Bilim Kurgu Distopik Olmak Zorunda Değil -1

Ted Chiang’ın yeni hikaye koleksiyonunda teknoloji, insan ve robot iyiliği için bir güç olabilir.

Henry James, “Bir Hanımefendinin Portresi” nin önsözünde,“kurgu evinin sahip olduğunu” söylediğinde . . . bir pencere değil, bir milyon,“ kesin olmayan terimi verdiğimiz kurgu türünü tahmin edemezdi “bilim kurgu.“ İlk koleksiyonu ”Hayatınızın Hikayeleri ve Diğerleri“ (2002), bilim kurgu topluluğunda birçok ödül kazanan ve güzel bir şekilde melankolik romanı içeren Ted Chiang ile ilişkili edebi-hümanist bilim kurgu türünü daha az tahmin edebilirdi. zaman ve hafıza olgusunu dil açısından yeniden inceledi. (Roman, Akademi Ödülü’ne aday gösterilen Arrival ” filminin temelini oluşturdu.”) Koleksiyondaki diğer hikayeler, İncil’deki Babil Kulesi’ni yeniden yorumladı, Kabalistik golemler tarafından desteklenen bir sanayi dönemi hayal etti ve Tanrı’nın doğasıyla ilgili en eski teolojik argümanları yeniden gözden geçirdi. Philip K. Dick, James Tiptree, Jr., Jorge Luis Borges, Ursula K. Le Guin, Margaret Atwood, Haruki Murakami, China Miéville ve Kazuo Ishiguro gibi eklektik selefler gibi Chiang da geleneksel bilim kurgu mecazlarını alışılmadık şekillerde araştırdı.

İkincisi olan “Nefes” (Knopf) adlı yeni koleksiyonunda Chiang, başlangıçta tanıdık gelen anlatı modlarında yine ayrıntılı düşünce deneyleri sunuyor. Biyoetik, sanal gerçeklik, özgür irade ve determinizm, zaman yolculuğu ve yapay zekanın robotik biçimlerinin kullanımı ile ilgili çağdaş konular düz, açık düzyazı olarak ele alınmaktadır. Chiang’ın hikayeleri bize bilmeceler gibi gelebilirse, zor soruları yanıtlamaktan ziyade sormakla ilgileniyorsa, dili hakkında çok az belirsizlik vardır. Bütün bir hikaye mecazi olduğunda, tek bir gerçeküstü imgeye odaklandığında, tek tek cümlelerin George Orwell’in düzyazı ideali olarak savunduğu pencere camı şeffaflığına sahip olması yararlı olur.

Yeni koleksiyon, efsanevi, eski bir Bağdat’ta geçen ve sanki “Arap Geceleri” nden bir masalmış gibi anlatılan, zaman yolculuğunun tuhaf bir şekilde orijinal bir keşfi olan “Tüccar ve Simyacının Kapısı” ile başlıyor.” Burada Chiang, zaman yolculuğunu, o boyuttaki hiçbir şeyi etkileme yeteneğine sahip olmadan geçmiş veya gelecekteki bir benlikle yüzleşmek için birinin başka bir boyuta adım attığı bir “kapı” olarak hayal ediyor. Masal içindeki bir dizi bağlantılı hikaye, zaman yolcusunun amacının müdahale değil içgörü olması gerektiğini gösterir. Anlatıcımız, ”Geçmiş ve gelecek aynıdır ve biz de değişemeyiz, sadece onları daha iyi tanırız” diye açıklıyor. “Geçmişe yolculuğum hiçbir şeyi değiştirmemişti, ama öğrendiklerim her şeyi değiştirmişti. . . . Hiçbir şey geçmişi silmez. Tövbe vardır, kefaret vardır ve bağışlanma vardır. Hepsi bu, ama bu kadar yeter.

