Alacakaranlık bölgesi

Dün gece yine uykuyla uyanıklık arasında (ben buna vizyon diyorum) şimdi mahiyetini hatırlamadığım fakat deliler gibi çalışıp didindiğimiz bi yere gittim. Oraya rüyalarımda da çok gidiyorum. Sanırım bu dünyadaki faaliyetimin asgari düzeye indirilmiş olması ile ilgili bir durum olabilir, muhtemelen “asıl” tembelleşince gölge çok çalışıyor! :)))

Herneyse sonra dedim ki gerçekten bir yerlerde bu kadar sıkı çalışıyor muyuz acaba, öylesine planlı ve disiplinli bir çalışma ki alt planda süregelen, insan hayretler içinde kalıyor. Yanımda çok eski bir dostum da vardı (ki o bir zamanlar bu dünyada da ne kadar çalışkan olduğumu bilen belki de hatırlayan tek kişi), ona dedim ki “orada yaptığım işlerin bilincinde olsaydım nasıl olurdu acaba?”
O bana şaşkın şaşkın bakarken kendi sorumu yanıtladım: “eğer bilincim işe karışsaydı yaptığımız işin kalitesi çok düşerdi” sonra devamı geldi “ama eğer kişiliğimiz su gibi olsaydı, bu durumda gölgedeki işleri bilinçli yapma da işin kalitesini bozmazdı herhalde.” Ve hemen oracıkta bilmeden yaptığıma şükrettim. Hatta bi daha bu şeyleri hatırlamadığıma, bilinçli olmadığıma hayıflanmayacağımı da hissettim. Bu his devam eder mi sonradan yine unutulur mu onu da bilemeyeceğim tabi.

Herneyse bu arada geçenki beni çok etkileyen rüyamı da o “iki arada” bi daha gözden geçirdim. Orada bulunan kare masa yerine sofra hazırladığım; hayatımda hiç görmediğim köşeli bir yuvarlaklığa sahip iki ucu tam bitişmemiş sekize benzer (sonsuzluk işaretinin başka bi yorumu gibi) masanın çok önemli bir simge olduğuna karar verdim. Buna benzer bir sembol hatırlayan olursa ve beni haberdar ederse  çok sevinirim.

Bu arada bir başka şeye daha tam olarak aydım; malum düzen ve kaos yaradılışın iki tartışılmaz öğesi. Biz düzendeyiz ve kaotik etkilerden de kaçınmak için elimizden geleni yaparız (ilacımız orda olsa da). Orada (alakaranlık bölgesinde) şunu gördüm; endişe hissi kaos hazretlerine çekilen sms mesajı gibi doğrudan onu uyarıp çağırıyor! Peki dedim arkadaşıma, “acaba hiç endişe duymazsak kaotik tehlikelerden muaf olur muyuz?” o sessizce bakarken yine ben geveze cevap verdim “oran çok düşük olur ben deyim yüzbinde bir, sen de milyonda bir! Fakat gelirse kurtuluşun sıfır! Ama endişe varsa ziyeret oranı en az %20 olacaktır. Ve fakat endişeden dolayı hazırlık yaptığın için bunu savuşturma oranın da yüzde elli elli olabilir. Bir de endişenin korku düzeyine aktarılmışı var, ondan başka hiçbişey yapamama hali, bu durum ise kaos hazretlerinin %95 bu davete riayet edeceğini, ve sen korkmaktan önlem almaya vakit bulamadığın için seni devirmesi de muhtemelen kesin olacaktır. İşte böyle bi sistem, seç seçebildiğini! :))) Gelişme için kaos hazretlerine muhtaç olduğumuzu da unutmayalım bu arada!

Not: Bu konu bana yine Yeni dünya’yı anımsattı (gerçi hiç aklımdan çıkmıyo desem yeridir), bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=328

Not.2: Bir de şu varmış: Su gibi olmalıyız. Her şeyden aşağıda, ama kayadan bile kuvvetli.
~ Siyu Kabilesi ~

Değişen Dünya

Şifacı, danışman, uygulayıcı olanlarınız, kendinize her ne diyorsanız, sizler rehbersiniz. Başkalarına yardım ediyorsunuz. Ha, ve onlardan geldiğini hissettiğiniz acıyı ne kadar temizlemeye çalışsanız da, onların sorunlarını çözmeyi ve herşeyi onlar adına yerli yerine oturtmayı ne kadar derinden isteseniz de, ve bunu onların gerçekleştirmesi gerektiğini bilseniz de, bunun bir kısmını içinize alıyorsunuz. Devamını oku “Değişen Dünya” →

