Oyun

Oyun

Kurtulduk dostlarım, çalışma korkusundan
Çalışmak oyundur biliriz çünkü
yaşam oyunu
Oyundur, vuruşmak, döğüşmek
yaşam ölüm arası
Oyundur, ışığın gülüşünde parlayan
sonsuz gönül içre
rüzgarda kükreyen
ve kabaran denizde.

Tagore
Çeviren; Gökhan OFLAZOĞLU

Nerdeyse

Her şey hem bi şey demek ister hem de tam tersini der, bu böyledir. İster birey isterse ortak akıl adına olsun, bulunduğu noktadan bir başka noktadakini anladığını sanmak, onun adına düşünerek sonuca varmak ve bu sonuç uyarınca eyleme geçmek insanoğlunun her daim yaptığı bir şey ve fakat bana göre henüz eksikliktir. Bunu ister iyi niyetler isterse bencilce niyetlerle yaptığımızı iddia edelim, hiç fark etmez.  Çünkü iyi ve kötü değerlerini “insan prototipi” belirlemektedir. Bir yandan empati kurmayı tavsiye ederken diğer yandan benim adıma düşünme! deriz. Bir yandan biz söylemeden anlaşılmayı umarken (bunu sevildiğimize işaret sanmaktayızdır), bunu yapmak için uğraşanlara “beni katagorize ediyorsun, benim adıma düşünüp karar veriyorsun” deriz.
İnsan, dualitik ortamda tahtarevallinin bir bu ucuna bir diğer ucuna sıçrayıp durur. Ve bunun farkına varması nerdeyse imkansız.

“Nerdeyse” kelimesinin ardına saklanmış o küçük evrim ihtimali ise gerçekten büyük kararlılık ve sebatkar bir çalışma gerektirir. Ve fakat bu bile birey adına yapılmış bir mehdiyedir 🙂 Çünkü kimin hangi noktada bilinçsizce sarf edeceği saçma sapan bir sözün, kimde ya da nerde devasa bir dönüşüm yaratabileceği öngörülemez.

Fark etmez. Hiç bir edim bir diğerinden daha değerli değildir. Üstelik edimsizlik hali bile her hangi bir edimden daha değersiz bulunamaz.

Hep birlikte oynadığımız belirsizlikten “pırıltı” çıkarma oyununda barışçıl, sevinçli, bol serüvenli anlar dilerim. Zevk aldığı sürece oynayacaktır insan. Bıkınca… Bilmiyorum bıkınca ne olur 🙂

Belki yedi sene önce akıp gelen Oyun Kuramı’na göz atmak isteyenleriniz olur: https://blog.sonsuz.us/?p=187

https://blog.sonsuz.us/?p=1099

Oyun üzerine…

Insanlar toplumsal varliklardir ve tekil olamazlar. Bu nedenle sürekli diger insanlarla
olan iliskisini degerlendirmelidir. Ilk caglardaki insanlar gibi balta girmemis, vahsi
dogada yasamiyoruz ama yasadigimiz sehirler insanlarin sadece vahsiligini gizlemis
durumda. Dogayi evcillestirmemiz kendimizi de evcillestirmemiz anlamina gelmiyor,
hatta birbirimizden gercek benligimizi saklamak icin binbir türlü yöntemler ürettik.
Tüm hayatimiz bu yöntemleri desifre etmek ve yeni yöntemler belirlemek icin geciyor.

Bu öyle bir oyun ki, oyunun kurallarini bildikten sonra ögrendigimiz kurallar eskimis
oluyor, cünkü insanlar bilinen birseyi tekrarlamaktansa, Dostojewski’nin degimi ile,
kendi deliliklerini yapmayi yegliyorlar. Bu nedenle de hakikat devamli bir adim daha
ögrendigimiz kurallarin ötesinde gidiyor.

Bilinen kurallarin tekrarlanmamasi özgürlügümüzün ifadesidir. Hic kimse özgürlügünü
herhangi kurallar ugruna feda etmek istemez. Kurallar ile özgür irade arasinda bir oyun
süre gidiyor. Biri digerini yakalamayi basardigi zaman, denge dengesini yitiriyor.
Eger kural agirlik gösteriyorsa iliskiler kristallesmis oluyor, her gün birbirini kovaliyor.
yeni birseylerin de olusmasi imkansizlasiyor. Insanlarin degisiklige olan özlemi günün
birinde su üstüne cikiyor.

