Kurgulardan…Maudie

Maudie
Hayatın bütünü çoktan çerçevelenmiş, işte tam burada!
Maud
Film harika.
Kanadalı sanatçı Maud Lewis’in gerçek hayatını anlatan biyografik bir film.

*

Ah-ga-ssi (2016)Hizmetçi

Hizmetçi, katman katman üst üste biriken, kıvrıla kıvrıla ilerleyen, film boyu hiç dağılmadan her şeyin yerli yerine oturduğu hikayesi ve Chan-wook Park’ın her kareyi bir fırsat olarak gören gösterişli ve detaycı yönetmenliği her türlü övgüyü hak ediyor. Akış boyu her kırılmadan sonra, gösterdiğinden fazlasını sakladığını özellikle açık eden, gizemle tatlandırılmış Dickensvari anlatımı göz kırptırmıyor. Harika sanat yönetimi ile izleyiciden bir kültür filtresi talep etmeyen oyunculukları filme değer katıyor. Demiş filmi öneren M.C Aşlak, yorumun tamamı için tıklayınız.

Güney Kore insanı şaşırtıyor.

*

Işık Tanrısı -Roger Zalazny

Roger bir şairdi. Önce, sonra, daima. Kelimeleri şarkı söylerdi. Tıklayınız

Uzak bir dünyada yeniden kolonileşmeye zorlanan insanlık, teknolojinin gücünü kullanarak tanrılaşmış ve özel yetenekler geliştirmiştir. Orijinal mürettebat teknolojik üstünlükleri elinde tutarak düşük teknoloji düzeyinde bir toplum oluşturmuş ve kendilerini ölümsüz tanrılar olarak taçlandırmışlardır. Aralarından bir tanesi, Sam, İblis tutan, Işık Tanrısı bu düzene son vermek istemektedir. Sürgün edildiği manyetik bulutsudan bilinci geri çağrılan Sam… Cenneti yıkmaya kararlıdır.

Devamını oku “Kurgulardan…Maudie” →

Laniakea ve Elfpunk Türü

Fantastik; Edebiyat ve Söz Sanatları Sözlüğü’ne göre, “Gerçeğin ve olanağın dışında olarak hayalin serbest işlemesi ve böylece meydana getirilen eser,” anlamına gelmektedir. Yani fantastik; hayal gücüne dayalı, gerçekte varolmayan konuların işlendiği eserler olarak ele alınmalıdır. Alfabetik olarak alt türler aşağıdaki gibidir;

  1. Alternatif Tarihsel Fantezi

  2. Antropomorfik Fantezi

  3. Bangs Fantezisi

  4. Bilimsel Fantezi

    Bilimsel fantezi, fantastik türler arasında en çok tartışılanlardan birisi olabilir. Bu türdeki eserler çoğu zaman bilimkurgu olarak da nitelendirilebilir. Bilimsel fantezide, bilimsel gerçeklikler ve kurgusal bilim ile fantezi iç içe geçmiş durumdadır. Bir yanda uzay araçları, uzay yolculuğu, lazer silahları varken diğer yanda büyüler, varolmayan yaratıklar görülebilir. Evreni ele geçirmeye çalışan büyücüler, savaşçı prensesler gibi öğelere de sıkça rastlanır. Alacakaranlık Kuşağı televizyon programı ile tanınan Rob Serling’in bu alt tür ile ilgili değişik bir ayrımı vardır; “Bilimsel Fantezi, imkansızı kabul edilebilir kılarken; bilimkurgu inanılması zor olanı mümkün kılar,” der. Bu alt türe verilebilecek en güzel örnek ise çokça tartışılan Star Wars (Yıldız Savaşları) serisidir. Star Wars serisinde galaksiyi ele geçirmeye çalışan, büyü yerine Güç kullanan karanlık taraf, kılıç (ışın kılıcı) kullanan şövalyeler, uzay yolculuğu gibi öğeler hep iç içedir. Bu nedenle bilimkurgu severler Star Wars için fantastik der, fantastik severler bilimkurgu der, Star Wars severler ise hikayenin tadını çıkarır. 🙂 Yine de Star Wars, fantastik tür altında yer almaktadır. Ayrıca bilimkurguya daha yakın olmakla birlikte, yine bu tür altında yer alan Frank Herbert’ın Dune eseri ve Robert Silverberg’in “Gece Kanatları” kitabı ile Jules Verne’ün “Denizler Altında 20.000 Fersah” eseri örnek gösterilebilir.

