Temel Fizik Problemleri

Zamanın göreceli olduğunu hemen herkes bilir. Aynı şekilde hızında öyle. Peki ya enerji göreceli olabilir mi? Bir cismin kinetik enerjisi göreceli olabilir mi? Eğer enerji göreceli ise kütle-enerji dönüşümü göreceli olacaktır. Ve eğer kütlle göreceli olursa bu da demek oluyor ki ahmete göre bir cisimde x sayıda atom var ise hüseyine göre aynı cisimde y sayıda atom var demektir. Fakat bu imkansızdır! Herhalde bunu kabul edecek birisi çıkmaz.

Şimdi ben bu düşüncemi adım adım ispat etmeye çalışacağım. Evet mecburen bir yerde yanılıyor olmalıyım çünkü sonuçta bir paradoks meydana geliyor. Size sorum şu nerede yanılıyorum?(Eğer yanılmıyorsam tarihe geçerim..:))

Adım-1: Kinetik enerji nasıl göreceli olur?

Doğu yönüne saatte 100 m/s hızla giden bir A aracı olsun. Ve bir B aracı aynı yöne 50 m/s hız ile gidiyor olsun. Bende bu yolda duruyor olayım. Bana göre A nın kinetik enerjisi 0.5m100^2 iken B aracına göre 0.5m50^2 dir. Yani hızın göreceli olması aynı zamanda kinetik enerjinin de göreceli olmasına sebep olmuş oldu.

Adım-2: Kütle nasıl göreceli olur?

Bilindiği üzere görelilik teorisi ile kütlenin enerjiden bağımsız olmadığı bunların bir parçanın iki ayrı yüzü gibi olduğu Albert Einstein tarafından gösterildi. Yani kütle ve enerji aynı şey olup birbirlerine dönüşmektedirler. O halde 1. adıma dönersek A aracının bana göre ve B aracına göre kinetik enerjisi farklı olduğuna göre, A aracının kütlesi de bana ve B aracına göre farklı olmak zorundadır. Kütle dediğimiz kavram ise maddenin atom sayısı ile lineer olarak artıp azalan bir kavramdır. O halde atom sayısı belli olan bir cisim nasıl olurda iki farklı kişi tarafından farklı sayıda atom içeriyormuş gibi olabilir?

Not: Çok basit bir hatam varsa özür dilerim.

İnsan Nedir?

Tesadüfen rastladığım bu güzel yazıyı paylaşmak istedim.

