Çocukken ne olmak istedin ? Ne oldun ?

Etiket kısmına birşey yazmayı beceremedim, aklıma 3 harfli geldi yazı verdim. Sonsuz beni affet 🙂

Sanırım 6-7 yaşıma kadar, büyünce peygamber olucam dedim, ama korkuverdim söylemedim büyüklere, kızarlar dedim. Sonra dedim uzaya gideyim ben, astronot olayım dedim, biraz daha süt içiverdiğimde boyum değişmese de kemiklerim güçlendi, ben uçak pilotu olayım dedim. Sonra beceremedim, insanları şartlayan reklamcı oluverdim. Hay lanet ben.

Sonra düşündüm durdum. Meğerse hala taş devrindeki gibi öyleee takılmaktaymışım. Hangisi ulaşılmazsa oymuş… Meğerse hayalperestin tekiymişim:D Sağ beynimde pekmez kalmadı:D

Reiki günü yapılsın. :)

Dün gece yatağımda homurtulu ses çıkartırkene aklıma geli verdide, anca hatırlayıpda açayım dedim.

Hani böyle altın günü, dolar günü, mark günü falan yapılırdıya, illa ki hala yapılıyordur. Ben de derim ki. Haftanın herhangi bir gününü seçerekten, burda oylama ile karar verilerekden sırasıyla diğer oylamaya katılan kişiler reiki yollayı versin, amanın shamanic şifa falan yollamayında kafası karışmasın jöle kıvamının:D

Diyecekler vardır belki, eyide kimlikler açıklanır edilir, nasıl olacak edecek diye de. sucu diğince bu sıfatsız adam olduğu ortaya çıkar herhal 🙂

Yani özetle teklifim bunun üzerinedir, gece yatarkene, karar verdiğimiz bir kişiye, herhangi bir gün reiki gönderilsin.

Bak bu konu aklıma yattı sucu demekte iseniz, sevgili üyeler yavaşından isimleri yazı versinde, çekiliş yapalım ?

Yok abi çok kalablık o iş yatar derseniz, geri kalanlar ile yapalım, ya da bana yollayın ne olacak sanki:D:D:D

Soluk mavi bir nokta.

Nasa, Voyager 1 aracıyla 1990 da güneş sisteminin sınırından dünyanın görünüşünü fotoğraflamıştı: Kapkara bir zemin içinde “Soluk mavi bir nokta”.

Carl Sagan bu resmi şöyle yorumlamış: “Uzayın derinliğinden bu resmi çekmeyi başardık; eğer dikkatlice bakarsanız bir nokta görürsünüz. O noktaya tekrar bakın. İşte o nokta burasıdır; evimizdir. O nokta biziz. Sevdiğiniz herkes, tüm tanıdıklarınız, adını duyduklarınız, gelmiş geçmiş tüm insanlar hayatlarını o noktanın üzerinde geçirdiler. Türümüzün tarihindeki tüm sevinçlerimiz ve acılarımız, kendinden emin bin çeşit inancımız, ideolojimiz ve iktisadi öğretilerimiz, her avcı ve yağmacı, her kahraman ve her korkak, uygarlığımızın mimarları ve tahripçileri, her çocuk, her mucit ve her kâşif, ahlak değerlerini öğreten her öğretmen, yozlaşmış her politikacı, her bir “yıldız”, her bir “yüce önder”, her aziz ve her günahkârın tamamı, işte orada yaşadı. Bir güneş ışınında asılı duran o toz zerreciğinde.

Dünya, dev bir evrensel arenada yer alan çok küçük bir sahnedir. Bütün o komutan ve imparatorların akıttıkları kan göllerini düşünün; şan ve şeref içerisinde, bu noktanın küçük bir parçasında kısa bir an için efendi olabildiler. Bu noktanın bir köşesinde yaşayanların, başka bir köşesinde yaşayan ve kendilerinden zar zor ayırt edilebilen diğerleri üzerinde uyguladıkları zulmü düşünün; anlaşmazlıkları ne kadar sık, birbirlerini öldürmeye ne kadar istekliler, nefretleri ne kadar yoğun.