  5. Çağdaş Fantezi

Çağdaş fantezi, adından da anlaşıldığı gibi yazıldığı dönem ile aynı çağda ve dönemde geçen; genellikle günümüzde yaşanan kurgulardır. Günümüzdeki normal yaşantıdan tek farkı; toplumun pek farkında olmadığı, sadece az kişinin bildiği fantastik olayların yaşamın içinde olmasıdır. Fantastik öğelerin hemen hepsi bu türde yer alabilir. Bu türde en çok görülen örnek, son zamanlarda sıkça yayınlanan vampir kurgularında görülür. Akşam yolda yürürken yanınızdan geçen kişi aslında bir vampir olabilir ancak insanların çoğu, vampirleri sadece hikayeden ibaret sanırlar. Eğer fantastik öğeler herkes tarafından bilinen tipler ise; halktan bir kişi yolda yürürken yanından geçen kurtadamı normal karşılıyorsa ve bu ırkın varlığı o ortamda normalse bu tür, alternatif tarihsel fantezi olur. Çağdaş fantezide fantastik öğeler yaşamın içinde yer alırlar ancak bilinen gündelik yaşamın normal parçası değildirler. Bu duruma verilebilecek en güzel örneklerden biri Mike Mignola tarafından yaratılan çizgi roman serisi “Hellboy”dur. Ayrıca “Vampir Avcısı Buffy” de güzel bir örnektir, hatta Stephanie Meyer’in “Alacakaranlık” (Twilight) serisi de örnek gösterilebilir.

Şehir fantezisinde hikayeler genelde kalabalık şehirlerde geçer. Paris’in en işlek caddesinde bir avcının bir vampiri kovalaması gibi bir kurgu buna örnek verilebilir. Bu türde de Neil Gaiman’ın “Yokyer” (Neverwhere) kitabı Londra’nın merkezinde geçen iyi bir örnektir. Jim Butcher’ın Dresden serisinin ilk kitabı “Fırtına Büyücüsü” (Storm Front) ve yerli eserlerden Doğu Yücel’in “Varolmayanlar” kitabı bu türdeki başarılı örneklerdir.

Elfpunk türünde ise; folklorik, mitolojik ve söylence edebiyatındaki karakterleri hayatın içinde görürüz. Örneğin, bir ayakkabı ustasının atölyesinde ayakkabı yapan minik elfler (burada elf, yüksek fantezi türündeki gibi bir ırk değil, cin olarak söylenmektedir) veya Belgrad ormanında, ağaçların üzerinde gözlerden uzak yaşayan bir peri topluluğu gibi kurgular örnek olarak verilebilir. Emma Bull’un 1987’de yazdığı “Meşelerin Savaşı” (War of the Oaks) kitabı ve Johann Ludwig Tieck’in yazdığı “Elfler” isimli hikaye, yazıldığı dönem göz önüne alındığında bu folklorik alt türe iyi birer örnektir.

İnceleme için frp.nete teşekkür ederiz; bütünü için tıklayınız

Laniakea kitabımız büyük oranda Çağdaş Fantazinin Elfpunk türüne giriyormuş gibi görünüyor, tabi bilimkurgu öğelerini de içerdiği açık.

Yaratıcı İmgeleme

İnsanı anlamaya dönük tüm girişimler imgelem yetisine ilgi duymuştur. Nasıl çalıştığı, kaynağının ne olduğu, diğer ruhsal unsurlarla ilişkisini açıklamaya yönelik farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Psikolojinin bir bilim dalı olarak ortaya çıkmasından sonra imgeleme psikolojinin konuları arasına girmiştir. Psikolojinin konu olarak ele alması onun önemini artırmıştır. Günümüzde ilgiyi artıran bir başka faktör ise kişisel gelişime olan katkısıdır. Kişisel gelişim tekniklerinin tümünün merkezinde imgelem yetisi vardır. İmgelem yetisi yalnızca bu alanlarla sınırlı olmayıp edebiyat, sanat, din, spor, sağlık gibi birçok alanda önemli bir rol oynamaktadır.

