
Öncelikle hadis hakkında bir önbilgiye sahip olalım.
Hadis (Arapça: الحديث), İslam dininde, Muhammed’in değişik olaylar ve sorunlar karşısında inananları aydınlatmak, Kur’an’ın bazı ayetlerini daha açık bir dille ifade etmek için söylediği iddia edilen sözler bütünüdür.
Hadis ilminde hadisler aktaranına, belgesine, doğruluğuna, geliş şekline göre sınıflara ayrılır. Esas olarak üç hadis türü vardır:
Sahih (صحيح) hadîs: Ravi ve senet itibariyle kesinlikle şüphesiz gelen hadisler.
Hasen (‘حسن) hadîs: Yazılışında kusur bulunan hadisler.
Zayıf (ضعيف) hadîs: Senedinde ve metninde bir illet bulunan hadisler.
Hadis, Kur’an’dan sonra ikinci kaynaktır. Kur’an’ın tefsirinde hadis başlıca kaynaktır. Hadis, sünnetin yaslandığı kaynaktır.
İslam’da Kütüb-i sitte denilen temel hadis kitapları:
· İmam Buhari
· Müslim
· Ebu Davud
· Tirmizi
· İmam Nesâi
· İbn Mace’nin yazdığı kitaplardır.
Buhari ve Müslim’e sahihayn denilir, Sahihleri ile meşhur iki hadis yazarıdır. Diğer dört hadis yazarının kitapları Sünendir.
Fakat bütün bunlara rağmen çok komik hadisler vardır. Bu hadislerden bazılarına örnek olarak,
Aktaran: Ebu Hüreyre
Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: “Sizden birinizin (yemek) kabına sinek düşecek olursa, onu iyice batırın. Zira onun bir kanadında hastalık, diğerinde şifa vardır. O, içerisinde hastalık olan kanadıyla korunur.”
Aliye geldim, gerçekten gözünden rahatsızdı. Onu yederek getirdim. Resulullah (sav) gözlerine tükürdü. Anında iyileşti.a eliyle bir mektup uzattı. Resulullah (sav) elini derhal geri çekip: “Ne bileyim, bu el kadın eli midir, erkek eli midir?” buyurdu. kadıncağız: “kadın elidir!” deyince Hz. Peygamber (sav): “Sen kadın olsaydın, tırnaklarının rengini değiştirirdin” buyurdu. Bununla kına yakmayı kastetmişti.
<hr>
Ravi : Ebu Hüreyre
Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: "ölüm dışında hiçbir hastalık yoktur ki çörek otunda onun için bir deva bulunmasın."
<hr>
Ravi : Ebu Kebşe el-Enmari
Hadis : Resulullah (sav) başından ve iki omuzu arasından hacamat olur ve: "Kim bu kandan akıtırsa, herhangi bir hastalık için, bir başka ilaçla tedavi olmasa da zarar görmez!" buyururdu.
<hr>
Ravi : Ebu Hüreyre
Hadis : Bir başka rivayette: "kadın küskünlükle kocasının yatağından ayrı olarak sabahlarsa, melekler onu lanetler" denmiştir.
<hr>
Ravi : Aişe
Hadis : Bir kadın, perde gerisinden Resulullah (sav)
Ravi : İbnu Abbas
Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: “Kim resim yaparsa, Allah onu Kıyamet günü, yaptığı resim sebebiyle, onlara ruh üfleyinceye kadar azab eder. Hiçbir zaman da ruh üfleyici değildir.”
Ravi : Ali
Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: “İçerisinde resim, cünüb ve köpek bulunan eve (rahmet) melekleri girmez.”
Örnekler elbette arttırılabilir. Hadis kaynaklarına bakmanız yeterli bunun için.
Peki şimdi soralım. Hadisler hakkında bir Müslüman veya ateist olarak ne düşünüyorsunuz?
Hadislerden işinize geldiği zaman örnekler gösterip, işinize gelmediğinde red mi ediyorsunuz? Yoksa tümünü kabul mü ediyorsunuz?
bu hadisleri açıkcası komik bulmadım…sinekle ilgili hadiste bir kanadında zehir diğer kanadında panzehir olduğunu,tükürüğün antibakteriyel olduğunu,kan aldırmanın sağlığa ne derece faydalı olduğunu hatta günümüzde batıda da sülükle tedavi olduğu,kim resim yaparsa ruh üfleyinceye kadar azab eder die başlayan hadisi biraz daha içselimizde düşünsek(dışsal anlamı olduğu kadar içsel deruni manalarını da düşünsek) resmi, putlaştırdığımız ,ama ölüm ötesi yaşamda bir anlam ifade etmiyecek değerlerimiz olarak düşünsek ve bu değersiz değerleri burda farkedip çözüm bulamazsak sonsuz yaşamda bize hiç bir fayda sağlamayacak aksine azap vereceğini idrak etsek,altındaki hadisi bu doğrultuda düşünerek EVİ de düşünsel dünyamız olarak değerlendirsek,düşünsel dünyamızı lokalize değerlerden arındırmadan evrensel değerlere açılamayız olarak düşünsek rahmet meleklerini……sek,sak….ben bu yukarıdaki komik! hadisleri hayatımda ciddiye almaya çalışıyorum…sevgilerimle…
Mesela çorbanıza sinek düştüğünde, sineği iyice batırıp çorbaya öyle mi içmeye devam ediyorsunuz?
Veya bir yakınınız hastalandığında doktor yerine çörek otu mu yediriyorsunuz?
Bu hadisler daha ne ki? Ne hadisler var taşır arkadaşlar buraya merak etmeyin. Ben sizin, bu ciddiye alan halinizi merak ettim. Güzel bir örneksiniz.
xenix: Takiplerim
Bakın fetva makamına ne demiş?
xinteorisyen yazdı;
Demek ki Muhammed yanılıyormuş veya xinteorsiyen kadar derin düşünememiş.
xenix: Takiplerim
“Ravi : İbnu Abbas
Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: “Kim resim yaparsa, Allah onu Kıyamet günü, yaptığı resim sebebiyle, onlara ruh üfleyinceye kadar azab eder. Hiçbir zaman da ruh üfleyici değildir.”
demek tanrı sanata fln karşı. yandık desene:P heykeller ondan “öcüü be” oluyo o zaman:)))
düşündümde olan aklımla makineler, aletler, hastalık teşhislerinde kullanılan cihazlar, tıbbi robotlar v.s de sanatsal sayılıyo mu acaba? sonuçta onlarda önce resmediliyor tasarlanıyor ama ruhları yok tabi:P
artık zırvalığın dibine vurmuş bu hadisleri çıkaranlar yahu:)) cısssss delişey yanacaksın :))))))
ahahhaa ay bu hadislerin hepsine bi yorum yapasım geldi ama durr önce yemek yemeliyim acıktım:)
Hayır O yanılmıyordu.
Bende öyle…
Resim ve heykel Allahtan gafil olmaya sebep olmuyorsa yapılmasında bir sakınca yoktur. Peygamberimizin burada kastettiği suret ve canlı resim ve heykelidir. Bunu herkes bilir. Müslüman olanlara sorun, başka resim yapan yok mu imiş tarihte hemde müslüman olan Fatih mesela resmini yaptırmıştır.
Kanuni hakeza… Minyatür diye bir san’at var…
Suret ve canlı resmi yapan kişinin bir ilahlık iddiasında bulunması demektir.
O yüzden öbür dünyada yaptığı O resme can vermesi istenecektir kendisinden…
Bu sebeple bu hadis söylenmiştir…
Ama bir benlik iddiasında bulunmayan bir çocuk suluboya fırçasıyla resim yapıyor ve istediğini çiziyorsa, bu San’atın gereğidir. Hemde gerçek san’atın O sanat ki Sanatkarı Hz. Allah (C.C) tır. O çocuğa o duyguyu vermiş, o duygu ile çocuğu veya insanı yönlendirmiş, o resmin ortaya çıkmasını sağlamıştır.
İşte bu Allah’tan gafil olmadan resim heykel ve sanat yapmaktır. Sanatkar o dur ki yaptığı işin kendinden olduğunu düşünmez, yaptığının asıl sanatkarın takdiri olduğunu, onun sanatını resmetmek olduğunu bilir.
Bunun dışında açıkça GÜNAH’tır.
Ama kendi içini görmeyen insanın , benlik iddiasında olduğunu kendi bile bilmezki değil mi ki biz söyleyince anlasın…
Daha önce de yazmıştım;
20 yıl gibi kısa bir süre boyunca (bir insan hayatı bile değil) çöl, deve ve hurmadan ibaret sınırlı bir mekanda yaşayan minik bir arabik ahaliyi bile up-datesiz yönetemeyen, sürekle güncelleme yapan ve şartların değişmesiyle aynı husus hakkında birbirini iptal eden farklı hükümler göndermek durumunda kalan bir tanrı sonsuzluğa sesleniyor.. Yani diyor ki; tamamdır artık, şu an ve bundan sonrası için gerekli herşey bu kitapta mevcut..
