo suyunun yüzeyindeki daha hızlı hareket eden moleküller havadaki daha yavaş hareket eden moleküllerle çarpışır ve enerjilerini onlara iletirler. Bu sınırlı bir yasadır, az sayıda parçacık içeren sistemlere (mikro sistemler) ya da sonsuz sayıda parçacık içeren sistemlere (evren) uygulanamaz. Ne var ki, bu yasasının uygulanışını özel bir alanın oldukça ötesine genişletmeye dönük, her türlü yanlış felsefi sonuçlara yol açan arkası kesilmeyen girişimlerde bulunulmuştur. Geçen yüzyılın ortalarında, termodinamiğin ikinci yasasının kâşifleri R. Clasius ve W. Thomson, bu yasayı bir bütün olarak evrene uygulamayı denediler ve tamamen yanlış bir teoriye ulaştılar; evrenin sonunun “ısıl ölüm” teorisi.

Devamını oku “Termodinamiğin İkinci Yasası” →

Modern Mantık

modern-mantikMantığı zamana uydurmak için 19. yüzyılda bir dizi girişim yapıldı (George Boyle, Ernst Schröder, Gotlob Frege, Bertrand Russell ve A. N. Whitehead). Fakat, işin içine sembollerin katılması ve birtakım çekidüzen vermeler dışında bu alanda gerçek bir değişiklik yoktur. Sözgelimi dil felsefecileri tarafından büyük sözler edildi, ama bunların pek temeli yoktu. Semantik (ki bir savın geçerliliği sorunuyla uğraşır) sentakstan (ki o da aksiyom ve öncüllerden sonuçların çıkarılabilirliği sorunuyla uğraşır) ayrıştırıldı. Bunun yeni bir şey olduğu sanıldı, oysa bu, gerçekte, eski Yunanlıların çok iyi bildiği, mantık ve retorik arasındaki eski ayrımın bir kez daha elden geçirilmesinden başka bir şey değildi. Modern mantık tümel cümleler arasındaki mantıksal ilişkilere dayanır. İlgi odağı, kıyastan farazi ve ayrık argümanlara kaymıştır. Bu pek de soluk verici yeni bir sıçrama değildir. İşe kıyaslar yerine cümlelerle (yargılarla) başlanabilir.
Devamını oku “Modern Mantık” →

Kuştan korkan darı ekmez!

Gerçekten Bertrand mı söyledi bilemiyorum fakatvgüzel saptamalar:

Filozof olmak isteyen saçmalıklardan korkmamalı
Bilim, felsefenin, başarılarından, felsefe de bilimin başarısızlıklarından örülmüştür.
Bilim, bildiklerimiz; felsefe ise bilmediklerimizdir.
Serbest rekabete ticarette değil, fikirlerde gerek vardır.
Eğer gerçek düşünce özgürlüğü var olacaksa, değişik görüşler arasında fırsat eşitliği olması da zorunludur.
Akılsızca bir şeyi milyonlarca kişi söylese de, o şey yine akılsızcadır.
Tüm uzmanların aynı görüşte olmaları, hepsinin yanılmaları anlamına da gelebilir.
Düşünce özgürlüğü lehindeki temel sav, bütün inançlarımızın kuşku götürür olmasıdır.
Gerçek bilgiye en yakın şeylerin yalnız bilim alanında bulunabilmesine rağmen, bilimcilerin tutumu kuşku doludur ve zamanla değişebilir.
Kendi kuşkuluğumuz hakkında bile kuşkucu olmalıyız.
Gazeteler bir defasında benim öldüğümü yazmıştı ama kanıtları yakından incelendikten sonra bu açıklamanın yanlış olduğunun sonucuna vardım.
Günümüzde, dünyadaki temel sorun aptalların kendilerinden son derece emin, akıllıların ise devamlı şüphe içinde olmalarıdır.
Pek çok kişi, kafalarındaki ön yargıları başka bir şekilde düzeltirken düşündüklerini zannetmektedirler.
Kişinin duyguları bildikleri ile ters orantılıdır. Ne kadar az bilirsen o kadar çok kızarsın.
Ateşli bir şekilde savunulan görüşler asla iyi bir temele dayanmayan görüşlerdir.
… şiddetli duygusallık, görüş sahibinin rasyonel kanıtlardan yoksun olduğunun bir göstergesidir.
Kendi refahımızı, herkesin refahının güvence altına alınmasının dışında bir yolla güvence altına alamayız…
…kendinizin mutlu olmasını diliyorsanız başkalarının da mutlu olmasına rıza göstermek zorundasınız…
İnsanlığın iki tür ahlakı vardır. Biri, sözünü edip uygulayamadığımız, diğeri de uygulayıp sözünü etmediğimiz.
Aşk ancak özgür ve kendiliğinden olduğu zaman yeşerir sonra görev gibi düşüldüğünde öldü demektir.
İyi bir evliliğin özü, eşlerin birbirlerinin kişiliğine saygı göstermeleridir.
İstediğiniz bazı şeylere sahip olamamak, mutluluğun bir parçasıdır.
Ne yazık ki çoğu insan daha önce mutlu olduğunu ancak mutsuzluğa düştüğü zaman anlıyor.
Bir uçurumun kenarında yürürken düşme riskiniz, korktuğunuz oranda artar.
Korku batıl inançların temel kaynağıdır.Korkuyu fethetmek, bilgeliğin başlangıcıdır.
Üç tutku hayatımı önemli derecede etkilemiştir; sevgiye olan özlemim, bilgiyi araştırma merakım ve insanlığın çektiği acı ve ızdırap için duyduğum büyük merhamet.
BERTRAND RUSSELL’DEN ÖZDEYİŞLER