İmgeleme psikolojinin bilim dalı olarak ortaya çıkmasından önce filozofların ilgi gösterdikleri ve üzerinde tartıştıkları önemli konulardan birisi olmuştur. Aristo imgelemenin önemini vurgularken onsuz düşünmenin mümkün olamayacağını ileri sürmüştür.1 Orta Çağ’da ise duyumlardan bağımsız çalışan ruhsal bir yeti olarak görülmüştür.2 Bu dönemde imgeleme ile metafizik arasında ilişki kurulmuş ve kutsalla ilişkiyi ifade eden terimler içinde yer almıştır.3 Pozitivizmin ortaya çıkmasıyla metafizik yönü reddedilerek duyumlarla ilişkili olarak ele alınmaya başlamıştır.

İmge Türkçe hayal ve düş anlamına gelir. Arapçada bir şeyin gerçeği zannedilen veya gerçeğine benzetilen görüntü anlamı taşır. İngilizcede ise insan ruhunda beliren görüntü, aynaya yansıyan resim, kopya, ekran görüntüsü anlamlarına gelir. Imagine ve ımago kelimeleri Latince imitari kelimesinden türemişlerdir. Imitari bir nesnenin üç boyutlu olarak kopya edilmesi anlamına gelir.

İmgeleme zihinsel bir işlem olup spontane gelişir ve bu esnada bilinçte bir görüntü oluşur. Birçok bilim adamı bu görüntüyü yaşadıklarını ifade etmişlerdir. Ünlü fizikçilerden Einstein, Stephan Hawking, Richard Feyman, elektrikli motorlar üzerine çalışan Nikola Tesla, elektromanyetik üzerine önemli çalışmalar gerçekleştiren Michael Faraday ünlü kimyacı Kekulé düşünce dünyalarında oluşan görüntülerin kendileri için önemli bir hareket noktası olduğunu belirtmişlerdir. Bütün bunların yanında bazı kimselerde görsel imgelemeden çok sözel imgelemenin daha canlı olduğu tespit edilmiştir. Fakat bu iki ayrı imgelemenin uyumlu bir şekilde birbirini tamamladığı görüşü hâkimdir. Bu süreçte imgelem yetisinin üzerinde yoğunlaştığı objeler gerçek olmayıp, genellikle daha önce algılanmış, bellek tarafından korunan fakat imgelem yetisinin birtakım işlemleri sonucu gerçeğinden farklılaşmış objelerdir. İmgelemede duyular aktif olup, genelde tümü veya çoğu dış dünyadan ilişkilerini kesip içe yönelerek faaliyete katılırlar. Bu nedenle imgeleme coşkulu ve akıcıdır. İmgeleme bir yönüyle bilinçle ilişkidir. Çünkü aktif imgelemede bilinç devre dışı kalmaz. Bilinçli bir yönelme söz konusu olduğu için niyet imgelemede önemli bir motivasyondur. Bazı araştırmacılara göre imgelem yetisi zaman zaman bilincin devre dışı kaldığı pasif imgeleme aşamasında özgür davranışlar sergileyebilir. İmgelem soyutlama özelliği nedeniyle aşkın boyutla ilişkiye en yetkin ve yatkın yetilerimizin başında gelir. Yenilikçi, üretken, yaratıcı özelliğe sahip olup imgeleme anında zihinde adeta bir sıçrama olur. Bu halk arasında “ilham geldi”, “kıvılcım çaktı” şeklinde ifade edilir. İmgelem yetisinin gücü bireysel farklılıklara neden olmaktadır. Uzaysal kabiliyetin önemli görev üstlendiği imgelem yetisi gerçeğe uygun tecrübeye dayalı formlar ürettiği gibi objeleri manipüle ederek gerçeğe uygun olamayan tecrübe edilmemiş formlar da üretebilir. Somut objeleri soyutlaştırdığı gibi soyut düşünceleri ise somutlaştırabilir. Soyut düşünceleri somutlaştırırken teşbih yöntemini kullanır. Kişisel gelişimde düşünceyi geliştirici (meditatif) bir yönü olup yeni ümitlerin yeşermesine neden olduğu için bireyin hayatına dinamizm katar. Nörobiyolojik yönü olan imgeleme sürecinde beyinde çok sayıda bilgi ağı devreye girdiği ve beynimizin sağ lopunda gerçekleştiği saptanmıştır. İmgeleme anında dış dünya ile ilişkisi kesilen görme, işitme, koklama, tatma ve dokunma duyularının iç dünyamıza daha yoğunlaşarak yönelmeleri, imgelem yetisinin çok sayıda işlem yeteneğine sahip olması, bu süreçte dikkat ve bellek gibi bilişsel öğelerin devreye girmesiyle gerçekleşen dikkatin yoğunlaşması (konsantrasyon), imgelem yetisinin gücünün altında yatan başlıca nedenler olarak görülebilir. İmgeleme iştirak eden duyular arttıkça elde edilen imgelerin hatırlanması kolaylaşır. Bu kadar özelliği bünyesinde taşıyan imgelemenin tüm özelliklerini yansıtan bir tanım yapmak oldukça zor görünmektedir.