“ Hikaye Notları” başlıklı koleksiyonun ekinde Chiang, “Tüccar ve Simyacının Kapısı” nın, Einstein’ın görelilik teorisine uyan bir zaman makinesi yaratabileceğini öne süren fizikçi Kip Thorne’dan ilham aldığını söylüyor. Müslüman bir medeniyetteki ortam ona uygun gelmişti “çünkü kaderin kabulü İslam’a inancın temel maddelerinden biridir.” En ileri teori ile asırlık gelenek arasındaki bu etkileşim, onun hayal gücünün düzenli bir özelliğidir.

Yirminci yüzyılın ustaca bir dönüşü olan otomat, “Küçük Kusurlu Yetişkinler — 1700’den 1950’ye Kadar Çocuklara Yönelik Tutumlar” başlıklı bir müze sergisinin kataloğundan bir alıntı olduğunu iddia eden “Dacey’nin Patentli Otomatik Dadısı” nın konusudur.” Rasyonel çocuk yetiştirme” savunucusu tarafından tasarlanan Otomatik Dadı, ideal bir ebeveyni modellemede çok başarılı olduğunu kanıtlıyor: bakımındaki bir çocuk daha sonra insan ebeveynliği altında çürüyor, “bir kişiyle daha fazla temas değil, bir makine.”

Devamını oku “Bilim Kurgu Distopik Olmak Zorunda Değil -1” →

Şiir-Flozofi-Bilim

Fonda adını sanını bilmediğim bi dünya müziği var ve ben onu -her nasılsa- şekil olarak görüyor gibiyim. Hatta bi an kendimi onun -notaların- üzerine binmiş de gidiyormuşken yakaladım, ve onu öyle fark ettim. Etmeseydim beni kaçırıyordu hınzır şey 🙂
Günaydın frekanssllaaarrrr

Gerçek bi şiir her kişiye dokunur ve bir an için bile olsa aydırır. Gerçek bi filozofi yalnızca belli düzeyde kişilere dokunur, onların da çok azını aydırır. Yani gerçek şiir her zaman önde ve kıymetlidir. O sebeple herkes şair olmaya çabalar ancak sersemler filozof olur:)))

Gerçek şiir az bulunduğu gibi gerçek filozofi de çok çok az bulunur, bu hususu da unutmayalım. Kelimeleri cümleleri anlaman gerekmediği halde nerdeyse her okuyana aynı hissi geçirebilen bi büyüdür şiir bana göre.

Eski şairler oldu reklam söz yazarı, eski büyücüler oldu bilim insanı ,eski filozoflarrrr bilmem… bilmem onlar kayboldular dinazorlar misali. Zaman kalp zamanıymış öyle diyorlar, kalp anlarmış, kafaya gerek kalmadı artık tıpkı başsız üretilen sanayi tavukları gibi. Sahi o tavukların kalbi var değil mi?

Eski folozofları şimdi ne olduklarını buldummm heyyyoooooooo Onlar da senaryo yazarı oldular tabi. Filmler-diziler yazıyorlar.

Filozofi daha ziyade eril, şiir ise dişil bir işlem diyebiliriz belki. Şiir şimdinin yanılmaz doğrusudur ve neden öyle olduğunu bilmez. Denklemler bilinmez sadece sonuç vardır; 8/2 ))) Denklemleri filozofi bilir, sonuçları da şimdiye ait olmaz çoğu kez, o filozofun zamanının sonucu olur.

İyi şair felsefeyi iyi bilir mi?

Ben iyi şairin felsefeyi iyi bildiğine katılmıyorum, zaten felsefe bilinmez, yapılır, başka bi şey yapamadığından yapılır (yoksa akıl harcı değil), yani bu durumda, eğer o bi folozof olsaydı şair olamazdı! Fakat belki de şunu demek istiyorsun, bazı iyi şiirlerin felsefi değeri de vardır. Evet doğru ama bu aktarıcının-şairin filozofluğundan değil onun aktardığı şimdiye ait müziiğin felsefi içeriğe denk gelmiş olmasındandır (muhtemelen).

*

Deneyimin hası, sonra gelenin çıtası. sa

Exupery ile birleşik şeyler

“Hayatın anlamını öğrenmeye çalışan herkes kendine güvenmelidir. Bu keşfedilecek bir şey değil: Şekillendirilecek bir şeydir.”

