Meryem, Harun’un kızkardeşi mi?

Meryem suresi 28. ayetteki dil sürçmesi.

Meryem suresinde İsa’nın annesi Meryem’den bahsedilir.

27 . ayet. : Nihayet onu (kucağında) taşıyarak kavmine getirdi. Dediler ki: Ey Meryem! Hakikaten sen iğrenç bir şey yaptın.

  1. ayet : Ey Harun’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir insan değildi; annen de iffetsiz değildi.

  2. ayet : Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. “Biz, dediler, beşikteki bir sabî ile nasıl konuşuruz?”

  3. ayette “Ey Harun’un kız kardeşi” denilen kişi Meryem’dir. Ancak Harun ile Musa kardeştiler ve Meryem ile Harun arasında yüzyıllar vardır. Meryem’in Harun’un kızkardeşi olması mümkün değildir.

Konuyu birçok tefsirci açıklamadan geçer. Elmalılıda tefsirinde bu hatayı hiç kurcalamadan geçer.

http://www.kuranikerim.com/telmalili/meryem.htm

Konu kendisine sorulan İslam alimleri ise her zamanki gibi tevil ederler. Derler ki. “ Nasıl bizler Fatih’in çocukları, Kanuni’nin torunları anlamında konuşuyorsak bu ayette de Harun’un kızkardeşi derken Harun’un soyundan gelen anlamında kullanılmıştır”

Bu açıklama doyurucu değildir. Çünkü bu Kuranda bu tip anlatımlara rastlanmaz ve Musa var iken Harun’a gönderme yapılması mantıklı değildir. Kurana göre bunu söyleyenler Yahudilerdir. Yani kuran ayetinde Yahudilerin Meryem’e “Harun’un kızkardeşi” tanımlamasını koydukları savunuluyor.

Konu muğlak kalmış. Pek üstelenmediği içinde ciddi araştırılmamış. Muhammed’in yaptığı hatalardan biri daha olabilecek bir hata yorum farkı ile kurtarılmış. her zamanki gibi iş “doğrusunu Allah bilir”e kaldı.

DÜNYA KARARIYOR…

ABD ve Avrupa’da son yirmi yildir geliyorum diyerek yükselen gericilik dalgasi geçtigimiz birkaç sene içerisinde tepe yapti. Bugüne kadar elde edilen veriler, ABD’de her türlü tarikatin mantar gibi çogaldigini ve bunlarin sayisinin tahmin bile edilemedigini, Avrupa’da Vatikan’in nüfuzunun eskisinden çok daha fazla hissedildigini gösterdi. Uzmanlar ABD’de ve Avrupa’da yasayan pek çok insanin siyasi tercihlerini ve gündelik hayatini tamamen dini referanslarla sekillendirdigine dikkat çekiyorlar.

ABD tarikat cenneti
ABD’de, özellikle siyasi alanda tarikatlarin etkisi hizla artiyor. Büyük bir mali güce ve güçlü iliskilere sahip olan tarikatlar, seçimlere yatirdiklari paralarla destekledikleri adaylarin galip gelmesini saglayabiliyorlar. ABD’nin en büyük medya gruplarindan bazilari bu tarikatlarin kontrolünde. Bunun en önemli örnegi ABD’nin etkili gazetelerinden biri olan Washington Times’in da bagli oldugu “News World Communications” isimli medya grubunu elinde tutan Moon tarikati. Washington Times ABD’de muhafazakar yönetimin en önemli destekçileri arasinda. Uzmanlar ülkedeki sagci basinin baslica temsilcilerinden olan bu gazetenin yaptigi yayinlarla yönetimin politikalarini önemli ölçüde belirleyebildigini belirtiyorlar.

Moon tarikatinin sahip oldugu medya grubu sadece ABD sinirlari içerisinde faaliyet göstermekle kalmiyor. Bu tarikatin basta Uzak Dogu olmak üzere 150 kadar ülkede, CIA ile isbirligi içerisinde, basin alaninda faaliyet gösterdigi biliniyor. Moon tarikatinin ilgi alanlarindan birisinin de Türkiye oldugu yakin geçmiste yaptiklari bazi haberlerle ortaya çikmisti. Bu gazetede “AKP Türkiye’yi Islamofasist bir darbeye mi götürüyor?” baslikli yazida Türkiye’de Islamci darbe yapilmak istendigi seklindeki ifadeler üzerine baslayan tartisma Türkiye gündemini uzun süre isgal etmisti.

