Altın Çiçeğin Gizi

Doğallığa Yol denir. Yol’un adı ve biçimi yoktur; sadece özdür o, sadece ilksel ruhtur.

İlk olarak toplumda günlük işler için sağlam bir zemin oluştur. Ancak ondan sonra gerçekliği değerlendirip özü anlayabilirsin

Evren açısından insanlar mayıs sineği gibidir; ancak Yol açısından da evren geçici bir yansımadır. Sadece esas ruhun gerçek özü ilksel düzenlemeyi aşar ve onun üstüne çıkar.

Her şeye boş vermiş olsan bile, uyanık ve kendine hakim ol. Fakat deneyim kazanmak için fazla hevesli olma. (Gerçeklik çok fazla ciddiye alınırsa kolayca heyecanlanılabilir. Bu, gerçekliğe aldırmamalısın anlamına gelmez, ancak gerçekliğin ritmi varlıkla yokluğun sınırında salınır. Fazla hevesli olmayan bir niyetle gerçekliğe ulaşabilirsin)

Ruhsal ilaç nedir? Bunun anlamı her durumda unutkan olmaktır. Taoculuğun büyük sırrı “yıkanmaktır” (zihnin boşaltılması). Bir evre içinde üç evre bulunur. İlki boşluktur; her şeyi boş olarak görürsün. İkincisi Koşullara bağlılıktır; nesnelerin boş olduğunu bilsen de, boşluğun ortasındaki her durumda yapısal bir özellik varsaymak dışında, nesnelerin bütünlüğünü bozmazsın. Nesneleri ne bozar ne de onlara saplanıp kalırsın. Bu merkezin düşünmeye (üçüncü evre) dalmasıdır.

Alşimik metal ya da kurşun simgesini şöyle açıklamıştır: Kurşun yoğun ve ağırdır, sert ve sağlamdır, uzun süre bozulmadan kalır; Burada geçen gerçek KURŞUN sözü, gerçek BİLGİnin insan vücudunda bulunan şekilsiz, maddesiz gerçeklik duygusudur. Bu duygu dışardan karanlık görünür ama içeride parlaktır, güçlüdür, bükülmez, dış sıkıntıları atlatabilir, iç sapmaları durdurma yeteneğindedir. Kurşunla simgelenir. Işığı sayısız varlığı aydınlattığından altın çiçek de denir.

Birleşme ve ceninin gelişmesi standart alşimik terimlerdir. Şöyle ki; Karı-koca birleştiğinde gizli odada bulutlar ve yağmur oluşur:
Gerçek Bilgi’miz Yin içindeki Yang’dır.; bu erkektir.
Bilinçli Bilgi’miz  Yang içindeki Yin’dir; bu kadındır.
İnsanların içindeki esas Yang bittikten sonra, edinilmiş koşullanmalar birleşmenin yönetimini eline alır ve gerçeklik, başka bir evde yaşıyormuş, kendine ait değilmişçesine, dışarıda kaybolur.

Yine de kişi Bilinçli Bilgiye, erkeği görmeyen kadına, sahip olabilir; Yin, Yang’ın dengesi olmadan var olur, bu bilinç yanlıştır. Eğer erkek, gerçek bilgi, hatırlanır ve karısıyla buluşmak üzere eve geri çağırılır ve birlikte olmalarına izin verilirse, Bilinçli bilgi ve gerçek bilgi birleşir, duyu ve öz biraraya gelir, böylece hiçliğin içinden esas enerji çıkar ve ruhsal cenin halinde cisimleşir.

Altın Çiçeğin Gizi

Çatışmadan Barışa yol

“Bir Ben olduğu içindir ki, bir Düşman vardır. Ben denilen şey yoksa düşman da yoktur. Eğer herşeye bir isim vermeye kalkarsak karşımızda yer alırlar. Erkek dişiyle, ateş suyla zıtlaşır. Ama zihninizde hiçbir yargılama olmuyorsa çatışmaya girmenize de gerek kalmaz. O zaman Ben de, Düşman da yok olur. Zihni aşarsanız mutlak olarak ‘Yapmamak’ fiilini deneyimler ve tadına varırsınız.
“Evrenle uyum içinde ve onunla birsinizdir. Doğru ve yanlış arasında tercih yapmak zorunda kalmazsınız. Zihninizin bir ürünü olan ikilemler dolu dünyadan kurtulursunuz.” Diyor eski bir Tao-Zen ustası.

