Bir filmi tersinden oynattığınızı düşünün: kırık bardak masanın üstünde birleşir, kahve fincana geri dolar, duman sigaranın ucuna uslu uslu döner. Komik görünür, çünkü gündelik sezgimiz bunun “imkânsız” olduğunu söyler. Oysa fiziğin temel denklemlerine yakından bakınca işler garipleşir: Newton mekaniği, Maxwell denklemleri, hatta kuantum mekaniğinin büyük kısmı geçmiş ile gelecek arasında açık bir ayrım yapmaz. Matematik sanki şöyle der: “İstersen ileri git, istersen geri; bana fark etmez.” Peki bize neden fark eder?
Bu sorunun kalbinde “zamanın oku” denen mesele vardır. Fizikte birçok süreç mikroskobik düzeyde geri çevrilebilir görünür. Bir bilardo topunun diğerine çarpmasını kaydedip videoyu ters oynatırsanız, fizik yasaları açısından çok da skandal bir şey izlemezsiniz. Toplar yine momentum ve enerji korunumu kurallarına uyar. Denklemler, başlangıç koşullarını bilirseniz sistemi ileriye de geriye de hesaplamanıza izin verir.
Fakat mutfakta tabak düşürmek, parfüm sıkmak ya da yumurta kırmak başka bir hikâyedir. Yumurtanın kendiliğinden kabuğuna dönmesini beklemeyiz. Çünkü burada sahneye termodinamiğin ikinci yasası çıkar: kapalı bir sistemde entropi, yani kabaca düzensizlik ya da daha doğru ifadeyle olası mikrodurumların sayısı, genellikle artar. Evrenin kumarhanesinde düzenli durumlar çok nadir, düzensiz durumlar ise akıl almaz derecede fazladır.
Denklemler tarafsız, istatistik acımasızdır
Bir bardak yere düştüğünde atomları hâlâ fizik yasalarına uyar. Hiçbir atom “Ben geleceğe doğru gidiyorum” diye tabela taşımaz. Ancak bardağın sağlam hâli, atomların çok özel bir düzenidir. Kırık hâli ise çok daha fazla biçimde gerçekleşebilir. Bu yüzden kırılma doğal görünür; birleşme ise yasak değil, sadece pratikte imkânsıza yakın derecede düşük olasılıklıdır. Fizik burada polisiye roman yazmaz; sadece olasılıkların haritasını çıkarır. Suçlu ise istatistiktir.
Bu nokta önemlidir: Zamanın tek yönlü akışı, temel yasaların içine kalın harflerle yazılmış bir emir olmayabilir. Daha çok evrenin başlangıç koşullarından ve entropinin artışından doğan devasa bir eğilimdir. Eğer evren başlangıçta son derece düşük entropili bir durumdaysa, bundan sonra olan her şeyin “ileri” dediğimiz yöne doğru daha yüksek entropiye akması beklenir. Biz de bu akışın içinde yaşayan, hafızası geçmişe kazınan ve geleceği tahmin etmeye çalışan canlılarız.
Hafıza meselesi burada şahane bir ipucu verir. Geçmişi hatırlarız, geleceği değil. Çünkü hatırlamak da fiziksel bir süreçtir: beynimizde izler oluşur, sinirsel bağlantılar değişir, enerji harcanır ve entropi artar. Bir olayın “geçmişte kalmış” olması, evrende onun izlerinin bulunması demektir: fotoğraflar, kraterler, fosiller, anılar, yanık kokusu… Geleceğin izleri yoktur; çünkü henüz entropi üreten kayıtlar hâline gelmemiştir.
Kuantum dünyası kaçış kapısı mı?
Kuantum mekaniği de bu tartışmaya tuhaf bir parıltı ekler. Schrödinger denklemi zaman bakımından büyük ölçüde geri çevrilebilirken, ölçüm yaptığımızda sistem belirli bir sonuca “çöker” gibi görünür. Bu çöküş gerçekten temel bir süreç mi, yoksa bizim bilgi eksikliğimizin ve çevreyle etkileşimin sonucu mu? Dekohorens gibi yaklaşımlar, kuantum belirsizliğin klasik dünyaya geçerken nasıl yönlü ve geri döndürülemez göründüğünü açıklar. Yani kuantum perdesinin arkasında da zaman oku, çoğu kez çevreyle kurulan ilişki ve bilgi kaybıyla bağlantılıdır.
Görelilik ise başka bir tokat atar: Evrende herkes için ortak, mutlak bir “şimdi” yoktur. Hızınıza ve kütleçekim alanına göre zaman farklı akar. Buna rağmen yerel deneyimimizde yine bir yön hissederiz. Saatler ileri çalışır, beden yaşlanır, yıldızlar yakıt tüketir. Görelilik zamanın yapısını esnetir; ama entropinin okunu ortadan kaldırmaz.
Sonuçta garip bir manzara çıkar: Evrenin mikroskobik kuralları çoğu yerde geçmiş ve gelecek arasında tarafsızdır; fakat makroskobik dünyada olasılıklar tek yönlü bir imparatorluk kurar. Biz bu imparatorluğun vatandaşlarıyız. Zamanı bir nehir gibi algılamamız, belki de nehrin suyundan yapılmış olmamızdandır. Denklemler “geri de mümkün” diye fısıldar; kırılan bardak ise yerde yatıp güler: “Teoride görüşürüz.”