Bu tür tarikatlarin destegini arkasina alan George W. Bush liderligindeki yönetim, özellikle Irak isgaliyle birlikte bu gericiligi körükleyen ve kullanan bir politik söylem gelistirdi. Bush Irak’i isgal etmek için “Tanri tarafindan görevlendirildigini” söyleyecek kadar ileriye gidebilmisti. Irak savasi esnasinda oldugu gibi, Iran’a müdahale gündemi isindirildikça yönetimin özellikle ülke içesirisinde dini temalari öne çikardigi görüldü.

Yapilan degerlendirmelere göre, gericiligin bu sekilde tirmandirilmasi, bir yandan ABD emperyalizminin hedef aldigi halklara karsi dini farkliliklar üzerinden bir düsmanlik üretmeyi amaçliyor, diger yandan ABD’nin saldirgan politikalarini elestiremeyecek bir toplum dokusu yaratmayi gözetiyor.

ABD’lilerin yüzde 30’u köktendinci
Siyasi alanda gericiligin etkinligini arttirmasi, ABD halkinin günlük hayatini da dogrudan belirlemis durumda. 2002 yilinda Sikago Üniversitesi Ulusal Düsünce Arastirma Merkezi’nin yaptigi bir arastirmaya göre halkin yüzde 30’u kendisini köktendinci olarak tanimliyor. 2002’den bu yana bu oranin arttigi tahmin ediliyor.

ABD’den son birkaç ay içerisinde gelen haberler bile gericiligin ulastigi boyut açisindan ortaya son derece sasirtici bir tablo koymustu. Bu baglamda, Domino’s Pizza’nin kurucusu Tom Monaghan tarafindan, ABD’nin Florida eyaletinde “Katolik kasabasi” insa ettirildigi basina yansimisti. Bugünlerde bu ülkede en çok konusulan konulardan biri ise basta Hollywood yildizlari olmak üzere pek çok ünlünün üyesi oldugu Scientology adli tarikat. Tarikatin ögretisi ve üye olan ünlülerin isimleri, ülkede en çok merak edilen konular arasinda yer aliyor.

Avrupa’da gizli gündem din
Veriler hizla yükselen gericilesmeden Avrupa ülkelerinin de pay aldiklarini gösteriyor. Son olarak, Almanya Basbakani Angela Merkel’den, AB anayasasinda Hristiyanliga atif yapilmasi gerektigi seklinde bir açiklama geldi. Uzmanlar Merkel’in bu talebiyle AB’ye dini hüviyet kazandirmaya çalistigini ve bunun Avrupa’daki seküler birikime darbe vuracagi yorumunu yapiyorlar.

Bu gericilesmenin arkasinda yatan nedenlerden biri, artan issizlik ve sosyal sorunlar sonucunda açiga çikan öfkeyi basta Müslüman gruplar olmak üzere göçmenlere yönelik bir tepkiye dönüstürebilmek. Avrupa’da özellikle göçmen düsmanligi üzerinden hortlayan irkçilik, Hristiyan kimliginin öne çikarilmasi ile de destekleniyor.

Gericiligin bu sekilde yükselmesi ile birlikte, Dogu Avrupa ülkeleri basta olmak üzere, Avrupa genelinde kilisenin toplumsal hayatta son derece etkinlestigi belirtiliyor. Bunun en son göstergesi, Papa 14. Benedict’in Polonya’da 1 milyon kisi tarafindan karsilanmasi oldu. Eski Hitler Gençligi üyesi Papa’ya Polonya’da yapilan sevgi gösterisi Vatikan’in Avrupa’daki gücünü bir kez daha gözler önüne serdi.

Vatikan’in artan gücü, Katolik kilisesini toplumu ilgilendiren önemli siyasi ve sosyal konularda en belirleyici mercilerden biri haline getirdi. Bilindigi gibi geçtigimiz yil Italya’da yapilan bir referandum bu açidan büyük bir tartisma yaratmisti. Referandum yapay döllenme, kürtaj ve embriyoya ön müdahale ile ilgili düzenlemeleri halkin oylamasina sunmus, kilisenin düzenlemelere karsi çikmasi nedeniyle “hayir” oyu çikmisti.