Aynen böyle düşünür ve yaşamımın da bu doğrultuda olmasını dilerim yıllardır; fakat şimdi bir BEN olsa dahi, her şeye isim vermiş olsak dahi, çatışmaya girmeyebileceğimizi hissediyorum, nasıl için tamamlanmış bir cevabım yok henüz -belki hiç olmaz-. Sanki başarı konusundaki fikrimiz ve hayatta kalmaya dair saplantılı ilişkimiz değişir ve yumuşarsa barış kaçınılmaz gibi geliyor bana.

*

Nasıl ki hiç bir şey bir diğer şeyden daha kutsal değil, hiçbir gerçek de bir diğerinden daha doğru, daha üst seviye olamaz. Eğer bunu hissedebilirseniz tüm çatışmalara da gülebileceksiniz.
Aklınıza hemen en korkutucu, en iğrendirici, en hoyrat örnekleri getirip “ama nasıl olur bu, ya sen şimdi…..” diye başlayan tüm korkunç senaryoları söyleseniz de benim yukarıdaki çıkarımım hala doğru kalacak, üstelik sizin ki de aynı seviyede doğru olacak. Boyutların işleyiş şekillerini bir kez -bilmeden/kazayla- gördüğünüzde artık geriye çekilmek için çok geç. Jüri bir kez duyunca, kayıtlarda kalmış ya da çıkarılmış ne fark eder.

“Neden bilgi ve yöntemlerini insanlara öğretmek için bir program haline getirmiyorsun” sorusuna cevaben…

Bu olgu direkt olarak öğretilebilecek bi şey değil, çok boyutlu, olunabilecek bi şey. Eminim birileri yapacaktır ve zaten halihazırda yapanlar var. Bunu tıpkı bilimciler gibi herşeyin teorisini tek bi parmak şıklatmasında bulalım iddiasına kapılmadan (ki bu da olabilir, sadece takılmadan demek istiyorum) kendini hazır hisseden insanlar yeni dünyanın yapı taşlarını birer birer teleşsızca hazırlıyorlar (Örneğin Ken Wilberin her şeyin Teorisi üzerine on yıldır dikkat çekmeye çalışıyorum). Ben de üzerime düşeni yapıyorum, her gün 10 saatten fazla çalışıyorum, üstüne eğildiğim şeyleri ya da çıkarımlarımı paylaşmaktan hiç çekinmiyorum, soruları altın kıymetinde buluyorum, kitaplar yazıyorum, Bir Kadını Öldürmek kitabındaki oyun kuramım üzerine söylenebilecek “yeni bi lafım var mı” diye çırpınıyorum (madem hala hayattayım). İnsanları ve insanlık çabasını büyük bi şefkatle seviyorum. Daha ne yapayım?

Zaten tüm bu günlük yazılarım ve takip ettiğim çok yönlü konuları burada ve facebook’da paylaşıyorum (gizli bi acendam yok) ve siz sanıyor musunuz ki yol, insanı bi yere götürür? İnsan öyle complex bi şey ki anlatılmaz. Sır, insanda gizli, onların özgür iradelerinde  Bu arada eğer kısmet olursa bir bilimkurgu yazmak istiyorum tabi 🙂

Bilimkurgu veya tüm kurgular insana ne veriyor, bu çokça yazılmış bir konu. Her insan kendine göre bir fayda analizi yapar.  Ben felsefemi sık sık tekrarlıyorum: “Birinci elden deneyerek, ikinci elden dinleyerek (masallar,mitler,rüyalar, her türlü kurgu ürünü) ve bilinmeyenden bilmeyerek kendinizi geliştirin.”

22-Kayra-Kuzey

Bizi saran gerçek güzellik  ve kayra asla planlanamaz. Bu içimizden gelen bir aydınlıktır, geçici ve eskimezdir, dengeli bir yaşamdan yükselen doğal bir parlaklıktır.
Güzellik ve bizim güzelliği algılayışımız sayısız yolla ortaya çıkar. Yaratıcılığımızın ifadeleri aslında Tao’ya saygıdır. Güzelliğin farkındalığı şüphesiz bir biçimde devamsızlık duygusuna bağlıdır. Doğada her yerde güzellik doğar, solar ve devamlı yaratıcı bir belirme ile yeniden bir güzelliği vücuda getirmek için tekrar tekrar geri döner.

Güzelliğin ve lütfun gizemini çözmeyi, aslında geçici olduğu halde kalıcı yapmayı isteyerek kendimize sorunlar yaratıyoruz. Bu yakalama ve sahip olma isteğinden kendimizi çekmeyi başarabilirsek, kayra deneyimi, estetik zevklerimizi ve yaşamdaki neşemizi derinleştirecektir.