Demek ki, 1400 sene öncesine ait sınırlı bir mekan ve 20 yıllık bir zaman diliminde, insanlığın kıyamete kadar yaşayacağı herşey anlatılmış, örneklenmiş, yakın ve uzak geçmişte (binlerce yıl sonrası için bile) karşılaşılabilcek bütün sorunlar ve cevapları özetlenmiş, yenilmiş, bitirilmiş… Tabi tabi.. Dedim ya, yirmi yılı bile up-date vermeden yönetemeyen bir tanrı sonsuzluğa sesleniyor.
Şimdi bu hadisler, bu fıkıh bu kelam bu tefsir niye var acaba diye soralım bir kendimize… ihtiyaç kardeşim ihtiyaç, hepsi bu. Çünkü o kitapta hiç de öyle herşeyin anlatıldığı filan yok, ama sürekli hareket ve değişim halinde olan bir dünya ve herşeye rağmen akıp giden yaşamın içinde iman sahibinin soracağı çok şey var. Mesela İncil’de tek bir yerde bile teslis kelimesi geçmiyor değil mi? He ya, kuranın her yerinde de kulli irade cuzzi irade vahdet-i vücud filan yazıyo zaten.. (Ne oldu, ama o farklı di mi?:)
Dahası da var, hem insanlığa sesleneceksiniz (boru değil, ilahi kurtuluş reçetesi vereceksiniz) hem de şifreli, şiirimsi cümleler kurarak yapacaksınız bunu… Sonra o kitap içinde sakladığı deruni anlamlarla birlikte onlarca dile tercüme edilecek, her çeviride türlü anlam eksilmeleri ve artışları kaçınılmaz olarak yaşanacak, ardından birisi gelecek arapça bilmem hangi kelimenin sittin çeşit kökü üzerinden birinde karar kılacak, bir başkası başka köke atlayacak, millet kime inanacağını şaşıracak, sonra birbaşkası çıkacak, kitapta açıkça belirtilmemiş bir konu hakkında ben peygamberden böyle işittiydim diye not alacak, üzerinden yüzyıllar geçecek, bunlar kitaplaşacak, böyle tonla aktarım rivayet söylenti alıntı birbirine karışacak.. Ve bin küsür yıl sonra herhangi bir sorusuna cevap arayan saf bir müslümanın tüm bunların arasından doğruyu bulması meselesi filan ortaya çıkacak..
Hadisler bir zorunluluktur, çünkü kitap yaşam ve insan karşısında yetersiz ve eksiktir. Yeterli ve tam olduğuna iman edilse bile, her halukarda muğlaktır. Hadisler bu eksikliği ve muğlaklığı gidermenin araçlarıdır. Yalanı yanlışı uydurması aktarını bağlar ve en büyük günahtır filan demek kocaman bir kaçıştan başka birşey değildir. Bütün bunların olacağını hesap edemeyecek bir tanrı ahmaktır.
Hazır resim, müzik, heykel filan demişken… Ben adsız isimli başlık altında, teorisyen gibilerin bir sanatçı cenazesine şahit olmaları durumunda neler hissedip düşüneceklerine kısaca değinmiştim. Yaşarken hissettikleriyle cenazede hissettikleri arasındaki ilişkiyi irdelemek ve hatırlamak faydalı olabilir;
“Uzman ve azman oluşun ayakları altında ayrıntılar.. Biliyor musunuz Hüseyin Bey, cenaze törenleri birebirdir aslında bu ayrıntılar için.. Pardon, bu ayrıntılara tenezül etmeyenlerin gözlerindekini yakalayabilmek için..
Bir piyano.. bir parça hamur.. okunan şiir, çizilen resim, yarım kalmış bir film.. hüzünlü gözleriyle sokak köpekleri, kedilere mama vermek iyilik mi ve diğerleri.. karatahta, tebeşir, delilik, cinsellik ve farkındalık.. taca giden top, and the last days of Carl Gustav Jung.. mavi günce, ruh eşi, her erkeğin fantezisi.. deve ve diyar, kadın ruhundaki dehlizler ve paradokslar.. ve satrançtaki çelişki, ve Latay ve nob ve sridu.. renk ve algı.. toplumsal cinsiyetin kökenleri.. düşünce sözcük ilişkisi ve musiki..
Musiki ya musiki.. ve düşünce sözcük ilişkisi pek tabii..
Ve sen fotografçısın Hüseyin Aktaş, farkettin mi enstantaneyi?
Hani o gün geldiğindeeee..! diye başlar ya o cümle..
ki geldi işte ve tam da orada;
görecez bakalım hangi sözcük kurtaracak seni bundan sonra.
Ya da hangi nota.
Bastın mı deklanşöre? 🙂
Emin ol bizim cenazemizde de aynı tenezüliyetsizlik içinde mırıldanacaklar aynı şeyi. Ve bizi insan kılan ne varsa.. hiçleyip hepsini ölüm karşısında, böyle eğreti bir gururla adımlayacaklar avluda. Yok yok, insan olamadık gitti azizim, küçük sözcüklerle gelme bana.”
Bıktık kardeşim bıktık, imamların insan olmasından bıktık.
O up-date dedikleriniz işte kıyamete kadar geçerli olmasını sağlıyor o biz kusur değil avantajdır.
DNA da bir insan bedenine göre çöok küçük bir hacimde şifrelenmiş Nükleik asitler olduğuna göre 20 yıla şifrelenmi bir evren ömrünü çok görmem ben…
Üstelikte , ilk zamandan beri temel ihtiyaçları duyguları ve duyuları değişmemiş insan sözkonusu olduğunda…
İnsan sandığınız gibi binlerce yıldır değişime uğramış bir varlık değildir. Gelişmiş ve uygarlaşmış değildir…
Hala zevkleri, hazları, istekleri ve arzuları vardır, hala toplum olarak yaşamaktadır. Hala aynı şeylerden korkmakta ve hala aynı şeyleri sevmektedir…
Zannettiğiniz gibi değişen çok fazla bir şey yoktur…
Teşbihte hata olmaz…
Mezar taşları diriler içindir Sayın gamaro;
Ölen insan için söylenenin ne önemi var siz neden bu kadar önemsiyorsunuz söylenecek olanları iyi veya kötü ne farkedecek, sizi insan kılanı hiçleselerde, yüceltselerde, ölüm anında veya o avluda söylenenler ne önemli.
Bu durum sadece söyleyenin değerini gösterir…
Söylediğimi gibi mezar taşları ve törenler diriler içindir…
Ölenin bunlarla uğraşacak zamanı yoktur…
Minyatür sanatı Muhammed zamanında o civarda yoktu. Çok daha sonra gelir Osmanlıya, Perslerden. Ebru sanatı ise tamamen şamanizm kökenlidir ve 1900 lü yıllarda lale ve Allah yazıları ile islami bir şekil almaya başlar bazı ebrucular sayesinde.
Ben de bir kaç hadis ekleyeyim. Bunlar da İslam’da recm yok diyenler için gelsin.
Ravi : İbnu Abbas
Hadis : Resulullah (sav): “Kim bir hayvana temas öderse onu öldürün, hayvanı da beraber öldürün” buyurdu. İbnu Abbas
a: "Hayvanın günahı ne (o niçin öldürülsün?)" diye soruldu. Şu cevabı verdi: "(Bu hususta Resulullahtan bir şey işitmedim). Tahminimce eti yenmesin veya ondan istifade edilmesin diyedir. Zira ona, bu muamele yapılmıştır.” (Ebu Davud ve Tirmizi`de şu rivayet de gelmiştir: “Hayvana temas edene bir hadd takdir edilmemiştir.”)Ravi : Cabir
Hadis : Resulullah (sav)
a bir hırsız getirilmişti. "öldürün onu!" diye emretti. Kendisine: "Ey Allahın Resulü, bu adam sadece çaldı” denildi. Bunun üzerine “Öyleyse (elini) kesin!” dedi ve derhal eli kesildi. Sonra aynı adam ikinci sefer getirildi. Yine: “öldürün onu!” diye emretti. Kendisine: “Ey Allahın Resulü, bu adam hırsızlık yaptı" dendi. Bunun üzerine "Öyleyse kesin!" dedi ve derhal (sol ayağı) kesildi. Sonra üçüncü sefer getirildi ve hırsızlık yaptığı söylendi. Hz. Peygamber: "öldürün onu!" diye emretti. Kendisine: "Ey Allahın Resulü, bu adam hırsızlık yaptı” denildi. Bunun üzerine: “(Sol elini) kesin!” diye emretti. Sonra aynı adamı dördüncü kere getirdiler. “öldürün onu!” buyurdu. Kendisine: “Ey Allah`ın Resulü, bu adam hırsızlık yaptı” dediler. Bunun üzerine “(Sağ ayağını da) kesin!” diye emir buyurdu. Aynı adam beşinci sefer getiririldi. Hz. Peygamber (sav): “öldürün onu” diye emretti. Hz. Cabir (ra) der ki: “Adamı götürüp öldürdük. Sonra sürüyerek götürüp bir kuyuya attık. Üzerini de taşla doldurduk.”Ravi : İbnu Abbas
Hadis : Resulullah (sav) buyurdu ki: “Kimin Lüt kavminin sapık işini yaptığını görürseniz, faili de mefulü de öldürün.” (Tirmizi, Ebu Hüreyre
nin de böyle bir rivayette bulunduğunu belirtir. Ebu Davudda İbnu Abbas (ra)`tan yapılan bir rivayette: “Livata yaparken yakalanan bekar (yani muhsan olmayan kişi) de recmedilir” denmiştir)xenix: Takiplerim
Evet evet, önce şu kadar karı şu kadar cariye helaldir bir DNA oluyor, sonra yeni DNA geliyor ve karı (pardon nükleotid) dizilimi değişiyor…
Örneğin çekirdekteki DNA’nın emriyle Maria isimli harika bir protein sentezlenecekken hiç hesapta olmayan bir aksaklık yaşanıyor ve bu aksaklığı bertaraf etmek maksadıyla “Ey Hafsa kızma, vallahi de billahi de bir daha onunla beraber olmayacağım” m-RNA’sı devreye giriyor. Lakin bu m-RNA da uygun proteini kodlayamayınca çekirdekte yeni bir DNA aktivasyonu yaşanıyor: Ya Muhammed, karılarını memnun edeceksin diye, sana helal kıldığımız şeylerden kendini niçin yoksun bırakırsın.
