Tardigrade – Uzay Boşluğunda Bile Yaşar

Uzay koşullarına dayanabilecek canlıları bulmak için yapılan araştırmada ilk kullanılan denek olan su ayısı, diğer bir adıyla tardigrade, yapılan testleri geçti ve uzayda canlı kalabileceğini kanıtladı. Bu test için sıcağa, soğuğa ve radyasyona dayanıklılığıyla bilinen bu tür seçilmişti.

Omurgasız bir canlı türü olan su ayıları, ıslak liken ve yosunların üzerinde bulunabiliyor. Bu canlılar, kurudukları zaman bile yıllar sonra tekrar hayata dönebiliyor.

Kuru su ayıları, Eylül 2007 yılında uzaya gönderilen Avrupa Uzay Ajansı’nın FOTON-M3 isimli uzay aracına yerleştirildi ve uzayın sert koşullarına maruz bırakıldı. Aracın dönüşünün ardından incelenen örneklerin çoğunun aşırı sıcaklık ve oksijensiz ortamdan zarar görmedikleri, bazı bireylerin ise ölümcül düzeydeki mor ötesi ışınlardan etkilenmediği ve üremeye devam ettikleri gözlendi.
Devamını oku “Tardigrade – Uzay Boşluğunda Bile Yaşar” →

Teleolojik Aklın Eleştirisi

On sekizinci yüzyıl İngiliz Teologu William Paley’in, dönemini çok etkilemiş ve günümüzde de sıklıkla başvurulan bir tezi mevcut: ” Doğada yürürken bir saat bulursanız bu saatin kendi kendine oluştuğunu düşünmezsiniz. Tasarımcısının olduğunu bilirsiniz. Çünkü işleyişinde bir düzen vardır. Doğal işleyişte de bir düzen olduğuna göre evrenin de bir tasarımcısı olması gerekir. ”

Tezin kendisi bu. Tartışmaya geçmeden önce biyoloji sahasından kısa bir not düşmek istiyorum. Herkese hararetle tavsiye edebileceğim “Kör Saatçi” adlı seçkin yapıtında Richard Dawkins; Doğadaki biyolojik işleyişin, bir sonraki adımını görmekten aciz bir yapbozcunun çalışma tarzından farksız olduğunun altını çizmektedir. Bu nedenle türlerin adaptasyonuna hizmet eden doğal seçilimin her zaman başarılı sonuçlar vermeyerek bedensel yapıları pek de akıllıca olmayan bir sürü ucube ya da “teknik donanımı yetersiz” canlının ortaya çıkamasına neden olduğunu ve bu tür canlıları hâlâ suda, karada ve havada hayatlarını sürdürdüklerini kanıtlarıyla açıklamaktadır. Stephen Jay Gould Üstad’ın, “Darwin ve Sonrası” adlı çalışması ile birlikte okunmasında fayda var. Gerçekten heyecan verici!

Ama benim itirazım felsefî açıdan olacak. Yine de biyolojik kanıtlar, aslolandır.
Devamını oku “Teleolojik Aklın Eleştirisi” →