Toplumun Karanlık Maddesi: Bizi Bir Arada Tutan Görünmez Kuvvet

Bir galaksiye uzaktan baktığımızda yıldızları, gaz bulutlarını ve ışığın görkemli girdaplarını görürüz. Fakat hesaplarımıza göre gördüklerimiz, galaksinin böylesine hızlı dönerken dağılmadan kalmasını açıklamaya yetmez. Ortada görünmeyen, doğrudan ışık yaymayan ama kütleçekimsel etkileri ölçülebilen fazladan bir şey olmalıdır: karanlık madde. Şimdi bakışımızı gökyüzünden bir şehre, aileye, taraftar grubuna ya da ulusa çevirelim. İnsanları görürüz; binaları, yasaları, kurumları ve ekonomik ilişkileri sayabiliriz. Yine de toplumun neden her sabah parçalanmadığını yalnızca bunlarla açıklayamayız. Çünkü toplumsal düzenin de görünmeyen bir bileşeni vardır: aidiyet.

Görünen yıldızlar, görünmeyen bağlar

Bir topluluğun görünen maddesi bireylerdir. Kimlik kartları, üyelik listeleri, nüfus tabloları ve iş sözleşmeleri bu maddi yüzeyi kaydeder. Ancak bir arada bulunmak, bir arada olmak değildir. Aynı apartmanda yaşayan insanlar birbirlerini yabancı sayabilir; dünyanın farklı köşelerindeki kişiler ise aynı müziğe, inanca veya ideale bağlı oldukları için kendilerini yakın hissedebilir. Demek ki toplumsal mesafe kilometreyle ölçülmez. Bazen bir sembol, ortak bir anı ya da anlatılan eski bir hikâye, binlerce kilometrelik uzaklığı tek hamlede büker.

Aidiyetin gücü tam da burada ortaya çıkar. İnsan, “Ben kimim?” sorusunu çoğu zaman “Biz kimiz?” sorusunun içinden yanıtlar. Ailemiz, dilimiz, mesleğimiz, mahallemiz ve seçtiğimiz topluluklar benliğin çevresinde görünmez bir yörünge kurar. Bu yörüngeler güven, anlam ve yön sağlar. İnsan yalnızca başkalarının yanında bulunmaz; onların bakışında tanınmak ister. Tanınma gerçekleştiğinde birey, daha büyük bir bütünün rastgele olmayan parçası olduğunu hisseder.

Aidiyet ölçülemez mi?

Burada benzetmenin küçük ama önemli bir düzeltmeye ihtiyacı var. Karanlık maddeyi doğrudan görmesek de galaksilerin dönüş hızları, kütleçekimsel merceklenme ve kozmik yapıların dağılımı üzerinden etkilerini ölçebiliriz. Aidiyet de bütünüyle ölçülemez değildir. Anketler, davranış deneyleri, sosyal ağ analizleri, gönüllülük oranları ve kriz anlarındaki dayanışma davranışları onun izlerini gösterir. Fakat hiçbir ölçek, bir insanın “Burada bana yer var” duygusunu eksiksiz yakalayamaz. Ölçüm, deneyimin gölgesini kaydeder; deneyimin kendisini değil.

Üstelik aidiyet yalnızca şefkatli bir yapıştırıcı değildir. Karanlık madde galaksiyi bir arada tutarken ahlaki tercihte bulunmaz; aidiyet ise içeridekileri yakınlaştırırken dışarıdakileri uzaklaştırabilir. “Biz” kelimesi sıcak bir ev kadar davetkâr, yüksek bir duvar kadar dışlayıcı olabilir. Taraftarlık neşe üretirken düşmanlık da üretebilir; ulusal bağlılık dayanışmayı güçlendirirken yabancı korkusunu besleyebilir. Bu nedenle asıl mesele aidiyetin varlığı değil, sınırlarının nasıl çizildiğidir.

Toplumsal çekimin sağlıklı biçimi

Sağlıklı aidiyet, bireyi yutmaz; ona yörünge kazandırır. Eleştiriye izin verir, farklılığı ihanet saymaz ve üyeliği kör itaate dönüştürmez. İnsanların birbirine benzemesini değil, birbirlerinin varlığını anlamlı bulmasını sağlar. Böyle bir toplulukta bağlar görünmez olabilir ama sonuçları somuttur: güven artar, yalnızlık azalır, ortak sorunlar karşısında işbirliği kolaylaşır.