Sokrates öğrencilerine sormuş? 2500 yıl önce! “Kimdir insan?” Öğrencileri iki ayaklı tüysüz yaratık demişler. Ertesi gün tüyü yolunmuş bir horozla gelmiş Sokrates ve sorusunu yinelemiş. “Yani böyle birşey mi insan?” O dönemde tanrılarla insanlar aynı dünyayı paylaşıyormuş. Birbirleriyle yarışıyor çekişiyorlardı. Tanrılar insansı, insanlar tanrısaldı. Böyle bir dünyada insanı tanımlamak gerçekten zordu. Tek tanrılı dinlerde tanrı insanı “kendi benzerinde” yaratmıştı. Tanrı sayısı bir ya da üçe inmişti Hz İsa tanrının oğlu, hatta kendisiydi.
Türkçe “insan” arapça “ünsiyet” (yakınlık, tanışlık, aşinalık) kolundan türetilmiş bir sözcüktür. Çevresiyle ilişki, iletişim kuran, konuşup anlaşan yalın olan varlık anlamına gelir.
Dr. Carrel “İnsan Bir Meçhul” adlı eserinde insanın homo incognita olduğunu söyler (bilen fakat bilinemeyen). Binlerce yıldan beri tapınakların kapısına “kendini bil” yazılır. Kendini bilirsen, insanı toplumu dünyayı da anlamış olursun. En yüce erdem kendini bilmektir. Bakın Farsça bir dörtlük bilenle bilmeyen farkını nasıl vurguluyor.
O ki bilmiyor ama biliyor bilmediğini, çocuktur onu eğitin.
O ki bilmiyor ama bilmiyor bilmediğini, cahildir ondan uzak durun
O ki biliyor ama bilmiyor bildiğini, uykudadır. Onu uyandırın.
O ki, biliyor; biliyor bildiğini, bilgedir, onu izleyin.
Birazda biz tarif etmeye çalışalım insanı: İnsan dik durandır, yani homo erektustur. Ne varki, iki ayağı üstünde dik yürüyebilen her yaratık insan olmadığı gibi, her insanda dik durmuyor. Eğilip bükülenler, yerlerde sürünenler, dengesi bozulunca dört ayağı üzerine düşenler, bu duruma özenenler, bunlarda insan mı sizce?
İnsan ölümlüdür. Homo mortalistir. Aslında bütün canlılar ölümlüdür de ölümlü olduğunu bile bile yaşlam güçlüklerine katlanabilen tek canlı belki de insandır.
Olumluluk yasasını değiştirmeyen insan ebedi Homo eternalis olmaya heveslenir. Bedeniyle gelip geçici, eserleriyle kalıcı ölümlü varlık, ölümsüz eserler bırakır.
Çoğu canlılar kurulu düzene doğaya evet diyerek varolurken, insanoğlu tamamına birden hayır diyebilir. Homo rebeilustur. Kuşkuyla sorar sorgular, çünkü aslında o bir Homo curiosistir.
Sürekli konuşur anlatır. Çünkü bir Homo linguadır. Konuşan, iletişim kuran, anlaşan yaratıktır. Ya zamanın geçip gittiğinden yakınır ya da geçmek bilmediğinden. Aslında geçen gidende kendisidir, alan kaçan da. Canlı, cansız, canlı üstü, doğa ya da doğa üstü herşeyle her varlıkla konuşur, çatışır, barışır, anlaşır. Yalnız insandır ki
Sesini söze, sözünü sözcüğe
Sözcükleri sözlüğe, sözlüğü yazıya
Yazıyı resme, resmi musikiye
Musikiyi notaya, notayı sanata
Sanatı savaşa ve savaşı sanata dönüştürebilir.
Çünkü o bir Homo sembolikustur. Simgeleme, soyutlama cambazıdır, değerler anlamlar üretir. Bütün bu yeteneklerini türlü araç gereçlerle uygular. Çünkü o usta bir alet yapıcıdır. Homo faberdir. Yontma taştan yapılmış el baltasından, güneş sisteminde dolaşan uzay gemilerine kadar herşey onun elinden çıkmıştır. Dişi, tırnağı, çenesi, pençesi güçlü değildir ama “kıldan ince, kılıçtan keskin” köprüleri o tasarlar. Aslandan güçlü olan kartaldan yüksek uçan, balıktan derin yüzen, fırtınadan hızlı, depremden daha yıkıcı ne varsa dünyada onun eseridir. Usta elleri, bilinmeyen beyninin uzantısı, bilinen aletlerine en beceriklisidir.
Kendi türüyle uzlaşır, çünkü o bir Homo rasyonalisttir. Yani akıllı, filkirli insan.Akıllı olmayan da kendi aklına inanır, güvenir, aklıyla avunur. Sandığınca akıllı değildir ama nasılsa akıllı görünmeyi başarır. Akılsızca davranışlara son derece akıllı gerekçeler bulur. Mantık oyunlarıyla kendi aklını bile aldatır. Akıllı değil akılcıdır.
İnsan tam bilinçli değilse bile oldukça vicdanlıdır. Kimi insanlar o vicdanı sevgisiyle öyle geliştirirler ki ermiş kişi Homo santos olurlar.
İnsanın değişme yeteneğini değiştirme gücünü görenler ona homo historicus adını vermişlerdir. Kuşkusuz değişebilen ve son derece değişken bir varlıktır. Ama yaptığı, yazdığı okuduğu hatta yorumladığı, tarihten ders almadığı için, tarih sanki yineleniyormuş gibi görünür. Oysa yinelenen tarih değil insanın cehaletidir. Tarihi varlık olmakla övünen insan kendi tarihini de değiştirir. Gerçekleriyle oynar. Yalnız tarihle değil, yapıp ettiği, yazıp okuduğu, herşeyle oynar. Öylesine yaman bir oyundur ki ona Homo ludens (oyuncu insan) denilebilir. Doğar doğmaz başlar oynamaya, yaşamı boyunca oynar durur. Başkalarına hep oyun oynadığı için, kendine hep oyun oynandığını sanır, kuşkulanır. Eski oyunlara düşmemek için sürekli yeni oyun senaryoları düşünür. Kurduklarını hayata uygular. “ciddiyim, ciddi olalım” demesi bile oyundur. Son soluğunda “oyun bitti” derken bile oyunu sürdürür.
İnsan dünya sahnesinde gülen insandır. Homoo ridenstir. En çokta cinsel tabulara güler. Hayatta tadamadığı doyumları gülünç öykülerde arar. Çünkü tam bir Homo seksustur. Cinsel hayatını yeterince düzenleyememiş bir varlıktır.
Her davranışı, doğması, yiyip içmesi, çalışıp dinlenmesi, hastalanıp iyileşmesi, eş seçip ayrılması, sayısız kurallara bağlı kalır. Her aşaması bir törenle başlar, törenle sürer, törenle biter. İnsan törenci Homo ritualisttir.
Kurallara, geleneksel tören ve törelere uyulmayan durumlarda o barışçı uysal varlık, bir Homo veiligerent(savaşçı) olur. Savaşı saygın bir bilim, fen, sanat, felsefe ve meslek düzeyine yükseltip, kurumsallaştıran tek yaratık insandır. Hep barış için savaşırlar.
Varlığını topluma borçlu olan insan Homo sosyalisttir. Aristotales’e göre; toplumsal hayvandır. Aslında insan toplumsal bir varlıktır. Ama topluluklar büyüdükçe kalabalıktan sıkılır, içine kapanır, yabancılaşır. Bu sürecin azı entellik, özentisi züppelik, fazlası deliliktir.
Peki ya Homo perfectus, kusursuz insan olabilir mi? Söylemekte sakınca yok. Kusursuz insan kusurunu bilendir.

