Asimov’un incisi-1

Merak ediyorum;
Don Elkins, bilimkurgu sever miydi? Kendi gibi bir bilim adamı olan Asimov’u okur muydu?
Ya da Asimov, gizlice spiritüel yayınları takip ediyor muydu, Don elkins’in tarafsızlığına güvenip Ra Bilgilerini baştan beri okumuş muydu?
Her ikisi de hayatta olmadığına öre bu soruları ancak onları çok yakından tanıyanlar cevaplıyabilir (maalesef)
Asimov otuz yıl aradan sonra Vakıf dizisine Vakfın Sınırı isimli kitapla devam etmeye karar verdi, kitap 1982 yılında yayımlandı. Kitabın ilk 400 sayfası doğal olarak otuz yıl önce yazılmış ilk üç kitabın hatırlatılmasına ayrılmıştı (ara vermeden okuyanlar için biraz gereksiz tekrar oluyor haliyle), derken Asimov 440. cı sayfalarda istridyeyi açar ve inciyi ortaya çıkarır! (aradaki otuz yılda boş durmamış bir sürü güzel kitap yanında bir de robot dizisini yazmıştır).

Söz konusu inci’nin ne olduğunu söylemeyeceğim (henüz okumayanlara haksızlık olmasın) ancak üst uzay sıçramaları yaparken onun iki seçenekli Aristo mantığından tamamen sıyrılıp üçüncü bir olasılığı keşfettiğini söylemek umarım haddimi aşmak olmuyordur.
Herhalde bu konuda daha yazacağımdır ama şimdilik sadece onun çok nazik biri olduğunu söyleyeceğim (ve hala kadınlara karşı çekimser)

Enkarnasyonlar ve Gezgin

Ra Bilgileri 1
Celse 21, sf 273
oe

SORU: 75.000 yıllık devre başladığında, ortalama insan ömrü
yaklaşık olarak dokuz yüz yıldı. O devredeki reenkarnasyon
(tekrardoğuş) programlama mekanizması ve süreci nasıl
işliyordu? Üçüncü yoğunluk derecesi madde alemine yapılan
enkarnasyonlar arasındaki zaman, varlıkların tekâmülüne
ne gibi bir katkıda bulunuyordu?

RA: Bu sorunuz birçok sorunuzdan daha karmaşık. Baştan
başlayalım. Üçüncü yoğunluk derecesine yeni giren bir akıl/
beden/ruh bileşiminin enkarnasyon düzeni karanlıktan başlar;
çünkü, kendi yoğunluk derecenizi bir uyuma ve unutma
durumu olarak düşünebilirsiniz. Bu kat, tek unutma katıdır.
Üçüncü yoğunluk derecesi varlığı için unutmak şarttır.
Ancak bu şekilde, karışıklık mekanizmaları ya da özgür irade,
yeni bireyselleşmiş bilinç üzerinde etkili olabilir.
Böylece, bu yoğunluk derecesine yeni giren varlıklar
tüm masumiyetleriyle hayvansal davranışlara yönelmiş varlıklardır;
diğer varlıklar onlar için sadece kendi benliklerinin
birer uzantısıdırlar ve onları tüm-varlık (tek varlık)’ın korunması
ve devamı için araç olarak kullanırlar. Ancak varlık
yavaş yavaş, hayvansal olmayan, yani hayatta kalabilmesi
açısından gerekli olmayan bazı ihtiyaçları olduğunu da fark
etmeye başlar. Bu ihtiyaçlar; arkadaşlık ihtiyacı, gülme ihtiyacı,
güzelliğe duyulan ihtiyaç, çevresindeki evreni tanıma
ihtiyacıdır. Bunlar ilk ihtiyaçlardır.
Enkarnasyonlar birbirine eklendikçe, başka ihtiyaçlar
da keşfedilmeye başlanır; değiş tokuş (alışveriş) yapma ihtiyacı,
sevme ihtiyacı, sevilme ihtiyacı, hayvansal davranışlarını
daha evrensel bir bakış açısına yükseltme ihtiyacı gibi…
Üçüncü yoğunluk derecesi devrelerinin başlangıcında
enkarnasyonlar otomatiktir ve fiziksel bedenin ölümünün ardından
yeniden, ara vermeden gerçekleşirler. Enkarnasyonun
deneyimlerini gözden geçirmek ve sarsıcı etkilerini iyileştirmek
için fazla bir ihtiyaç duyulmaz. Ancak, sizin deyiminizle,
enerji merkezleri yüksek düzeyde harekete geçirilmeye
başlandığında, enkarnasyon sırasında yaşanan deneyimlerin
içeriği daha çok sevgi dersleriyle ilgili olmaya başlar.
Bu suretle, enkarnasyonlar arasındaki zaman uzatılmaya
başlar; böylece, bir önceki enkarnasyon sırasında edinilen
deneyimlerin gözden geçirilmeleri ve etkilerinin şifa bulabilmesi
için gerekli süre sağlanmış olur. Üçüncü yoğunluk derecesi
aşamasının bir noktasında yeşil-ışın merkezi harekete
geçirilir (faal hale getirilir); bu noktadan itibaren enkarnas-
yon otomatik olmaktan çıkar.