Bu hadis sahih midir ? Bir yerde sıkıntı var gibi…
“”öldürün onu!” diye emretti” ifadesi Muahmmedi değil gibi, bu Kur’an ahlakına uymuyor…
Ayrıca bir defa bu 4 uzvu olmayan insan nasıl bir hırsızlık yapmış ki ?
Peygamberimizin ismine uymuyor… Sakın bu şüpheli uydurma hadislerden olmasın…
Diğerleri konusunda benden daha bilgililer konuşabilir ancak…
Demiştim ki ; mRNA sürekli DNA ‘ya göre test edilmelidir… Bu testi geçemeyene itibar edilmez….
Bir de taşıyıcı RNA lar var gamaro, 30 erkek gücünde.
Ravi : Enes
Hadis : Resulullah (sav), hanımlarına gece ve gündüzleyin aynı saatlerde ziyarette bulunurdu. Onlar on bir tane idiler. Enes`e: “Buna takat getirebiliyor muydu?” denmişti. O: “Biz ona otuz kişinin gücü verildiğini konuşurduk” diye cevap verdi.
xenix: Takiplerim
Sayın gamaro 🙂
Sizin gördüğünüz İslam ile bizim gördüğümüz İslam aynı değil….Aynı şeye bakıyoruz ama farklı şeyler görüyoruz…
Bunu anladığınızda bizim neden bu şekilde düşündüğümüzüde anlayacaksınız… Ne kadar uğraşsanızda sizin gördüğünüz ahlaksızlıkları biz ona yakıştırmayız…
Bu boşa uğraştır…Söyledikleriniz havada kalıyor… İkna edemezsiniz… Kabul ettiremezsiniz..
Bu sebeplede anlıyamazsınız…
Siz olmayan şeyleri varmış gibi kabul ediyorsunuz bize göre, biz ise size göre bile bile lades diyoruz..
Biz sizi ikna edemeyeceğimizi biliyoruz en azından ben, ama siz bizi ikna edemeyeceğinizi bilmiyorsunuz…
Burada psikolog arkadaşlar var, bu tutumunuzun sebebini sorun isterseniz…
Buda birşey mi, ateistforumda Hz Muhammed’in yaşamadığını iddia eden biri var ve forumun en popüler yazarlarından birisi hatta en popüleri 🙂
Bu da Sahabe ‘nin edebine uygun değil…. Özellikle şu cümle…
üstelik islami değil…
Olabilir ağzı olan konuşabilir, popülerlik bir ölçü müdür ?
Benim getirdiklerim Kütübi Sitte’den. Bütün İslam alimlerince kabul edilmiş hadisler. Siz kabul edersiniz etmezsiniz sizin tercihiniz. Bu hadislere göre hayatını düzenleyenler var. (bkz. sdbnk)
Kaldı ki 11 tane eşi, bir sürü cariyesi olmasını neden ahlaksızlık olarak değerlendiriyorsunuz ki? Muhammed’in cinsel yaşamı bırakın etraftaki insanları Kuran’a bile konu olmuştur.
xenix: Takiplerim
Ahlaksızlık olan bu değildir… Elbette bu olacaktır..Konuda edilecektir tabii ki önemli olan konu ediliş şekil ve uslubudur.. bende bunu kastettim zaten…
Edebe muhalif demem, Peygamberimizin özel yaşamı olması sebebiyledir. Bu gıybet anlamına gelir..
Ayrıca malayani şeyler Sahabeye yakışmaz, elbette bu konularıda konuşmuşlardır ama edeb dairesi çerçevesinde…
Yazdığınız söz ve cümleler bu edepten yoksundur. O sebeple Sahabenin edebine muhalif olmalıdır dedim ama doğrusunu Allah bilir… Kütübi sitteden olması birşey değiştirmez sonuçta ciltlenmiş kağıt toplarıdır.
Kur’an değildir. Hafızalarla korunsun… İçinde Kur’anın diğer emirlerine muhal bir durum varsa , zayıf ve şüpheli olarak karantinaya alınmalıdır…
Bu işin uzmanları Hadis alimleride bunu yapabilecek eğitimi alırlar…
Evet haklısınız, ağzı olan konuşabilir tabiki. Bu iletiyi yazarak anlatmaya çalıştığım şey aslında şu, kişinin olayları nasıl görmek istediği. Yani adamın biri çıkıyor peygamber yaşamamıştır diyor bir diğeri ise kötü ahlaklı, şizofren, epilepsi.. vs diyebiliyor. İnanan bir insan için ise üstün ahlaklı emsali olmayan bir karakter. İş böyleyken bize seçim yapmak düşüyor, hangisinin doğru olduğunu kabul etmek kendinizi daha iyi hissettiriyor?
Ne oldu?
Kıvrakça kategori değiştirince pek bi bozuldunuz, hemen psikolog ısmaralamalar filan, e hep size mi yani?
Birincisi, benim sizi ikna etmek gibi bir derdim yok, anlamışsınız anlamamışsınız umrumda değil. Burda karşılıklı yazışmalardan kendi adıma tek beklentim, izleyicilerin konu hakkındaki karşıt görüşleri değerlendirmesine katkıda bulunabilmek, hepsi bu.
İkincisi, ben Muhammed’e ahlaksızlık filan yakıştırmadım. 6-7. yüzyılın arabistanında yaşayan bir peygamber için (hatta bütün kainatın kendi hatrına yaratılmış olduğu bir peygamber için) 11 kadın bi kaç düzine cariye filan ne ki, az bile, yüzlercesi de olabilirdi. Düşündüğünüz ve yaftaladığınızın aksine, ben Muhammed’in oldukça sakin, soğukkanlı, temkinli, nispeten sessiz, çok düşünüp az konuşan bir insan olduğuna inanıyorum. Yürüttüğü iktidar mücadelesi sırasında yer yer kişisel zaaflarına ve yetersizliklerine, yer yer de bu mücadelenin önlenemez gidişatına bağlı olarak bir takım insafsızca kararlar vermiş (veya vermek zorunda kalmış) olabilir, ama nihayetinde öyle çok kötü ve ahlaksız bir insan olduğunu filan düşünmüyorum. Ayrıca kendileri gençliğimde rüyama da girmiştir, yüzünü görmüşlüğüm vardır, siz de bilirsiniz ki, kim ki onu rüyasında görür, gerçekten görmüştür, çünkü şeytan her kılığa girer ama bi tek onun siluetine bürünemez 🙂
Sorun bu insanın kendi şartlarının ötesinde, yattığı kadından yediği yemeğe, ağzından çıkan her sözden (kuran da dahil) tuvalete hangi adımla girdiğine kadar DNA’laştırımasıdır.
DNA m-RNA diyen ben değildim, sizdiniz.
Böyle DNAya böyle RNA, alınacak bişey yok.
Ebû Talha (r.a), Resulullah (s.a.s)’a şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Melekler, içinde köpek veya resim ve heykel bulunan bir eve girmezler” (Buhârî, Büyû’, 40; Müslim, Libâs, 81, 82; Ebû Dâvud, Tahâre, 89; Tirmizî, Edeb, 44).