Yine Türkiye’nin AB’ye alinip alinmamasi tartisilirken, gündemin ilk siralarinda Türkiye’nin agirlikli olarak Müslüman bir nüfusa sahip olmasi yerlesmisti. Bu tartisma büyük oranda, demokrasinin Hristiyanlik disinda bir dinle bagdasip bagdasmadigina odaklanmisti.

İsa gerçekten sevgi dolu mu?

bütün dinlerde oldugu gibi hristiyanlıkta sevgi dini oldugunu iddia eder, hatta isa’nın sefkatli ve herşeyi sevgi güzel sözle hallettiğini savlar,ama gerçekler öyle midir ? önce dinlerin sevgiden anladıgı nedir salt tanrı sevgisi ve inanır sevgisi tanrısal bir sevgi midir ?

ağaç kültü bütün dinlerde büyük yer tutmaktadır,daha önceki dinlerde kutsal atfedilen ağaç tabi ki semavi dinler diye bahsi geçen dinlerde de etkisini göstermiştir..

matta 21/19
Yol kenarında gördüğü bir incir ağacına yaklaştı. Ağaçta yapraktan başka bir şey bulamayınca ağaca, “Artık sonsuza dek sende meyve yetişmesin!” dedi. İncir ağacı o anda kurudu.

isa gerçekten iyi biri midir yoksa iyilik kisvesi altında insanlara mazlumu, ezigi oynayan bir zat mıdır ?

devam edecek…

TEMEL EVRİM BİLGİLERİ

Evrim Teorisi’ne teori denmesi, doğruluğunun hala tartışmalı olmasından değildir. İzafiyet teorisi veya yerçekimi teorisine neden teori deniyorsa, Evrim Teorisine de o sebeple teori denmektedir. Yani bilimin tümevarım yoluyla işleyen bir süreç olması ve prensip gereği algı ve gözlem yoluyla doğrulanan tüm pozitif bilimlerde doğrulama sürecinin teorinin ömrü boyunca devam etmesindendir. Henüz delili çok az olan bir teori de teoridir, doğruluğundan neredeyse emin olunan bir teori de teoridir. Evrim Teorisi günümüzde, doğruluğundan aşağı yukarı emin olunan teorilerden birisidir. Bilim adamlarının evrim konusunda tartıştığı, evrimin gerçekleşip gerçekleşmediği değil, evrimin mekanizmalarının teknik ayrıntılarıdır.

Bilimin halktan kopup aşırı özelleştiği günümüzde ortalama birey Evrim Teorisinin bu durumuna genellikle yabancıdır ve bu konuda gerekli teknik bilgi ve donanımlara sahip değildir.

Bu yüzden bu yazıda, Evrim Teorisinin temel bazı noktalarını çok kısa şekilde özetleyen bazı temel bilgiler vereceğiz.

Evrim’in anlamı:
– Organizmalar yüksek üreme kapatisetisine sahiptirler, fakat popülasyonlar genellikle yaklaşık olarak aynı kalır. (Dolayısıyla, doğada yüksek bir ölüm oranı vardır).
– Hayatta kalma mücadelesi canlılar arasında rekabete sebep olur.
– Hayatta kalıp üreyebilenler, yaşadıkları ortamda kendilerini daha avantajlı kılan özelliklere sahip olanlardır.
– Bu durum doğal seçilime sebep olur.

Doğal seçilimin mekanizmaları:
– Mutasyonlar
– Göç sebebiyle popülasyona yeni genlerin girmesi veya popülasyondan bazı genlerin ayrılması
– Popülasyonda rastlantısal faktörlerle genetik kayma oluşması (örneğin sel, volkanik patlama, yangın, vs. gibi faktörlerin popülasyonun belli bir bölümünü ortadan kaldırması)
– Çiftleşmede eş seçimi (hayatta kalma konusunda avantaj sağlayacak genetik özelliklere sahip eşlerin seçimi)
Çeşitliliğe sebep olan mekanizmalar:
– Eşeyli üreme (crossing over ve genetik rekombinasyon genlerin rastlantısal karışımını sağlar ve her döllenmede iki farklı genom birleşir)
– Çekinik genler de genotipte saklanır
– Heterozigot avantajı (daha fazla üreme)

