İnsan gerçekleri sadece kalbiyle görebilir oder was macht eigentlich einen Menschen wertvoll?

Liebe Forumsmitglieder und Interessierte, vor kurzem verfolgte ich eine Diskussion in einem anderen Forum über die Frage: Was macht eigentlich einen Menschen wertvoll? Einige verstanden diese Frage auf diese Weise: Was macht eigentlich einen Menschen für mich wertvoll, wie kann er mir dienen oder nützlich sein? Und prompt kamen die Antworten, natürlich Reichtum, einen dicken Geldbeutel und materielle Dinge 😉 Aber darauf zielt diese Frage natürlich nicht ab, gemeint sind immaterielle Dinge. Wie sind eure Meinungen und Antworten dazu?

Dazu fand ich einen Text aus einem meiner Lieblingsbücher, der Kleine Prinz:

Sevgili forum katılımcıları, kısa bir süre önce bir başka forumda ” Bir insanı değerli yapan şey aslında (gerçekte) nedir?” sorusu üzerinden devam eden tartışmaları izledim. -Ama ilginçtir- bir kısımları bu soruyu bir insanı benim için değerli yapan şey nedir, bana nasıl faydası olabilir vs. şeklinde anladı ve cevaplar da hemen bu yönde geldi, zenginlik, kalın bir cüzdan ve başka maddesel şeyler..:)

Peki sizin konuyla ilgili düşünceleriniz ve cevaplarınız nasıl? En sevdiğim kitaplardan biri olan küçük prens’ten bulduğum bir bölümü de bunun için ekliyorum:

İşte o sırada bir tilki çıkıverdi ortaya.
“Günaydın” dedi tilki.
“Günaydın” dedi küçük prens kibarca. Ama etrafına baktığında kimseyi göremedi.
“Buradayım! Elma ağacının altında.”
“Sen kimsin? Çok güzel görünüyorsun.”
“Ben bir tilkiyim.”
“Gel, birlikte oynayalım. Öyle mutsuzum ki” dedi küçük prens.
“Seninle oynayamam” dedi tilki, “ ben evcil bir hayvan değilim.”
“Buna çok üzüldüm” dedi küçük prens. Ama biraz düşündükten sonra: ”Evcil ne demek?” diye sordu.
“Anladığım kadarıyla burada yaşamıyorsun” dedi tilki, “kimi arıyorsun?”
“İnsanları arıyorum,” dedi küçük prens, “ peki ama ‘evcil’ ne demek?”
“İnsanlar,” dedi tilki, “tüfeklerle dolaşırlar ve avlanırlar. Tam bir baş belasıdırlar. Bir de tavuk yetiştirirler. Tüm işleri bundan ibarettir. Sen de mi tavuk arıyorsun?”
“Hayır, ben arkadaş arıyorum. Ama ‘evcil’ ne demek?”
“Bu pek sık unutulan bir şeydir. ‘Bağ kurmak’ anlamına gelir.”
“Bağ kurmak mı?”
“Evet. Örneğin, sen benim için sadece küçük bir çocuksun. Diğer küçük çocuklardan hiçbir farkın yok benim için. Sana ihtiyacım da yok. Aynı şekilde, ben de senin için dünyadaki yüz binlerce tilkiden biriyim sadece. Bana ihtiyaç duymuyorsun. Ama beni evcilleştirirsen eğer, birbirimize ihtiyacımız olacak Sen benim için tek ve işsiz olacaksın, ben de senin için.”
“Anlamaya başlıyorum” dedi küçük prens. “Bir çiçek var. Sanırım o beni evcilleştirdi.”
“Olabilir. Dünyada her şey mümkündür.” dedi tilki.
“Ama bu çiçek dünyada değil.”
Tilki şaşırmıştı. “Başka bir gezegende mi?”
“Evet.”
“Peki orada avcılar da var mı?”
“Hayır, yok.”
“Bu çok ilginç. Peki ya tavuklar?”
“Hayır. Tavuklar da yok.”
“Eh, hiçbir yer mükemmel değildir” dedi tilki içini çekerek. Sonra kendini anlatmaya başladı:
“Yaşamım çok monotondur. Ben tavukları avlarım, avcılar da beni.