SORU: Enkarnasyon otomatik olmaktan çıkınca, varlık artık
kendi öğrenimi için yararlı olacak biçimde ne zaman enkarne
olması gerektiğine kendisi karar verebilir diye düşünüyorum.
Peki ana-babasını da kendisi mi seçer?

RA: Evet.

SORU: Şu anda, yani devrenin sonuna doğru enkarne olan
varlıkların yüzde kaçı kendi seçimlerini yapmaktadır?

RA: Yaklaşık oran yüzde elli dörttür.


Burada verilen oranın büyüklüğüne bakarsanız, dünyanın %54’ünün görünür ruhsal eğilimler
gösterdiğini varsaymak zor olacağı için, bu oranın daha genel (ve daha kolay/basit) bir gelişmeye
işaret ettiğini düşünebiliriz.

Kıdemlilik sisteminden dolayı bu son zamanlarda gelen/enkarne olan ruhlar en kıdemli,
yani en fazla hasat olasılığı olan ruhlar olduğu için bu oranın biraz daha arttığını
düşünmek yanlış olmaz diye düşünüyorum. Aynı zamanda gelen gezgin sayılarının da arttığını
sanıyorum. O zamanlar (1980 gibi) 65 milyon civarı imiş (yaklaşık nüfusun %1’inden az fazla)

Bu %54 oranının tabii ki, hasat edilebilir durumdaki varlıkların oranıyla doğrudan ilgisi epey az.
Venüs’te çok daha ruhsal gelişmiş koşullarda dahi, Ra varlıklarının hasatı 1/6 ‘yı (yani yuvarlak
hesap %16’yı) aşamamışken, bizdeki hasat oranının %3-4’ün üstüne çıkacağını pek sanmıyorum
(ki bunların en az %1’i gezgin ve onların bile hasat olabilecekleri kesin değil.)

**

Gezgin olayını ise şöyle düşünüyorum. Yüksek yoğunluk derecelerinden 3. dereceye yardım/hizmet amacıyla enkarne olan varlıklar tümüyle buranın koşullarına tabii oluyorlar. 1980’lerde 80 milyon kadar gezgin olduğu düşünülürse 6 milyarlık nüfusa oranladığımızda toplam nüfusun %1’inden fazlası gezgin. Yani her yüz kişiden bir kişi gezgin. Şimdi bu sayı birkaç katına da çıkmış olabilir muhtemelen. Açıkçası bu küçük bir yüzde gibi görünüyor ama toplamda örneğin Türkiye nüfusunda kaç kişi, ruhsal konularla ne kadar ilgileniyor diye bakarsanız bu yüzde olasılıkla bundan daha küçük çıkacaktır. Kaç tane böyle forum var, kaç tane ilgilenen/okuyan/yazan var. Türkiyede %1 üzerinden hesaplasak bile 750 000 gezgin olmalı. Neredeyse küçük bir şehir kadar. Yani bana göre, sonuçta, diyelim ki böyle bir forumun çoğu üyesi, büyük olasılıkla bir gezgin.