Bu soluk mavi ışık noktası, bütün o kasılmalarımıza, kendi kendimize atfettiğimiz öneme ve evrende öncelikli bir konuma sahip olduğumuz yolundaki yanlış inancımıza meydan okuyor. Gezegenimiz, çevremizi saran o büyük evrensel karanlığın içerisinde yalnız başına duran bir toz zerreciğidir. İçinde yaşadığımız bilinmezlik ve bütün bu enginliğin içerisinde, başka bir yerden yardım gelip bizi bizden kurtaracağına dair hiçbir ipucu yoktur.

Gökbiliminin alçakgönüllü ve kişiliği geliştiren bir deneyim olduğu söyleniyor. Bana kalırsa, insan kibirinin ve zulmünün akıl dışılığını, dünyamızın uzaktan çekilmiş bu görüntüsünden daha iyi gösterebilecek bir şey yoktur. Bu görüntü, bildiğimiz tek evimiz olan bu soluk mavi noktayı birbirimizle daha içten paylaşmamız ve koruyup şefkat göstermemiz gerektiği konusundaki sorumluluğumuzun altını çiziyor. -Carl Sagan, Pale Blue Dot 1994 ”

Yazı alıntıdır.

Travma ?

Nedir bu Travma denilen hal, kendi kendime sordum durdum, sordum durdum. sonrasında yazılmış edilmiş şeylere bakayım dedim. Genelde, insanların yazıp çizdiği isim verdiği şeyler saçma ve aptalca gelmiştir.

Sonrasında ön yargısızca bakayım dedim Psikoloji Bilimi bunu nasıl açıklıyor, ne diyor, nasıl bir yol izliyor diye.

Ve akabinde kafam karıştı, aslında her zaman bildiğimi düşündüğüm, fakat nasıl bildiğimi önemsemediğim bir cevap belirdi kendiliğinden. Bağalım neymiş bu Travma… Okuyalım okutalım :P:D:D

Travma Nedir?

Travma, günlük yaşantımızda sık kullanılan kelimeler arasına girmeye başlarken, sadece stres düzeyini arttıran olaylara verdiğimiz ad olabilmekte; buna karşın, günlük rutini bozan, ani ve beklenmedik bir şekilde gelişen, dehşet, kaygı ve panik yaratan, kişinin anlamlandırma süreçlerini bozan olaylar, travmatik yaşantılar olarak tanımlanabilmektedir. Yaşanmış bir trafik kazası, bir doğal afet (deprem, sel, vb.), taciz, daha zorlayıcı bir yaşantı, onbeş yıllık evlilikte atılmış ilk tokat travmaya örnek oluşturabilmektedir.

Travma Zeminleri ve Tepkiler

Kişi gerçek bir tehditle karşılaştığını algılamış, fiziksel zarara maruz kalmış veya buna tanık olmuş, bu esnada da aşırı derecede korku, çaresizlik ve dehşet hissetmişse, durum kişi için travmatik bir yaşantı olarak tanımlanabilmektedir.

Diğer bir deyişle bir olayda

Yaşama karşı tehdit algılama
Vücudun bütünlüğüne karşı tehdit algılama
Sevdiklerimize karşı tehdit algılama
İnanç sistemlerimize karşı tehdit algılama söz konusu ise bu olay kişi için travmatik bir yaşantıdır.
Bu tür olaylarda kişilerde genellikle gücü kötüye kullanma, duyulan güvene ihanet etme, tuzağa düşme, çaresizlik, acı, kafa karışıklığı ve/veya kayıp söz konusu olabilmektedir. Bu oldukça geniş tanım, içeriğinde hem tek seferlik olaylar (kazalar, doğal afetler, suçlar, ameliyatlar, ölümler, vb.) hem de tekrarlayan ve süregiden olaylar (çocuk istismarları, çocuk ihmalleri, savaşlar, şiddet içeren ilişkiler, vb.) bulundurmaktadır. Dikkat edilmesi gereken nokta, olayın travmatik olup olmadığı kararının olaya maruz kalanlara ait olmasıdır. Trafik kazası geçirmiş iki kişiden biri, bu yaşantıda fiziksel bütünlüğüne bir tehdit algılamamış ise bu olay onun için travmatik olmakta; aynı kazayı yaşamış ikinci kişi, bu olayı hayatını tehdit eden bir felaket olarak algılamış ise kaza bu kişi için travmatik bir olay niteliği kazanmaktadır. Psikolojik travma, olayı yaşayan kişinin algısı ve değerlendirmesi doğrultusunda tanımlanmıştır.
Travma Zeminlerine Verilen Normal Tepkiler

Analiz ve araştırma sonuçlarına göre, felaketlere verilen tepkileri beş aşamada incelemek mümkündür:

1. İlk etki aşaması : Kaygı ve korkular ön plandadır.