Yeni Bir Biçimde Bağlantı Kurmak

 Yanıtlar aynı yerlerde değil. Enerjiler, bağlantılar yer değiştirdi, değişti ve dönüştü. Eşinizle ya da partnerinizle bağlantı kurmaya çalıştığınızda, fişi, onlarla eskiden bağlantı kurduğunuz eski yere sokmaya çalışıyorsunuz – gerek enerjisel gerekse fiziksel olarak, her türlü – ve sonra da nedir yanlış giden diye şaşıyorsunuz. Kendi yaratıcı kaynağınıza girmeye çalıştığınızda, fişi eski prize sokuyorsunuz. Mecazi anlamda eski RJ11 fişi yerine bir RJ45 fişi geldi. (kahkahalar) Bu fişleri takas etmeye çalışmaktan vazgeçin.

Kendi içinize, tanrısallığınıza, spiritüelliğinize bağlanmaya çalıştığınızda, birçok yaşam öncesi varolan bir şeye bağlanmaya çalışıyorsunuz. Siz o zamanlar bir rahip, bir rahibe, bir haham ya da spiritüel lider deneyimine sahiptiniz, ve size ruhsallık sağlasın diye yeniden onunla bağlantı kurmaya çalışıyorsunuz. O fişin tozla ve kir pasla kaplı olduğunu ve artık iş görmediğini fark etmediniz mi?

Danışanlarınıza bağlanmaya çalıştığınızda – bunu danışmanlık ya da rehberlik yapanlarınıza söylüyorum – daha önce eğitimini aldığınız bir yerden bağlanarak yeni bilinç dalgalarını ya da akımlarını öyle göndermeye çalışıyorsunuz, ve eski bağlantı çalışmıyor. Yeni bir priz var – aslında o kablosuz. (kahkahalar) Bu, yeni bir bağlantı noktasıdır.

Yediğiniz yiyeceğin enerjisine bağlanmaya çalıştığınızda, çok, çok, çok eski bir şeye bağlanıyorsunuz. Kablosuzu kullanın. Farklı bir noktadan bağlantı kurun.

Biyolojinize bağlanmaya çalışıp da derdinin ne olduğunu ya da size ne söylemeye çalıştığını anlamak istediğinizde, eski bir telefon hattını kullanıyorsunuz. O hat, o bağlantıyı kurmak için çok yavaş, fazlasıyla yavaş kalıyor, ve siz bedeninizin mesajını bu çok arkaik sistemle yorumlamaya çalışıyorsunuz. Kablosuzu kullanın. Bedeninizde yeni bilinci kullanın. Bilincin farklı bir noktasına girin.

Zihninizi kullandığınızda, onun çok, çok eski değerlerine ve mekanizmasına bağlanıyorsunuz, ve bu sizi çileden çıkartıyor. Zihniniz, Atlantis zamanında yüklenmiş ya da damgalanmış ve kiliselerce ve yol boyunca diğer manipülatif kuruluşlarca  güçlendirilmiş sınırlamaların ötesine genişlemek istiyor. Farklı bir noktadan bağlantı kurun. Zihniniz genişlemek istiyor. Yaratıcılığınızın bir parçası olmak istiyor. İfadenizin bir parçası olmak istiyor. Artık kendi zihninin kapanında kısılı kalmak istemiyor. Analizden yoruldu, programlamaktan yoruldu, yapılaşmadan yoruldu, ve kendi zihninden çıkmak istiyor. Zihninizle farklı bir yerden bağlantı kurun.

Çevrenizdeki herşeyle, bu ister arabanız olsun – ki sizin arabalarınızla bağlantılarınız var – farklı bir noktadan bağlantı kurun. Farklı bir noktadan bağlantı kurun.

Ben size bağlantınızın nerede olduğunu söyleyemem. Bunu kendiniz keşfetmelisiniz, çünkü bu herkes için farklı ve benzersizdir. Ama onun farklı bir yerde olduğunu size söyleyebilirim. Bu, genişlemiş bir yerdir, ve Yeni Dünyayla ilgili konuşmalar, ve buraya getirmekte olduğunuz bilinç tohumlarıyla ilgili konuşmalar, nereye bağlanmanız hakkında size bir ipucu vermelidir.