Belki de toplumları ayakta tutan şey, meydanlarda gördüğümüz anıtlar veya arşivlerde duran yasalar kadar, kimsenin eline alamadığı bu sessiz çekimdir. Bir selam, ortak bir şarkı, zor zamanda uzatılan el, “Seni görüyorum” diyen kısa bir cümle… Bunlar toplumsal evrenin küçük kütleçekim olaylarıdır. Galaksiler görünmeyen madde olmadan savrulabilir; insanlar da görülmediklerinde, tanınmadıklarında ve hiçbir bütüne ait hissedemediklerinde birbirlerinden uzaklaşır. Sorulması gereken soru şudur: Bizi bir arada tutan karanlık madde ne kadar güçlü, ne kadar kapsayıcı ve kimin için görünmez?

Tekillik ve Ötesi

Evrenin genişleme sürecini tersten düşünelim. Evren tek bir taneciğe doğru büzülürken, maddesel içeriği de sıkıştırılmış ve sıcak bir duruma geçer. Aslına bakılacak olursa, bu sürecin bir sınırı yok. Evren, genişlemesinin başladığı an olan doğum anında, sonsuz derecede yoğun ve sıcaktı. Fizikçiler herhangi bir değerin sonsuzluğa doğru fırladığı noktaya tekillik demektedir. Standart Büyük Patlama projeksiyonuna göre, evren bir tekillik içinde doğmuştur.

Einstein’ın kütleçekim teorisinin tekillik öngördüğü diğer yer, bir kara deliğin kalbidir. Bu durumda, düşünülemeyecek bir şekilde büzülen bir yıldızın maddesi, en sonunda sıfır hacme sıkışarak sonsuz yoğun ve sıcak bir hale gelir. Zamanında dendiği gibi, “kara delikler, Tanrı’nın sıfıra bölme işlemini yaptığı yerdir.”

Devamını oku “Tekillik ve Ötesi” →

Evrenin Bilimi

Einstein’ın kütleçekim, yani genel görelilik teorisi kütlelerin nasıl diğer kütlelere çekildiğini açıklamaktadır. Bildiğimiz en büyük madde bileşimi, evrenin kendisidir. Hiçbir zaman bilimin can sıkıcı ciddi sorunlarından kaçmayan bir bilim adamı olarak, Einstein 1916 yılında kütleçekim teorisini evrenin tümü için geçerli olacak şekilde yeniden ortaya koydu. Böylece evrenin kökeni, evrimi ve nihai kaderi üzerine yoğunlaşan evrenbilim alanının da (bir diğer ifadeyle, her şeyin biliminin) kapıları açılmış oldu.

Her ne kadar Einstein’ın kütleçekim teorisinin ardındaki fikirler insanı aldatacak ölçüde basit olsa da, teorinin matematiksel karşılığı kesinlikle basit sayılamaz. Maddenin belli bir dağılımının uzay-zamanı tam olarak nasıl büktüğü konusu üzerinde çalışmak aslında ciddi anlamda zordur. Mesela uzay-zamanda, dönmekte olan bir kara deliğin neden olduğu çarpılmanın hesaplanması, ancak Einstein’ın genel görelilik teorisini yayımlamasından bir yarım yüzyıl sonra, 1962 yılında, Yeni Zelandalı fizikçi Roy Kerr tarafından gerçekleştirilebildi.

Tüm evrenin uzay-zamanı nasıl büktüğü hakkında fikir yürütmek, maddenin uzayda nasıl dağıldığına yönelik basitleştirici varsayımlar yapmaksızın imkansız olurdu. Einstein, gözlemcinin evrenin neresinde bulunduğunun bir önemi olmadığını varsaydı. Diğer bir ifadeyle, nerede bulunursanız bulunun evrenin aynı özelliklere sahip olduğunu ve nereden bakarsanız bakın, her yönden az çok aynı görüneceğini.

Devamını oku “Evrenin Bilimi” →

Galaksi Tarihi

Galaksi tarihi bir çok nedenden ötürü biraz karışmış durumdadır: kısmen onun kaydını tutmaya çalışanların kafaları da bir parça karışmış olduğu, ama kısmen de zaten çok karmaşık birtakım olaylar olduğu için.

Sorunlardan biri, ışık hızı ve bu hızı aşmaya çalışırken karşılaşılan güçlüklerdir. Bu imkansızdır. Hiçbir şey ışık hızından daha hızlı yol alamaz ve bu konudaki tek istisna, kendi özel kanunlarından başkasını tanımayan kötü haberler olabilir. Arkintoofle Minör’de yaşayan Hingefree halkı bu noktadan hareket ederek, kötü haber gücüyle çalışacak uzay gemileri inşa etmeye çalışmış, ama bunda pek başarılı olamamışlardı. Çünkü gemiler gittikleri her yerde o kadar kötü karşılanıyorlardı ki, oraya varmış olmalarının hiç bir anlamı kalmıyordu.