Bütün tavuklar birbirine benzer. Bütün insanlar da öyle. Bu yüzden biraz sıkılıyorum. Ama beni evcilleştirirsen eğer, yaşamıma bir güneş doğmuş olacak. Senin ayak seslerin benim için diğerlerinden farklı olacak. Ayak sesi duyduğum zaman hemen saklanırım. Ama seninkiler, bir müzik sesi gibi beni gizlendiğim yerden çıkaracaklar. Şu ekin tarlalarını görüyor musun? Ben ekmek yemem. Buğday benim hiçbir işime yaramaz. Bu yüzden de bu tarlalar bana hiçbir şey hatırlatmazlar. Buna üzülüyorum. Ama sen beni evcilleştirseydin, bu harika olurdu. Altın renkli saçların var senin. Ben de altın renkli başakları görünce seni hatırlardım. Ve rüzgarda çıkardıkları sesi severdim.
Sustu tilki ve uzun bir süre küçük prensi izledi.
“Senden rica ediyorum. Lütfen beni evcilleştir!” dedi.
“Elbette” dedi küçük prens. “Ama pek fazla vaktim yok. Yeni arkadaşlar edinmem ve birçok şeyi anlayabilmem gerekiyor.”
“Sadece evcilleştirdiğin kişiyi anlayabilirsin” dedi tilki. “İnsanlarınsa hiçbir şeyi anlayacak vakitleri yoktur. Her şeyi dükkandan hazır alırlar. Ve arkadaşlar dükkanlarda satılmadığı için de, hiç arkadaşları olmaz. Eğer bir arkadaşın olsun istiyorsan, evcilleştir beni!”
“Ne yapmam gerekiyor peki?” diye sordu küçük prens.
“Çok sabırlı olman gerekiyor. Önce çimenlerin üstüne, biraz uzağıma oturmalısın. Ben gözümün ucuyla seni izleyeceğim, sen hiçbir şey söylemeyeceksin. Sözcükler yanlış anlamalara neden olurlar. Ama her gün, biraz daha yakına gelebilirsin.”
Ertesi gün küçük prens yine geldi.
“Her gün aynı saatte gelmelisin” dedi tilki. “Örneğin öğleden sonra saat dörtte gelirsen, ben saat üçte kendimi mutlu hissetmeye başlarım. Zaman ilerledikçe de daha mutlu olurum. Saat dörtte endişelenmeye ve üzülmeye başlarım. Mutluluğun bedelini öğrenirim.
Ama günün herhangi bir vaktinde gelirsen, seni karşılamaya hazırlanacağım zamanı asla bilemem. İnsanın gelenekleri olmalıdır.
“Gelenek nedir?”
“Bu da çok sık unutulan bir şeydir” dedi tilki. “Bir günü diğer günlerden, bir saati diğer saatlerden ayıran şeydir. Örneğin, şu benim avcıların da gelenekleri vardır. Perşembeleri kızlarla dansa giderler. Bu yüzden de Perşembe benim için harika bir gündür. Üzüm bağlarına kadar yürüyebilirim. Ama avcılar dansa herhangi bir gün gitseydi, benim için hiçbir günün özelliği olmayacaktı ve asla tatil yapamayacaktım.”
Böylelikle küçük prens tilkiyi evcilleştirdi. Ve ayrılma vakti geldiğinde “Ah! Sanırım ağlayacağım” dedi tilki.
“Bu senin hatan” dedi küçük prens. “Ben sana zarar vermek istemedim. Seni evcilleştirmemi sen istedim.
“Doğru, haklısın” dedi tilki.
“Ama ağlayacağını söyledin!”
“Evet, öyle.”
“O halde bunun sana hiçbir yararı olmadı.”
“Hayır, oldu. Buğday tarlalarının rengini gördükçe seni hatırlayacağım. Şimdi git ve güllere bir kez daha bak. O zaman kendi gülünün evrende eşsiz ve tek olduğunu anlayacaksın. Sonra bana veda etmek için buraya geri döndüğünde, sana hediye olarak bir sır vereceğim.”
Küçük prens güllere bir kez daha bakmaya gitti.
“Hiçbiriniz benim gülüm gibi değilsiniz. Çünkü henüz hiçbiriniz evcilleşmediniz. Ve siz de hiç kimseyi evcilleştirmediniz” dedi onlara. “Siz tıpkı tilkinin benimle karşılaşmadan önceki hali gibisiniz. Dünyadaki binlerce tilkiden yalnızca biriydi o. Ama ben onunla dost oldum ve şimdi artık o özel bir tilki.”
Güller bu duyduklarına çok bozuldular.
“Evet, güzelsiniz. Ama boşsunuz. Sizin için kimse yaşamını feda etmez. Yoldan geçen herhangi biri, benim gülümün de size benzediğini söyleyebilir. Ama benim gülüm sizin her birinizden çok daha önemlidir. Çünkü ben onu suladım. Ve onu camdan bir korunakla korudum. Önüne bir perde gererek rüzgarın onu üşütmesini engelledim. Tırtılları onun için öldürdüm ( ama birkaç tanesini kelebek olmaları için bıraktım). Onun şikayetlerini ve övünmelerini dinledim. Ve bazen de suskunluklarına katlandım. Çünkü o benim gülüm.”
Bunları söyledikten sonra tilkinin yanına döndü.
“Elveda” dedi.
“Elveda” dedi tilki de. “Ve işte sırrım: Bu çok basit. İnsan gerçekleri sadece kalbiyle görebilir. En temel şeyi gözler göremez.”
“Temel olan şeyi gözler göremez” diye tekrarladı küçük prens. Öğrendiğinden emin olmak istiyordu.
“Senin gülünün diğerlerinden daha önemli olmasını sağlayan şey, ona ayırdığın vakittir” dedi küçük prens.
“İnsanlar bu en önemli gerçeği unuttular. Ama sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğin şeye karşı her zaman sorumlusun. Gülüne karşı sorumlusun.
“Gülüme karşı sorumluyum” diye tekrarladı küçük prens, öğrendiğinden emin olmak için. Sonra yoluna devam etti.

