RILKE

Gerçi saklandığı o pek yüce olan yere
Girince o bir bakışta tanınan Melek
Dimdik ve görkemli parıltılar salan
Yalvardı bütün iddialardan vazgeçerek
İzin verilsin diye gezgin kalmasına
Eskisi gibi dalgın bir tacir olarak yani
Okumuşluğu yoktu fazla gelirdi O’na
Bilginlere de görmek sözün böylesini
Melekse buyururcasına gösteriyordu
Levhasına yazılmış olanı yalvarana
Gösteriyor ve istiyordu tekrar:
Oku
Okudu O’ da
Öyleki Melek hayrandı
Çoktan okumuş denirdi artık O’na
Yapabilen di O
Kulak veren ve yapandı.

RAINER MARIA RILKE
Çeviri:Melahat Togar

PERDE

Adam perdeye baktı. Ve perdenin ardındaki dünyayı hayal etti. Perde ise, bir yüzüyle ardındaki dünyaya bakarken, diğer yüzüyle adama bakıyordu. Adam düşündü: “Şu anda, benim ancak hayal edebileceğim bir dünyayı, perde, diğer yüzüyle görmekte.” Ama, perdenin ardındaki dünyaya bakan yüzü adamdan, adama bakan yüzü, ardındaki dünyadan habersizdi.

Adam ayağa kalktı. Gölge, perdeye vurdu. Perdenin adamı bilmeyen yüzü, içinde oluşan bu karartıdan ürktü. Ve dışarıdaki ağaçların, ay ışığında perdeye vuran gölgeleri de, onları bilmeyen diğer yüzü korkutuyordu. Pencereden sızan hafif bir esinti, perdenin ürperişini adama gösterdi.

Ve adam, perdenin gafilliğini bildi ve dedi: “Ben de bu perde gibiyim. Bilincimle bilmediğim şeyler, diğer yüzümden süzülerek oluştuğunda, beni şaşırtıyor. Çünkü, duyularımın beslediği benliğim, Bütün’ü bölüyor. Beş duyumun gerdiği bu perde, Tek’in arasına girip, iki yüzümü yaratıyor. Önüm, arkam, ben ve benim haricim… Kendimi mekana ve mekanın doğurduğu zamana teslim ediyorum. Baş ve son, sebep ve sonuç tutsaklığına giriyorum. Göremediğim dünya batın, gördüğüm dünya zahir oluyor. Bildiğim ve bilmediğim yüzlerim doğuyor. Batınımda kalanın zahirimi etkileyişini anlayamıyorum.”

“Oysa bu Bütün için, zahir, batın, evvel, ahir yok. Bu kavramlar, Bütün’e perdelilikten var. Gerçekte olan, sonsuz, sınırsız Mutlak varlık. Ben, algılarımın sınırlılığıyla sınırsızı kendimde sınırlıyorum. İkilik oluşuyor. İkilik benden, benim varlık zannımdan… Gerçek, ikilik değil, Birlik, Teklik, Bütünlük’ tür.”

Ve adam tüm bunları dedi ve bildi ama perdeyi çekmedi. Oysa perde, kendiliğinden açılmayacaktı. İki yüzünü birden bilemeden, sonsuzda asılı kaldı. Adam perdenin ardındaki dünyayı hiç göremedi. Perdesinin karanlığında düşüncelerinin ışığı sönükleşti. Sezdiği gerçekler, yavaş yavaş belirsiz gölgelere dönüştü. Ve adam, gafilliğinde yaşamayı sürdürdü…

http://www.korhankoral.com

Barometre ile yükseklik ölçümü

Bu soru Kopenhagen’daki bir üniversitenin fizik sınavından alınmıştır:

“Bir gökdelenin yüksekliğini barometre ile nasıl bulursunuz, anlatınız.”

Öğrencilerden birinin cevabı:

“Barometrenin ucuna bir ip baglarsınız.Sonra gökdelenin tepesinden asıp sallarsınız. Barometre yere değdiğinde ipin boyuyla barometrenin boyunun toplamı gökdelenin yüksekliğini verecektir.”

Bu oldukça orijinal cevap hocayı çileden çıkartmaya yetti ve öğrenci dersten kaldı.
Öğrenci cevabının doğruluğu konusunda itirazda bulundu ve üniversite durumu çözmek için başka bir hoca gönderdi. Bu noktada öğrenci hakkında ne düşünürdünüz? Sizin kararınız ne olurdu ? Çocuk kalmalı mı geçmeli mi ?

Yeni hoca, cevabın aslında doğru olduğuna fakat kayda değer bir fizik bilgisinin varlığinı göstermediğine karar verdi. Sorunu çözmek üzere öğrencinin en azından asgari bir temel fizik bilgisi olup olmadığını anlamak için ona altı dakika vererek sorunun sözlü cevabını vermesi kararını aldı.

