Birleşik Kaplar

Dil uzlaşılmış bir oyun kuralıdır, oyuna katılım arttıkça kurala uyulması zorlaşır, kural ethikten boşaldıkça hile kuralın boşluklarını doldurmaya başlar. İletişimin paradoksu da buradadır: birleşik kaplar, yani bağıntı imkânı iletişimi mümkün kılan şeydir, ama iletişimsizliğin kendisi de bu aynı imkândan pay alır. Sözcüğün en yalın anlamıyla iletişim, kişinin kendi mekanından öteki’nin mekanına geçme imkânıdır. Dolayısıyla “yolculuk”tur, “ulaşım”dır.

Dili devreye sokarsak, zihinlerarası, algılar, duyumlar, durumlararası bir “çeviri”dir. Hatta “değiş tokuş”tur, “ticaret”tir, nesnelerin ya da paranın olduğu kadar duyguların, düşüncelerin, inançların, kültürlerin değiş tokuşu. İletişime bir tanrı bulunmak istendiğinde, yolların, özellikle kesişmelerin, dört yol ağızlarının, mesajların ve tüccarların tanrısı Hermes gelir akla. Sözün ve yazının mucidi Mısırlı Toth’un mirasçısı Hermes, mesajların iletimini, değiş tokuş anlaşmalarını gözeten dolayımlayıcıdır. Ama aynı zamanda “tanrıların sırrının koruyucusu” olarak, yönlendirmeyi, yanıltmayı, yol kaybetmeyi de üstlenir. Bu kimliğiyle, tüccarların olduğu kadar hırsızların da tanrısı olması boşuna değildir.

“Hermetik” kapalı, gizli anlamına gelir. İlk medyaların da hermetizme yatırımda bulunarak yanıltıcı, çözüm anahtarı tanrıların öğretisine kabul edilmiş olanlarda saklı simge, sözcük, sayı kombinezonlarıyla kurulu “kriptogram”ları kullanmaları şaşırtıcı değildir. Antikite’nin iletişim araçları hızlı koşan mesajcılar, geçtikleri her dört yol ağzında Hermes’e dua ederek anahtarını bilmedikleri kriptogramlar taşırlardı.

Bir iletişim vektörü olarak yazı bir inandırıcılık kaynağıdır, tanrısal “yazgı”dan pay alır. İncil’in basılıp dağıtılmasıyla, 19. Yüzyılın büyük Amerikan gazetelerinin “İncil sözü” olarak algılanmaları, kendisini “büyük ahlaki organ” olarak tanımlayan “New York Tribune”ün 1860′da Luther Mott tarafından “hemen İncil’den sonra” sınıflanması arasında doğrudan bir ilişki vardır.

“Yazılmış” olan (fatum) gerçekleşir.
http://www.ozguruckan.com/kategori/teknoloji/22220/birlesik-kaplar
Dilin bir oyun kuralı olduğunu ve ethiğin bıraktığı boşluğu kaçınılmaz olarak hilenin doldurduğunu yazdım. Bileşik kaplar hiçbir zaman boş değil. Medyum masum değil. İletişim imkanını ethiğin paylaşımına dönüştürmek mümkün, iki ya da daha çok insan arasında.

Medyanın geleceğini kurduğu, düşüncenin ve düşgücünün sibernetik köleleştirilmesini hedefleyen, fiziğin ve enformasyonun birbiri içinde eriyeceği, sanal, “telekratik”, “psiko-coğrafi” imparatorluğun atıl, tek kişilik gettoları olmaya direnmenin yolu da bağıntı imkânından, bireyler arası göçebe şebekelerden, farklı bir ethik iletişiminden geçiyor.