2705 – Sahiheyn’in diğer bir rivayetinde şöyle gelmiştir: “Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)’nın yanında namazı bozan şeylerden söz açılmıtı. Bu meyanda köpek, eşek ve kadının da zikri geçti.Buharî, Salât 22, 99, 102, 103,104,105,108, Amel fi s-Salât 10, Vitr 3, İsti’zân 37; Müslim, Salât 267, (512) ; Muvatta, Salatu’l-Leyl 2, (1,117) ; Ebu Dâvud, Salât 112, (711,712, 713, 714); Nesâî, Tahâret 120, (1, 101, 102), Kıble 10, (2, 67).
“Bir diğer rivâyette şöyle denmişti: “Namazı, (önden geçen) hayızlı kadın ve köpek bozar. ”
2718 – Hz. Ebu Zerr (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kişi, önüne semer kaşı kadar bir şey bırakmadan namaz kılarsa; (önünden geçtiği takdirde) siyah köpek, kadın, eşek namazını bozar. . . ”
“Ey kardeşimin oğlu! Sen bana, benim Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a sorduğum şeyi sordun. Efendimiz:
” Siyah köpek şeytandır” buyurmuştu. ”
Müslim, Salât 265, (510) ; Ebu Dâvud, Salât 110, (702) ; Tirmizî, Salât 253, (338) ; Nesâî, Kıble 7, (2,63) ;İbnu Mâce, İkâmetu’s-Salt 38, (952).
6237 – Hz. Ebu Hureyre ve Abdullah İbnu Muğaffel radıyallahu anhuma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam “(Namaz kılanın önünden geçen) kadın, köpek ve eşek, namazı keser” buyurdular.”
4914 – İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm av veya koyun veya çoban köpeği hariç diğer bütün köpeklerin öldürülmesini emretti.”
İbnu Ömer radıyallahu anh’a: “Ebu Hureyre, “veya ekin köpeğini de diyor!” denilmişti, bunun üzerine: “Onun ekini var da ondan!” cevabını verdi ve ilave etti:
“Biz Medine ve civarına gider, tek köpek bırakmaz, hepsini öldürürdük. Hakkat biz, çölden gelmiş kadına refakat eden arkadaş köpeği bile öldürürdük.”
Buhâri, Bed’ü’l-Halk 14; Müslim, Musâkât 45, (1570); Muvatta, İsti’zân 14, (2, 969); Tirmizi, Sayd 4, (1488); Nesâi, Sayd 9, (7, 184).
2171 – Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “MeIekIer, içinde köpek ve çan bulunan kafileye arkadaşlık etmezler.”
Müslim, Libâs 103, (2113, 2114); Ebü Dâvud, Cihâd (2555, 2556); Tirmizî, Cihâd 25, (1703).
Müslüman için bir tanımlama yapılır… Müslüman ayna gibidir, karşısındakini gösterir.
Peygamberimizde müslüman olduğuna göre, bana kendimi en iyi hissettiren tanımlama;
Bu bir sorun değildir, bu olması gerekendir, çünkü bugün modern biliminde kabul ettiği üzere insan model alarak çalışır, NLP ve kişisel gelişim metotları bile bugün bunu aşırmaya çalışan yöntemler icad etmekteler.. Beden olarak,
fikir olarak taklid ettiğiniz insana benzersiniz..
Peygamberimizi taklid etmenin altında özellikle taklid-i iman şeklinde iman etmiş müslümanlar için hayır vardır.
tahkik-i iman şeklinde iman edenler de de aynı şey geçerlidir…
Taklid ile başlayan süreç benzeme ile sonuçlanır en ideal Müslüman O olduğuna göre taklid edilecek ondan daha üst bir kişi yoktur.
Ayrıca şu ahlaksızlık konusunu sizde sayın xenix te başka taraflara çekmekte ısrar ediyorsunuz..
Ben siz onu ahlaksızlıkla itham ediyorsunuz demedim, sizin söylemleriniz içerisindeki ifadeler bu anlama geliyor,
Yani siz açıkça ahlaksız demiyorsunuz , ama sözleriniz onu ahlaksızlıkla itham etmekle eşdeğer…
:)) Yok kızmadım da içkin olanı farkettiniz mi anlamında psikolog ısmarladım, açıkça söyleyecektim ama nezaketen doğru olmaz diye söylemedim…
Rica ederim… Ayrıca kategoriyi nerede değiştirdiğinizi anlıyamadım..
Aynı tarz , üslup ve düşünce değil mi yazınızda hakim olan……
Tasalanma yalnız değilsin…peygamberine benzemek isteyen çok kişi var:
Bu rezillikleri asmamın sebebi…
…sizleri üzmek, rencide etmek, rezillemek değil.
O ayetler, hadisler öyle buralarda lak lak edip üfürüp, osurasınız diye yoklar.
Gündelik yaşama yansıması nasıl oluyor, kendiniz göresiniz diye asılmakta.
Ne demişti arkadaş?
Müslüman ayna gibidir, karşısındakini gösterir.
Doğrudur…
Kişileri gösteren sadece ayna değildir…
…öğretileridir de.
Tabak gibi göstermekte.
Sayın Hola;
Baktığınız pencere yanlış…
Hayvana ve bitkiye zulüm eden onu katleden kişiler için de Hadisler yok mudur ?
Bu hadisleri de , O hadisleri de peygamberimiz söylememiş midir ?
Siz neyi görmek isterseniz onu görürsünüz…
Bana maval okuma…hadislerden başla, benim ne gördüğümden değil. Astığım hadislerede yazanlar…ki okuyorsun, senin/benim okuduğun/m ile resimde gördüğün/m farklı mı?
Sen önce kendi gördüğünden bahset öyleyse.
Yiyor ise…
…hadislerde yazanlara bakacaksın…okuduğunla resim arasında bir alaka var mı yok mu?
Aynı yazıya, aynı resme bakıyoruz…
…senin gördüğünden ben ne farklı görüyorum?
Kıvırtmadan adam gibi bir cevap yaz hele…
Aranızda dansöz olmayan biri çıkmayacak mı?
Bir tane be!
Orada 9 hadis…bir foto var.
Alakası var mııııı yok mu?
Bir de git pencereden dışarı bak…
…eve gelirken gördüğün köpeklere bak.
Alakası var mıııı yok mu?
Kıvırtmadan!
Bana sakın maval okuma!!!
Hadislerde yazanları değerlendiremem çünkü bilmiyorum… Önü arkası nedir hangi olaydan sonra ne amaçla söylenmiştir.. Bilemiyorum hiç bilemiyorum..
Resimde ise gördüğümden başkasını değerlendiremem, film olsa idi ve birde hikayesi olsa idi daha çok şey söylerdim..
Bir defa o resimdeki adamla yazdığın hadisin uzaktan yakından alakası yok, o adam kendi nefsi için öldürmeye çalışıyor o hayvanı… Bunu %99 olasılıkla söyleyebilirim…
Çünkü duruş şeklinden, yüzündeki ifadededen, inançlı ve olgun bir Müslümanda olması gereken yumuşaklık yok, ancak doğrusunu kalbini Allah bilir, etrafındaki insanlara sormak lazım biliyorsunuz Müslüman olmak için kelimeyi şehadet yeterlidir. Bu kişiyi Müslüman yapar ama doğru davranış İslamı yaşamakla mümkün olur…
Fotoğraftaki kişiyi o hayvanı öldürmeye iten sebep korkudur. Resimde bu açıkça görülüyor merhamet olsa idi, elinde tüfekle yaklaşmazdı. Hayvan kuduz gibide gözükmüyor.
Birde adam belediye görevlisi sanki, diğer insanlar biraz korku birazda kınama ile bakıyorlar.
En azından bu benim gözlemim..O insanların kusuru da seyretmek sanırım onlarda Müslümanlıklarını Hüsün konservesi şeklinde yaşıyorlar hepimiz gibi…
Siz de bakıyorsunuz bu insanların dış kaplarında Müslüman yazıyor içleri boş diyorsunuz ki Müslüman boş konserve kutusu demek herhal….
İşte bu yüzden işin aslını aslından yani Peygamberimizden öğreneceksiniz.. Bizlerden değil… ona da doğru pencereden bakmak şartı ile…
30.12.2009 16:57
Seriatin anlami ” Yol ” Islam seriati ise ” Islam Yolu ” . Yani Islam hukuku.
Islam yolunun birinci bölümünde suc ve ceza ilgili hükümler.
Ikinci bölümünde dünya isleriyle ilgili.
Ucüncü bölüm Allah ile kul arasindaki hükümler.
Seriatcinin baslica istegi,anayasayi,Türk Ceza Yasasini, Medeni Yasayi bir yana birakip bunlarin yerine Islam yolunun kurallarini koymak.
Ama güclükleri var:
Birincisi 1400 yil önceki kosullar ve kurallar koyan Islam yolu, günümüzde karmasik sorunlarin cözümümde
yetersiz kaliyor.
” Kuran’da her sey var ” derken gercekte söylenmek istenen; her konuda yorum yapmaktir.