…geniş bir tanımlama şöyle yapılabilir: Dış dünyadan bir uyaranla veya olmaksızın imgelem yetisinin, içe yönelmiş duyuların katılımıyla, bellekte saklanan objeler üzerinde çeşitli işlemler yaparak elde ettiği gerçek olmayan fakat gerçeğine benzer objeleri daha önce kazanılmış imgelerle ilişkilendirerek zihinde görüntülü veya görüntüsüz fikirler oluşturmasına imgeleme denir.

İmgeleme ile ilgili bir diğer kavram fantezidir. Fantezi bireyin gerçekte var olmayan şeyleri düşlemesidir. Bu iki kavramı aynı anlamda kullanan birçok araştırmacı vardır. Jung fantezinin gelişiminin insanlığı daha iyiye götüreceğini, amacının daha iyi anlamamızı sağlamak ve yanlıştan korunmak olduğunu ileri sürmüştür. Ona göre fantezi doğal bir tecrübe olup kıymeti ölçülemeyecek kadar değerlidir. Fantezi ve imgeleme arasında fark görmemesine rağmen fantezi kelimesinin imgelemenin değerini düşüren bir anlam çağrıştırdığı için fazla kullanmamıştır. Freud ise fanteziyi gerçeklerin kontrolünden kurtulup mutluluğa sığınma olarak ele almıştır. Ona göre mutlu insan fantezi kurmaz. Konuya daha çok bastırılmış duyguların tatmin mekanizması olarak bakmıştır. İmgelemenin rüyalardaki rolünü ve fanteziyi eşdeğer görür. Freud’da iki kavram arasında daha çok fonksiyon açısından benzerlik vardır.Bu konudaki kargaşayı gidermek için her ikisi arasındaki farkların tespiti yararlı olacaktır. Fantezinin bir konusu ve hikâyesi vardır. Daha çok bilincin zayıfladığı anlarda ortaya çıktığı için kontrolü zordur. Aktif imgeleme ise bilinçli başlar ve bilinç bu sayede oldukça üretkendir. Fantezi organizmayı rahatlatmaya dönük olduğu için daha çok bastırılmış duygularla başa çıkmaya yöneliktir. Bu yönüyle pasif imgeleme benzer fakat aktif imgeleme ise yenilikçi ve yaratıcı özelliğe sahiptir. Fantezinin gerçek olmadığı birey tarafından bilinir. Fantezide bireyler olayı istedikleri biçimde düşlerler.