Erstaunliche Fotos von Insekten mit Wassertropfen

Der Hobbyphotograph Miroslaw Swietek arbeitet mit den seltsamsten Mitteln um diese phantastischen Photos zu schiessen. Dabei greift er auch mal auf Fackeln und Taschenlampen zurück, um den gewünschten Effekt zu erzielen. Zwar sind Insekten aller Art sein Motiv, doch ist es nicht ihr Lebensraum, der die Fotos so einzigartig macht, vielmehr sucht Miroslaw Swietek Insekten, die mit Wassertropfen behaftet sind. Die beste Zeit auf solche “Monster” zu treffen ist morgens in aller Frühe.
Die Bilder, die dabei entstehen sind schon als surrealistisch zu bezeichnen.

(Amatör fotografcı Miroslaw Swietek bu fantastik görüntüleri alabilmek için ilginç yollar ve araçlar kullanıyor. Bazen meşaleler bazense el feneri kullanarak istenilen efekti ve etkiyi elde etmeye çalışıyor. Gerçi böceklerin her hali onun için bir tema, ancak burdaki fotografları benzersiz yapan şey böceklerin sadece dogal yaşam ortamlarında görüntülenmiş olmaları degil, Miroslaw Swietek daha çok su damlalarıyla (çiy damlası) kaplı böcekleri aramış ve onları görüntülemiş. Böyle canavarlarla karşılaşabilmek için en iyi vakit ise sabahın çok erken saatleri tabi. Miroslaw Swietek’in bu şekilde aldığı fotograflar sürrealistik bir etki yaratıyor.)

Danke Gamaro, für deine hilfreiche Übersetzung;-)

Beyin dalgalarınızı algılayabilen başlık

Eines der besten Erfindungen des 21. Jahrhunderts oder eine unheilvolle unkontrollierbare Zeitbombe in den Händen der Menschen?