Gezginlerin az bir kısmı faydalı olabilecek kadar kendini hatırlayabiliyor. Ve bu faydalı olma durumunu yaratabilmesi ve gezegenin titreşimlerine katkı sunabilmesi için gene “biz bu yolları zaten yürümüşüzdür” demeyip tekrar gelişmeye çalışması lazım. Yani öyle elle tutulur bir “önceki bildiği öğretileri” hatırlaması yok. Perde onun için de diğerleri için olduğu kadar işlevsel/zor. Tek avantajı eğer isterse ruhun yukarıdan aydınlatması sayesinde “neyi gerçekten istemediğinin daha açık şekilde farkında olabilme” yeteneği.

Ve bu arada birine/birşeye sevgisizlik gösterirse karmanın ağlarına yakalanıp, temizleyene kadar gezegende kalmak zorunda olması da cabası.

Bence bu durumda, hasata kadar olmayıp da birkaç yaşamlık buraya gezgin olarak gelmiş olsa bile, gene de ‘herkesin yaptığı gibi’ gelişmeye çalışmasına engel değil. Başkalarına verebilmek için dolması lazım, anlatabilmek için anlaması lazım, yani ‘yeniden’ ilerlemesi/gelişmesi lazım.

Öte yandan eğer hasata gezgin olarak katılacaksa, bence ‘bir hayat boyunca kimseye sevgisizlik göstermemek’ hasat edilebilmek kadar zor birşey zaten. Yani gene bir anlamda kendini ‘hasat edilebilir hale’ getirmesi gerekiyor.

Ki zaten, gerçek 3. derecede olanların hasat edilebilir düzeye gelmesi gibi zor bir hedefin gerçekleşmesini umar ve buna çalışırken; bu yollardan önceden geçmiş bir gezginin ‘daha düşük bir performans’ göstermesi sanırım pek kabul edilebilir değildir.

Öte yandan bu gezginlerin çoğu 6. dereceden gelmekle birlikte, orada kusursuzlaştırmaya çalıştığı bir denge için gerekli olan bir geri dönüşü de ekstra olarak amaç edinmiş olabilir. Yani salt hasata hizmet etmek için gelmiş değil, 6. derecenin kusursuzluğunda küçük sapmalar olarak algılanabilecek şeyleri törpülüyor da olabilir aynı zamanda. (Böyle bir bilgi vardı Ra’da) Yani işleri ‘çantada keklik’ değil ve ‘diğerleri kadar’ ve ‘diğerleri gibi’ uğraşmaları gerek, belki de daha fazla…

Oe
alıntı: http://www.budur.com/forum/topic.asp?TOPIC_ID=610

Ra Bilgileri konusunda uzmanlaşan Oe arkadaşımızın daha pek çok güzel yazısı var. Gezgin konusu Ra bilgilerinde bariz olarak geçtiği için onun yorumunu bulmaya çalıştım.

Hem çok, hem Bir

Ne ölçüde bir yazar olduğum tartışılırsa da sanırım okuyuculuğum oldukça iyidir, tabi bunu okuduğum kitap sayısıyla ölçmüyorum (hayret verici ölçüde çok olsa bile), ilgi alanlarımın dağınıklığı sebebiyle kitaplar içinde bir gezgin olduğumu söylesem yeridir. Kitabı ve kitap dükkanlarını aşk düzeyinde sevdiğim günleri hatırlıyorum da, geniş geniş gülümsüyorum. Şimdilerde bu sevgimi paylaşan hatta bunun ötesine geçen başka bir unsur olduğu için geçmiş zaman betimlemesi yaptım. Kitabın ötesine geçen “sevgi-ilgi”;  insanlar ve dünya diyebilirim. Onları bütünüyle çok seviyorum. İnsanın ilgisi neye dönükse onu seviyordur demişimdir biçok yerde ve ilgilenmişse dinliyordur. Dolayısı ile denklem sevgi=dinlemek oluyor. Kendimi de dinlerim ben; çünkü kendimi de sevmişimdir 🙂

Şimdiye kadar okuduğum kitaplarda beni hayrete düşürebilecek, hiç bilmediğim bir kavram ve bilgiye yok denecek kadar az rastladım. Çoğunlukla bildiğim şeyleri hatırlattılar ve onlara isim koymamı sağladılar. Tabi bu da büyük bir yarar, her daim tüm o yazarları sevgi ve minnetle andım ve anıyorum.