İmgeleme yeteneği her insanda farklı farklıdır. Bunun en büyük nedeni genetik faktörlerdir. Bazı insanlar genetik olarak güçlü bir imgelem yetisine sahiptir. Peygamberler, filozoflar, şairler, sanatçılar ve şamanlar genetik olarak güçlü imgelem yetisine sahiptirler. Bir diğer faktör ise çevredir. İmgeleme görsel yönü olan bir yetenek olup, imgeleme sürecinde daha önce duyuların getirdiği verilerden hareketle görüntüler oluşur. Bu bağlamda çevrenin bireye sunduğu görüntüler oldukça önemlidir. Yaşanılan çevrenin fiziksel durumu ve sosyal ilişkileri imgeleme üzerinde etkilidir. Eğitim çevresel faktörlerden birisi olarak ele alındığında genetik kadar önemli bir faktör olabilir.

İbnü’l Arabî imgeleme dünyasının dış dünyadan gerçeklik açısından daha üstün olduğunu savunmuştur. İnsandaki imgelem yetisini muttasıl (bitişik) ve munfasıl (ayrık) olarak ikiye ayırmış, bitişik olanın duyularla, ayrık olanın ise kutsalla ilişkili olduğunu ileri sürmüştür. Vahiy ve ilham gibi metafizik olayların ayrık imgelem aracılığıyla gerçekleştiğini belirtmiştir. Bu gruptaki düşünürlere göre maddî âlem ile manevî âlem arasındaki iletişimi sağlayacak ara (berzah) bir âlemin varlığı gerekli görülmüştür. Bu âlemi imgelem yetisi ile iletişim kurulan bir yer olarak düşünmüşler, imgeleme dünyası ile iletişimin sağlıklı olması için iç dünyanın arınmış olması kriterini getirmişler ve bunun sağlanması için de tasavvufun önemine dikkat çekmişlerdir. (Özer çetin’in incelemesinden kısmi alıntılar)

suzan çal

Tibet’in tantrik mistikleri düşüncelerin ‘maddesine’ tsal adını vermekte ve her zihinsel eylemin bir gizemli enerjinin dalgalarını üretmekte olduğunu ileri sürmektedirler. Onlar, tüm evrenin zihnin bir ürünü olduğuna ve tüm varlıkların kollektif tsal’ları tarafından yaratılıp, canlandırıldığına inanmaktadırlar. İnsanların çoğu bu güce sahip olduğunu bilmemektedir, diyor Tantristler, çünki sıradan insan zihni, “büyük okyanus tan ayrılmış ufak bir gölcük gibidir.” Yalnızca büyük yogilerin zihnin daha derin düzeyleriyle ilişki kurabildiği ve böylesi güçleri şuurlu olarak kullanabildiği söylenir, bu amaca erişmek için yaptıkları şeylerden biri de diledikleri yaratıyı sürekli olarak imgeleme çalışmaları yapmaktır. Tibet’in tantrik metinleri, bu gibi amaçlar için oluşturulmuş imgeleme çalışmaları ya da “sadhana”lar ile doludur.

Lemuryan Huna felsefesinde yani bizim odaklandığımız gezgin şamanın yolunda bu maddeye AKA ismi verilir; yansıma-ayna-gölge-öz anlamları olan bu sözcük fiziksel evrenin temel maddesidir ve tüm gerçeklik düzeylerinde, eterik ya da soyut diyebileceğimiz düzeyler de dahil varlığın biçimlenmesindeki temel maddedir. AKA’nın biçimlenmesine olanak veren ise No’onoono yani Bilincin Makaku ve Laulele özellikleridir, özetle buna Amaçlı Yaratıcı İmgelem diyoruz. Demek ki AKA’yı harekete geçiren No’onoono dur ve onu MANA ile doldurmak suretiyle değişik düzeylerde görünür kılar. Haipule konusunu hatırlayınız sevgili preshamanlar.

Haipule; yeni bir rüyayı oluşa getirmek anlamını taşır. Dış dünyanın rüyasını değiştirmenin bir yolu Kahiki’de (PO’nun Orta dünyası) yeni bir rüya yaratmak ve onun yerine geçmesini sağlamaktır. Haipule çok eski zamana ait bir uygulamadır:

HAİ: Arzu veya ihtiyaç/Şimdi için bir teklif/Bildirim

PULE: Dua/Olumlama/Sihirli büyü

HA yani derin nefes ve hatırlamayla güç verme anlamlarındadır. Yeni bir rüya yeterli enerjiyle gerçekliğe dönüşür. sa

Amerikalılar Ejderhalarden Neden Korkar?