Diger taraftan özgürlükcü olanlar kisiler arasindaki bagi unutuyorlar, böylelikle
özgürlüge sahip oluyorlar ama iliskileri sona eriyor, cünkü iliskiyi sürdürebilmek icin
ortaklasa eylemlerin olmasi gerekiyor. Özgürlük ile kuralcilik arasindaki bu gidip
gelis iliskileri de taze tutmaya yariyor. Oyun herhangi kaliplasmis iliskilerin devamini
saglamak icin bir yöntemdir. Oyun “amacsiz” oldugu icin kaliplasmis olan iliskileri
tekrar rayina oturtmak icin en etken enerji kaynagidir. Oyun oynayamayanlarin
iliskileri sona ermeye mahkumdur. Oyunsuz iliski sadece cikar amaclidir, o sadece
cikar ile ayakta durabilir. Cikarin da bittigi anda iliskiler sona ererler.

Oyunun önemi cocuklar icin de cok önemlidir. Kücük yasta cocuklara oyun oynatmayi
ve oyundan haz almayi ögretmelidir. Böylelikle kücük yastan beri oyun oynamaya
alisan cocuklar hayatlarinda daha basarili olacaklardir. Cünkü kücük yasta oyundan
mahrum kalanlar o oyunu ergin yaslarda ögreneceklerdir ki bu da onlarin canlarinin
daha fazla yanacagi anlamina gelir. Hem büyük yasta oynanan oyunlar esnekligini
kaybederler.

Bizler ne kadar oyun oynuyoruz? Oyuna ne kadar önem veriyoruz? Cocuklarimizi
oyunlu mu büyütüyoruz, yoksa onlara devamli neye dokunmalari gerektigini, neden
uzak durduklarini mi ögretiyoruz?

Oyunun mükemmel maddesi…

Oyunun mükemmel maddesi ve manası, insanın bilerek ya da bilmeyerek  ilgisiyle şekil alır ve sonsuzca sürebilir.

Şimdi hemen bunu unutalım.

Çünkü Yeryüzü yani dişi cinsi, deşifre edilmekten nefret eder.

Ve onun gazabına uğramak istemeyiz.

Bilecek ancak bilmediğinize kendinizi ikna edeceksiniz.

Görecek, görmemiş gibi yapacaksınız.

İsterken istemiyor gibi olacaksınız.

Kendin olmadan kendin olmayı başarmalısınız.

Yani İKİ arada BİR derede kalınız.

(BKÖ’den alıntı)

Oyun Kuramı neden oyun kuramı?

Altı sene önce tüm düşünenlerin, teologların ve bilim adamlarının yaptığı gibi ben de dünyanın ve evrenin ne olduğuna dair bir metin yazdım. Gerçi bu sadece bir düşünce dizgesinin sonucu değildi. Şüphesiz tüm hayatım boyunca gözlemlediğim, okuduğum ve yaşadıklarımın bir bileşkesi vardı ama ondan daha çoğuydu. Bir gece, iki saat içinde hiç hesapsız ve plansız bir akıştı o metin. Ben bile bazı yerlerini çok daha sonra anlayabildim.

Son derece yetkin bir arkadaşıma okuttum. O da benim kadar hayret etti. İsmine oyun kuramı demiştim. Şüphesiz Prof. Nash’ın herkese duyurduğu oyun teorisinden haberliydim ve fakat onunlla ilişkisizdi bu isim. O arkadaşım bana bu isim benzerliğinin ilerde sorun yaratacağını belki değiştirmek isteyebileceğimi nazik bir dille hatırlattı. Onu ciddiye aldım, düşündüm taşındım, bazen farklı başlıklar koydum bilgisayarda uyuduğu odaya.. Ve fakat hiç memnun olmadı, onları sevmedi ve olabildiğince çabuk silkelenip attı üzerinden o isimleri. Sonra ben de kendisine hak verdim, çünkü kendisi “OYUN” kavramını matematiksel isim eşinden daha çok hak ediyordu.

Oyun kuramının kısmen açılımı Bir Kadını Öldürmek kitabında ele alındı. Fakat hala o derece örtük bir anlatımdı ki, bunu değil anneanneme (Feynman’ın kulağı çınlasın!) üst düzey entellektüellere bile anlaşılır kılmak zordu (imkansız değil, anlayan anladı).
Son derece zeki, becerikli ve hatta nerdeyse herşeyi bilen ( emekli öğretmen) annem bana rica etti: “kızım lütfen daha kolay anlaşılan şeyler yaz” dedi.
Şüphesiz yazabilseydim yazmış olacaktım. Hayatım boyunca yazdım ben. Milyonlar, milyarlarca cümle kurdum. Sadece yapabileceğim kadarını yapabildim.
Turan haklı, geçen altı yıldır gerek bilinçli ama çoğu kez farkında olmadan oyun dünyasını daha anlaşılır hale getirecek yazılar, öyküler, makaleler yazdım.
Hatta bazen neden içrek anlamlar gerektiğinin savunmasına bile giriştim:
https://blog.sonsuz.us/?p=3045

İşte böyle galiba. Ben sade bir insan olduğumu iddia ediyorum, eğer bu doğruysa yazdıklarım da fazla basit olduğu için anlaşılamıyor olabilir 🙂