Hiç bilmediğim halde karşılaştığım bilgiler hemen hep dünya dışı uygarlıklar ile ilgiliydi, örneğin “Ra Bilgileri” dizisindeki bilgilerin bi kısmını ilk kez orda görmüştüm ve Anu anlatıyor (: Bakınız https://blog.sonsuz.us/?p=585 ) gerçekten benim için heyecan vericiydi. Doğru olup olmadıkları hiç önemli değil 🙂 Gerçekliğin ikili bir yaratım olduğunu biliyorsanız doğru ve yanlış lügatınızda önemli bir yer  işgal etmez olur. Birçok yazımda ve kitaplarımda belirttiğim gibi, sadece tek gerçek vardır: Şu an! Gerisi isteğe bağlı olarak geliştirilebilir. Geçmiş de aynen gelecek gibi şu an ve bizim tarafımızdan inşa ediliyor. Malzeme dişildir, oyun hamuru, onunla ne yapacağınız size kalmış. Herneyse ben aslında başka bişey anlatacaktım fakat şu an kaçtı gitti.

Dünyada bana en ilginç gelen şey (küçüklüğümden başlayarak) duygular olmuştur! Çocukluğumda bundan korktuğumu açıklıkla hatırlıyorum. Belki de o sebeple kitaplar en büyük ilgi alanım olmuştu. İnsanları anlamak zordu! Apaçık görünen mekanizmaları tuhaf bi salgıyla (duygu olmalı bu) sıvıyorlar, tanınmaz hale getirip onun çevresinde savaşıyor, acı çekiyor, hırslanıyorlardı. Duygunun onları kör ettiğinin farkına varmıştım. Benim açımdan yapacak bişey yoktu, kenara çekildim kimseye çaktırmadan yaşamaya çalıştım. Bunu yaparken var gücümle bu açmazı anlamaya çalıştım, hayatım gözlem ve düşünce ile geçti.

Belki bu gezegenin havası suyu böyle yapıyordu, Sümer tarihi ile ilgilenip,  Zekeriya Sitchin’in yorumlarını okuduktan sonra Dünyada bişeylerin duygu oluşumuna çanak tuttuğuna dair kanım yoğunlaştı. Ve fakat ilginç olan, Dünya’ya bu sevimlilik ve bu çeşitliliği de sağlayan duyguydu zaten. Duyguları ortadan kaldırın geride bir yazılım kalır! Yani KODlar…

Dünyada yaşamış düşünürler, bilinci geniş insanlar, duygular konusunda insanları uyarmaya çalışmışlar, fakat bu hep yanlış anlaşılmış, sanki onlar duygularınızı saklayın, yok edin demişler gibi bi anlayışla şekillenmiş insan uygarlığı. Bu ne büyük yanılgıdır, insan inanmak istemiyor!

“Kendini mühimseme” denen canavar demiyeceğim; çünkü bu çocukça olurdu, zaten kendini mühimsetmeden bilinci ortaya çıkaramıyorsunuz! Fakat o artık ortaya çıkmış olduğu için şimdi yolu tersine yürümek gerekiyor! Kendinizi mühimsemediğinizde duygularınız mekanizmaların görünüşünü bulandırmaz olur! Yani duygularınızdan kurtulmak gibi bi zorunluluk yok aslında, sadece onları mühimsemeyi bırakmak yeterli. Sanırım bunu yapabildiğimizde, Evrende Dünya’nın bir eşi menendi bulunamazdı. Ben öyle hissediyorum. Öyle harikulade bişey ki, sadece hayali bile beni iliklerime kadar titretiyor; bunu başardığımızda hem çok hem bir olacağız.

Kendine Hizmet/Başkalarına Hizmet

Ra Bilgileri (dört kitap), temel olarak üçüncü boyut(dünyanın şu andaki HALi) realitesinin bir seçim boyutu olduğu fikri üzerine inşa edilmiştir. Seçilecek şey ise, insanın bundan sonraki gelişiminde Kendine Hizmet (KH) mi, yoksa Başkalarına Hizmet (BH) mi yolunu tercih edeceğidir. Aslında söylemeye gerek yok tabi fakat yine de hatırlatayım ki bu seçim sözlerle yapılmıyor, içsel niyetiniz ile yapılıp kendini bu dünyadaki yaşam kararlarınızla gösteriyor, seçim sizin titreşimlerinizde kayıtlı! Evrenimizin sonsuzdan ilk sapması; Özgür irade sapmasıdır, Özgür irade bir kez daha saparak sevgi‘yi, bir kez daha saparak Işık‘ı  ve sonra Güneşi ve alt logosları oluşturmuştur.