Güzelliği düşünün ve yaşamınıza işlemenize izin verin, böylece onun tarafından güzelleştirileceksiniz.
Zerafeti ve cömertliği sınır tanımayan, güzelleştirme potansiyeli mükemmele yakın olan Tabiat Ana size örnek olsun.

amin.

*

Kayra: Güney ve Kuzey doğunun birleşimi

Güney                                                                      Kuzeydoğu

Yapışkan, yaz, Ateş, Sarı ve YİN                 Dağ dinginlik, ilkbahar, tohum,YANG

Hangi bağışlama? Devlet malı yer değiştirdi!

Bizi gücendirmiş olan kişileri nasıl bağışlarız?

Bir gün bilge, öğrencisine boş bir çuvalla bir sepet patates verdi. “Son zamanlarda sana olumsuz bir davranışta bulunmuş yada söylemiş olan herkesi düşün, özellikle de bağışlayamadıklarını. Her birinin ismini bir patatesin üstüne yazıp çuvalın içine koy.”

Öğrenci işe birkaç isimle başladıysa da, kısa sürede çuvalı patatesle dolup taştı.

“Çuvalı bir hafta boyunca gittiğin her yere beraberinde götür” dedi bilge. “Sonra bunun üzerinde konuşalım.”

Başlangıçta öğrenci çuval hakkında hiçbir şey düşünmedi. Onu taşımanın özel bir zorluğu yoktu. Fakat bir süre sonra bu iş giderek bir yüke dönüşmeye, onu her yere taşımak zor gelmeye başladı. Çuvalın ağırlığı değişmediği halde, zaman geçtikçe onu taşımak daha fazla çaba gerektirir oldu.

Birkaç günün sonunda çuvaldan kötü kokular gelmeye başladı. İsim yazarken üzerleri oyulan patatesler çürük kokusu salıyordu. Artık onları oradan oraya taşımak sadece rahatsızlık veren bir şey değildi, nahoş bir şey olmaya başlamıştı.

Nihayet hafta geride kaldı. Bilge öğrencisini çağırıp sordu: “Bu konu hakkında bir şey düşündün mü?”

Öğrenci: “İnsanları bağışlayamadığımızda, olumsuz duygularımızı bu patatesler gibi yanımızda her yere taşırız. Zamanla bu olumsuzluk bizim için bir yük haline gelir ve bu yük bir süre sonra çürümeye başlar.”

Üstat: “Evet, kişi kin tuttuğunda olan tam da budur. O halde, yükümüzü nasıl hafifletebiliriz?”

Öğrenci: “Bağışlamaya çalışarak.”

Üstat: “Birini bağışlamak, isminin yazılı olduğu patatesi çuvaldan çıkarmak demektir. Seni gücendirmiş olanların kaçını bağışlayabilirsin?”

“Bunun üzerinde biraz düşündüm Üstat” dedi öğrenci. “Çok çaba gerekti ama, tümünü bağışlamaya karar verdim.”

Üstat: “Çok güzel, öyleyse patatesleri bir tarafa bırakabiliriz. Peki, geçen hafta seni gücendiren başka insanlar da oldu mu?”

Öğrenci bir süre düşündükten sonra, böyle birkaç kişi olduğunu kabul etti. Fakat kabul eder etmez de, henüz onca zahmetle boşalttığı çuvalının yeniden dolmak üzere olduğunu fark edip telaşlandı.

Öğrenci: “Üstat” dedi. “Eğer bu şekilde devam edersek, çuval her hafta yine patateslerle dolmaz mı?”

Üstat: “Evet, insanlar bir şekilde sana karşı olumsuz davrandığı sürece, çuvalında daima patateslerin olacak.”

Öğrenci: “Fakat Üstat, başkalarının yaptıklarını hiçbir zaman kontrol edemeyiz. Bu durumda Tao bize ne getirebilir?”

Üstat: “Henüz Tao’nun anına girmiş değiliz. Şu ana dek konuştuklarımızın tümü, bağışlamaya bildik yaklaşımın parçasıdır. Birçok felsefe ve çoğu din bize aynı şeyi öğütler: Sürekli olarak bağışlamaya çalışmalıyız, çünkü o önemli bir erdemdir. Oysa bu Tao değildir, çünkü Tao’da çabalamak yoktur.”

Öğrenci: “O halde Tao neyi öğütler, Üstat?”

Üstat: “Bunu sen de bulabilirsin. Eğer patatesler olumsuz duyguları temsil ediyorsa, o halde çuval nedir?”