İşte bu yüzden, genel olarak Galaksi halkları kendi yerel bataklıkları içinde tembelleşme eğilimine girdiler ve Galaksi Tarihi uzunca bir süre boyunca daha çok kozmolojiyle ilgili bir alan olarak kaldı.

Bu, onların hiç bir çaba göstermediği anlamına gelmiyordu elbette. Savaş ya da ticaret amacıyla uzak bölgelere uzay gemisi filoları göndermeye çalıştılar, ama bu filoların oralara varması çoğunlukla binlerce yıl alıyordu. Nihayet hedeflerine vardıklarındaysa hiperuzayı kullanarak ışık hızını yenen başka yolculuk şekilleri keşfedilmiş oluyor, bu yüzden de ışık hızından yavaş seyreden filoları artık hangi savaşa gönderilmişlerse o savaş yüzyıllar evvel bitmiş oluyordu.

Elbetteki böyle olması filolardaki askerlerin savaşma arzusunu herhangi bir şekilde etkilemiyordu. Onlar bu konuda eğitim görmüşlerdi, buna hazırdılar, yolculuk sırasında birkaç bin yıllık uykularını almış, zor bir işi başarmak üzere onca yoldan gelmişlerdi ve Zarquon aşkına bunu yapacaklardı.

Galaksi tarihindeki ilk önemli karışıklıklar işte bu sıralarda baş gösterdi; yüzyıllar önce üzerinde güya anlaşılmış olunması gereken konular yüzünden savaşlar sürekli olarak yeniden ve yeniden patlak veriyordu. Yine de bu karışıklıklar, zaman yolculuğu keşfedilip de savaşlar henüz nedenleri bile ortaya çıkmadan yüzlerce yıl önce patlak verdiğinde tarihçilerin karşılaştığı karışıklıkların yanında hiç kalırdı.

OGR

Galaksi nedir?

Galaksi nedir?
Galaksi veya gök ada, kütleçekim kuvvetiyle birbirine bağlı yıldızlar yıldızlararası gaz, toz ve plazmanın meydana getirdiği yıldızlararası madde ve şimdilik pek anlaşılamamış karanlık maddeden oluşan sistemdir. Tipik galaksiler 10 milyon (cüce galaksi] ile bir trilyon (dev galaksi) arasındaki miktarlarda yıldız içerirler ve bir galaksinin içerdiği yıldızların hepsi o galaksinin kütle merkezini eksen alan yörüngelerde döner. Galaksiler çeşitli çoklu yıldız sistemlerini, yıldız kümelerini ve çeşitli nebulaları da içerebilirler.
Gözlemlenebilir evrende 100 milyardan fazla galaksi olduğu sanılmaktadır. Galaksilerin çoğu 1.000 ile 100.000 parsek arasındaki bir yarıçapa sahip olup, genellikle birbirlerinden milyonlarca parsek uzaklıklarda bulunurlar.
Galaksilerarası uzay ortalama yoğunluğu m3 başına bir atom bile düşmeyecek derecede az olan bir gazla doludur. Galaksilerin çoğu, kütleçekimi etkisi sayesinde birbirlerine bağlı “kümeler” adı verilen topluluklar oluştururlar; onlar da yine kütleçekimi etkisi sayesinde birbirlerine bağlı süperkümeleri oluştururlar. Bu daha büyük yapılar da, evrende büyük boşlukları çevreleyen tabakalar ve ipliksi yapılar olarak düzenlenmiştir.

*

Bu arada, Asimov’un Robot ve Vakıf serisini okurken simgelere dikkat etmek lazım, örneğin “robot”, Gurdjieff’in makina insanı olarak algılandığında tüm kurgu devasa bir psiko tarih, sosyoloji ve psikoloji incelemesine dönüşüyor.

Gerçi zevkler tartışma konusu olmaz, ben kurguları hem öğrenme hem de zevk anlamında daima önde tutarım. Çünkü kurguda bilgi, deneyimin içinde sunulur ve biz de birinci elden deneyemediklerimizi ikinci elden dinleyerek (okuma seyretme vs) yüksek bir fayda(zevkli) sağlarız .

 

not.

Parsek (Simgesi: pc; İngilizce: Parsec), gökbilimde kullanılan uzaklık ölçü birimidir. Paralaksı 1 olan bir gökcisminin uzaklığına denktir.
1 Parsek, yaklaşık 3,26 ışık yılına eşdeğerdir.

1 parsek =