2. Kahramanlık aşaması : Birçok kişi, felaketin korkunç sonuçları ve kayıplarıyla başaçıkmak için fiziksel ve zihinsel olarak kendini tüketircesine çalışır.

3. Balayı aşaması : Hayatta kalındığı, özel ve/veya devlete bağlı kuruluşlardan gelen yardımlar için büyük bir minnettarlık yaşanır.

4. Uyanış aşaması : Kuruluşların ve/veya görevlilerin yapılması gerekenleri zamanında yapmamış olmalarına duyulan engellenmişlik hissi ve öfke ön plandadır.

5. Yeniden yapılanma aşaması : Zihinsel ve duygusal yeniden yapılanma sonucunda, algılamalar daha gerçekçi bir hal alır. Karşılaşılan problemlere kişisel çözümler getirebilmek için sorumluluk üstlenme kabul edilir. Gerekli görüldüğü koşulda bu son aşama psikoterapinin en verimli olması beklenen aşamadır.


Bu yazının akabinde, yahu dedim, o halde tüm insanlar aslında Travmatik bir vaka olarak incelenip tedavi edilmeli dedim. Çünkü şu ana kadar gördüğüm insanlar ve özellikle gördüğüm kendimde yaniden yapılanma aşaması kısmını yaşadıktan sonra gene kırılasım geleyor:D sanırım birçok kişide bu böyledir, şiddetli veya değil. Peki iyide neden böyle bir deneyim yolu seçi vermişiz diği verdim, sonrasında bu Don Juan Matus’ n bir kaç cüleciğine bakı verdim.


“Ölüm sürekli bir yoldaştır bir insana” der. “Solumuzda, bir kol boyu uzaklıktadır bize”.” Sen o ak şahine bakarken sana bakmaktaydı ölüm; kulağına fısıldamıştı, bugun kü gibi titreme geçirmiştin” der Don Juan.
Ve devam eder, “Ölüm bizi bu denli yakından izlerken insan kendini nasıl önemseyebilir?” der.
“Sabırsızlandığın zaman yapılacak şey, soluna dönüp ölümüne danışmaktır” der. Şayet bir im verirse, yoldaşının orda sana baktığını duyumsarsan, bayağılıklarından arınacağını ifade eder.
Castanede artık bu konuda konuşmak istemez, tedirginlik ve korkudan başka bi şey getirmeyeceğini söyler. Don Juan sa “Ölüm bize en bilge danışmanımızdır” der. “Ne zaman sonunun geldiğini düşünsen ona danışmalısın; onun sana dokunuşu dışında hiçbir şeyin önemi olmadığını söyleyecektir” sana der.
“ Burda ikimizden birinin değişmesi gerek” “Burda ikimizden birinin, ölüme danışması ve yaşamlarını ölüm onları hiçbir zaman yakalamayacakmışçasına sürdüren insanların, o acınası kepazeliğini bırakması gerek” der inatla…
Saatlerce çölde yürüler Castaneda, ölümünü tekrar göstermesini ister, hayır cevabını alınca bu sefer de bitkilerle konuşmak ister. Don Juan “Bir aşırılıktan öbürüne geçiveriyorsun. …. Bitkilerle konuşabilmen için, Sarsılmaz istencin olmalı” der. Ölüm için se “Ölümü görmene de yok bir hacet. Varlığını çevrende duyumsa yeter” der.


Peki güzel demiş hatta hoş hissetmiş ve hissettirmiş. Peki ama doğru olan hangisi, ya da ne gibi sorular geliyor ediyorda, doğru kişiye, bireysel kavram olu veriyor. ee öyle ya da böyle o pamuk hık diyip girmeyeceğmi acep ? özgürlük fırtınasında koştururcasına… Peki bu travmatik durum aslında tedavi edilen birşeymi yoksa olması gereken bir durum mu zaten? Bazı söylevler ile bu hal kişinin kendi hayrınamı yoksa sadece öyle işte oluyormu? işi madde ve manevi olarak almaya çalışınca neden ikiside aynı oluyor TEK lik mi esas olan..? Bilemedim. : )