Yorumu yapan ise toplumu yönetenlerden baskasi degil.
Böylece yorumu yapanlarin konumu,kosullari ve gereksinmeleriyle ilgili olarak ayni konuda kirk türlü yorum
ortaya cikiyor.Bu yöntemle genis bir dünyada kisiler arasinda yada kisilerle devlet arasinda herkesin
paylasabilecegi bir hukuk sistemi yapilamiyor.
Ikincisi Türkiye’nin iyi kötü 80 yillik bir demokrasi deneyimi var.Iletisim devriminin etkisiyle insanlar demokrasinin bir cok kurumlariyla tanisti, iletisim kurdular.
Türkiye’de simdi soru soran,arastiran,kendisine söylenenleri akil süzgecinden geciren,itiraz eden,merak
eden,tepki gösteren,örgütlenen insanlar var.
Demokrasinin sundugu bu olanaklar artik Türk insaninin yasama bicimi oldu.
Kendini bilmez din bezirganlari öyle istiyor diye kimse yasam bicimini degistirmez.
Laikligi zedeleyen gelismeler karsisinda sabirli davranilmasi,milletin baris severligi ve hos görüsüyle ilgilidir
Yoksa Anadolu insani isler cigirindan ciktigi zaman neler olabilecegini ve seriatin yedigi nice tokatlara
sahit ve tanik olmustur.
Seriata bakarsaniz ; Atatürkcüler, Allah yasalari yerine Atatürk ilkelerini kabul ederek Türkiye ‘yi
dinsizlige sürüklemistir ,öyleyse laiklik din düsmanligidir derler.
Seriatcilarin baslica özelligi kurnazliktir, seriatci gücsüz iken kuzu postuna bürünmüs olarak görünendir.
Siddet ve saldirganliga yönelmezmis gibi davranandir.Fakat davranislarinin hepsi kurnaz hesaplara,yani
güclenip siddete bas vurabilecegi ve seriat düzenini gerceklestirecegi günlerin gelmesi umutlararina
dayalidir.Güclendigi an kuzu postunu cikarip kurt kiligina girmek icin gecikmez,cellat kesilirler.
Seriatci ” Ben Islam seriatina göre yasacagim baskasi nasil yasarsa yasasin beni ilgilendirmez” dese yahut ” Ben oruc tutuyorum ama senin oruc tutmama özgürlügünü sonuna kadar savunacagim ” dese
yani baskasinin din ve vicdan özgürlügüne saygili davransa,kamusal alana saldirmaktan vaz gecse
kimsenin söyleyecek sözü olmaz.
Ancak seriatcinin sorunu hak ve özgürlük mücadelesi degildir. Seriat devleti istiyor.
SELAMI SAGIR – ALMANYA
Hah şimdi oldu.
Elbette bu resim sıkça olan ve senelerce devam eden bir durumdan sadece bir karecik. Bendenizin bu hadislerden ne anladığının ne önemi var ki penceremin bir önemi olsun. Çok meraklıysanız bir kez daha söyleyeyim…bir alay deli saçması zırva.
Pekiii ya diğerleri
Mesela adına ulema da denilen, bilmem ne profesörü, Orhan Çeker miydi neydi, çıkıp yukarıda yazanın aynısını demedi mi? Gerçi o da nur yüzlü filan değildi…tilki kılıklı desem yeridir.
Köpeğimi gezdirirken birden bire önümde yürüyen adamın yerden aldığı taşı kaldırıp, “Çek şunu kardeşim abdestim bozulacak” şeklinde baş vurduğu yola ne diyeyim? 71 kiloluk bir Rotweiller ha…adam ise, taşı saymazsak, Heidi nin dedesi.
-Tamam babam aranızda halleşin…
…dememeyi tercih etmem, köpeği çözmemem o suratlarda aradığın ifadeye denk gelir mi acaba?
🙂
Ez cümle, hadisler orada…sonuçları da ortada.
🙂 kendim için konuşayım:gecen gün moda da cafe kemalde çayıma sinek düştü tamamen batırdım ve içmeye devam ettim.dr a gidiyorum tabiiki hatta sürekli kullandığım bir ilaç da var ama çörek otunun faydalı olduğunu da bilirim ve kullanırım olduğunca…sanırım bu içten gelen bir şey…o yüzden size kesinlikle bir şey diyemem…sadece kendimdekini paylaştım…sevgiler…
Köpekleri de öldürüyor musunuz? Moda da biraz zor oluyordur gerçi.
Ravi : Seleme İbnu Muhabbak
Hadis : Resulullah (sav), hanımının cariyesine temas eden bir adam hakkında şöyle hükmetti: “Eger, adam cariyeyi zorladı ise, cariye hürdür, adam, cariyenin efendisine (yani karısına) mislini borçlanmıştır, cariye rıza göstermişse, cariye adamın olur, cariyenin efendisine, onun bir mislini borçlanır.”
Ravi : Enes
Hadis : Resulullah (sav) Fatıma (ra)
ya, bir köle getirdi. Bunu ona hibe etmişti. Hz. Fatmanın üzerinde (çok uzun olmayan) bir elbise vardı, elbiseyi başına çekecek olsa öbür ucu ayaklarına ulaşmıyordu. Elbisesiyle ayaklarını örtecek olsa üst ucu başına yetişmiyordu. Resulullah (sav), örtünme hususunda maruz kaldığı sıkıntıyı görünce: “Bu kıyafette olmanın sana bir mahzuru yok, zira, karşındakiler baban ve kölendir.” buyurdu.xenix: Takiplerim
Peygamber dedi: Bir grup maymun zina eden bir maymunu yakalamış, recm cezasını uyguluyorlardı. Onları bu haklı işte desteklemek için ben de taş atarak yardım ettim.’ (Buhari 63/27)
‘Zina yapan evlilerin taşlanarak öldürülmesini emreden ayet, Ayşe’nin döşeğinin altındaki sahifede yazılı bulunuyordu. Peygamber vefat edince, Ayşe peygamberin defin işlemleriyle meşgul iken, evin açık kapısından içeri giren bir keçi o sahifeyi yedi ve böylece taşlama cezası Kuran’dan çıktı. Ama hükmü devam ediyor.’ (İbni Mace 36/1944, Hanbel 3/61, 5/131, 6/269)
Hz. Muhammed’in ölümünden 300 yıl sonra, onun devrindeki 4-5 nesil öldükten sonra yazıya geçirilmiş şeyler mutlaka bir şekilde değişikliğe uğramıştır; özellikle de “sözlerini” ifade eden hadisler. Bunu kimse inkar edemez. Bundan dolayı ben şahsen bu, Onun olduğu iddia edilen hadislerin çoğuna şüpheyle yaklaşıyorum. Şimdi diyeceksiniz: “O halde ibadetlerinizi nasıl yapacaksınız?”
İslam’da beş temel ibadet vardır: Namaz, Oruç, Zekat, Kurban ve Hac. Şimdi ibadetlerle, Peygamber’in olduğu iddia edilen sözleri aynı kefeye koyamazsınız. Sözler belirli bir olay üzerine söylenip, bitmiştir. Artık gerisi kulak kulağa yayılarak dedikodu olur. Hani okullarda bir oyun oynatılır hep: Kulaktan kulağa oyunu. Konsept hep aynıdır ve basittir. Beş-on kişi toplanıp, zincir gibi dizilirler. İlk oyuncuya, atıyorum, beş kelimelik bir olay anlatılır. Daha sonra ilk oyuncu ikinci oyuncunun kulağına, diğer oyuncuların duyamayacağı kendisine anlatılmış olayı fısıldayarak anlatır. O da bunu yanındakine fısıldar. Son oyuncuya gelindiğinde de duyduğu kelimeyi yüksek sesle söyler. Sonuç; beş cümlelik olay bir-iki cümleye inmiştir ve %80-90’ı değişmiştir. Şimdi böyle bir durumda bu sözlere nasıl güvenilir?
Neyse, şimdi gelelim ibadetlere: Yukarıda da dediğim gibi sözlerle, ibadetler bir olamaz. İbadetler sürekli yapılan bir faaliyet. Unutulması çok zordur. Özellikle de namaz ve abdest ibadeti. Günde beş kez yapılan bir faaliyeti, bin kişinin, peygamberin ölümünden sonra yaptığını varsayıp, hesap edersek: 5×365=1825×300=547.500. Bu bir kişinin yaptığı. Şimdi bu sayıyı da bin ile çarparsak: 547.500×1000=547.500.000. Ki bu ibadetler bu sayıdan çok daha fazla yapılmıştır, büyük ihtimalle. Yorumsuz yani; böyle birşeyi unutmak kolay mı? Kaldı ki bu “sahih” olarak kabul edilen hadisler içerisinde “Benim sözlerimi yazıya geçirmeyin” gibi bir ibare bulunur. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Diğer yandan, hadislerin Kur’an ile çelişenleri de mevcuttur ama sahih olarak baul edilir. Mesela Kur’an’da, bu “Recm” rezaleti yoktur ama sahih hadisler, bu ayetin “keçi tarafından yediği” gibi çürük bir ifadeyi beyan ettiği için vardır. Bu ne biçim bir mantık böyle… Kur’an’da açık açık “Allah’ın ayetlerinin silinemeceği” söyleniyor. Hem onu hem onu kabul etmek nasıl bir mantığa sığar?