Öğrenci: “Çuval… benim olumsuz duygularımı sürdürmeme olanak veren şeydir. İçimizdeki, bizi kırgınlık hissimiz üzerinde durmaya iten şeydir… Ah, o, öz-değerime ilişkin abartılı algımdır.”

Üstat: “Peki, ondan kurtulursan ne olur?”

Öğrenci: “O zaman… insanların bana karşı olumsuz davranışları artık büyük bir mesele gibi gözükmez.”

Üstat: “Bu durumda artık elinde patateslerin üstüne yazacak isim olmayacaktır. O halde, oradan oraya kötü kokulu bir yükle dolaşmayacaksın demektir. Bağışlayıcılık Tao’su, sadece birkaç patatesi ortadan kaldırmak için değil, çuvaldan da vazgeçmek için verilen bilinçli karardır.


Bağışlayıcılığa bildik yaklaşım, bilgenin de işaret ettiği gibi, bunun için çaba harcamaya odaklanmıştır. Shenxiu’nun tanınan bir şiiri bunu betimler:

Beden aydınlanma ağacıdır

Yürek parlak bir aynaya benzer

Onu devamlı temiz tutmaya çalış

Toz tutmasına izin verme sakın

Şiir, sürekli ve zahmetli bir çabadan söz ediyor. Sürekli çaba gerekir, çünkü temizlenen aynanın üstüne daima tozlar düşmeye devam edecektir. Tam onu kusursuz biçimde temizlediğimizi düşündüğümüz anda, başka bir toz zerresi ona konmak üzere havalanmıştır bile. Öğrenci, bu düzlemde kaldığı sürece, çuvalının patatesle dolmaktan kurtulamayacağını fark etti. Benzer şekilde biz de, bağışlayıcılığa bildik yaklaşımda kaldığımız sürece asla bağışlanacak kişi sıkıntısı çekmeyiz.

Fakat niçin orada, üstüne tozların konabileceği bir ayna durmaktadır? Aynanın orada durmasına gerçekten gerek var mıdır?

Şiirdeki ayna, egoizmi – abartılı bir kendini beğenmişlik ve kibir duygusu – temsil ediyor. Egoyu sanki fiziksel bir şeymiş gibi algılama eğilimindeyizdir. Dilimiz bu varsayımı doğrulayacak göndermelerle doludur. Sanki egoizm bir uzuv yada bir organ misali bedenin bir parçasıymışçasına, “yaralı” egodan, gurunun nasıl “kırıldığından “ yada itibarın nasıl “zedelendiğinden” söz ederiz.

Oysa egoizm, zihnin ürettiği bir şeyden başka bir şey değildir. Başkalarından ayrı ve farklı olduğumuza dair asılsız algıdan kaynaklanır. Bu ayrılık ve farklılık duyusu, bizi çarpık karşılaştırmalara, bu da sonuçta asılsız bir üstünlük duygusuna götürür. Bu özenle hazırlanmış yanılsama saldırıya uğradığında, sanal yaralar gerçek gibi görünür. Fakat bu yanılsamanın ötesini görmeye başladığımız anda, kendisi de ona verilen zararlar da önemini yitirir.

Bu, bağışlayıcılık konusuna Tao yaklaşımının temelidir. Shenxiu’nun şiirine Zen üstadı Huineneg’in yanıtı bunu gözler önüne serer:

Gerçekte aydınlanmanın ağacı yoktur

Ne de parlak bir aynası

Orada hiçbir şey yoksa

Toz zerrecikleri nereye konabilir?

Ayna gerçekte mevcut değildir. Toz zerrecikleri düşmeye devam ettiği halde, konabilecekleri bir yer ve durmadan silip temizlememiz gereken herhangi bir şey yoktur. Egoizm, kendi kendimize yarattığımız ve basit bir kararla ortadan kaldırabileceğimiz bir şeydir. Egoizm yoksa, incinecek, kırılacak yada yaralanacak bir şey de yoktur. Ego, gurur yada itibar zarar görüp yaralanmadıysa, ortada bağışlanacak bir şey de yok demektir.

Bilge, bildik bağışlayıcılık öğretilerinin ötesine bu şekilde geçer. Gerçek benliğin asla incitilemeyeceğini, eleştiriler ve hakaretlerle zarar görenin sadece egonun sahte yansımaları olduğunun farkına vararak, sürekli başkalarını bağışlama çabası içinde olmayı bırakırız.

Bağışlamak bizim için artık hiç çaba gerektirmeyen bir şey haline gelir. Bağışlamak eskide kalmış bir eyleme dönüşür.

(Derek Lin, Gündelik Hayatın Tao’su, s.85-89.)