“Peri masalları çocuk işidir. Benim vaktim yok”
Konuşan kim? Kim büyük bir özgüvenle, Savaş ve Bariş’ı, Zaman Makinesi’ni, Bir Yaz Gecesi Rüyası’nı kapı dışarı ediyor? Korkarım sokaktaki adam – çalışan, otuzun üstündeki Amerikalı erkek- ülkeyi yönetenler yani.
Bütün bir kurmaca sanatını böyle reddetmek birçok Amerikan özelliğiyle bağıntılıdır; Puritenlik, çalışma ahlakımız, her şeyden kar etme zihniyetimiz, hatta cinsel değerlerimiz.
Savaş ve Bariş’ı veya Yüzüklerin Efendisini okumak “iş” değildir – sadece zevk için yapılabilir bu. Eğer buna bir ‘eğitim’ ya da ‘kendini geliştirme ‘ değeri de yakıştırılamıyorsa, o zaman Puriten değerler sisteminde, bu olsa olsa kendi içine kapanma ya da kaçıştır. Çünkü Puriten için zevk bir değer değildir, tam tersine günahtır.

Ursula Le Guin

Tamamı için tıklayınız

Rüyaları bütünlemek

Fanteziler, rüyaların iki anlamı olabilir, tabii ki. Geceleri gittiğiniz bir yer veya niyetleriniz, fikirleriniz, fantezileriniz, sihrinizin bazıları olabilir. Hayalleri bütünleştirmek. Rüyaları bütünleştirmek – bu yıl sizin için çok önemli.

Bazen hayal ve amaç kavramı biraz birbirinin alanına girer. Ben hedeflerin veya bir sürü planlamanın taraftarı değilim – detaylarını halletmeniz gereken bazı faaliyetlerin olduğunun farkındayım – ama daha geniş bir bakışla. Hedeflerin çok büyük bir taraftarı değilim çünkü kendiniz için genellikle zihinsel ve sıklıkla da gerçekçi olmayan beklentiler belirliyorsunuz.

Ancak hayaller yürekten gelir. Hayaller, belirlenmiş bir sonuca ulaşmak için bir seri adım atmak zorunda kalmadan apaçıktır. Hayallerin arkasında bir kapatma/sınırlama yoktur. Hayaller açıktır. Hedef doğrusalken hayaller genişlemeye devam eder. Bu nedenle hedefler belirli bir noktada durur.

Hayaller birçoğunuz tarafından başka bir âlemde tutulur – hayaller, şeylere olan duyumlar, bir şeyleri hayal etmek- ama onlar orada değiller. Onlar fanusun dışında. Onları içeriye almazsınız.

Hayallerini bütünlemek – çünkü hayallerinizde ruhunuz, bilgeliğiniz, potansiyelleriniz var. Hayaller potansiyellerdir.  Yani hayallerinizi bütünleştirmek, onları bu gerçekliğe geTİRmekTİR.
Bunun gerçekten olması gerekmiyor, bazen aklınız öyle olması gerektiğini söylese de. Yüzeyin altındaki sembolik enerjiyi arayın.
Sembolik enerji daha çok ifade, neşe, şarkı söyleme, insanlarla paylaşım içindir. Sembol budur. Gerçekçi kısmı, “Paris’e gitmem ve şu tiyatroda, şu tarihte yapmam lazım ve…” demektir. Burada gerilim ve kuşku devreye girer, burada da güvensizlik gelir, çünkü eğer olmazsa yanlış bir şey yaptığınızı düşüneceksinizdir.

Hayallerinizi hissettiğinizde ve onlarla bütünleştiğinizde, birden konunun önemli olmadığının farkına varırsınız. Altında yatan enerjiye bakarsınız – şarkı söyleme, neşe, yaratıcılık, enerji, hareket – önemli olan bunlardır. Aniden,  gerçeğin – gerçek olduğunu sandığınız şeyin- belirli bir sayıda insan ile belirli bir yer olmak zorunda olmakla alakasız olduğunun farkına varacaksınız. Alakasız. (a)