Dolayısı ile her iki seçim de ikinci sapma olan SEVGİ ile ilgilidir; birinde sevgiyi içinize doğru gönderirken diğerinde dışınıza gönderirsiniz ki bunun pratikte hiç bir farkı yok; çünkü her ikisi de ilk sapma olan ÖZGÜR İRADE’nin göstergeleridir.

Ancak RA Bilgileri bizi bir konuda belli belirsiz uyarmıştır (çünkü RA altıncı boyutta BH yolunda öğrenimini sürdüren bir bellek bileşimidir): BH yolunda seçim insanın titreşimlerinin yalnızca %51 oranında hizalanmasıyla yapılabiliyor olduğu halde, KH yolunda hizmet ancak %95 oranında titreşim saflığına ulaşmak zorundadır, yani Kendine Hizmet yolunu seçmiş olmak çok zordur! Bunun sebebini az düşünmedik! 🙂

Açıkçası benim fikrim, kendi yaradılışımızın, dualitenin önce IŞIK tarafına sapmış olması ve böylece ikincil ve mecburiyetten karanlığın oluşmuş olmasının tesadüfiliğidir. Sonsuz, bunu hep böyle yapmaz hissindeyim, yani bu kez (bizim güneş sistemimiz için) böyle yapmış olması tesadüf değilse bile bizim düşündüğümüz gibi iyi/kötü gibi bir dualite gereği değildir.

Bizler, dünyadaki büyük çoğunluk bu seçimi henüz kesinleştirebilmiş değiliz, her iki türlü davranışı da gerektikçe ve bilinçsizce yapıyoruz. Gerçekleştirebilenler için kıyamet olup bitmiştir.

Bu Konularda ikibuçuk sene kadar önce günlüğüme yazdığım bir fikir/düşün pratiği şöyleymiş:

Mükemmel olduğumuzun farkına varamayışımız mükemelliğimize gölge düşürmüyor.Nasıl değiştirebiliriz? Elimizden ne gelir ki, dünyada hergün savaş oluyor deniyor.
O savaş kendi içimizde oluyor. Eğer biraz dikkatle kendinize bakarsanız minik kırgınlıklar, küçük yargılar, sahiplenmeler ya da itelemeler göreceksiniz (ben kendime bakınca görüyorum). İşte o dalgalanmaların hepsi çığ gibi katlanarak dünya aynasından bize görünür oluyor.
 
 Belki şöyle bir örnek verebiliriz; dünyadaki tüm yayınları, hatta evrendeki yayınları alan bir radyonuz olsun. Fakat siz üç bilemediniz beş kanalı dinliyorsunuz, gerek alışkanlıktan, gerekse lisanlarını anlamadığınız için, gerek varlıklarından haberli olmadığınız için, gerekse dinlediklerinizi çok sevdiğiniz için bu tercihi yapıyorsunuz.
Bu durumda radyonuzun kısıtlı olduğundan, kötü olduğundan bahsedebilir miyiz? O mükkemmeldir, hem de öylesine mükemmel ki sizin kendisini kısıtlı kullanımınıza dahi boyun eğiyor. Kendini size teslim etmiş.Ayrıca, bahsettiğim o bütün yayınlar siz o kanalı açın ya da açmayın, bulunduğunuz ortamdalar! Demek ki yayınların hepsi bulunduğum yerde, onların hepsini çekebilecek alet/radyo de bende. Ne kadarını dinlediğim(sevdiğim) sadece özgür irademe kalıyor.
Kendine hizmet endişe vermesin(KH), biz zaten bunu hep yapıyoruz. Açıkçası ben kendimi gözleyeli beri (onküsür senedir), nerdeyse her yaptığımı kendim için yapmış olduğumu anlıyorum. Evet belki fiziksel şiddet kullanmış değilim ama bu şart değil. Fiziksel şiddet işin nerdeyse en hafif kısmı. İnsan bir duygu ve zihin terörü yaratabiliyor kolayca. Belki bunu bilerek yapan aramızda çok azdır. Zaten KH ve BH konularına şöyle bir göz atacak olursak, KH’nin insanları harekete geçirmek için bir mekanizma olduğunu kolayca farkediyoruz.
KH konusundaki uzmanlar (üst boyut da diyebiliriz, gezgin ya da dünyada hak kazanmış olanlar), insanları sınıflamak ve köleleştirmek üzere yaptıkları her tür faaliyetle onlara yardım etmekteler. Çekilen acılar, insanları derin düşünmeye ve hissetmeye itiyor, kendilerini savunmak, değerli olduklarını bilmek ve bildirmek konusunda bileniyorlar. Kısaca KH, bütüne hizmet sonucuna yol açıyor.
Tıpkı BH’in (başkalarına hizmet), kendine hizmet sonucuna vardığı gibi.
Ben kendi hayatımda başkalarına hizmet ettiğimi sandığım her konumun bana yarar sağladığını bazen dehşet bazen de sevinçle farkediyorum.
Üstelik bu katlanarak geri dönen bir dalga oluyor. Ve bu durumu gözlemlediğimde (madem farkındayım)acaba ben KH konusunda bir uzman mıyım diye düşündüğüm çok oldu. Evet bu düşünce ilk geldiği anda kendimden bi endişe sinyali aldım ve fakat hemen akabinde şöyle dedim; Sibel sen olabileceğin gibisin. Her ne olursan ol BİRe hizmet ediyorsun. Ve varlığıma sevgiyle kabul sundum, sunuyorum.
   