Tobias -Nisan 2009

Faili Meçhul Kıyak Hareketi

İşte gençlerin yeni eğlencesi: ‘Karşılık beklemeden iyilik yapmak’

21.03.2009 14:31
Blog’larda, facebook’ta ve kulaktan kulağa yayılan yeni sokak hareketinin adı bu. Birine, onun haberi olmadan kıyak yapıp yanında bir de Faili Meçhul Kıyak kartı bırakıyorsunuz. Şu anda google’da 30 bin FMK sayfası olan hareket, salgın haline geliyor.

AYCAN SAROĞLU – GAZETE HABERTURK

Sürekli takip ettiğim www.fikiratolyesi.com’da, küçük bir kartvizite yerleşmiş, dev güneş gözlüğüyle hınzırca gülen bir yüze rastladım geçenlerde. “Seni gülümsetebildiysem ne mutlu. Sen de birine bir kıyak yap, bıraktığın tek iz bu kart olsun” yazıyordu kartvizitte. O hınzır surat, bloglarda, facebook ve ekşi sözlük’te çok ‘konuşulan’ ve kulaktan kulağa yayılan Faili Meçhul Kıyak Hareketi’nin (FMK) kahramanı. Bu serseri ve gizemli hareketle siz de bir anda tanışabilirsiniz. Ruhunuz bile duymadan kafede masanıza bırakılan çikolata ya da sipariş etmediğiniz halde getirilen Türk kahvesi, cebinize atılan loto kuponu bir Faili Meçhul Kıyak olabilir.

AŞK GİBİ BİR DUYGU

FMK’nın fikir babası, yıllarca çok uluslu şirketlerde üst düzey yöneticilik yaptıktan sonra, gençlere yaratıcılık, iletişim ve pazarlama koçluğu yapan Tunç Kılınç. Kendisi aynı zamanda Fikir Atölyesi’nin kurucusu. Faili Meçhul Kıyak Hareketi’ni bir ay önce, hayatında ‘nefesini kesecek anlar’ı düşünürken geliştirmiş. “İnsan hatırlayacağı şeyler yapmalı. Mesela köprüde arkadaki arabanın parasını verip uzaklaşmak gibi, diye düşünürken, aklıma bu fikir geldi. Bugün ne yaptığım değil, ne kadar insanı eğlendirdiğim önemli” diye anlatıyor. Kart örnekleri, sitede yayınlanca bir anda büyük ilgi görmüş. FMK özellikle gençler arasında dalga dalga yayılmış. “İşin heyecanı ne yapacağım, nasıl faili meçhul olacağım, etkilenecek mi, diye düşünmek” diyor Kılınç. “İzlerken insan ‘İyi ki varım, iyi ki böyle bir hareket yaptım’ diyor. Aşık olmak gibi. En güzeli, kartı alan kişinin bir FMK adayı olması.” Kılınç’a öneriler yağıyor. Bir benzin istasyonu sahibi, kartları kasa önüne koymak istemiş mesela. Siz en iyisi etrafınıza iyi bakın; dikkat, faili meçhul kıyak çıkabilir!

FMK’cılar anlatıyor

ÇAĞRI MERT Öğrenci

Şemsiye aldık
“Yağmurdan sucuk gibi ıslanmış biri geldi otobüs durağına. Bir şemsiye aldık, kartı da sıkıştırıp gizlice bıraktık. Adam önce etrafa baktı, yüzüne bir gülümseme yayıldı.”

MUSTAFA ÖZTÜRK Öğrenci

Saatini vermiş
“Blog’uma Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden bir genç yazmış: Kitapçıda iki genç konuşuyormuş. ‘Kitabı alırsam, saati alamam’ diyormuş biri. Kız çaktırmadan saatini çıkarıp, kartla beraber çocuğun çantasına bırakmış. Çocuk ‘Bu nereden çıktı, artık benim uğurum’ demiş.”

BARIŞ ALTUN Blog yazarı

Karakolluk oldum
“FMK için araba yıkayayım, dedim. Başladım arabayı ıslatmaya. Sahibi bağırarak aşağı  indi, polisler geldi, karakola gittik. Sitedeki yazıyı okuttum da öyle kurtardım paçayı. Polisleri FMK konusunda bilgilendirmiş oldum. Kafama isabet gelen yumuşacık odun bir an pes etmeyi düşündürdü, lakin bir kişiyi bile FMK destekçisi yapabildiysem, buna değer.”

