Kaygı Nasıl Yok Edilir?

Kaygıyı yaşamak ne zor. Kurtulmak daha da zor. Herşeyi kafaya takıp kendini mutsuz etmekten nasıl kurtulunur?

Hatalar tecrübelerin toplamı demiş bir düşünür de, bu tecrübeleri kullanabilmek için ne yapmalı?

Birilerine ihtiyaç duymak hastalık mıdır? İstenmediğini hissetmekden kaynaklı acı nasıl geçer?

Bu yazılanlar konusunda fikirlerinize ihtiyaç duyuyorum “Sonsuz Us” gezegeni. Gerçekten…

AYNA AYNA SÖYLE BANA!!!

Ayna ayna söyle bana, benden daha salak var mı şu dünyada???

neden ben böyleyim ayna? neden insan onu istemeyeni ister, önem verir halen? neden kin duyamaz sever değmeyen insanları ve neden hep umut eder dönecek bir gün diye???

ne yapmalı ne etmeli kendini nasıl düzeltmeli???

Not= şimdi birileri çıkıp bize ne kardeşim filan falan diyecek lakin bu beni hiç ilgilendirmeyecek. Beni ilgilendiren sorularıma kim cevap verecek???

Yazmak…

Yazmak…

Bedeli ağır bir mesele…

Ya da bir tercih…

Hissetmeden, yaşamadan yazmak,

Çorbayı çatalla içmeye çalışmak gibi bir şey olsa gerek…

Yaşam şekli…

Hayat biçimi, yazmak…

Harflerin duygularla birleşip,

Cümleler içerisinde dans edebilme yeteneği, yazmak…

Yazmak,

İçinde hapsolmuş hislerin,

Cezasını tüketmiş bir mahkûm misali,

Özgürlüğe kavuşma sevinci…

Ay ışığının,

Karanlık odaya dolup aydınlattığı bir anda,

Yatağın üzerinde duran kalem ile kâğıdın sevişmesi yazmak…

Yazmak,

Tükenmişliğin mutsuzluğunda,

Uzanan bir dost elin seni kaldırmak için uzanması…

Uzağı yakın kılmak, yazmak…

Kendin olma özgürlüğünü yaşamak…

Yazmak,

İç çırpınışlarına kanat takıp uçmak…

Göklere çıkıp, oradan yeryüzüne bakmak…

Ve bir aşk,

Yazabiliyor olmak…

Ayşe ÖZEN

Küçük Kara Balık

Küçük, kara ve yalnız balık.

Diğer balıklardan farklı olmak çabasında,
Dolanır dururdu engin sularda.

Yalanı sevmem derken,

En büyüğünü kendine söylerdi

Mutluyum…

Bu söze diğer balıklar gülerdi

Heyecansız durgun yüzerdi

Sevinci de, hüznü de gösteremezdi.

Duygular neden saklanır?

Kendi de bilmezdi,

Övündüğü tek şey,

Yüzmeyi iyi bilmesiydi

Peki kendi etrafında dönmek

Yüzmek miydi?

Küçük bedeni

Büyük isteklerle dolu

Kaybolurdu hep

Bulamazdı yolu

Bir gün yüzgecinden büyük bir balık tuttu onu

“Heyyy” dedi

“Nereye varacak bu işin sonu?”

Küçük balık şaşkın birazda sersem

Düşündü durdu “acaba ne desem?”

Serde burnu büyüklük var ya…

“bak” dedi “uğraşma benle”,

“Hiç sıkıntılara gelemem”…

Büyük balık bilge, birazda muzip,

“Hmm” dedi

Ya benimle gelip, derin suları keşfedeceksin

Ya da, kendinle kalıp,

Hep merak edeceksin

Ama benim karasularımda

Hiçbir zaman yüzemeyeceksin…

Seçim senin…

Ayşe ÖZEN

Taş Kesildim Sanki…

Müzelerde sergilenen, gözkapaksız gözleri olan heykelciklere benzedim bir an.

Taş kesildim sanki…

Duygularımın en belirgin özelliği olan gözyaşları bile akmaktan vazgeçtiler yanaklarımdan… O denli dondum işte… Neyi kanıtlamak için ki bu çabamız ? Yıkıcı gücümüzü mü gösteriyorduk birbirimize… Ne oldu şimdi başımız göğe mi erdi, buruşturup çöpe atılmış kağıt parçasına benzeyen hislerimizi hangi ütü düzeltebilecek ?

Yüzüme tokat gibi yapıştı cümlelerin… Öyle incindim, öyle kırıldım ki… O dakika beynimden geçen tek cümle şuydu:

” yer, yarıl içine gireyim”

Sevgiydi, sadece birazcık sevgiydi istediğim. İlgiydi evet. Ne var bunda, isteyemez miyim? Zorla da değildi hani, sanki senin de gönüllüydü yüreğin… Ama değilmiş meğer! Kulaklarımdan gitmedi halen yanılmışlığımın sesi…

“Sevgilim değilsin benim”
“Peki…”

Dünyanın merkezine kök salacak değilim. Altı üstü yeşil puantenli, pijamalı bir çocuk yüreğim… Saçlarım bozulsun istemezken uykuda, şapka takıyorum artık dağınıklığını saklamak için.

Ya bu rüzgarsız havada ağaçtaki yaprakları kıpırdatan ne? Peki ben yürümez donup kalmışken, taş kesilmişken burada, yüreğimi titreten, kasıklarımı yakan bu anlamsız sızı ne?

Düşündüm, düşündüm…

Bulduğum hüznü, mendilimde sakladım… Kimse görsün istemedim, dost dediklerim, dört harfin içinde saklanmışlardı ziraa…

Ve lütfen bunları edebiyata hizmet eden cümleler sanma. Sakın böyle düşünme. Ben bunları noktasına virgülüne kadar yaşadım… Yaşıyorum…

Ayşe ÖZEN