Tan Le’nin büyüleyici yeni bilgisayar arayüzü kullanıcılarının beyin dalgalarını okuyabiliyor, sanal objeleri ve hatta elektronik aletleri kontrol etmemizi mümkün kılıyor, biraz düşünce ile (ve biraz da konsantrasyon). Tan Le, başlığın gösterimini yapıyor ve onun ileride uygulanabileceği uygulamalar hakkında konuşuyor.

türkçe alt yazı seçilebiliyor (view subtitles)

Sebastian Bach – Nazim Hikmet

Sebastian Bach

Güz sabahı üzüm bağında
Sıra sıra büklüm büklüm
Kütüklerin tekrarı.
Kütüklerde salkımların,
Salkımlarda tanelerin,
Tanelerde aydınlığın.

Geceleyin çok büyük çok beyaz evde,
Herbirinde ayrı ışık,
Pencerelerin tekrarı.

Yağan bütün yağmurların tekrarı
Toprağa, ağaca, denize,
Elime, yüzüme, gözüme
Ve camda ezilen damlalar.

Günlerimin tekrarı
Birbirine benzeyen,
Benzemeyen günlerimin.

Örülen örgüdeki tekrar,
Yıldızlı gökyüzündeki tekrar
Ve bütün dillerde ‘seviyorum’un tekrarı
Ve yapraklarda ağacın tekrarı.
Ve her ölüm döşeğinde acısı tez biten yaşamanın.

Yağan kardaki tekrar,
İncecikten yağan karda,
Lapa lapa yağan karda,
Buram buram yağan karda
Esen tipide savrularak
Ve yolumu kesen kardaki tekrar.

Çocuklar koşuyor avluda.
Avluda koşuyor çocuklar.
İhtiyar bir kadın geçiyor sokaktan.
Sokaktan ihtiyar bir kadın geçiyor.
Geçiyor sokaktan ihtiyar bir kadın.

Geceleyin çok büyük, çok beyaz evde
Herbirinde ayrı ışık,
Pencerelerin tekrarı.

Salkımlarda tanelerin,
Tanelerde aydınlığın.

Yürümek iyiye, haklıya, doğruya
Dövüşmek yolunda iyinin, haklının, doğrunun
Zaptetmek iyiyi, haklıyı, doğruyu.

Sessiz gözyaşın ve gülümsemen gülüm,
Hıçkırıkların ve kahkahan gülüm.
Pırıl pırıl bembeyaz dişli kahkahanın tekrarı.

Güz sabahı üzüm bağında
Sıra sıra, büklüm büklüm
Kütüklerin tekrarı.
Kütüklerde salkımların,
Salkımlarda tanelerin,
Tanelerde aydınlığın,
Aydınlıkta yüreğimin.

Tekrardaki mucize gülüm,
Tekrarın tekrarsızlığı!

Nazım Hikmet

Die deutsche Übersetzung dazu lautet:

D-Moll Konzert von Johann Sebastian Bach

Herbstlicher Morgen im Weinberg.
Reihe um Reihe, Weinstock um Weinstock
wiederholen die Reben sich

und die Trauben an den Reben
und die Beeren in den Trauben,
und das Licht auf jeder Beere wiederholt sich.

Nachts an dem großen kalkweißen Haus
wiederholt sich Fenster um Fenster,
und in jedem Fenster ein anderes Licht.

Aller Regen, der fällt, wiederholt sich
auf der Erde, den Bäumen, den Meeren,
auf meiner Hand, meinen Augen, meinem Gesicht
und in den Tropfen, die an den Scheiben zersprühn.

So wiederholen sich meine Tage,
einander ähnlich,
voneinander verschieden.

Im Gestrick wiederholen die Maschen sich,
und am Himmel die Sterne,
und in allen Sprachen die Worte: Ich liebe dich.

In den Blättern wiederholt sich der Baum,
und auf jedem Sterbebett der Schmerz
über das schnell vergehende Leben.

Wiederholung des fallenden Schnees,
Schnee, rieselnd und leicht,
Schnee, dickflockig und schwer,
Schnee, dicht wie Nebelwolken,
die im Heulen des Sturms zerstieben.
Schnee, der den Weg mir versperrt.