Kur’an’da “her şeye dair” her şey açıklanmıştır ibaresi “yavan bir düşünce”den başka bir şey değildir. Bunu Kur’an asla ifade etmez. Bilakis ayetler Kur’an’ın yalnızca “Levh-i Mahfuz”un oldukça kısa olan bir özeti olduğunu ifade eder. Bu ayetlerde açıkça ifade edilir. Kur’an’da yalnızca Allah’a giden “temel yargı” verilmiştir ve açıklanmıştır. Temel yargıya bağlı yan çıkarımları sen kendi hayat şartlarına göre pek çok ayette ifade edildiği gibi “düşünerek” ve Şura Suresi’nde işaret edilen “Meclise, değişik fikirlere, topluluğa danışarak” yorumlayacaksınız. Ve yine ayetlerde “aşırıya kaçmaktan” uzak durun denmiş açıkça. Sonra, aydınlarımız çıkıp bana hem “din felsefeyi kabul etmez”, hem de “bunca farklı görüş” İslam’ın bir eksiğidir demesin. Ayıp, çok ayıp…
Gerçekten bizim milletin dinlisi de, dinsizi de dini eline doladığı sürece adam olmaz.
Güzelim Akif ne de güzel söylemiş:
Ey millet uyan! Cehaletine kurban gidiyorsun!
İslam’ı da “batsın” diye tutmuş, çekiyorsun!
Allah’tan utan! Bari bırak dini elinden…
Gir leş gibi topraklara kendin, gireceksen!
Fakat, ne mümkün bizleri Allah ile yola getirmek?
Allah’tan utanmak da ilimle olur… Heyhat!(*)
(*) “Allah’ın kullarından ancak alim olanları hakkıyla Allah’tan korkar.” (Fatır, 28)
Edip YÜKSEL şov 🙂
Edip Yüksel’le falan alakası yok. Bu tavrınız -göreceli olarak, karşınızdakine hakarettir. Bunlar bizzat benim akıl yürüterek belirlediğim düşüncelerimdir; Edip Yüksel’e neden ihtiyaç duyayım ki? Benim aklım, fikrim olamaz mı, yok mu? Edip Yüksel hadisleri toptan inkar eder, bense yalnızca şüphe duyuyorum.
Hadisler bir nevi sözlü gelenektir. Bugün halk bilimcileri eğer “sözlü gelenekler mutlaka değişikliğe uğramıştır” diyorsa ben bu noktaya akıl yürüterek kolayca ulaşabilirim. Kaldı ki hadislerin hep başlarında “Rivayet olunur ki” ibaresi mevcuttur, adı üstünde bunların hepsi de birer “söylenti”den ibaret. Hemen rivayet hakkında TDK’ye bakıyoruz:”Ağızdan ağıza dolaşan, kesinlik kazanmayan haber.” …
Kuran’da “recm” olmayacak, Kuran “ayetlerimiz korunmuştur” diyecek, ondan sonra ben tutup hadisler “keçi yedi” dedi diye “recm”i kabul edeceğim. Oldu, başka?
Bir de, yeri gelmişken söylemek lazım; hem dinde reform isteyip, hem de bu tip hadis rivayetlerini zorla İslam’a sokmaya çalışıp, kışkırtıcı sözler sarf eden zihniyetin tavırları da son derece kuşkulu, pek tabii.
Saygılar…
Hayır, hakaret değil sadece biraz mizah katarak fikrimi belirttim. Neyse..
Siz hadisleri tamamen inkar etmediğinizi sadece şüphe ile yaklaştığınızı söylemişsiniz. Peki sonuç ne? Yani şüphe edince nereye başvuruyorsunuz? Aklınıza mı? Eğer akla başvuruyorsanız dine gerek yok zaten her insan da akıl vardır 🙂 Yok başka bir kaynak varsa referans olarak onu buyurun söyleyin ben bulamadım da çünkü. Sakın Kuran demeyin orda namazın nasıl kılındığı bile yazmıyor.
Eğer kafamdaki soru işaretlerini giderebilirseniz size minnettar olacağım.
Saygılar…
Belki de ben fazla ciddiye almışımdır ama ben orada belirtilmiş bir fikir görememiştim, neyse, dediğiniz gibi olsun, uzatmanın bir manası yok.
Aslında sorunuzun cevabını bir önceki mesajımda verdiğime inanıyorum. İbadetler husunda hadislere %90 güveniyorum. Çünkü bu ibadetler sürekli yapılan faaliyetler, unutulması çok zor. Hadislerin yazıya geçirildiği tarihe kadar -özellikle namaz ibadeti, muhtemelen milyonlarca kez yapılmıştı. Abdestin nasıl alındığı Kur’an’da verilmiştir. Yine orucun ne zaman ve nasıl tutulacağı da keza öyle. Namazın nasıl kılınacağı verilmemiştir doğru, lakin “namazda secde edin, rükuya gidenlerden olun, kıbleniz kabedir, şu vakitlerde namazı kılın” gibi ifadeleri beyan eden ayetler de mevcuttur. Zaten bunlar da olmasa bile, dediğim gibi, günde beş vakit yapılarak, hadislerin yazılmaya başlandığı zamana kadar, binlerce kişi tarafından, milyonlarca kez yapılmış bir ibadetin unutulması pek de mümkün görünmemektedir. Kısacası ibadetler sürekli yapıla gelen faaliyetler olarak unutulması ve değişmesi oldukça zordur ve bunların Kur’an ile de bağdaşan hususları yok değildir. Ancak sözler, belirli bir olaydan sonra o anda söylenip bitmiştir, gerisi yoktur. Yok “sinekmiş, arıymış, zina eden maymunmuş, köpekmiş, keçiymiş, resimmiş” bunların Kur’an ile de mantık ile de bağdaşan bir tarafı yoktur. Bir yerde “bir adamın köpeği öldürdüğü için cehenneme gideceğini” söyleyen hadisler başka bir yerde “öldürün” diyor.
[Ebû Hüreyre naklediyor: Rivayet olunur ki; Resulullah, günahkar bir kadının bir kuyunun yanından geçerken, kuyunun başında bir köpeğin susuzluktan dilini çıkarıp soluduğunu gördü, ona acıyarak ayağına giydiği ayakkabılarla kuyudan su çekip köpeğe verdi ve bu sebeple Allah Teâlâ onu bağışlayıp cennete soktuğunu söyledi. (Müslim, Tevbe,155, Selâm, 41)]
Biri birini tutmuyor arkadaş? Benim şahsi görüşüm odur ki “ibadetleri ve bazı muhtelif ayetleri açıklayan hadisler dışındaki hadislerin, özellikle de sözlerini ifade eden hadislerin, topuna da şüpheyle yaklaşılmalıdır.”
Bende onu diyorum işte, şüpheyle yaklaşma adımından bir sonraki adımı söyler misiniz? Yaklaştık hadi şüpheyle, ya sonra? Eğer şüphe ediyorsanız nereye başvuracaksınız? İslamda şüpheye yer var mı?
Bana başvurun, ben çözerim derdinizi.
xenix: Takiplerim
İmamı Gazali-İhyayı Ulumuddin 2/122
Kadınları zarar vermeyecek miktarda aç, aşırı gitmeyecek kadar da kıyafetsiz bırakınız. Çünkü kadınlar iyice doyar, güzelce giyinirlerse onlar için dışarı çıkıp gezmekten daha sevimli bir şey yoktur. Fakat onlar biraz aç, biraz da çıplak kalırlarsa onlar için evde oturmaktan hayırlı bir şey yoktur. Kadınlarınıza evlerinin kapısında oturmamaları için yeni elbise yaptırmayın, çünkü elbiseleri güzel ve yeni olursa kalplerine dışarı çıkmak arzusu gelir.
İmamı Gazali-Kimyayı Saadet sayfa:178
İbn Ebi Şeybe, Musannaf, IV/II, 420
Dışarı çıkması kesin gereken kadın ise kocasından izin aldıktan sonra dışarı çıkacak ve şu kurallara kesin uyacaktır:
1-Sıkı sıkıya örtünüp kötü giysilere bürüne,
2-Hiç çıkmamış gibi davrana,
3-Başını öne eğip kimsenin yüzüne bakmaya,
4-Kalabalığa karışmaya,
5-Erkeklerin bulunduğu yerlere yanaşmaya,
6-Herkesin dolaştığı sokaklardan uzak dura,
7-İşini bir an önce bitirip evine döne,
İmamı Gazali – İhyayı Ulumuddin – 2/290
Kadın sekiz sıfatlıdır:
1-Giyim kuşam hevesinden maymun.