Adaptasyon:
– İklim veya diğer coğrafi faktörlerin canlının karakteristiklerinde zaman içinde değişikliklere sebep olması
– Değişik koşullar altında yaşayan aynı tür canlıların, değişik karakterlere sahip olması

Türler:
– Kendi içinde çoğalabilen, fakat diğer grupların bireyleriyle çiftleşemeyen canlı grubu

Türleşme:
– Bir tür içindeki küçük bir grubun, üreme açısında ana gruptan izole hale gelmesi ve ana grup bireyleriyle artık çiftleşemeyecek kadar değişikliğe uğraması

Türleşmenin sebepleri:
– Coğrafi izolasyon yoluyla türleşme
– Adaptif yayılma: organizma grubunun ani (jeolojik zaman ölçeğinde binlerce yıl) çeşitlenmesi
– Simpatrik türleşme: coğrafi izolasyon olmadan gercekleşen türleşme: Poliploidlik, yani birden fazla kromozom setinin oluşması en önemli sebep. Mitoz ya da mayoz bölünmede gerceklesebilir. İki turu bulunmakta.
– Autopolyploid: Canlı içinde kromozom sayısının iki katına çıkması
– Allopolyploid: İki farklı türün türler arası hibrid ortaya çıkarması. Özellikle bitkiler arasında yaygındır. Hibridler genellikle steril olup, üreyemez. Fakat, eğer mitoz/cytokinesis mayozdan önce olursa, mayoz normal olarak meydana gelebilir. Bitkiler arasında çok yaygındır. Çiçekli bitkilerin %50-70 kadari polyploiddir. Polyploid olmayan simpatrik türleşme de mümkün. Ayçiçeğinden örnek: Helianthus annuus & H. petiolaris—–> H. anomalus
– Türleşmede eşeyli üremenin de önemli rolü vardır.

Büyük tür gruplarının oluşumu (makroevrim):
– Uzun zaman içindeki aşamalı değişimler
– Jeolojik zaman açısından kısa sayılabilecek bir sürede oluşan hızlı değişimler veya ani ortaya çıkışlar (buradaki kisa dönem binlerce veya milyonlarca yılı kapsar)

Evrimde insanlarin anlamakta zorlandıkları ve en çok şüphe ettikleri konu türleşme oluyor. Zaten pek cok kişi evrimin diğer açıklamalarına karşı çıkamıyor bile. Hele de artık günümüzde, adaptasyon ve diğer pek cok evrimsel süreç hiçbir şüpheye yer bırakmayacak biçimde anlaşılmış ve gösterilmiştir. Konuya yabancı olanların bazen hala kavrayamadıkları konu sadece “türleşme”dir.

Türleşme süreci laboratuar koşullarında meyve sineği üzerinde yapılan çalışmalarla da deneysel olarak gösterilmiştir. (Dobzhansky, Th., and O. Pavlovsky, 1971. “An experimentally created incipient species of Drosophila”, Nature 23:289-292).

Hatta laboratuar koşullarında gözlenen evrim kanıtlarından şüphe duyanlar için, doğada gözlenmiş türleşme örnekleri de vardır:

  • Avrupa’dan Amerika’ya 20. yüzyılın başlarında getirilen “goatsbeards” adı verilen üç çeşit vahşi çiçeğin 20-30 yıl gibi bir süre içinde, Amerika kıtasına yayılması ve 1940’lı yıllardan sonra iki farklı türünün ortaya çıkışı gözlenmiştir. (“Tür” kavramının tanımı gereği, bu türler, mevcut diğer “goatsbeards” türleriyle üreyememekte, yalnızca kendi aralarında üreyebilmektedirler).

  • Faroe adası ev faresinin insanlar tarafindan adaya getirildikten sonra, 250 yıl gibi kısa bir zamanda gözlenen türleşmesi (Stanley, S., 1979. Macroevolution: Pattern and Process, San Francisco, W.H. Freeman and Company. p. 41)

  • Nagubago gölünde, izolasyon sebebiyle cichlid balıklarının 4000 yil gibi bir süre içinde 5 ayrı türünün oluşması. (Mayr, E., 1970. Populations, Species, and Evolution, Massachusetts, Harvard University Press. p. 348)

Merak edenler için bu tür daha yüzlerce örnek vardır. Saygın biyoloji dergilerinde yayınlanan çok sayıda makalede bu tür konuların derinlemesine incelemeleri görülebilir.