Tarihte ve halen oluşan ve bizi hoşnut etmeyen olayların müsebbibi sadece bikaçtane KH ustası olamaz. Esas büyük dalga, ne yaptığını bilmeyen bizler tarafından oluşturuluyor çünkü biz ezici bir çoğunluğuz.
Belki bu sebeple İsa’nın çarmıhtaki son sözleri “baba, sen onları affet; çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar!” olmuştu.

 

 

 

 

 
Mekanizmayı iyi anlamak lazım;
Bir insan herhangi bir varlığa/objeye/fikre dikkatini çevirdiği anda ona ışıktan bir telcik atar. Örümcek misali. Bu iplik sanki annenin bebeği ile arasındaki göbek bağı gibi, atanı ve atılanı birbirine bağlar. Ve bu bağ içinden birbirlerine doğru akış başlar. Ve kişinin dikkatini oradan çektiği ana kadar fasılasız sürer.
Şu görünen dünya bir anda gözden yitse göreceğimiz şey birbirine atılmış kocaman, muhteşem bir ağ görüntüsü olacakDikkatin hangi duyguyla atılmış olduğu işlemi hiç değiştirmiyor; yani nefretle, etkileme kaygısıyla, öğrenme kaygısı ya da, özenme duygusuyla atılmış olsunlar, bu akış derhal başlıyor, sizden ona, ondan size.
Bir insan bir anda dikkatini yalnızca tek şey üzerine yönlendirebilir (bunun başka bir alternatifi daha var). Şimdi gözünüzün önüne dünyadaki altı milyar insanı getirin lütfen. Ve tam şu içinde olduğumuz anda, onların hepsinin dikkatlerinin bir iplikçikle diğerine sarıldığını görün. Aslında tabloyu gördüyseniz, direk bağlanışın, milyarlarca endirek bağlantıya sebep olduğunu da anladınız. İşte bu sebeple biz tek bir organizmayız.
Hepimiz birbirine çelik kementlerle bağlıyız. O nazenin iplikçiklerin hiç biri, onu atanın özgür iradesi dışında koparılamaz! Ne top ne tüfek ne atom bombası kar eder.

Bu ağ örüntüsünün akışı ile biz gaiayız. Ortalamaya çekilme kanunu (Bakınız:https://blog.sonsuz.us/?p=215- da bu sebeple var.
Ortalamaya nasıl çekilmeyebilirim; düşünmeyi ve hissetmeyi bırakarak! Ki bu mümkün değil. Belki ustalar bunun yolunu bilirler, arasam bulurum ve fakat neden bulayım ki, ben bana atılmış ipliklerden ve kendi attıklarımdan razıyım.
Karma sistemi de bu ağ sebebiyle çalışır durumda. Ne ekerseniz onu biçiyorsunuz, evet tabii, başka nasıl olabilir ki?