İlk beş dakika genç sessizliğe gömüldü. Alnı düşünceden kırış kırış olmuştu. Hoca zamanın tükenmekte olduğunu hatırlattığında genç çeşitli cevaplarının olduğunu fakat hangisini kullanacağına karar veremediğini söyledi.Tekrar acele etmesi tavsiye edilince genç şöyle cevapladı:

“İlk olarak, barometreyi gökdelenin tepesine çıkartıp kenarından aşağı bırakıp yere inene kadar geçen süreyi ölçersiniz. Binanin yüksekliği (H=0.5x g x t kare) formülü uygulanarak hesaplanabilir. Fakat barometre için kötü bir secim…”

“Veya güneş parlıyorsa, barometrenin yüksekliğini ölçersiniz. Sonra onu bir yere dikip gölge uzunluğunu ve sonra da gökdelenin gölge uzunluğunu ölçebilirsiniz. Bundan sonrası basit bir orantıyı çözmek olacaktır.”

“Fakat bu konuda gökbilimsel bir cevap istiyorsanız barometrenin ucuna bir sicim bağlayıp onu bir sarkaç gibi sallandırabilirsiniz; önce yer seviyesinde daha sonra da gökdelenin tepesinde. Yüksekliği T=2pi kare kök (I/g) formulündeki farktan yararlanarak bulabilirsiniz.”

“Yahut da gökdelenin dışarısında bir yangın çıkış merdiveni varsa barometreyi bir cetvel gibi kullanarak yukarıya çıkarken gökdelenin boyunu barometre yüksekliği biriminden sayıp bunları toplayabilirsiniz.”

“Eğer ille de sıkıcı ve ortadoks olmak istiyorsanız, tabii ki barometre ile gökdelenin tepesindeki ve yer seviyesindeki basıncı ölçer milibar cinsinden çıkan farkı feet’e çevirebilirsiniz ve yüksekliği bulursunuz.”

“Ancak bizler daima zihnin bağımsızlığı ve bilimsel metodlar kullanma konusunda teşvik edildiğimiz içindir ki en iyi yol şüphesiz hademenin kapısını çalmak ve yeni bir barometre isteyip istemediğini sorarak gökdelenin yüksekligini söylemesi durumunda ona bu barometreyi vereceğimizi söylemek olurdu.”

Şimdi genci dinledikten sonra hala aynı şeyi mi düşünüyorsunuz ? Geçmeli mi kalmalı mı ?

Öğrencinin adı :Niels Bohr, Fizik’te nobel ödülü kazanan tek Danimarkalı.

ALEV AĞAÇLARI

bahçemde bir kırmızı ağaç…

mavi gök

yeşil çimen

Ruh gökkuşağı.

Bugün şunu fark ettim:Ben kırmızı yapraklı ağaçları ve kırmızı yapraklı sarmaşıkları çok seviyorum.Birçok ağacı gördüğümde aralarında hep kırmızı yapraklı bir ağaç arıyorum.Alev ağacı diyorum ben onlara.Hiç dikkat etmedim;ama yapraklarını da dökmüyor sanırım bu ağaçlar.Yeşil olmadıkları için seviyorum belki de onları. Sıradışılar ya…Ama sıradışı olmaları onların güzel olmamalarını gerektirmiyor.
Yaşasın yeşil ağaçlar yaşasın ALEV AĞAÇları:)))

ADAMKADINKADINADAM’IN DAĞILIŞI

ADAMKADINKADINADAM’IN DAĞILIŞI

Bir Adam vardı. Ve bir Kadın vardı. Adam, Kadının yanına vardı. Adamvekadın oldular. Adam, Kadının elini tuttu. Adamkadın oldular. Önlerindeki yolda yürümeye koyuldular.

Adamkadın’ ın ardında tüm dünya el ele tutuştu. Ama Kadınadam bunu görmüyordu. Önlerinde her şey bir bir ayrı iken, onlar geçtikçe bir Bir oluyordu. Ellerindeki sevginin ateşi ardındaki her şeyi birleştirdi. Şimdi her şey Herşey’ di.

Yazık ki gözleri, geride kalan güzelliği görmedi. Anlamadılar. Bilemediler. Ve tartıştılar. Ve Kadın, Bir’den elini çekti. Adamı terk edip gitti. Dün/yanın yarısı Kadınla gitti. Dünyaları dün oldu. Adam yıkık, Adam yenik… Adam, Kadının ardından bakakaldı.

Ve Adam geri döndü. Ama artık gerideki her şey ayrı, gerideki her şey yarımdı. Onlar, Herşey’ i hiç tatmadı. Tatsalar ayrılmazlardı…

Adamkadınkadınadam’ dan geriye kala kala küçük birer adam ve kadın kaldı.

http://www.korhankoral.com