En iyimizin öyle kusurları
En iyimizin öyle iyilikleri vardır ki
Kusur dediğin senin
Kusuru görmek olmasın sakın

Dr. Cüneyt İNANÇ

zeka sorusu

Bir laf vardır hani “Bozuk saat bile günde iki kez doğruyu gösterir” diye. Bugün bu sözü düşünürken aklıma birden kaliteli olabileceğini düşündüğüm bir zeka sorusu geldi. Ne kadar zaman gösterir?.. Günde iki kez doğruyu gösteren bu bozuk saat bu doğruyu gösterme durumunda ne kadar süre bulunur?

Şimdi muhtemelen saatin yelkovanının ve/veya akrepin hassasiyetinin önemli olduğunu söyleyeceksiniz. Tamam, hassasiyetimiz sonsuz olsun.

(Saatin saniye sayarı olmasın sadece yelkovan ve akrep olsun)

Ateistlerin Evren Hakkındaki Düşünceleri

Ateist olan kişilerin, yaşadığımız dünyanın nereden gelip nereye gittiği konusuna olan yaklaşımlarını merak ediyorum. Mesela bazıları zamanın sonsuz olduğuna inanır..

Hazır inanmak demişken, ateistlerde birşeylere inanır mı? Evet bu soru bir genelleme yapıyor ama olsun, her ateist kendince cevap yazabilir. Mesela, ben hiçbirşeye inanmam veya şuna inanırım diye. Forumdaki ateistlerin fikirlerini merak ediyorum kısacası. Belki bunu çok zaman harcayarak sitedeki yazılara bakarak öğrenebilirim ama eminim henüz yazılmamış olanlar vardır ve bu kadar zamanıda pek bulamıyorum..

Neyse fazla uzatmayayım, ateistlerin evren manifestolarını merak ediyorum..

(İnanç tartışmasına girmek istemiyorum, sadece merak ediyorum hepsi bu)