Evrim günümüzde artık bir bilimsel gerçek olarak kabul edilmektedir. Bilim adamları evrim olup olmadığını değil, evrimin mekanizmalarını tartışırlar.

EVRİMİN AÇIKLAYICILIĞI

Bu yazıda evrim teorisinin açıklayıcı gücünü ortaya koyan birkaç örneklere bakalım.

  • Avustralya’daki Tavşanlar: Avustralya’nın yerlisi olan bir hayvan türü değildir. İlk olarak 12 adet tavşan (oryctolagus cuniculus cinsi) Avustralya’ya 1859 yılında Avrupa’dan göçmenler tarafından getirilmiştir. 1886 yılında, tavşanlar Avustralya’nin güneydoğu kıyılarına ulaşmıştı ve yılda 66 millik bir hızla yayılıyorlardı. 1907 yılında, tavşanlar Avustralya’nın hem doğu hem de batı sahillerine erişmisti ve hiçbirşey bu yayılmalarını önleyemeyecek gibi görünmekteydi. Bunun sebebi, getirildikleri ortamda nüfuslarını dengede tutan faktörlerin (yiyecek miktarı, rakipler ve kendilerini avlayan türler) Avustralya’da bulunmamasıydı. Tavşanlar, Avustralya’nın hayvancılık sektörünü destekleyen bitki örtüsünü yok ediyor ve hayvancılıktan geçinen kesimde büyük maddi zarara yol açıyorlardı. Avlamalar, tuzak kurmalar ve zehirlemeler bu yayılmayı önlemeye yetmiyordu.

Tek seçenek biyolojik kontroldü ve devletin biyologları uzun testlerden sonra, sivrisinekler yoluyla yayılan bir virus hastalığı (myxomatosis) geliştirdiler. Virüs, taşıyıcısı olan Amerikan tavşanında ölümcül olmayan bir hastalığa yol açıyor, fakat Avustralya’ya da yayılmış Avrupa tavsanında ölümcül oluyordu. İnsanlara ve Avustralya’da yaşayan diğer canlılara da bir zararı yoktu. Görünüşe göre, bir çözüm bulunmuştu.

Nitekim, hastalık 1950 yılında Avustralya tavşanları arasında yayılmaya başlamış ve cok kısa süre içinde tavşanların %99.9’unu öldürmüştü. Fakat herhangi bir evrimsel biyologun çok kolay tahmin edebileceği gibi, kendi türünün devamını sağlayamadan taşıyıcısını öldüren bir parazit, evrim süreci içinde “seçilim”e uğrayacaktı ve mutasyona ugrayan virüsün, ancak tavşanı öldürmeyen varyasyonları hayatta kalacaktı. (Diğerleri tavşanlarla birlikte öldüğü için). Bu arada, tavşanlar da mutasyona uğrayacak ve aralarında bu virüse daha dayanıklı olanlar hayatta kalma eğiliminde olacaktı. Böylece doğa, Darwin’in keşfettiği “doğal seçilim” ilkesi uyarınca virüsün daha az öldürücü genetik varyasyonlarını ve tavşanların da daha dayanıklı genetik varyasyonlarını seçecekti. Günümüzde, bu hastalık yüzünden tavşanlar arasındaki ölüm oranı %40 civarındadır ve bu yöntem artık tavşan nüfusunun kontrolü için etkin bir yöntem olmaktan çıkmıştır. Bu, evrimsel sürecin, insanların gözleyebileceği kadar kısa bir süre içinde (birkaç insan nesli) gerçekleşmiş, önceden tahmin edilebilmiş ve bu tahmine dayalı olarak aynen gözlenmiş bir sonucudur.

  • Bakterilerin ilaca direnci: Doktorunuz size ilaç olarak 7 gün süreyle kullanacağınız bir antibiyotik verdiği zaman, ilacı bu 7 günün sonuna dek aksatmadan kullanmanızı ısrarla isteyecektir. Bu ısrarının altında geçerli ve doğru bir evrim biyolojisi bilgisi yatmaktadır. İlacı birkaç gün kullandığınızda, aslında vücudunuzdaki bakterilerin büyük çoğunluğu ölecektir. Fakat tamamı ölmeden ilacı keserseniz, bakterinin hayatta kalan kısmı çoğalacak ve bunlar bakterinin genetik olarak ilaca cok daha dayanıklı bir azınlığından türediği için, aynı ilaçla bu bakterileri kontrol etmek artık çok daha zor olacaktır. Eğer ilacı sizden istenen sürenin sonuna kadar kullanmazsanız, birkaç gün sonra, eskisinden çok daha hasta ve daha güçlü bir ilaca muhtaç durumda kalabilirsiniz.