Bu iletişimin modelleri iki kişilik aşk da olabilir; Chiapas’da toplanan, Tarahumaras mirasçısı Zapatista’ların “Neo-liberalizme karşı 21.Yüzyıl Enternasyonali” de; sanatın göçebe sezgisiyle nüfuz edilebilir “ara-dünyalar” da… Ve tümü birden. “Şimdi ve burada”…

Bu yazının kendisi, iç içe geçen şebekelerin, bir paylaşımın mekânı. Uzun bir kaynakça çıkarılabilir, tırnak işaretleri çoğaltılabilirdi. Tamamen kişisel (ve keyfî) bir ethik saygı seçimi, “Gösteri Toplumu”na direnişinin bedelini şaibeli intiharıyla, bir tüfek mermisiyle ödeyen Guy Debord’dan bir alıntı / nokta:

Özgür Uçkan

Örnekleri çoğaltmak kendimizi ikna etmekte işe yarar. Örneğin ben bu birleşik kaplar metaforunu belki yirmi yıldır kullanırım ve sayısız kere “Yazılmış” olan  gerçekleşir.” demişimdir. Tabi söylenmiş olan da gerçeğe yaklaşır, düşünülen de, hızları biraz farklıdır belki. Bu sebeple fal bakmayı reddetmişimdir. Eğlence için derler, haklıdırlar, yine de çok nadir düşerim o tuzağa(bazen kandırılıyo insan!) sa

Görünmez el teorisi

Görünmez el teorisi

Bu teoriye göre dil değişimi görünmez bir elin etkisinin bir sonucu olarak kabul edilir. Bu teorinin en önemli temsilcisi Düsseldorf Üniversitesi (Heinrich-Heine) profesörlerinden Rudi Keller’dir. Bu teoride dil değişimi ne doğal bir olgu ne de insan eliyle gerçekleştirilen bir durum olarak anlaşılır, aksine bu teoride dil değişimi bireylerin kişisel eylemlerinden istem dışı ve plansız bir durum olarak ortaya çıktığı anlaşılır. Koordinasyonsuz bir davranış koordineli bir yapının bütünsel olmayan bir koordinasyona sebep olur. Kendiliğinden oluşan bir düzen olarak dil ayrıca bu görünmez elin etkisinin bir sonucudur. Rudi Keller’e göre dil, 3. türün bir olgusudur (görünmez elin), yani ne insan tarafından oluşturulmuştur ne de doğal bir olgudur; bunların tam aksine dil, bireysel ve uluslararası eylemlerin çeşitliliğinin nedensel bir sonucudur. Dil değişimi ayrıntılı olarak dilin gereksinimi doğrultusunda kendiliğinden oluşur. Dil değişiminin özel bir durumu anlam değişimidir. Rudi Keller’e göre dilin kullanım kurallarının değişmesi ile sözcüklerin anlamları değişir, çünkü Ludwig Wittgenstein’a göre bir kelimenin anlamı bir dil sistemi içerisindeki düzenli kullanımına bağlıdır. Bu teoriye göre dil değişimi esnasında dil kullanıcıları görünmez elin etkisi ile bir sözcüğün kullanım kurallarını değiştirir, böylece dil kullanıcıları daha sık kullanılan bir anlam üretirler ve bu anlam, dil toplumu içerisinde zamanla yeniden öğrenilir. Biçimsel değişim genellikle kuralların bozulması ve anlam değişimi aracılığıyla oluşur, ayrıca biçimsel değişim görünmez elin etkisi altında kurallara uygun özel dil kullanımı sayesinde anlam belirlemesi olarak ortaya çıkar. Kaynak


Yukardaki alıntıya dille ilgili bir araştırma yaparken rastlamıştım. Aslında “görünmez el” başlığı bazı arkadaşlarımın da bildiği özel bir anımı hatırlattığı için dikkatimi çekmişti.  Teorinin ne demek istediğini tam olarak açıklığa kavuşturamasam da bazı tanıdık kokular barındırdığı için günlüğüme not düşmek istedim.

Belki gelecekte bu konuda söyleyeceklerim olabilecektir.