Kut nerede?

Yazının öncesi için tıklayınız

Altay kabilelerinde KUT’un bedenin hangi bölümde olduğuna dair zaman ve yer itibariyle değişik inanışlar olmuş.  Bunları şöyle sıralamışlar:

  • Bitkisel ruh plasenta ile ilişkilendirilmiş, dışsal etki ve buna umay demişler.

  • Kan ile ilişki neredeyse her yerde ve tüm zamanlar için söz konusuymuş, Kut kanda olmalıymış.

  • İskelet-ruh, yeniden doğuşu simgelemiş. Yeryüzünde sürekli olarak bulunduğu sanılıyormuş.

  • Kafatası-ruh… Us gücü ve zeka ile ilişkilendirilen kut. Kafatasına meraklı olmaları sanırım bu sebepledir. Kelle kesmek, onlardan kupa yapmak vs gibi oldukça (şu an bize öyle gelen) vahşi yöntemlerin gerisinde böylesi ruhsal giz var.

  • Saç-ruh. Kutun saçlarda oluşu uzun zaman hüküm sürmüş. O dönemde hem erkek hem de kadınların uzun saçlara önem vermeleri ve bulunan bazı kanıtlar hem altaylar hem de kızılderililer için saçın kutla ilgisini ortaya koyuyor.

Özellikle kadınların belik dediğimiz saç biçimleri bence çok anlamlı. Saçı önce ikiye ayırıyorsunuz sonra her bir bölümü üçe ayırarak örüyorsunuz! Buradaki 3X2 durumunu iyi düşünmenizi öneririm.

Ayrıca ben insanların doğalarının  saç cinslerine göre sınıflanabildiğini gözlemledim. İnce telli düz saçlar, kalın telli düz saçlar, dalgalı saçlar, kıvırcık saçlar! Hepsine dair bazı çıkarımlarım var.

Peki eski dönemlerde kadın saçlarının dalgalanması için çaba gösterilirken son 30 yıldır işkence ile (fön aleti) düzleştirilmesine harcanan emek, zaman ve parayı nasıl yorumlarsınız? Peki ya aniden ortaya çıkan saçların iki örtü altına sıkı sıkıya hapis edilmesiyle ilgili dini olduğu söylenen ritüele ne anlam vereceksiniz?

Kergek Buldi

“Lamalar yalnızca ölümle ilgili şeylerden söz ederken, şamanlar yaşamla ilgili şeylerden söz eder.” (adı bilinmeyen bi Moğol)

Altay kabilelerinde “öldü” anlamına şu deyim kullanılırdı: kergek buldi!
Yani “gerekenle buluştu”

“Ölmek eşittir uyumak” Tatar deyişi

Altay dillerinde KUT: Hayati güç, ruh.

Aynı zamanda kut; çadırın tepe açıklığından içeri düşen jelatinimsi bir madde!

Kut, bir insandan fiziken ölmeden önce de çıkıp gidebilirmiş. Zaten onun boşalttığı yere hastalık dolarmış.

Bundan sonra bi şeyleri kutlarken onun ruhlu olmasını dileyen atalarımızı hatırlayacağım galiba.

“Çarptığın kimseyi büyütmüyorsun… Birisine baskı yaptığın vakit, büyük tanrım, o büyüyemiyor.”  Kitab’ı Dede Korkut

İlginçtir Altay inanışlarında hastalığa ve ölüme yaklaşım çok farklı. Örneğiin birisi hastalandığında onun çadırının ya da evinin önüne bir işaret konuluyor ve ona bakacak bir kişi tayin ediliyor, bunun dışındaki herkesin hastayla ilişki kurması yasaklanmış. Aynı şekilde ölenin de hemen eşyaları evi yakılıyor ve onun isminin anılması yasaklanıyor.

Şimdi bunun o kültürde hastalıktan ve ölümden korkulduğu nefret edildiğine yormak isteyen sosyolog antropologlar var. Fakat tersine düşünenler de var. Ölünün ismi o hayat boyunca kirlenmiş diye düşünüyorlar, kir=bilgi ve bunun temizlenmeye ihtiyacı var. Ayrıca ölenin bünyesinden ayrılan ruh/kut, adı anıldıkça ve düşünüldükçe gideceği her nereyse oraya gidemiyor ve yaşayanların çevresinde mahkum kalıyormuş! Bu durum halen yaşayanların şimdi ve hayata bağlılıklarının bir kanıtı olarak da görülebilir.

Oysa tek tanrılı dinlerden itibaren bu durum tam tersine dönmüş görünüyor. İnsanlar adeta ölüme  sarılıyorlar.  Böylece ne ölülere ne de kendilerine rahat vermiyorlar. Eksiklik ve değer kaybı, sürekli af dileme, acizlik ve yetersizlik duygularıyla boğuşmaktan asevince ve eyleme yer kalmıyor. Çünkü enerjilerinin büyük bölümünü kendi arzularıyla ölülere tahsis etmişler.
Animistik dönemin bana göre nerdeyse en iyi özelliği, hayata ve şimdiye verdikleri değer. Bildikleri ve bilmedikleri arasına kesin bir çizgi koymaktalar. şu anda insanlığın yapmakta olduğu gibi bilinmeyeni bildiklerini var saymıyorlar.

**

Düzen ve temizlik uğruna insanlığın gösterdiği bu  sonsuz çaba göz yaşartıcı. sa