**

Picture “Hoşça kal, dedi tilki. Ve şimdi de sıra sırrımda, çok basit bir sır. İnsan ancak kalbiyle doğruyu görebilir. Esasın ne olduğu gözlerden gizlenmiştir.”

**

“İnsanlar bir olayın içine girdiklerinde artık korkmazlar. İnsanları yalnızca bilinmezlik korkutur.”

**

“Savaş bir macera değildir. Bir hastalıktır. Tifüs gibi.”

**

“Tüm yetişkinler bir zamanlar çocuktu… Ne yazık ki pek azı bunu hatırlar.”

**

“İnsanların artık hiçbir şeyi anlamaya vakitleri yok. Dükkânlardan hazır şeyler satın alıyorlar. Ancak içinde arkadaş satılan dükkânlar olmadığından, artık insanların arkadaşı yok.”

**

“Yalnızca, hareket halinde kuvvetller vardır; bunları yaratmak gerektir. Çözüm yolları sonra kendiliğiinden gelir.” Gece Uçuşu

**

“Bizim istediğimiz, ölüsüz olmak değil. Fakat hareketlerin, nesnelerin birdenbire anlamlarını yitirdiğini görmemek. İşte bizi çevreleyen boşluk, o zaman kendini belli eder…” Gece Uçuşu

**

Amaç belki de hiçbir şeyi doğrulamaz, ama onun uğrundaki çalışma insanı ölümden kurtarır. Gece Uçuşu

**

“Zafermiş…Bozgunmuş… Anlamı yok bu sözlerin. Hayat bu sembollerin altındadır ve daha şimdiden yeni semboller hazırlamaktadır.Bir zafer, bir halkı zayıflatır. Bir bozgun, başka bir halkı uyandırır.Önemli olan, yalnız hareket halindeki olaylardır.” Gece Uçuşu


Ve Bir de Ekşi Sözlükten onun Hakkında:

tanrı’nın ruhuna üflediği o büyük dehayı kusursuzca akıttığı “kale/citadelle” kitabı ile efsaneleşen çağımızın en büyük yazarlarından (-lar eki de gereksizdir kanımca). 1900-1944 yılları arasında yaşamış, popüler çocuk kitabı “küçük prens” ve en büyük eseri “citadelle” dışında “güney postası”, “gece uçusu”, “insanların dünyası”, “savaş pilotu” gibi eserler de vermiştir.
saint exupery’nin o yükseltici tanrısal ışığının aydınlattığı yolu kavrayabilme uğraşısının ilk şartı onun dünyayı algıladığı o eşsiz bakışın gezindiği dağı görmekten geçer. ruhtan, tanrıdan, yoldan, geometriden, bahçıvandan, dağ keçisinden, alçakgönüllülükten, uzaktaki bir evin bahşettiği varsıllıktan. “çünkü, söylüyorum sana” der, “insan kendi yoğunluğunu arar, mutluluğunu değil“…
(kahlo, 02.12.2002 10:29)

Bu da benden olsun:

Küçük Prensi bu sayfalarda uzun uzun ele aldım; çünkü insanların algı düzeylerine daha yakın, tıpkı Bach’ın Martı’sı ya da Coelho’nun Simyacı’sı  gibi. Ancak derinlere dalmaktan zevk alanlar için Gece Uçuşunu tavsiye ederim. Orada aşağı yukarı bi kaç sayfada bir hayalinizden Ayn Rand’ın (*)yüzü geçer gibi olur. Ama sadece geçer, durup kalmaz; çünkü Exupery ondan biraz daha derine şöyle Toltec bilgeliğine yakın bi yerlere kadar dalar.

(*) Ayn Rand incelememiz için bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=3357

Masumiyet biter filozofi başlar

Masumiyet biter filozofi başlar.

Kişi birden uyanır, kendine bakar ve şu talihsiz soruyu sorar:

Ben şimdi ne yapıyorum, nerdeyim?

