Derleyici Kant’ı Okusaydı: Hata Mesajlarının Ahlakı

Bir derleyiciye duygusal bir açıklama yapmayı deneyin: “Evet, parantezi kapatmadım ama niyetim iyiydi.” Sonuç değişmez. Kod ya kurallara uygundur ya da değildir. Derleyici mazeret dinlemez, bağlamdan etkilenmez ve arkadaş hatırına sözdizimini esnetmez. Bu tavır, ilk bakışta Immanuel Kant’ın evrensel ödev ahlakını andırır. Kant’a göre ahlaki eylemin değeri, sonuçlarından veya kişisel eğilimlerden değil, herkes için geçerli olabilecek bir ilkeye dayanmasından gelir. Derleyici de sanki şöyle sorar: “Yazdığın ifade, dilin bütün programlara uygulanabilen yasasıyla uyumlu mu?”

Sözdiziminin kategorik buyruğu

Kant’ın kategorik buyruğunun en ünlü biçimi, yalnızca evrensel yasa olmasını isteyebileceğimiz ilkelere göre davranmamızı söyler. Programlama dilinde bunun karşılığı açıktır: Bir kural yalnızca sizin kodunuza özel değildir. Noktalı virgül gerekiyorsa herkes için gerekir; bir değişken tanımlanmadan kullanılamıyorsa, karizmatik programcılara ayrıcalık tanınmaz. Derleyicinin adaleti tam da bu kişisizliğinde yatar. Kim olduğunuzu değil, ne yazdığınızı değerlendirir. Torpil yoktur; yalnızca satır ve sütun numarası vardır.

Bu katılık güven vericidir. Kurallar keyfî biçimde değişseydi yazılım geliştirmek, kaprisli bir hükümdarla pazarlığa benzerdi. Bugün çalışan kod yarın “canım istemedi” gerekçesiyle reddedilebilirdi. Evrensel ahlak yasası da benzer bir güvenlik vaat eder: Doğru ve yanlış, güçlülerin çıkarına veya anlık duygulara göre biçim değiştirmemelidir. Hem derleyici hem ahlaki mutlakçılık, tutarlılığı özgürlüğün düşmanı değil, öngörülebilirliğin koşulu sayar.

Ama insan bir program değildir

Yine de benzerlik, önemli bir noktada çatlar. Derleyici kapalı bir biçimsel sistemde çalışır. Kuralları önceden tanımlanmış, sembollerin anlamı sınırlandırılmıştır. Ahlaki hayat ise açık uçludur. Bir yalanın yanlış olduğunu söylemek kolaydır; fakat bir katil, sakladığınız kişinin yerini sorarsa ne olacaktır? Kant’ın katı yorumunda yalan yine yanlıştır. Derleyici mantığı burada kusursuz görünür: İstisna tanımlanmamışsa işlem geçersizdir. Ne var ki insan sezgisi, bazen kurala uymanın kuralın korumak istediği değeri yok edebileceğini fark eder.

Üstelik derleyicinin verdiği karar, kuralların doğruluğunu kanıtlamaz. Yalnızca kodun o kurallarla uyumunu gösterir. Program başarıyla derlenebilir ve yine de kullanıcıların verilerini çalabilir, ayrımcılık üretebilir ya da fevkalade düzenli biçimde yanlış sonuç verebilir. “Derleniyor” demek, “iyidir” demek değildir. Aynı şekilde bir davranışın belirli bir ahlak yasasına uygunluğu, o yasanın adil olduğunu kendiliğinden göstermez. Katı sistemler tarafsız olabilir; fakat tarafsızca uyguladıkları kurallar önyargılı tasarlanmış olabilir.

Hata mı, uyarı mı, bilgelik mi?

Modern derleyiciler yalnızca hata vermez; uyarılar, tür çıkarımları ve düzeltme önerileri de sunar. Bu gelişim, ahlak için ilginç bir modeldir. Belki olgun etik, her durumda sistemi durduran kırmızı bir hata mesajı değildir. Bazen kesin yasalar gerekir: İşkence, köleleştirme veya masumların araçsallaştırılması pazarlığa açılmamalıdır. Bazense bağlamı hesaba katan bir uyarı daha dürüsttür: “Bu eylem genel ilkeye aykırı görünüyor; fakat sonuçları ve istisnai koşulları incele.”

