“Gerçeklik, davet edilemez; o size gelmelidir.”
Krishnamurti
Yine bir 8 Mart…
Yaşamak dediğimiz günlük hayatımızı “çatışma” haline dönüştüren nedir?
Son günlerdeki çok zaman ayırdığımız internet paylaşımlarımızın doruğuna gelip yerleşen facebook olayına ben de face me ismini verdiğim bir yazışma grubu oluşturarak katıldım. Grup ilgilenen herkese açıktır.
Temel sorumuz; yaşamı sürüklenişten çıkarmak olası mıdır?
Bu sorunun kendisi sayısız soruyu tetiklediğinden, yanıt arayışlarımızı, hem doğudan hem de batıdan çeşitli düşünürlerin görüşlerini değerlendiren paylaşımlarla sürdürüyoruz.
Düşünmek edimi adeta erkek egemen tarihiyle ağır bir miras. Kadın üzerine düşünmüş erkeklerin edasını bir yana bırakmak bile hiç kolay değil bu açıdan.
Gerçekliğe ulaşmak için ne yapmalı?
Kadın hakları diye tepinip durduğumuz, erkek egemen diye şikâyet ettiğimiz toplum oluş-turul-urken,
bu sırada kadın ne yapmakta idi?
Sorunun kaynağını bulmadan, yüzeyden sorunu çözmek imkânsızdır.
Kadın ne yaptı ya da yapmadı da erkekler egemen oldular? Diye de sorabiliriz bu soruyu.
Ben Freudien bir soru sormak gafletinde bulunayım; gerçekte egemen erkek midir?
Kutuplaşmalar, yükselen sesler ve isyanlarla birlikte uğuldamaya başlar buradan itibaren.
Tüm insanlığın, devasa ve artık neredeyse kemikleşmiş sorununa çözüm nerededir?
Bu satırlar aracılığıyla şu daracık yerde çözüm üzerine neler öneri olur?
Her disiplinin kendi bakış açısına uyacak bir yanıt bütünü kuşatabilir mi?
İşte böyle sorular yumağı, girdabına alıyor zihnimizi. Aklımız aracılığıyla varmamız gereken içgörüyü kazanmalı… Sorunu erkek ve kadın olan “insan” boyutuna çıkarmalıyız.
Sorumluluk ve büyümek istiyor bu emek tabii.
Ancak tüm insanlığı içine alan, bütüncül iç görüden çıkan eylem yaşama kendi etiğini kolayca ve insanca zerk eder.
İnsan olabilmenin, bir kadın tarafından doğurulmak ve yine bir kadın tarafından büyütülmek ile başladığını düşünecek olursak, kadının yücelmesi, kadınca olanın iyileşmesi insana ulaşmanın tek yoludur.
Kadının masumiyetini kutsamak gerçeklik midir? Galiba bu soru bizi ikilemlerimizin uçlarında çalkalıyor.
Okuyucularımı şimdiden uyarıyorum… Soruların olası yanıtlarının ucunu açık bırakmaktan başka çarem olmadığını üzerine düşündükçe sizler de fark edebilirsiniz.
Kadın ve erkek olmanın zihinsel süreçleri üzerine düşünmeliyiz. Kendimizi karşı cinsimizin yerine koymayı öğrenmeliyiz. Kendimiz büyümeden büyütemeyeceğimizi anlamalıyız. Evrensel gerçeğe doğru yol almaya niyet etmeliyiz.
Evrim dediğimiz başka nedir ki?
Tüm insanların kadın günü kutlu olsun.
Ayşegül Denizci
08- 03- 2008
İstanbul