2-Fakir düşmeye razı olmadığından köpek.
3-Kocasına ve diğer insanlara kibrinden yılan.
4-Gece gündüz koğuculuk yaptığından akrep.
5-Evden eşya sattığından fare.
6-Erkeklere hile kurduğundan tilki.
7-Kocasına itaat ettiğinden dolayı koyundur.
İmamı Gazali- İhyayı Ulumuddin
Bana göre bu konu:
Beter ile Beterin Beteri hikayesi…
Yanisi;
“Uyduruk Hadis, Uyduruk Olmayan Hadis”
Beterin beteri var, betere razı ol.
Sıtma ile ölüm gibi…
“Öleceğine Sıtmaya Razı Ol” cingözlüğü.
Tipik ve ucuz dinci cingözlükleri bunlar…
…ne kadar çok zırva, o kadar çok hadis aklama peşindeler.
Geçiniz!
Kusunç…
An değil zaman değil hardadır hikmeti külde tüten duman değil
Din değil, iman değil gönüldedir hikmeti kapılacak zan değil.
Örtüde gizlenemez, saklanacak sır hikmeti, ayan edecek kelam değil.
Dudakta tende olur, bakışta sözdedir hikmeti utanacak yön değil.
Kadında örtü değil erkekde önde değil ikisindedir hikmeti ayıracak yol değil.
Eksik arama karşında, bütündedir hikmeti eksiltecek yol değil.
Yabancı.
Türbanlı bir kadın poşeti düşürdü elinden. Saçıldı yemişler. Fıstık, üzüm, fındık… O bırakıp gitti, önemsemedi üstelik, değersizdi düşürdüğü.
Modernizmi temsil ediyordu o çift. Çıktılar o küçücük dükkandan. Görmediler bile birazda ezip geçtiler.
Dükkanda hakikat kapısıydı ben kapıda dilsiz tokmak.
Topladım yemişleri koydum masaya.
İşte kapısında oturduğum hakikatten böyle görünüyordu dünya.
Diyanet ayaklara indiriyor hakikati, modernizm ezip geçiyor…
Biz mi? Bizi sormayın toplama, düzeltme, ayağa düşen değeri ait olduğu yere getirme telaşıyla tutuşup durmaktayız.
Davranış deyip geçmeyin aynadır bakana, aynasıdır darvanın davrandığına. Aynada ne gördüğün sana kalmış cancağızım.
Tutmaz kardeşim tutmaz..
Bu sefer radyo mehtap.
Buyurdu ki Fettoş; allah aramayana vermezmiş, aranmayan şeyi hiç vermezmiş.
Bi hikaye anlattı sonra..
Hırsızın teki, gecenin kör karanlığında çok muteber bir şahsın evine girmiş.
Ama o zamanlar, geceleri geç saatte uyanık kalanlar ilim irfan takva sahibi insanlar olduğu için, ev sahibi ayaktaymış hala (muteber ya) ve onu uykuda bulunacağını düşünen hırsız afallamış bi anda.. ulen demiş, ne diye yatmamış bu adam, en iyisi ben bi odaya saklanayım.
Ve saklanmış sessizce, evin kuytu bir köşesine.
Sonra kapı çalmış aniden..
Muteber ev sahibi açmış..
Meğer gelen Hızır’mış.
Hayırdır diye sorunca, “Kırklardan biri öldü bu gece..” demiş Hızır, “..yerine kimi alsak hele, sen bize bir isim söyle..”
İsme lüzum yok demiş ev sahibi, bu saatte kimi uyanık bulursan onu al..
(gece uyanık olanın ilimde takva’da yol aldığı tespitine atıfla)
Hızır’da şöyle bi dolanmış içerde..
Bakmış hırsız duruyor kuytu bi köşede..
Almış onu gitmiş.
Uyanık ya..
🙂
Görüldüğü üzre dedi Fettoş; adam hırsızlığa girmişti ama, kırklara katıldı hiç ummadığı bi anda.
Çünkü neydi?
Allah aramayana vermezdi.
Hele ki aranmayan şeyi hiç vermezdi.
Hadisler de böyledir.
Nabza göre şerbet en süper hakikattir.
Gelelim Türklere ve bakalım Mekkeli Muhammed Türkler için neler demiş:
Yüzleri kalkan gibi, üst üste binmiş kalın derili bu toplumlar… kıl ( keçe ayakkabı) giyerler (Müslim e’s- Sahih, Kitabu’l Fiten/62-65, hadis no 2912; Ebu Davud, Sünen, Kitabu’l-Melahim/9 Babun fi Kıtali’t Türk; hadis no:4303; Nesei, Sünen, Kitabu’l-Cihad/ Babu Gazveti’t Türk…)
” Siz müslümanlar, küçük gözlü, kasık burunlu, yüzleri kalkan gibi, derisi üst üste binmiş toplumla (bu toplumlar Ortaasya Türkleri ve teorik olarak biz Türkler) öldürüşmedikçe kıyamet kopmayacaktır”( Buhari,e’s-Sahih, Kitabu’l Cihad /96; Müslim, e’s-sahih, kitabu’l fiten/62 hadis no:2912; Ebu davud,Sünen, hadis no:4304; Tırmizi, hadis no:2251, İbn Mace,hadis no:4096-4099)
Bu da kıyamet alametlerindendir. Kıldan (keçeden) ayakkabı giyen bir toplumla vuruşup öldüreşeceksiniz. Geniş yüzlü yüzleri kalkan gibi, üstüste binmiş derili toplumla vuruşmanız ve öldüreşmeniz kıyamet alametlerindendir.Siz müslümanlar küçük gözlü, kızıl yüzlü, basık burunlu, yüzleri klkan gibi, derisi üstüste binmiş TÜRKLERLE öldüreşmedikçe kıyamet kopmaz.(Buhari,e’s-sahih, kitabu’l Cihad/95; Müslim,e’s-Sahih, kitabu’l fiten/66,hadis no:2912; İbn Mace, hadis no 4097-4098)
İşte Mekkeli Muhammed’in Türklerle ilgili olan ve ona Allah tarafından gönderilmiş (şüphe yok tabii ki) sözleri.
Ebubekir senin için yazdım ençok. Hani hadis uzmanı Ateistler dersin ya, al işte sana kaynak kitaplar, bol bol oku.
Fasil : TEFSİR BÖLÜMÜ – ESBAB-I NÜZULE DAİR
Konu : Nun (Kalem) Suresi
Ravi : Ebu Said
Hadis : Resulullah (sav)
ı dinledim, "Baldırların açılacağı, kendilerinin secdeye davet edileceği gün..." (Kalem 42) mealindeki ayetle ilgili olarak şöyle diyordu: "<strong>Rabbimiz baldırını açar</strong>, her mümin erkek ve her mümin kadın Ona secde eder. Dünyada iken kendisine riya ve gösteriş olarak secde edenler geri kalırlar. Onlar da secde etmeye kalkarlar, ancak sırtları bükülmeyen yekpare bir tabakaya dönüşür (ve secde edemezler).”HadisNo : 844
Böyle yaşanmaz:)
Ahzab-51 yada nur 2’nin hadislerden farkı nedir? Ve hadislerden nasıl farklı bir ilahi boyutu vardır?
Nur suresi 2. ayet: “Zina eden kadın ve erkeğin her birine yüz değnek vurun. Eğer Allah’a ve âhirete iman ediyorsanız, Allah’ın hükmünü uygulama işinde sakın acıma hissi sizi etkisi altına alıp da uygulamayı engellemesin. Hem onların bu cezalandırılmalarında müminlerden bir cemaat da bulunup şahid olsun!”