Derleyicinin katılığı bize tutarlılığın değerini, sınırlılığı ise muhakemenin zorunluluğunu öğretir. Ahlak ne bütünüyle esnek bir yorum oyunu ne de insan hayatını sözdizimine indirgeyen mekanik bir denetimdir. Asıl bilgelik, hangi kuralların asla çiğnenmemesi gerektiğini ve hangi kuralların daha derin bir değeri korumak için yeniden yazılabileceğini ayırt etmektir. Çünkü bazen hata kodda değildir; dilin tasarımındadır.

İnsanlar diğer canlılardan farklı mı?-9

İnsanlar kendilerini doğadaki tek bilinçli yaratık olarak görür. Fakat “bilinç” kavramı göreli bir değerlendirmedir. Zihinsel özürlü bir insanın bilinci, bir köpeğin bilincinden daha düşük bir seviyede olabilmektedir. Bu nedenle kesin sınırlı bir bilinç tanımı söz konusu değildir. Bilinci en basit şekliyle “bir varlığın kendisini etkileyen faktörleri fark etmesi ve davranışını bu faktörlere göre ayarlaması” şeklinde tanımlarsak, tüm varlıkları, özellikle de kuantsal düzeyde, bilinçli kabul etmemiz gerekir

Sürekli değişim-dönüşüm içinde olan dinamik bir doğal sistemde yaşıyoruz. Dinamik sistemlerde tüm olaylar ve oluşumlar bilgi oluşumuna dayalı olasılık hesapları gereğince gerçekleşmektedir. Bu nedenledir ki, dinamik sistemler teorisi “information & self-organisation = bilgi oluşumuna dayalı otonom örgütlenmeler” olarak özetlenmiştir.  “Maximum Information Principle = mümkün olduğunca çok bilgi oluşturma ilkesi” dinamik sistemler teorisinin en önemli faktörlerinden biridir. Bu nedenle “bilgi oluşturma” tüm varlıklarca çok önemli olmaktadır.

İnsanın diğer tüm canlılardan çok farklı olduğu bir gerçektir. Bu farkın genetik verilerde kayıtlı olduğu ve bu genetik bilgilere göre bedenlerimizin oluşturulduğu da kesin bir olgudur. İnsan dahil bir çok canlının genomları günümüzde deşifre edilmiş ve nükleotid baz ardalanmaları olarak ortaya konmuştur. Dolayısıyla insanı diğer canlılardan ayıran özelliği herhangi bir şekilde genetik kodlamalara yansımış olmalıdır ve bunların ne tür genetik bilgiler içerdiği günümüz gen teknolojisi ile ortaya konula bilinmelidir.

Bu düşünceyle hareket eden 16 kişilik bir araştırma grubu (Pollard ve diğ. 2006) insan dâhil, şempanze, goril, orangutan, makak maymunu, fare, köpek, inek, fil, tavuk gibi birçok hayvan genomunu birbirleriyle kıyaslayarak, insan genomundaki hangi kısmın diğer hayvanlarınkinden çok belirgin şekilde ayrıldığını araştırmışlardır.

Araştırma sonunda 49 genetik noktada belirgin farklılık olduğu saptanmıştır. Bunlardan en önemli olanı 20. kromozomun (q) kısmındaki çok hızlı bir gelişme gösteren bölgedir. Adını bu anormal hızlı gelişmesinden dolayı HAR1 (Human Accelerated Region 1) koymuşlardır.