  • Endüstri kelebekleri: Evrimsel biyolojinin en ünlü örneklerinden biri biston betularia cinsi bir “güve”nin İngiltere’de bilim adamları tarafindan 140 yıldır gözlenen renk değişimidir. Bu canlının koyu ve açık renk olarak iki cinsi vardır ve koyu rengin genleri baskın karakterlidir. Ağaç gövdelerini örten bir tür mantar tabakasının üzerinde bulunurlar ve çevrede yaşayan kuşların temel besin kaynaklarındandırlar. 1848 yılındaki (endustri devriminden önce) müze kolleksiyonu kayıtlarında bu kelebeklerin siyah renli olanlarının toplum nüfusun sadece %1’ini teşkil ettiği gorulmektedir. (Manchester kentinde). Açık renkli bir yüzey üzerinde bulunduklarindan, koyu renkli kelebekler kuşlar tarafından çok daha kolay görülüp avlanabiliyordu. Aradaki farkın sebebi buydu. Fakat 50 yıl sonra, endüstri devriminin yol açtığı hava kirliliği ağaç yüzeyini örten mantar tabakasının rengini koyulaştırdığı ve aynı zamanda bu tabakayı öldürüp, koyu renkli ağaç yüzeyinin ortaya çıkmasını sağladığı için, bu kez kelebek türünün %95’i siyah renkli hale gelmişti. (Bu sefer beyaz renkli kelebekler kolay görülüp kuşlar tarafından avlanabiliyordu). Fakat 1950’lerden itibaren İngiltere’de hava kirliliğiyle ilgili yasalar yürürlüğe girdiğinden ve hava kirliliği önemli ölçüde önlendiğinden dolayı, evrim biyolojisi tarafindan tahmin edildiği gibi, bir kez daha açık renkli kelebeklerin sayısı artmaktadır. Türleşme meydana gelmemiştir, çünkü iki renk arasinda coğrafi izolasyon bulunmamaktadır.

  • Sickle Cell Anemia ve Sıtma: “Sickle Cell Anemia” vücudun bozuk hemoglobin üretmesinden kaynaklanan kalıtsal bir hastalıktır. Bu hastalığa sebep olan gen batı ve orta Afrika’da yaşayan insanlar arasında çok yaygındır. (%15-%20 oranında. Hatta bazı bölgelerde %30’a ulaşmaktadır). Normal olarak, böyle zararlı bir genin bu kadar yüksek bir oranda bulunmaması gerektiğinden (böyle bir gen doğal seçilim sürecinde seçilime uğrayıp ayıklanması gerektiğinden), biyologlar bunun sebebini araştırmışlar ve bu hastalığa sebep olan genin, başka bir hastalık olan sıtma karşısında vücuda direnç kazandırdığını tespit etmişlerdir. Böylece sıtmanın yaygın olduğu bölgelerde bu gene neden bu kadar yüksek oranda rastlandığı açıklanmış oluyordu. Bu gözleme göre bir hipotez kuran bilim adamlari, bu bolgelerden Amerika kitasına getirilen eski kölelerin günümüzdeki torunlarında bu zararlı gen oranının azalması gerektiği sonucuna ulaştılar. (Bu genin varlığına sebep olan seçici etken olan “sıtma”nin Amerika’da o kadar büyük bir problem olmaması sebebiyle). Bu hipotezlerini test etmek icin Amerika’daki zenci nüfus içinde yaptıkları araştırmalar sonucu, tam tahmin ettikleri gibi doğal seçilim sürecinde bu genin Amerika’daki zenci nüfusu içinde azaldiğını (%8 oranına düştüğünü) tespit ettiler.

Görüldüğü gibi evrim biyolojisi hemen hemen her alanda açıklayıcılık ve test edilebilirlik özelliklerine sahiptir. Yaratılışçı iddiaların ise bırakın açıklayıcılığını veya test edilebilirliğini, bilimsel alanda evrim biyolojisiyle ciddi ciddi karşılaştırılabilecek bir yönu dahi yoktur.