Ahzab-51
Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini yanına alırsın. Sırasını geri bıraktığın kadınlardan dilediğini yanına almanda da sana bir günah yoktur. Onların gözleri aydın olup üzülmemelerine ve kendilerine verdiğin ile hepsinin hoşnut olmalarına en elverişli olan budur. Allah kalblerinizdekini bilir. Allah her şeyi bilir ve yumuşak davranır.
hadis-hadise-olay, vuku bulan
şimdi vuku bulan yok mu ve eski vuku bulanlardan yeni vuku bulan ve bulacakları kaçrımıyor muyuz
vukuat peşinde ve hadisat peşinde;
eskiden ders çıkarana kadar yeniden yaşamını yapmak ve her an yeniye odaklanıp bu daha güzel değil mi örneğin
ölçütler arayıp duruyoruz-akıl bi ölçüt -ve vicdan bir dayanak
birinin bize ne yapılacağını söylemesini ölçüyoruz ve istiyoruz
ve birinin iyi yapmış birinin yapacaklarıyla ve yaptıklarıyla yaptıklarımızı ve yapacaklarımzı kıyaslamak istiyoruz sadece
yeni yaparız ve çıkarırız değil mi aslında? her an hayat yaparız ve yaşarız değil mi?
yaşam yaparken/yaşarken bize ders verir kendi olay örgüleriyle ve hatalarla ve barışıklarla aslında en iyi hadis budur bence
hata yapmaktan korkmamak en iyi hadistir;
hayat hepiniz hayatına yeterince vuku ve olay-hata- ve hadise verir/versin
başkalarının hayatlarını yaşamayın
onlar peygamber olsa bile, iyi insanlar olsa bile siz kendinize bakın
her hayat bir peygamber hayatıdır ve bir peygamber hayatı kadar kutsanmıştır hatalarıyla o halde
herkes tanrının peygamberi ve elçisidir
herkes son ve ilk peygamberdir
bu hadisler zaman ve benim kulağıma ve düşüme düşünceme ve yazıma çalındı-bulaştı ve zamandan topladım onları ve düşüncemden yakaladım yazdım
ben uydurdum
ben peygamberim ve kendimin peygamberi ve tanrının da değil
iddia etmiyorum bunu çünkü ama kendimi kendime ama yalnız kendime ve kendimden öteye geçmeden peygamber ilan ettim ve kıldı mkendi başıma- kendimin;
ve yukardakileri de ben uydurdum
ben
ben yaptım
ben
ben
yeni uydurma hadisler derlemesi ve gelecek çağlar için;
bütün hadisler uydurmadır önermesi altında bütün hadisler uydurmadır
kim hadisler uydurmadır ve kimi hadisler uydurma değildir önermesi altında kimi hadisler uydurma ve kimi hadisler uydurma değildir
kimi hadislerin uydurma olduğu önermesi altında hangi hadislerin uydurma olduğu kesin olarak bilinemez-kanıtlanamaz önermesi geçerlidir ya da A-doğrudur
çünkü
kimi hadisler uydurmadır önermesi altında uydurma hadisleri bulmak;
tek gerçek gözlem ölçütü tanık olmaktır; bilmektir-tanıklıktır
bütün insanlar son peygamberdir önermesi altında muhammed son peygamderdir önermesi geçerlidir; doğrudur-sonuçtur;
mantığın kabul edebileceği tek önerme budur ve bu önerme altında bunu beyan ederim ve kabul ederim
tanrı sözü diye bi şey yoktur çünkü tanrının dili ve lisanı yoktur
tanrı konuşmaz, konuşma bilmez ve ses çıkarmaz ki
bu yüzden insanlarla insan diliyle ve sözüyle iletişim kurar bu yüzden bunlar insan dili ve sözüdür çünkü insan ağzından çıkmıştır dolaylı oalrak
isnan bi kuşla ne kadar iletişim kurabilirse tanrı insanla o kadar iletişim kurar
ve dolaysız tanrı sözü ve buyruğu yoktur; olamaz; tanrı dolaysız iletişim kuramaz-dağlar patlar;
çünkü sözcük insan sözdür ve dilidir; insan dili insancadır ve yazılanlar ve yazdırılanlarda tanrıca değil insancadır;
tanrıca diye bi dil öğrenirsenzi bi gü nevet tanrı ile direk iletişim kuraiblirsenzi ve matematikçe daha kesi ndeğil mi? ve mantıkça hepsinden iyi değil mi? sizce?
eskiden böyle diller var mıydı? tanrı ve tanrılar ya da konuşurken ki insanlar aöğretsinler acaba?
ortada bir tanrı ya da bilgi verici olsa bile bu sınırlı bir iletişimdir -daha baştan
eğer bi insan bi maymunla iletilim kurup bunlar maymunca anlaşılsaydı ve yazılsaydı bunlar insan sözü olur muydu?
isnan maymun (insan-tanrı) iletişiminden damıtılmış maymunca anlayışlar/kavrayışlar olurdu
ya da bi insan bi kuşla iletişim kurup bunlar kuşça ötülseydi bunlar insan sözü olur muydu?
aklında kaldığı kadardır ve aklının aldığı kadar ve zihninin aldığı kadardır (bür yüksek zeka iletişimi diyelim ya da bilinçdışı benz.)
tanrı bir yüksek zekadır evet zeka bileşimi-bellek
a evet tanrılar yetiştirip peygamber yapıyorlar yolluyorlar ve sonra insancılık oyunuyorlar;
iler ihadisler matematiği ve fiziği -yüksek fiziği
tanrı insanlarla konuşur oo evet -yeryüzünden gökyüzünden-andan-çağdan, balıktan ve kuştan da konuşur-dinlerseniz
“tanrı herşeydedir -baktığın her yerde tanrının yüzü var”
“tanrı buyruk vermez, tanrı rica eder-tanrı katında emir kipi yoktur”
“rica cümelleri ve tavsiye ve teseleliler ve tecelliler kipleri emir kipler ile dönüştürülü ve çağrılır o anda”
tanrıya hürmettir bu b uhadisler size ıulaşmadı mı?
tanrı emir buyurmaz olur mu a canım; yapım işleri zaten emir buyuracak olsa; tanrı emri yerde mi kalırdı-tavsiye niteliğinde -zaman- kararıdır, önermesidir;
tanrı sorusuz cevap vermez; tanrı kendi kendine konuşmaz ve tanrı yalnız sorulan-kendine sorulan ve iletilen mesleleri çözümler sorulara ve düşücnelere karşı cevap iletir ve bildirim yapmaz; aramayanı sormaz;
tanrıın mekanizması karmaşıktır; dönengeçlidir
tanrı ile yalnızca o aranarak (otomatik arama ve bağlantı) bağlantı kurulur ve tanrı direkt hat kullanıp isnaları aramaz (işi başından aşkındır-aşkın tanrı) ve yalnız kendisine ulaşanların sorularına olası kombinasyon yanıt iletir ve sunar ve yanıtlar görecedir, kişiye göredir ve ana göredir-değişkendir-çok çaprazlı bilim
tanrının cehennemi en büyük şakasıdır, tanrı şaka yapar söylemediler mi size- bu hadis ulaşmadı mı size, aa şaka yapma artık
tanrı bir kozmik şakacıdır; işi gücü oyun oynamaktır
tanrı eğlencelidir-tanrı güler ve güler ve sevgi ve kahkaha ve mutluluk-patlanç doludur ; oturduğu yerden oturup gülüp kahkaha atmaktan başka ne işi olabilir onun
tanrı korkutmaz-şaka yapar olsa olsa canım olur mu? kandırmış sizi işte hep bunu yapar
(kanmak iyi bir anlamlıdır; inanıp kanmak ve kanıp doymak ve kanıp-kanıksayıp kanık olmak-kanılı ve kani-kanıklı-doyumlu ve inanır olmaktır; tanrı kandırır)
başlık uydurma hadisler değil mi canım ve hadis uydurulmuyor mu burda ve ben yanlış yere mi geldim;
tanrı katında zaman yoksa son yoktur ve ölçülemez
the paradoks-aşkın
tanrı katında zaman paradokstur;
tanrı için önce ve sonra yoktur; ilk ve son yoktur;
the önerme-gönderme-gönderme paradoksu
tanrı zamansızdır
zamansızlıkta ölçüm belirmez
tanrı katında zaman çoğuldur-heptir ya da çok basamaklıdır ve içiçe/çoklu zaman olasılıklarıyla dizilidir;
olaslıklar arasında geçişlilik çökmesi yaşanmış olmalı
bence yeni bir peygamber göndermesi gerekebilir ve yeni bir peygamber göndermesi iyi olur
ve bizce tümtanrıdan tüm herkesle aynı anda konuşmasını ve tüm herkesi aynı anda peygamber yapmasını ve ilan etmesini isteyelim;
biz isteyebiliriz
olsun elçiye zeval olmazdır ve isteyen biziz ve vermeyenin bi yüzü karadır;
tanrı bize aydınlık yüzünü göstersin bizce bir de ve gülen yüzünü şimdi
olsun biz kendimiz elçiyiz ve kendimize elçiyiz ve bizler tanrıya gönderilmiş elçileriz bu seferde insan tarafından
hep tanrı mı gönderecek hiç insan tanrıya elçi göndermez mi?
karşılıklı değil mi bu?
siz bizi elçi seçiyor musunuz? ona karar verin biz gideriz ya da deneriz bir konuşmayı -eğer duyarsa ki zaten duyuyorsa duyar bizi de sizin adınıza kara vermeyiz de isterseniz de sesleniriz ve kendi adımıza seslenişimiz de boldur-cadır
hayır biz insalık elçisiyiz ya da gönüllüsüyüz daha çok canım bizim ki hayır işi -gönülllük, insanlık seçmedi
isnanlıkta adet böylemyiş önce kendini seçip aday oluyomuşsun ve aday adayları arasında seçim yapılıyomuş, başka aday var mı tanrı ile konuşmaya ben adayım şimdi