Şekil 24: Memeli hayvan beyinlerinde korteks yapısı farkları. Fare, kedi gibi hayvan beyinlerinde (kahverengi) duyu ve (mavi) hareket organlarına ayrılan kesim, beynin çok büyük bir kesimini kapsamaktadır. Beyaz renkte gösterilen “yorumlama” yeteneği bölgesi ise maymunda kısmen gelişmiş, insanda ise, anormal şekilde büyütülmüştür. Bu durum insanın hem en güçlü, hem de en zayıf noktasını oluşturur,  Bu sayede insan az sayıda birkaç gözlemden muazzam senaryolar uydurabilmektedir. Bu özelliğimiz nedeniyle, insanlık bir fikir oluştururken çok dikkatli davranmak ve yorumlarını çok güvenilir gözlemlere dayandırmak zorundadır. Verilerdeki ufak bir hata çok büyük mantık çarpıklıklarına yol açabilir. Değişim-dönüşüm içinde bir doğada yaşadığımızdan, asla dogmatik veriler kullanılmamalıdır. (Bloom ve Lazerson 1988’den değiştirilerek).

Bu bölgenin hangi organın yapısallaşmasında etkili olduğu araştırıldığında, beynin korteks kesiminin gelişiminde rol oynadığı ve beyindeki hücrelerin büyümelerini ve kendi aralarındaki organizasyonlarını düzenleyen “reelin” denilen proteinle de ilişki içinde oldukları ortaya konmuştur.

Bu bölge humanid olarak tanımlanan cinsler haricindeki tüm diğer memeli hayvanlarda çok az değişim gösterirken (0.27), şempanzelerde (2), insanda ise (18)  değerine ulaşan bir oranda hızlı değişimler göstermektedir.

Bu sonuçlar çok ilginçtir, çünkü olay rastgele bir şey değil, bilgi ve yorumlama yeteneğini artırmayı amaçlayan, çok belirgin bir hedefe yönelik bir eylemdir.

Şempanzelerdeki 2 değerli bir HAR1 artışı onların kendilerini aynada görünce tanımalarını sağlayacak kadar bir yorumlama yeteneği sağlarken, insanlardaki 18 değerindeki bir HAR1 artışı, bizleri insanlaştıran faktör olmuştur. (Sadece şempanzeler ve insanlar kendilerini aynada görünce, görünenin kendisi olduğunu fark eder; diğer hayvanlarda bu yetenek yoktur!)

Bu genetik araştırma sonuçlarından sonra yandaki şekilde gösterilen beyinsel yapı farklılıklarının neye bağlı olarak oluştuğu, insanlığın ne anlama geldiği daha kolay anlaşılır olur.

İnsan hücrelerinin bilgi oluşturmaya verdiği bu önem nedeniyle, insanlar, hayvanlar kadar koşamaz, onlar kadar iyi koku alamaz, onlar kadar iyi göremez, vs., ama onlardan çok fazla hayal kurar ve bir-iki veriden giderek, binlerce senaryo üretebilir. Ve üretmiştir de. Metafiziksel tüm kavramlar, insan beyinlerinin oluşturdukları bu tür tasarımlardır ve çoğunun gerçek doğada hiçbir karşılığı yoktur. Ama bizler gerçek olan bu doğa ve dünyada yaşıyoruz ve beyinlerimizdeki hücrelerimize, sadece ve sadece doğadaki gerçeklere uygun veriler aktarmalıyız ki, onlar da, bu verilere uygun şekilde, doğa ve dünyamızın gerçeklerine uygun senaryolar üretebilsinler ve biz insanlar bu güzel doğayı cehenneme çevirmeyelim.

Prof. İsmet Gedik-Hücre Yapısı

-devam edecek-

Not: Bu konuda kendi fikirlerimi de belirtmeden geçemeyeceğim. Belki sonraki yazılarda sn Gedik zaten söyleyecektir ancak büyük bir uydurmacı olarak sabırsızlık göstereceğim ve insanın uydurma kapasitesinin yalnızca metafizik ya da doğayla uyumsuzluk ortaya çıkarmadığını, gerçeğin oluşmasına katkıda bulunduğunu tüm bilgimle (inancım değil) yüksek sesle belirteceğim. Uydurarak gerçekliğin oluşumuna katkıda bulunan insanın muazzam derecede sorumluluğu var, insan bunu iyi anlamalıdır.