EMRE TANRIVERDİ Öğrenci

Mutlu olmak için
bu oyunu oynuyoruz “Çocukluğumuzda oyun oynarken sadece mutlu olmayı beklerdik. Modern dünyada, oyunun amacı kazanmak. Şimdi yeniden  mutluluk için oynuyoruz. FMK kartlarını beşlik banknota iliştirip, sokağa bıraktık. Cebinde çok parası olmayan, İstiklal’e gezmeye gelmiş bir genç buldu, ‘Oğlum insanlar manyak mı, şakaysa parayı geri vermem’ dedi ama kartı cebine koydu. Bir okul arkadaşım, ödevini yapmamıştı. Bendeki fazla ödevi, onun adına mail adresi alıp, hocaya postaladım. Yüksek not aldı, yaptığımı bilmiyor. Mail’ine gizli adresten FMK kartı attım.”

Mıknatıs Adam

Osmaniye’de, günlük Medya gazetesinin sahibi İlyas Kör, aşırı statik elektrik yüklü vücudunu adeta malzeme çantası gibi kullanıyor. Gazete sahibi İlyas Kör (39), AA muhabirine yaptığı açıklamada, vücudunun aşırı statik yüklü olduğunu farkına, koluna taktığı saatin arızalanması sonucu 2006 yılında gittiği tamircide vardığını söyledi. 

Gittiği tamircide, saatin bileğinden çıkarttıktan sonra tekrar çalışmaya başladığını anlatan Kör, “Tamirci vücudumda statik elektrik olup olmadığını sordu. Olmadığını söyleyince denemek amacıyla bir kaç tane metal aksamı vücuduma
yaklaştırdı. Bu sırada metal aksamların vücuduma yapıştığını görünce çok şaşırdım. Bu durum yaz aylarında daha çok oluyor”dedi. 

Kör, günlük hayatında fazla yürüdüğü zaman veya yaklaşık 1 saat süren gazete basımı sırasında vücudundaki “statik elektrik”in arttığını, bu zamanlarda ince giysileri tercih ettiğini belirtti. Meslektaşları arasında “mıknatıs adam” ve “biyonik adam” olarak tanınan, bu tanımlamalardan da rahatsızlık duymayan İlyas Kör, vücudunun bu özelliğini, adeta vücudunu alet takımı olarak kullanıp avantaja dönüştürdüğünü ifade etti. 

İlyas Kör, “Doktorlar bu durumun rahatsızlık olmadığını söylediler. Milyonda bir görülen özelliğim çalışırken çok işe yarıyor. Beni ilk kez görenler ise hayli şaşırıyor. Tek sorunum saat kullanamıyor olmam” diye konuştu. (Milliyet)

 

 

Aramızda kimbilir daha ne ilginç özellikleri olanlar var fakat bilmiyoruz, genellikle çocuklar ve çok genç insanlar normalden farklı olduğunu bilmezler, öğrendiklerinde ise saklama eğilimi içinde olurlar. Ben bu insanlardan bazılarını hayatım boyunca keşfettim, hatta yakın bir arkadaşım hayatımı buna adadığımı çünkü horoskobumdaki bir özellik gereği bunun benim karmik borcum olduğunu söyledi geçenlerde :)))

Keşfettiklerimi açıklayamıyorum; çünkü bu etik olmaz, ancak yukarıdaki gibi zaten ortaya çıkmışlarsa bunu paylaşmakta bi beis yok.

Bu örneklerin YENİ Dünya’da patlama yapacağından da nedense eminim, Yeni dünyanın sakinleri şu anda daha bebek, ya da çok küçük çocuklar ve henüz onların farklı yapıları ortaya çıkmadı. Bekleyip göreceğiz. Bu arada hatırlatmakta fayda gördüğüm bir husus ise; bolca kural olan ESKİ DÜnyada yaşamın çok kolay olduğu, Yeni Dünya da kuralların çok az olması yaşamı en azından biz eski sakinler için biraz zor yapabilir.

Bu aynen satranç ile GO arasındaki fark gibi; Kural olmadığı yerde çıplak olmak, empat olmak ve bütünle alışveriş içinde olmak lazım gibi geliyor bana.