Die Kinder spielen im Hof,
im Hof spielen die Kinder.
Eine alte Frau geht auf der Straße,
auf der Straße geht eine alte Frau,
es geht eine alte Frau auf der Straße.

Nichts in dem großen kalkweißen Haus
wiederholt sich Fenster um Fenster,
und in jedem Fenster ein anderes Licht.

Dem Guten, dem Gerechten entgegenstreben,
für das Gute, Rechte, Gerechte kämpfen,
das Gute, Gerechte und Wahre erobern.

Deine stummen Tränen, dein Lächeln, Geliebte,
dein Schluchzen, dein helles Lachen, Geliebte,
dein wiederholtes Lachen mit leuchtenden weißen Zähnen.

Herbstlicher Morgen im Weinberg.
Reihe um Reihe, Weinstock um Weinstock
wiederholen die Reben sich.
an den Reben die Trauben,
an den Trauben die Beeren,
auf den Beeren wiederholt sich das Licht,
und im Licht mein Herz.

Das Wunder der Wiederholung, Liebste,
ist das Unwiederholbare der Wiederholung.

Weiss jemand, welches Konzert von Sebastian Bach gemeint ist und wie der Zusammenhang zu Sebastian Bach´s Konzert gekommen ist?

Es ist ein Unterschied, ob man den Weg nur kennt oder ob man ihn beschreitet

Liebe Forumsmitglieder, da Sonsuz mich auch einlud, deutsch zu schreiben, und es doch einige Mitglieder gibt, die auch deutsch verstehen, möchte ich die Gelegenheit wahrnehmen und einen kleinen Beitrag auf deutsch schreiben.

Es gab in der letzten Zeit doch einige Diskussionen über das Christentum, über Jesus und die Botschaft, die er verkündete, vor allem über die der Liebe und Naechstenliebe. In der Theorie finden wir in allen Religionen etwas Gutes, aber wie es in der Praxis interpretiert und gelebt wird, finden wir doch extreme Unterschiede zu der Botschaft einer Religion oder einer Überzeugung. Ich bin selbst als Christin getauft und habe die Bibel mehrmals studiert bzw. musste sie in der Schule studieren. Was manche Christen als absolute Christenpflichten ansehen, das gepredigte Wort Gottes zu achten und danach leben, weicht sehr von der Realitaet ab.

Viele fühlen sich bereits als Christen, wenn sie sich jeden Sonntag in der Kirche zeigen, meistens nur um ihre neuen Kleider praesentieren zu können und eine falsche Frömmigkeit aufsetzen und sie verdammen diejenigen, die es nicht tun.

Ich bin keine Kirchgaengerin oder halte mich an spezielle kirchliche Regeln, dennoch fühle ich mich mehr Christin auf dem Weg Jesus Worte von Liebe und Naechstenliebe zu leben und versuche sie auf alle Bereiche des Lebens zu übertragen.

In Matrix sagte Morpheus zu Neo: Es ist ein Unterschied, ob man den Weg nur kennt oder ob man ihn auch beschreitet. So komme ich zu meiner Frage: Wie sind die Menschen einzuschaetzen, die mit Theoretisieren über ein Wissen sich eine Art Selbstverherrlichung geben, aber dieses Wissen nicht leben?

Naechstenliebe bedeutet auch Toleranz, Verstaendnis und Einfühlungsvermögen in seine Mitmenschen und das Opfer sich nicht zuerst der eigenen Sache zu verschreiben oder daraus in erster Linie einen eigenen Nutzen ziehen zu wollen, sondern auch in selbstloser Absicht uneigennützig an seinen Naechsten zu denken und das in seiner ganzen Art und in seinem ganzen Verhalten als unzweifelhafte Überzeugung zu zeigen.

Es ist doch sehr irritierend, eine Überzeugung von Liebe und Naechstenliebe in Diskussionen,Texten und Worten vermitteln zu wollen ohne diesen Standpunkt im Leben im ganzen Verhalten und Handeln zu vertreten? Dies gilt eigentlich für alle Überzeugungen.

Ich danke für die Naechstenliebe auf deutsch schreiben zu dürfen 🙂