Böylece cennetten atılır!

Kimileri aptal aptal koyun gibi yayılacağım cenneti neyleyeyim

Diye günah çıkarır sonraları. Epeyce gider bu süreç.

Bilimdi, politikaydı, paraydı puldu, aşktı senindi benimdi… vs vs

Ardından yeni bir soru gelir:

Acaba geri dönebilir miyim, aptal olayım o daha kolaydı, daha rahattı

Bir kere masumiyetini kaybetmiş kişi artık nasıl dönsün

Jüri bir kere duymuştur, hakim zabta geçse ne geçmese ne!

İşte o andan sonra bekler ki herkes kaybetsin masumiyeti

Yapacak bi şey olmadığından, kötülükten değil bu dostlar.

Çünkü bilir ki bu yoldan kurtuluş yok,  ah ne acı bir durum!

Sonsuza doğru, yürüyen merdivende geçmeye başlar günler

Sanattı, felsefeydi, fizikti metafizikti… vs vs

Ah SON!… Sen ne tatlı bir kelimesin.

Son da yok ki! objektif kelimesi gibi uydurma bişey

Yalnızca hayaleti mevcut, aslı olmayan gölgeler bunlar

Tek umudum İLK in piyasadan kalkmasıdır benim.

 

Herşey hatırlamakla ilgili, zaman aslında geriye doğru da gelişmeye devam ediyor

zamanın ilk olduğunu varsaydığımız geriye doğru ilerleyen oku ve geleceğe doğru ilerleyen oku arasında ne fark var? Bunu düşündüğümde gözümün önüne spiral gelir.

Filmlerde görüp iç geçirdiğimiz zaman yolculuğunu aslında sürekli yapıyoruz biz. Hero geçmişe gidip kendi sakarlığından bir japon efsanesini bozduğunu sanmış ve kederlenmişti! Allahım ne büyük saflık J))

Tabi ki o yolculuğu yapmamış olsaydı  efsane zaten olmayacaktı!

Gelecekte hiç sürpriz yok, her şey tastamam bellidir bana göre, bu sebeple kahinler medyumlar iş yapabiliyorlar. Ama geleceği hazırlamak için geçmişe pek çok sefer yapmak gereği oluşuyor. Geçmişe gidiyor, bir detayı değiştiriyor ve geliyorsunuz, o küçük detay minik bir açının iki yana açılan kolları gibi genişleyerek geleceğinizi anında değiştiriyor. Fakat bunu yaptığınızın bilincinizle farkında değilsiniz J Tıpkı Hero nakamura gibi.

Tıpkı kilim dokuma mekiği gibi bir geriye bir ileriye fırlatarak kendimizi dokuyor ve aslında olmayan bir kişisel tarih oluşturuyoruz, yoklukta hayali bir ada gibi beliriyoruz. Okyanusta baş vermiş minik bir ada J Hatta ada bile değil, yalnızca bir dalga, kabarıp baş vermiş su!

sa

 

 

Silahlar cana ulaşamaz derim size,

Alevler yakamaz onu, sular boğamaz,

Ne de kuru rüzgarlar soldurabilir onu. Geçilemez,

Girilmez, çürütülmez, zarar görmemiş, dokunulmamış,

Ölümsüz, varmış,sabit, emin

Görünmez, anlatılmaz kelimelerle

Ve sınırsız düşüncelerde, bütünüyle kendisidir,

İşte ruh böyle ilan edilir.

 

Bagavat-Gita

 

19.11.07

 

Nasıl yaşayacağını bilen kimse gidebilir uzaklara

Kokrmadan gergedanlardan ya da kaplanlardan

Savaşta yara almaz o.

Çünkü gergedanlar boynuzlarını geçirecek,

Kaplanlar pençeleyecek,

Silahlar delip geçecek,

Bir yer bulamazlar onun içinde.

Neden böyledir bu?

Çünkü onda ölümün girebileceği bir yer yoktur.

 

Tao Te Ching

 

 

17.11.2007